oscar wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oscar wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Şubat 2024

Dorian Gray’in Portresi - Oscar Wilde

Yaşlılara gelince; ben yaşlıların her düşüncesine karşı çıkıyorum. İlke olarak yapıyorum bunu. Onlara dün olmuş bir şeyle ilgili görüşlerini sor: Sana 1820’lerde geçerli olan görüşleri aktarırlar, hani herkesin uzun çorap giydiği, her şeye inandığı ve de zırnık bir şey bilmediği günler. 

Karmaşık ve gergin huylu kişiler hep böyledir. Çok güçlü olan duyguları ya incitir ya da eğilir. Ya öldürür ya da ölür. Sığ hüzünler, sığ aşklar uzun ömürlüdür. Büyük aşklar, büyük üzüntülerse kendi büyüklüklerinin kurbanı olurlar.

Henüz gençken gençliğinizin değerini bilin. Can sıkıcı insanları dinleyerek, çaresi olmayan aksaklıkları düzeltmeye çalışarak ya da çağımızın kendine hedef edindiği şeyler uğruna, yalancı ülküler uğruna hayatınızı cahil, sıradan, basit insanlar için feda ederek altın çağınızı heder etmeyin. Yaşayın! İçinizde gizlediğiniz olağanüstü güzel hayatı yaşayın! Hiçbir şeyi boşa harcamayın. Her zaman yeni duyumlar peşinde koşun. Hiçbir şeyden korkmayın.

İnsan ruhunu yitirdikten sonra dünyalar onun olsa neye yarar.

Oysa yaşamın amacı kendi kendini geliştirmek, tekamül etmektir. Dünyaya gelme sebebimiz özümüzün farkına varmaktır. Bugünlerde insanlar kendilerinden korkar oldu. Görevlerin en ulvisini, kendilerine karşı olanı unuttular. Hayırseverler hayırsever olmasına, açları doyurup yoksulları giydiriyorlar. Gel gelelim kendileri çırılçıplak, ruhları açlıktan kıvranıyor. Cesaret denilen şey insanları çoktan terk etmiş. Belki de hiç cesur olmadık. Ahlakın temelindeki toplum korkusu, dinin sırrı ise tanrı korkusu. İşte bizi yöneten iki şey.

Hem zaten kadınlar duygularıyla yaşadıkları için acı çekmeye erkeklerden daha yatkındı.

Ömürlerinde tek bir kez sevenlerdir asıl sığ olanlar. Onların vefa, sadakat diye adlandırdıkları şeyi ben, ya alışkanlığın verdiği rahatlığa ya da hayal gücünün yokluğuna bağlarım. Zihinsel yaşam için tutarlılık neyse duygusal yaşam için de vefa odur: basit bir yenilgi itirafı. Vefa ! Bunu incelemem gerekiyor günlerden bir gün. Sahiplik tutkusu da giriyor bu işin içine. Başkaları alır diye korkmasak çoktan atacağımız bir sürü şey var.
 
İnsanların ahlaksız diye nitelediği kitaplar insanları kendi ahlaksızlıkları ile yüzleştiren kitaplardır.
 
Kadınlar yüreğimize sevgi tohumu ekip bize sevmeyi öğretir. Karşılığında bizden sevgi istemek de hakları.
 
Derler ki kadınlar kulaklarıyla ,erkekler gözleriyle severmiş .
 
Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.
 
Bu dünyada en şanslı olanlar bence çirkinlerle aptallar. Yan gelip yayılarak yaşam denen oyunu ağzı açık seyredebilirler. Zafer denen şeyi bilmeseler bile hiç değilse yenilgiyi de tatmazlar. Aslında hepimizin yaşamamız gerektiği gibi yaşar onlar, kaygısız, kayıtsız, çalkantısız. Başkalarının mahvına yol açmadıkları gibi kendileri de onun bunun elinde telef olmazlar. Senin unvanınla servetin, Harry, benim aklım fikrim, karınca kararınca, eğer bir değeri varsa sanatım, Dorian Gray’in güzelliği… Tanrı’nın bu bağışları yüzünden hepimiz acı çekeceğiz, hem de büyük acılar.
 
Ben birisinden çok fazla hoşlandım mı onun adını hiç kimseye söylemem. Onun kimliğinden bir parçayı başkasına teslim etmek gibi gelir bu bana. Gizli kapaklılığı sever oldum zamanla. Çağdaş yaşamı gözümüzde gizemli, büyülü kılabilecek tek şey bu gibi geliyor bana. Gizli tutarsan en sıradan şey bile tatlı, zevkli olabiliyor. Şimdilerde kentten ayrıldığımda gideceğim yeri kimselere söylemiyorum. Söylesem bütün tadım kaçacak. Çocuksu bir huy olabilir, gene de insanın yaşantısına bol romantizm katıyor sanki.
 

Mina Urgan: “Oscar Wilde, hem toplumun benimsediği geleneklere uyar, hem de topluma başkaldırır; hem putlara tapanları, hem Hıristiyanları yüceltir; hem bireyciliği, hem de sosyalizmi savunur; hem soytarılıklar yapan bir playboy’dur, hem de yetenekli bir yazardır; hem eşcinseldir, hem de onu sapık olmakla suçlayan Queensberry Markisi’ne karşı hakaret davası açar. Bir insan, ancak benliğindeki çelişkileri çözümleyip bunların arasında bir uyum sağlayınca olgunlaşır. Oysa Hesketh Pearson’a göre, Oscar Wilde çocuk kalmıştır. Daha doğrusu, kafası gelişmiş, hem de çok gelişmiş, ama ruhsal yapısı açısından on beş yaşlarında kalmıştır. Bu yüzden de, kılığı kıyafetiyle, söyledikleri sözlerle, hem yetişkinleri şaşırtmak, şoke etmek huyundan vazgeçmiyor; hem de yetişkinler tarafından sevilmek istiyordu.”

 Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın 1891 yılında yayımlanan felsefi romanı. Wilde’in yayımlanmış tek romanıdır. Kendisi yerine tuvaldeki portresinin yaşlanması dileyen ve bu dileği gerçekleşince yoldan çıkıp yozlaşan haz ve güzellik tutkunu yakışıklı bir adamı konu alır. Dorian Gray’in Portresi, yayımlandığı zaman hem okurları ve eleştirmenleri sarsmış hem de Oscar Wilde isminin edebiyat tarihine kazınmasını sağlar.

 Özellikle bir genç adamın büyümesini, eğitimini, gelişimini, kendini ve inançlarını keşfetmesini işleyen Dorian Gray’in Portresi için Oscar Wilde, ‘bir ruhun hikayesi’ demişti. 1891’de ilk basıldığında ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tepki çeken romanın baş kişileri olan Lord Henry ile Dorian’ın karşılıklı etkileşimleri, Dorian’ın kendini giderek kötüye, şeytani olana, hazcılığa adaması kitabın eksenini oluşturuyor. Son derece saf ve yakışıklı Dorian’daki değişim, Lord Henry’nin sözleriyle ve Dorian’ın kendi portresinde kendi güzelliğini keşfetmesiyle başlar. Lord Henry’nin etkisiyle kötülüğün ve zevkin çekimine kapılan, dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanan Dorian için heyecan, kötülükte ve günahtadır; iyilik ve erdemse sıkıcıdır, edilgendir. İyiliği temsil eden Basil’in Dorian’a duyduğu saf tutkuda eşcinsellik öğeleri açıkça hissedilir. Dorian’ın büyük sırrını, portredeki değişimi gören yalnızca Basil olur. Portreye odaklanan, sonsuz gençlik karşısında ruhunu satan ve ruhunun ölmüş olmasından korkan Dorian için kurtuluş var mıdır? Ve Oscar Wilde’ın dediği gibi, herkes Dorian Gray’da kendi günahını mı görecektir?

01 Şubat 2024

Cumhuriyet Dönemi Türk Romanında Ütopya

Oscar Wilde’ın, “Üzerinde ütopya ülkesi bulunmayan bir dünya haritasına bir bakış fırlatmaya bile değmez; çünkü o harita, insanlığın sürekli uğrak yeri olan ülkeyi göstermesi nedeniyle eksiktir. İnsanlık, oraya ayak bastığında yeniden daha güzel bir ülke arayışına çıkacak ve onu bulduğunda da yelkenlerini hemen o yöne çevirecektir…” sözü insanoğlunun daima daha iyiye, daha güzele, ölümsüzlüğe özlem duymakta olduğunu bizlere anlatır.

Ölümsüzlük ülkesini bulduğunda ise içindeki sese kulak vererek yeniden yeni ülkeler pesine düşecektir. Ölüm olmayan, bağlık bahçelik, masmavi gökyüzünün olduğu ülkeyi bulduğunda bile bireyin yeni bir yer arayışına girmesi ütopyaya olan özlemini ortaya koyar. Thomas More, ütopya türünde eser verdikten sonra özlem duyulan yaşam tasarıları oldukça ilgi toplamıştır.

Dünya edebiyatında önemli bir yere sahip olan bu türe Türk edebiyatının Cumhuriyet döneminde yeni bir toplum oluşturmak amacıyla sıkça başvurulmaktadır. Cumhuriyet döneminde yazılan ütopyaların belli başlıklar altında tasnif edildiği bu çalışmada ütopik temalar üzerinde durulmaktadır. Bu ütopyalarda eşitlik, adalet, gelişmişlik, kardeşlik ve mutluluk gibi arayışların gelecek tasarılarını şekillendirdiği görülmektedir. (Tanıtım Bülteninden)  

Sonuç   

Ütopyalar, genellikle mevcut sistemlere alternatif olarak sunulurlar. Daha çok geleceğe dönük kurgular olarak dikkat çeken ütopyalar, mutlu bir yaşama duyulan özlemi dile getirirler. 1923–1950 yılları arasında Türk edebiyatında yazılan ütopik eserlerde gelecek zaman ön plandadır. Kurguların bazılarında zaman belirsizken bir kısmında ise tarihsel olaylarla paralel gelişen bir zaman tasavvuru görülmektedir.

Ütopyalarda, toplumların huzurlu ve mutlu yaşadıkları mekânların kurgulamasına dikkat edilir. Ele aldığımız eserlerde mekân genellikle huzursuzluğun bittiği, tüm sorunların çözüme kavuştuğu yerlerdir. Anadolu Fatihi Alparslan romanında mutlu ve huzurlu olunan mekân Anadolu’dur. Anadolu stratejik konumu açısından toplumun gelişimine imkân sağlayan bir yapıya sahiptir. Birçok kültüre ev sahipliği yapmış Anadolu coğrafyası verimli toprakları, korunaklı yapısı ve fethedilecek yerlerin merkezinde bulunması dolayısıyla bir cazibe merkezidir. Bir Sürgün romanında mekân olarak hem Türkiye hem de Paris işlenmiştir. Önceleri rahatsızlık veren bir mekân olarak İstanbul ve İzmir kötülenir. Paris her yönüyle idealleştirilir ve kahraman Paris’te yeni bir yaşam kurmak için büyük uğraşlar verir. Kahramanın Türkiye’deyken Paris’e duyduğu özlem, daha sonra Türkiye özlemine dönüşür. İdeal mekân Paris’ken bir anda Türkiye’ye dönüşür. Ankara romanında ideal mekân İstanbul’un karşısına konan Anadolu’dur. Aynı tema etrafında idealleştirilerek öne çıkarılan en önemli mekân Ankara’dır. Cumhuriyet’in kurulmasıyla gelişen ve değişen Ankara yeni ülkenin ideal başkentidir. Serbest İnsanlar Ülkesinde romanında kurgulanan mekân belirsiz bir yerdir. Yazarın idealleştirdiği yer gerçekte olmayan bir ülkedir. Semavi İhtiras romanında ise İstanbul ve İstanbul’daki bir kız koleji ütopik bir atmosfer içerisinde ele alınır. Köy Hekimi romanında ideal birey toplumdan soyutlanmış, ideal bir mekânda yaşamını sürdürmektedir. Yeşil çam ormanlarında kurulan bir evi betimleyen Burhan Cahit Morkaya, yeşil yurt ütopyasını işler. On Yılın Romanı’nda Bingöl’ün bir köyünde meydana gelen olaylardan yola çıkılır. Köyün yanı sıra tüm Türkiye’deki gelişmeler ütopik bir bakış açısıyla ele alınır. Yezidin Kızı romanında Suriye ve Irak ele alındığı gibi ideal toplumun kurulması için en uygun mekân olarak Doğu Anadolu bölgesinin bir kısmı ve eskiden Hakkâri sınırlarında olan Laleş ele alınır. Pervaneler ve Kolejli Nereye (İşleyen Yara) romanlarında mutluluğun ve huzurun mekânı olarak Amerika işlenir. Amerika; eğitimi, iş imkânları, eğlencesi vb. bütün unsurları ile en ideal ülke olarak tasavvur edilir. Denizin Çağırışı, Medarı Maişet Motoru ve Aganta Burina Burinata romanlarında ise deniz ideal mekândır. Kimsenin mülkiyetinde olmayan deniz üzerinde kurulacak bir yaşamın eşitlik, adalet ve mutluluk getireceğine inanılır.

İncelenen ütopyalarda bireyin normal insanlardan farklı özellikler taşıdığını görmekteyiz. Roman kişilerinin ya ideal kişiler olarak betimlendiği ya da idealin peşinde koşan insanlar olduğunu söyleyebiliriz. İdeal bir toplum yapılanmasının peşine düşen bu kişilerin yanı sıra kişilerin ferdî boyutta gelişen ütopyaları da vardır. İlk dönem ütopik kurgularda belirli bir insan tipi yaratılmaya çalışılır. İdealize edilen bu insan tipi sonraki ütopyalarda yerini sıradan insanlara bırakmaya başlar. İdeal insanın özellikleri, Cumhuriyet ideolojisi etrafında şekillenir. Sağlıklı, ülkesine bağlı, cesur, eğitimli, birkaç spor dalında önemli başarıları olan ve en az bir yabancı dili kendi ana dili gibi konuşabilen bu bireyler, Cumhuriyet’i sonsuza kadar koruyacak ideal bireyler olarak öne çıkarılır. Örneğin Ankara ve Semavi İhtiras romanlarında Yıldız, Köy Hekimi’nde Emine, On Yılın Romanı’nda Torun ve Erhan, belirtilen özelliklerin hepsini taşıyan ideal bireylerdir. Genellikle romanlarda eski nesille yeni nesil arasında karşılaştırma yapılır ve yeni nesil gençlik idealize edilir.

İncelenen anlatıların çoğunda mutlu bir toplumun nasıl kurulacağının yanı sıra bu toplumların devamlılığı nasıl sağlanacağının üzerinde de durulur. Özlenen mutlu ve refah topluma ancak gelişmiş bilim, teknoloji veya eğitim yoluyla ulaşılabilir. Hem insanların hem de toplumun ıslah edilmesi üzerine projeler ortaya konmaktadır. Klâsik ütopyalarda olduğu gibi moral değerler insanlara aşılanmaya çalışılır. Toplumsal birliğin ve huzurun sağlanması için çaba harcanır. Ele aldığımız eserlerde sosyal hayatın ve etik değerlerin düzenlenmesine özellikle önem verilmektedir. Eskinin reddi ve kötülenmesinin ardından yeni ve ideal olarak görülen yaşamın değerleri üzerinde durulur. İncelediğimiz eserlerde kötüleşen yaşam şartları çöküşe uğrayan etik değerler distopik bir atmosfer içinde işlenir. Etik değerlerin ihmal edilmesi ve yeteneksiz liderlerin başarısızlığı nedeniyle toplumların çöküntüye uğradığına vurgu yapılır. Toplumun olumsuz yaşam şartlarına sürüklenmesinin sebebi olarak genellikle Osmanlı devletinin son dönemlerindeki kötü yönetim koşulları gösterilir. Yalnızca toplumun yaşadığı olumsuzluklar değil, bireysel yalnızlık, bunalım ve huzursuzluk gibi duyguların yaşanması da çoğu zaman II. Abdülhamid döneminin uygulamalarına bağlanır. II. Abdülhamid dönemindeki baskının sonraki dönemlerde yaşayan bireylere gen yoluyla aktarıldığı için olumsuz insan tiplerinin ortaya çıktığı savunulur. Hırsları sebebiyle toplumları kaosa sürükleyen eski dönem yöneticilerinin aksine bilim, sanat ve ekonomi alanında uzman kişilerin liderliği üzerinde durulur. Güçlü ve bilinçli bir lider portresi öne çıkarılır.

İncelenen eserlerden bazılarında teknolojinin ve bilimin gücü sayesinde imkânların artacağı, sınırların ortadan kalkacağı düşüncesi işlenmektedir. Örneğin Semavi İhtiras, On Yılın Romanı, Ankara gibi romanlarda gelişen teknolojinin sosyal yaşamdaki izleri üzerinde durulur. Semavi İhtiras’ta günlük ulaşım, uçaklar ve transatlantiklerle yapılır. Aynı şekilde On Yılın Romanı, Ankara romanlarında gelişen teknolojik araçlarla tarımsal alanda ve günlük yaşamda kolaylıklar elde edilir. Bazı ütopyalarda ileride dünyaya hâkim olacak tek bir gücün Amerika olduğu vurgulanır. Eserlerde açık bir şekilde süper gücün Amerika olduğu belirtilir. Bu ütopyalarda işlenen düşünceye göre mutlu bir ülkede yaşam ancak Amerikan yaşam tarzını benimsemekle mümkündür.

Klâsik ütopyalarda dış dünyadan kopuk, kapalı ve belirlenen kurallar çerçevesinde devam eden bir yaşam modeli sunulur. Ancak incelediğimiz ütopyalarda dış dünyaya açık olan, dünyadaki her gelişmeden haberdar olan insan ve toplumlar ön plandadır. Gelecek kurgularında değişimden etkilenen ve sürekli bir değişim içinde olan bireylerin topluma yön verdiği görülür. Bu eserlerde eğitim unsuru önemli bir yer tutar. Klâsik ütopyalarda olduğu gibi uzun uzun eğitimin nasıl yapılması gerektiği üzerinde duran ütopyalar vardır. Pervaneler, Kolejli Nereye ve Semavi İhtiras, On Yılın Romanı, Köy Hekimi, Ankara gibi romanlarında ihmal edilen bir alan olarak eğitim ele alınır. Milli, ileri ve çağdaş bir eğitimin mutlu bir gelecek için önemine değinilir. Eğitimsizliğin yol açtığı sorunlar, eğitim sistemindeki aksaklıklar ve eski eğitim usulleri sorgulanır.

Ekonomik hayat ütopik eserlerin çoğunun üzerinde durduğu bir konudur. Sosyal hayatı ve bireysel yaşamı yönlendiren ekonomik şartlar, kurulacak yeni yaşamda önemli role sahiptir. İnceleme konumuza dahil olan eserlerde öncelikle tarım ülkesi ele alınır. Gelişmiş teknolojik araçlarla tarım alanlarından yüksek verim elde etme hedeflenir. Toprak mülkiyetinin olmadığı, eşit gelirin olduğu bir toplum düzenin kurulması amaçlanır. Sanayi ve hizmet alanlarındaki gelişmeler de olumlu karşılanır. Kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülkenin yanı sıra dış ülkelere ihracat yapan ülke hayali kurulur. Serbest İnsanlar Ülkesinde, On Yılın Romanı, Anadolu Fatihi Alparslan ve Ankara romanlarında gelişen sanayi sonucunda kurulan fabrika ve kuruluşlarla refah bir ülkenin varlığına işaret edilir. Ütopyaların bir kısmında ise yeni ekonomik modeller teklif edilir. Bu modellerin çoğunda sosyalist ekonomi modelinin benimsetilmeye çalışıldığı görülür. Ortak mülkiyet, ortak kazanç, eşit yaşam koşullarına vurgu yapılır. Medarı Maişet Motoru’nda Fahri ve Fahrettin Asım’ın ütopyaları buna örnektir. Ayrıca Denizin Çağırışı romanında öğretmenin kurmak istediği düzen de eşit gelir ve ortak mülkiyete dayalı bir sistemdir.

İncelenen romanlarda sevgi ve aşk önemli bir yer tutmaktadır. Cinsellik ise distopik özellik gösteren dönem tasvirlerinde yozlaşmış toplum yapılarda ortaya çıkar. Genellikle bu kurgularda âşık olunan kişiye kavuşulmadığı ya da aşkın değer kaybettiği görülür.

İnanç, klâsik ütopyalarda insanın ruhsal gelişimi için önemli bir unsurdur. Ele aldığımız romanlarda ise inanç ve inanç ile ilgili değerlere olumsuz bir bakış açısı hâkimdir. Anadolu Fatihi Alparslan romanı dışındaki diğer eserlerde çağın gerisinde kalmanın nedeni olarak din öne sürülür. Bazı romanlarda ise din ve din adamları geri kalmışlığın sebebi olarak gösterilir.

İncelediğimiz eserlerde mutluluk arayışı çoğu zaman mutsuz bir sonla bitmektedir. Romanlarda ütopik bir özlemle mutluluk arayışına girişen kahramanların düşledikleri yaşama kavuştuktan sonra yeniden bir özlem içerisine girdikleri tespit edilmiştir. Distopyalarda işlenen mutsuz ortam belirir ve yeniden mutlu olunacak bir yer arayışı ortaya çıkar. Özellikle bireysel olarak sürdürülen mutluluk arayışlarının yerini karamsar bir gelecek algısına bıraktığı görülür. Bunun yanında toplumsal dönüşümü hedefleyen ütopik eserlerin daha iyimser duygu ve düşüncelerle son bulduğu tespit edilmiştir.   Necla Dağ

TIK

cumhuriyet dönemi türk romanında ütopya (1923-1950)

 

30 Kasım 2020

Bütün Masallar, Bütün Öyküler - Oscar Wilde


Mesel Milyoner

Takdir Yazısı

Zengin  olmadıktan  sonra,  sevimli  bir  adam  olmanın  hiçbir  faydası  yoktur. Aşk  ve  romantizm,
işsizlerin uğraşı değil, zenginlerin imtiyazıdır. Yoksullar pratik ve gerçekçi olmalıdır, insanın sürekli
bir geliri olması, büyüleyici olmasından iyidir. Bunlar, çağımızın hayatına ilişkin, Hughie Erskine’in
asla anlayamadığı temel gerçeklerdir. Zavallı Hughie! Kabul etmek gerekir ki, pek müthiş bir zekâya
sahip değildi. Hayatı boyunca bir tek parlak, hattâ kötü niyetli söz söylediği duyulmamıştı. Ne var ki,
o kıvırcık kumral saçları, düzgün profili ve ela gözleriyle, harikulade yakışıklıydı. Kadınlar kadar,
erkekler  tarafından  da  beğenilir,  sevilirdi  ve  para  kazanmak  dışında  her  türlü  beceriye  sahipti.
Babası ona miras olarak süvari kılıcını ve on beş ciltlik Yarımada  Savaşı  Tarihi’ni bırakmıştı.
Hughie kılıcı aynasının üstüne astı, kitapları bir rafa, spor dergilerinin, Ruff’s Rehberi ile Bailey’s
Dergisi’nin arasına yerleştirdi ve yaşlı bir teyzesinin kendisine tahsis ettiği, iki yüz sterlin yıllık
gelirle geçinmeye başladı. Her şeyi denemişti. Altı ay boyunca Borsa’da çalışmıştı, ama bir kelebek,
sürekli  yükselip  alçalan  değerler  arasında  ne  yapabilirdi?  Altı  aydan  biraz  daha  uzun  bir  süre boyunca da çay tüccarlığı yapmış, ama kısa zamanda pekoe’den, suçong’dan sıkılmıştı. Sonra sert
sherry satmaya girişmişti. O da olmamıştı; sherry biraz fazla sert kaçmıştı. Sonunda bir hiç haline
gelmiş, profili mükemmel, mesleksiz, hoş ve boş bir delikanlı olmuştu.

Bütün  bunlar  yetmiyormuş  gibi,  bir  de  âşık  olmuştu.  Sevdiği  kız,  Laura  Merton,  sinirleri  ve
sindirimi  Hindistan’da  bozulmuş,  bir  daha  da  düzelmemiş  emekli  bir  albayın  kızıydı.  Laura
Hughie’ye bayılıyordu, Hughie de onun kulu kölesiydi. Londra’nın en güzel çiftiydiler ve meteliğe
kurşun atıyorlardı. Albay, Hughie’yi çok seviyor, ama nişanın sözünü bile ettirmiyordu.

“Bak oğlum, kendi namına on bin sterlinin olduğu zaman gel karşıma, o zaman konuşuruz,” derdi;
böyle günlerde Hughie’nin yüzü asılır, teselli bulmak için Laura’ya koşardı mecburen.

Bir sabah, Merton’ların oturduğu Holland Park’a giderken, yakın arkadaşı Alan Trevor’a uğradı.
Trevor  ressamdı. Aslında  günümüzde  pek  az  kişinin  kaçınabildiği  bir  durum. Ama  Trevor  aynı
zamanda sanatçıydı; sanatçılara ise oldukça ender rastlanıyor. Yüzü çillli, kızıl, dağınık sakallı, tuhaf,
kaba  görünümlü  bir  adamdı. Ama  eline  fırçayı  aldığı  an,  gerçek  bir  usta  kesilirdi  ve  resimleri revaçtaydı.  Başlangıçta,  Hughie,  kabul  etmek  gerekir  ki,  sırf  çekici  görünümüyle,  Trevor’ı  çok cezbetmişti. Trevor, “Bir ressam, sadece bête ve güzel olan kişilerle, bakması sanatsal bir haz veren,  konuşması  zihni  dinlendiren  kişilerle  tanışmalıdır,”  derdi.  “Dünyaya  hükmeden,  züppe
erkekler ve cici hanımlardır; en azından öyle olması gerekir.” Bununla birlikte, Trevor Hughie’yi
daha  yakından  tanıyınca,  neşeli,  iyimser  yapısını,  cömert,  pervasız  mizacını  da  çok  sevmiş  ve
atölyesine sınırsız giriş hakkı tanımıştı ona.

Hughie içeri girdiğinde, Trevor, bire bir ölçekte, harika bir dilenci resmine son fırça darbelerini
vurmaktaydı. Dilencinin kendisi de atölyenin bir köşesinde, yüksekçe bir platformun üzerinde, ayakta
duruyordu. Yüzü kırışmış parşömene benzeyen, ifadesi son derece hazin, bumburuşuk bir ihtiyardı.
Omzuna yırtık pırtık, paçavraya benzer, kaba kumaştan, kahverengi bir harmani atmıştı; yamalı kalın
çizmelerine pençe vurulmuştu; bir eliyle şekilsiz bir sopaya dayanmış, öbür elindeki eski püskü
şapkayı da, sadaka toplamak üzere öne uzatmıştı.

“İnanılmaz bir model!” diye fısıldadı Hughie, arkadaşıyla el sıkışırken.

“İnanılmaz  bir  model  mi  dedin?”  diye  var  gücüyle  bağırdı  Trevor.  “Hem  de  nasıl!  Böyle
dilencilere  her  gün  rastlayamazsın.  Bir  trouvaille,  mon  cher,  canlı  bir  Velázquez!  Bir  düşün
Rembrandt bundan nasıl bir aside yedirme baskı yapardı!”
“Zavallı ihtiyar!” dedi Hughie. “Ne kadar sefil görünüyor! Ama herhalde siz ressamların gözünde,
yüzü bir servet değerinde, değil mi?”
“Gayet tabii,” diye cevap verdi Trevor, “bir dilencinin mutlu görünmesini ister misin?”
“Modeller poz verme karşılığı kaç para alıyor?” diye sordu Hughie, bir divanın üzerine rahatça
yerleşerek.
“Saatte bir şilin.”
“Peki sen resmine karşılık kaç para alıyorsun, Alan?”
“Bu resim için iki bin alıyorum!”
“Sterlin mi?”
“Altın. Ressamlar, şairler ve hekimler daima altın alırlar.”
“Doğrusu bence, modellerin yüzde alması gerekir,” dedi Hughie gülerek; “onlar da senin kadar çok
çalışıyor.”
“Saçma, çok saçma! Sırf boya sürmenin, gün boyu şövale başında ayakta durmanın yorgunluğu
yeter!  Sen dışarıdan bakıp konuşuyorsun  Hughie, ama emin ol, bazen sanat, el emeği seviyesine
ulaşıyor neredeyse. Neyse, gevezeliği bırak şimdi, çok işim var. Bir sigara yak ve sessiz ol.”
Bir süre sonra hizmetkâr içeri girip Trevor’a, çerçevecinin kendisiyle görüşmek istediğini haber
verdi.
“Sakın yok olma Hughie,” dedi Trevor dışarı çıkarken, “hemen döneceğim.”
Yaşlı dilenci, Trevor’ın yokluğundan yararlanıp biraz dinlenmek üzere arkasındaki ahşap banka
oturdu. O kadar umutsuz ve perişan görünüyordu ki, Hughie ister istemez adama acıdı, ceplerini
yoklayıp ne kadar parası olduğuna baktı. Bir altınla birkaç peniden başka bir şey bulamadı. “Zavallı
ihtiyar,” diye düşündü kendi kendine; “onun benden çok ihtiyacı var bu paraya, ama iki hafta boyunca
faytondan vazgeçmem gerekecek.” Sonra da atölyenin karşı köşesine gidip altını dilencinin avcuna
sıkıştırdı.
İhtiyar  önce  irkildi,  sonra  solgun  dudakları  hafif  bir  tebessümle  aralandı,  “Teşekkür  ederim
beyefendi,” dedi, “çok teşekkür ederim.”
Trevor  gelince,  Hughie  yaptığından  ötürü  biraz  yüzü  kızararak  izin  isteyip  ayrıldı.  Gününü
Laura’yla birlikte geçirdi, cömertliği için sevimli bir azar işitti ve eve yürüyerek dönmek zorunda
kaldı.
O gece saat on bir sularında Palette Kulübü’ne uğradı ve tek başına sigara salonunda oturmuş, Ren
şarabı ve soda içen Trevor’ı gördü.

“Söyle bakalım Alan, resmi bitirdin mi?” dedi bir sigara yakarak.
“Bitirdim, çerçevelendi bile!” diye cevap verdi Trevor. “Biliyor musun, ihtiyar modelimin gönlünü
fethettin.  Sana  enikonu  bağlandı.  Seninle  ilgili  her  şeyi  öğrenmek  istedi  kim  olduğunu,  nerede
oturduğunu, gelirini, geleceğe yönelik planlarını...”
“İlahi Alan!” diye haykırdı Hughie, “Eve döndüğümde ihtiyar beni bekliyor olacak herhalde. Merak
etme, şaka yaptığını biliyorum. Zavallı adam! Keşke onun için bir şey yapabilseydim. Bir insanın bu
kadar sefil olması korkunç bir şey. Evde bir yığın eski giysim var, ilgilenir mi dersin? Üstündeki
paçavralar lime limeydi.”
“Ama o paçavralar içinde muhteşem görünüyor,” dedi Trevor. “Dünyayı verseler onun redingotlu
bir  resmini  yapmazdım.  Senin  paçavra  dediğin  şeye  ben  şiirsellik  diyorum.  Sana  yoksulluk  gibi
görünen şey, benim için özgünlük. Yine de teklifini iletirim.”
“Alan,” dedi Hughie ciddiyetle, “siz ressamlar ne kadar kalpsizsiniz!”
“Sanatçının kalbi, beynidir,” diye cevap verdi Trevor; “ayrıca, bizim işimiz, dünyayı gördüğümüz
gibi betimlemektir, bildiğimiz gibi düzeltmek değil. À chacun son métier. Anlat bakalım, Laura nasıl?
Yaşlı modelim onunla çok ilgilendi.”
“Ona Laura’dan bahsettiğini söylemeyeceksin herhalde,” dedi Hughie.
“Tabii ki bahsettim. Amansız albayı, güzeller güzeli Laura’yı, on bin sterlini, hepsini biliyor.”
“İhtiyar dilenciye özel hayatımı ayrıntısıyla anlattın, öyle mi?” diye haykırdı Hughie, kıpkırmızı,
öfkeli bir yüzle.
“Sevgili dostum,” dedi Trevor gülümseyerek, “senin ihtiyar dilenci dediğin adam, Avrupa’nın en
zengin adamlarından biri. Yarın istese hesabındaki parayla Londra’nın tamamını satın alabilir. Her
başkentte bir evi vardır, altın tabaklarda yemek yer ve canı istediğinde Rusya’nın savaşa girmesine
engel olabilir.”
“Ne demek istiyorsun?” dedi Hughie hayretle.
“Aynen söylediğim gibi,” dedi  Trevor. “Bugün atölyede gördüğün ihtiyar,  Baron  Hausberg’dü.
Yakın dostumdur, bütün resimlerimi satın alır; bir ay önce, dilenci kılığında bir portresini ısmarladı
bana. Que voulez-vous? La fantaisie d’un millionaire!1 Doğrusu paçavralarıyla harika bir tip oldu;
benim paçavralarımla demem daha doğru olur, İspanya’dan almıştım o partal kıyafeti.”
“Baron Hausberg ha!” diye haykırdı Hughie. “Aman Tanrım! Ona bir altın verdim!” Ve yılgınlığın
canlı timsali olarak bir koltuğa çöktü.
Trevor, “Ona bir altın mı verdin?” diye bağırıp kahkahalarla gülmeye başladı. “Sevgili dostum, o
altını bir daha göremeyeceksin. Son affaire c’est l’argent des autres.”

“Önceden söyleseydin ya Alan,” dedi Hughie somurta-rak, “kendimi rezil etmemi önleyebilirdin.”
“Hughie,  her  şeyden  önce,”  dedi  Trevor,  “etrafa  böyle  fütursuzca  sadaka  dağıttığını  hiç
düşünmemiştim. Güzel bir modeli öpmeni anlayabilirim, ama çirkin bir modele bir altın vermeni,
asla!  Ayrıca,  bugün  hiçbir  ziyaretçi  kabul  etmiyordum;  sen  geldiğinde,  Hausberg’ün,  adının
söylenmesinden hoşlanıp hoşlanmayacağını bilemedim. Biliyorsun kıyafeti uygunsuzdu.”
“Benim geri zekâlı olduğumu düşünüyordur!” dedi.

Hughie.
“Hiç de değil. Sen gittikten sonra çok neşeliydi; kendi kendine gülüp, buruşuk ellerini birbirine
sürtüp durdu. Seninle niye bu kadar ilgilendiğini anlamamıştım; şimdi anlıyorum. O altınla senin
adına  yatırım  yapacak  Hughie;  altı  ayda  bir  sana  faizini  ödeyecek  ve  akşam  yemeğinden  sonra,
anlatacak enfes bir hikâyesi olacak.”
“Ben talihsiz herifin tekiyim,” diye homurdandı Hughie. “En iyisi gidip yatayım; sevgili Alan, lütfen
bu olayı kimseye anlatma. Hyde Park’ta yüzümü göstermeye cesaret edemem sonra.”
“Saçmalama! Bu olay senin insancıl mizacını yansıtıyor, hakkında son derece olumlu bir izlenim
yaratır. Öyle kaçma hemen. Bir sigara daha yak, Laura’dan gönlünce bahsedebilirsin.”
Ama Hughie daha fazla kalmayıp kendini müthiş bedbaht hissederek, yürüyerek eve döndü; Alan
Trevor’ı kahkahalarıyla baş başa bıraktı.
Ertesi sabah kahvaltı ederken, hizmetkârı bir kartvizit getirdi; üzerinde, “Baron Hausberg adına, Mösyö Gustave Naudin,” yazılıydı. “Özürlerimi sunmam
için gelmiş olmalı,” diye düşündü Hughie ve hizmetkârına, ziyaretçiyi içeri almasını söyledi.
Altın  çerçeveli  gözlük  takmış,  kır  saçlı,  yaşlı  bir  beyefendi  odaya  girdi  ve  hafif  bir  Fransız
aksanıyla konuştu: “Mösyö Erskine’le görüşme şerefine mi nail oluyorum?”
Hughie eğilerek selam verdi.
“Baron Hausberg adına geliyorum,” diye devam etti yaşlı beyefendi. “Baron...”
“Beyefendi, içtenlikle özür dilediğimi Baron’a iletmenizi rica ederim,” diye kekeledi Hughie.
Yaşlı beyefendi gülümseyerek, “Baron bu mektubu size vermemi istedi,” dedi ve mühürlü bir zarf
uzattı.
Zarfın dışında, “Yaşlı bir dilenciden Hugh Erskine ve Laura Merton’a düğün hediyesidir,” diye
yazılıydı ve içinde de on bin sterlinlik bir çek vardı.
Evlendiklerinde Alan Trevor sağdıç oldu. Baron da düğün kahvaltısında bir konuşma yaptı.
“Milyonerlerin model olması, pek nadir rastlanan bir durumdur,” dedi Alan, “ama mesel olması,
daha da nadir rastlanan bir durum!


16 Ekim 2020

Oscar Wilde'ın Portresi

İrlandalı oyun yazarı, şair ve öykücü Oscar Wilde'ın, 1882 dolaylarında Amerikalı litografyacı ve fotoğrafçı Napoleon Sarony tarafından üretilen portresi. Dönemin ünlü simalarını, alışılagelmişliğin dışına çıkan pozlarıyla sergileyen Sarony, Wilde'ın Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunduğu bu dönemde bir dizi fotoğrafını çekebilme fırsatını yakaladı.

wikipedia.org

14 Şubat 2020

Mary Wollstonecraft " Toplumda aşkın dışındaki bütün ilişkilerde cinsiyet ayrımının ortadan kalktığını görmek istiyorum."

Benim hayalimdeki aşk, iki insanın birbirini sahiplenme duygusundan çok daha öte bir şey. Friedrich Nietzsche

Bir erkek ilgi duyduğu zaman sevimli, cesur, dikkatli ve cana yakın olabilir. Ama gerçekten aşık olduğunda bir koyun gibi görünmekten alamaz kendini. Agatha Christie

Her şeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla. Oscar Wilde

Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu aşk sanıyorsunuz. William Shakespeare 

Hiçbir şey yaratıcılığı aşk kadar teşvik etmez, tabi aşkın gerçek olması koşuluyla. Erich Fromm

Kadınlar kulaklarıyla severler, erkekler gözleriyle. Oscar Wilde

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir. Mevlana

İlk aşkımız biraz sersemlikle, bir hayli meraktan ibarettir. Bernard Shaw

Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler. Konfüçyüs

Kadınlar bizi kusurlarımız için severler. 
Eğer yeterince varsa her şeyi affedebilirler, zekamızı bile. Oscar Wilde

Bir gerçekliğin belirsiz, kavranamaz ve istikrarsız olması onun var olmadığı anlamına gelmez. Aşk da buna dahildir. Amin Maalouf

Eğer aşk için kelime gerekseydi, Dilsizler nasıl sevecekti. E. E. Cummings

Ozanlar aşktan öyle söz ettiler ki, artık kimse aşka inanmıyor. Oscar Wilde

Uzaklık aşkı koruyor, uzaklığı ortadan kaldırdığınızda aşkı da ortadan kaldırma tehlikesiyle karşılaşırsınız. Amin Maalouf

Aşk sadece türün hayatta kalması, soyunu devam ettirmesi ihtiyacıdır. Arthur Schopenhauer

Hiçbir kadın bir adamla parası için evlenmez. Kadınlar bir milyonerle evlenmeden önce ona aşık olacak kadar akıllıdır. Cesare Pavese

İnsan kendini bir kadına duyduğu aşk yüzünden öldürmez.Aşk bizi tüm çıplaklığımız, sefilliğimiz, düşkunlüğümüz ve hiçliğimizle açığa vurduğu için öldürür. Cesare Pavese

Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir. Bertrand Russell

Ağlamak anlamsız. İnsan doğar ve yalnız ölür. Cesare Pavese

Aşk, gerçekliğin ilk ışığında yok olacak bir sistir. Charles Bukowski

Gerçek adam her kadını fethedebilen değil, aynı kadını defalarca fethedebilendir. Rudyard Kipling


21 Aralık 2019

Hikayeler ve Masallar - Oscar Wilde



 
Aklın bilgeliğinden daha fazla belki de kalbin, yüreğin bilgeliğine vurgu yapan Oscar Wilde’ın, çocuğundan yaşlısına her yaştan insana hitap eden masalları, hikâyeleri sevginin, güzelliğin, erdemli olanın izlerini sürer. Bir fanusun içindeki dünya değildir anlatılan… Sert ve acımasız bir dünyanın hoyratlıklarına karşı sevginin, aşkın erdemlerini duyurur. Zarif bir üslupla kaleme alınan bu hikâye ve masallarda yüreğin sırrı ancak gerçek bir cesaretin, çabanın, çalışmanın sonunda ortaya çıkar.

Bülbül ile Gül, Mutlu Prens, Genç Kral, Yıldız Çocuk… Balıkçı ve Ruhu, Lord Arthur Savile’in Suçu, Canterville Hortlağı, Sırrı Olmayan Sfenks… Hayatın indirdiği kırbaç darbeleri altında daha da bilenen, güçlenen insan kalbinin kendi koşullarında biçimlenmiş resimleridirler âdeta:
 
 
"Yaşayamıyorsanız eğer bu başkalarından dolayı değildir. Sizi güçsüzleştiren, çaresizleştiren, sizi başkaldırmaktan alıkoyan, değiştiremeyeceklerinizi kabul etmenize mani olan, değiştirebileceklerinizin üstüne gitmenize izin vermeyen, sizi yaşatmayan, sizin kendi korkularınızdır. Yaşamak yürek ister çünkü."

19 Ekim 2019

Oscar Wilde Seçme sözler

Herkes benim düşünceme katılırsa yanılmış olmaktan korkarım.

Ben dehamı yaşamıma,yeteneğimi yapıtlarıma yansıttım

Dünya için bir şey yapmaya çalışanlar,katlanılmazdırlar;dünya onlar için bir şey yapınca cana yakın olurlar.
 
Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz.
 
Doğa,sanatı taklit ediyor.

Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.
 
Güçtür, insanın sevdiklerine haksızlık etmemesi.

Her şeyi bilecek kadar genç değilim.
 
İnsanların yüzde doksanı yaşamazlar, sadece vardırlar.

Kişinin dertleriyle başa çıkmasının en kolay yolu onu başkalarına yüklemektir.

Sığ olanların tek sığınağı ciddiliktir.
 
Sanat tek düzeliğe makineleşmeye ve monotonluğa savaş açmaktır.
 
Sanatsız sanayi barbarlıktır.
 
Her terkediş bir vazgeçiştir.
 
Hayat, hakkında ciddi konuşamayacağımız kadar ciddi bir konudur.

Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan , yaptığımız hatalara hayıflanmaktır.

Tanrı için kırık bir kalbi onarmak kolaydır. Yalnız insan onu bütün parçalarıyla O'na verirse.

Tarihe karşı görevimiz onu yeniden yazmaktır

Ufak tefek bir çizgi çizmeye çalışırsan zorlanırsın.

Vicdan ile korkaklık aslında tümüyle aynı şeylerdir,vicdan daha ticari bir isimdir,hepsi bu.

Yüksek sosyetede kişileri ilginç yapan maskedir, maskenin arkasındaki gerçek değil.

 Yaşamak dünyadaki en nadir şeydir. İnsanların çoğu var oluyorlar, hepsi bu.


30 Kasım 2018

Reading Zindanı Baladı'ndan - Oscar Wilde

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

V
Yasaların yargısı doğru mudur
Ya da yanlış mıdır bunu bilemem;
Bildiğim tek şey bu hapishanede
Demir gibi sağlamdır tüm duvarlar,
Bir yıl kadar uzundur her geçen gün
Yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar.

Kabil'in Habil'i öldürdüğü
Günden beri hiç dinmedi acılar
Çünkü insanların insanlar için
Koymuş olduğu bütün yasalar
Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi
Taneyi eleyip samanı tutar.

Bildiğim başka bir şey daha var
-Ki bilmeli benim gibi herkes de-
İnsanın kardeşlerine ettiğini
İsa Efendimiz görmesin diye
Utanç tuğlalarıyla, parmaklıklarla
Örüldü yapılan her hapishane.

Parmaklıklar güneşi engelledi,
Kararttılar tatlı ay ışığını,
Cehennemi böyle ört bas ettiler
Yaptıkları bütün iğrenç şeyleri
İnsanoğlundan, tanrının oğlundan
Gizlemeyi ustaca başardılar.

Zehirli otlar gibi kötülükler
Büyür hapishanenin havasında,
Yok olur burada harcanıp gider
İyi olan ne varsa insanda:
Kapıyı tutar soluk bir keder
Umutsuzluk bekçiliğini yapar.

Çeviri: Tozan ALKAN

III
Sert taşla döşelidir İdamlık Avluları,
Yüksek duvarlarından süzülür sızıntılar,
O, havaya böyle bir yerde çıkarılırdı,
Yoğun bir gök altına,
Dört yanını çevirmiş dolaşan Gardiyanlar
Kendi ölmesin diye adamı kollarlardı.

Bazan da otururdu kuşkul gözcüleriyle
Gece gündüz demeden acısını izleyen;
Ağlamak için bile kalkarsa gözetleyen,
Secdeye varmak için yere çömelse bile;
Kendisini çalmasın asılacağı ipten,
Diye gözleyenlerle.

Vali kesinlik yanlı,
Kurallara bağlıydı:
Doktora göre Ölüm
Bilimsel bir olaydı:
Ve Din-Adamı her gün iki kere uğrayıp,
Dinsel konularda bir özet bırakmaktaydı.

O her gün iki kere piposunu içiyor,
Bir bardak birasını:
Görüşünü kararlı,
Korkusuzdur, içinde bir yer yoktu korkuya;
Kıvançlı olduğunu sık sık belirtiyordu,
Asılacağı günü yakınlaşıyor diye.

Avluda süklüm püklüm dökülerek dolaşan
Bir Deli Sürüsüydük!
Umursamıyorduk hiç, biliyorduk ki bizler
Şeytan'ın Sürüsüydük:
Kabak kafamız, ağır adımlarımızla biz
Maskara Sürüsüydük.

Lime lime parçalar katranlı halatları
Kanlı kör tırnaklarla;
Kapıları ovalar ve yerleri silerdik,
Boyuna temizlerdik demir parmaklıkları:
Peş peşe sabunlardık tüm tahta kısımları,
Gürültüyle çarpardık yerlerde kovaları.

VI
O Reading zindanında Reading iline yakın
Şimdi bir çukur vardır çok alçakça bir çukur,
Bir mutsuz adam şimdi yatmaktadır orada
Alevin dişleriyle delik deşik olmuştur,
Yatmaktadır yakıcı bir kefene sarılmış
Mezarında ad yoktur.

İsa çağrısına dek, ölülerin orada,
O, sessiz yatacaktır:
Hiçbir gerek yok artık aptalca gözyaşında,
Ve onun için artık sızlanmak boşunadır:
Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam,
Bu yüzden asılmıştır.

Ama herkes de gene sevdiğini öldürür,
Bu böylece biline,
Kimi bunu yüklü bakışlarıyla yapar,
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
Korkak, bir öpücükle,
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür.

Çeviri: Tozan Alkan - Özdemir Asaf

04 Kasım 2018

Danny Kaye "Seyahat etmek içsel bir yolculuğa çıkmaktır."



İyi bir seyyah asla kesin planlar yaparak ve gideceği yere varmak için hareket etmez...Lao Tzu

İnsanlar yolculuğa çıkmaz. Yolculuk insanları alır...John Steinbeck

Turist olarak en mutlu olduğumuz anlar bir şeyin peşine düşerken karşımıza rastgele çıkandır...Lawrence Block

Her yıl bir kez daha önce gitmediğiniz bir yeri ziyaret edin...Dalai Lama

Paris her zaman güzel bir fikirdir...Audrey Hepburn

Yolculuk bizi kendimize geri getirir...Albert Camus

Kaybolduğumuz zaman kendimizi bulmaya başlamışız demektir...Henry David Thoreau

Her seyyah gibi ben de hatırladığımdan çok gördüm ve gördüğümden daha çok şey hatırlıyorum...Benjamin Disraeli

Limanda duran bir gemi her zaman güvendedir; ancak gemiler bunun için üretilmez...John A. Shedd

Bir adam bütün dünyayı ihtiyacı olanı aramak için gezer ve eve aradığını bulmak için döner...George Moore

Amaçsızca gezinen ya da yoldan çıkan, kaybolmuş sayılamaz. Asıl altın hazineler; mafsalsız, anahtarsız, kapaksız bir kutuda saklanmıştır...JRR Tolkien

Seyahat satın alınarak sizi zengin eden tek şeydir...Anonim

Günlüğüm olmadan asla seyahat etmem. Trende okuyacak sansasyonel bir şeyiniz mutlaka olmalı...Oscar Wilde

Eğer yemek yemeyi reddediyorsanız, gelenekleri önemsemiyorsanız, dinden korkuyorsanız ve insanlardan sakınıyorsanız, evde otursanız daha iyi olur...James Michener

Yolda olmak varmaktan daha iyidir...Buddha

Yolculuklar bilge adamı daha iyi, aptalı ise daha kötü yapar...Thomas Fuller

Evden uzaktayken kendimi evde gibi hissetmek hoşuma gitmiyor...Bernard Shaw

Her yolculuğun gezginin haberi olmayan gizli varış noktaları vardır...Martin Buber

Yolculuklar aşıklar kavuşunca son bulur...William Shakespeare

Dünya bir kitaptır. Seyahat etmeyi bilmeyen biri bu kitabın sadece ilk sayfasını okur...St.Augustine

Eğer uzak yerlere ve hızlı bir şekilde seyahat etmek istiyorsanız yanınıza az eşya alın. Çantanızdan bütün kıskançlıkları, kininizi, bencilliklerinizi ve korkularınızı çıkarın...Cesare Pavese

Bir kişi eğer kapıyı ardında bırakmışsa yolculuğun en zor kısmını atlatmış demektir...Hollanda Atasözü

Seyahat etmekteki amaç yabancı bir ülkeye ayak basmak değildir. Esas olan ülkeye son kez yabancı ülke olarak görüp ayak basmaktır...Gilbert K. Chesterton

Yolu takip etmeyin. Onun yerine yol olmayan yerlerden gidin ve geçtiğiniz yerlerde izinizi bırakın...Ralph Waldo Emerson

Güle güle diyecek kadar cesursan hayat seni kocaman bir merhaba ile ödüllendirecektir...Paulo Coelho

Yabancı topraklar yoktur. Yabancı olan sadece seyyahtır...Robert Louis Stevenson

Eğer bir erkek yolculuk etmemişse erkek olmanın değerini bilmiyor demektir...Fas Atsözü

Merak duygusu doğada yenilmeyen tek duygudur...Freya Stark

Bir adamla dağ karşılaştığı zaman muhteşem bir şey tamamlanmıştır...William Blak

Bir şeyi yapmak için en etkili yol onu yapmaktır...Amelia Earhart

Benim için seyahat etmek sadece bir yerlere gitmek değil gitme eyleminin kendisidir. Ben yolculuk için geziyorum. Yolda olmakla aramda harika bir ilişki var...Robert Louis Stevenson

Varış noktası bir yer değildir aksine bir şeyler görmek için yeni bir yoldur...Henry Miller

Gözlem yapmayan gezgin kanatları olmayan kuş gibidir...Saadi Shirazi

Yolculuklar en iyi kilometrelerle değil arkadaşlarla ölçülür...Tim Cahill

Kadın olarak bir vatana sahip değilim. Kadın olarak bir vatana sahip olmak istemiyorum. Kadın olarak benim vatanım bütün dünya...Virginia Woolf

Dünyada sahip olduğumuz her şey ortaktır...Wendell Berry

Seyahat etmek; herkesin başka ülkeler hakkında yanlış bildiklerini keşfetmenizdir...Aldous Huxley

Yolculuk sadece geçmişe bakınca cazibeli görünür...Paul Theroux

Yeni bir ülkeyi anlamanın ilk yolu onu koklamaktır...Rudyard Kipling

Hayır, hayır! Önce macerayı yaşamak istiyorum. Açıklamalar rezil zamanlardır...Lewis Carroll

Yolculuğa yatırım yapmak kendine yatırım yapmaktır...Matthew Karsten

Seyahat etmek hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı şeylerin nasıl göründüğünü düşünmek yerine onları görmemizi sağlar...S. Johnson

Yolculuklar evlilikler gibidir. Yolda kontrolün tamamen sizde olduğunu düşündüyorsanız muhtemelen yanlış yoldasınızdır...John Steinbeck

Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkın...Anonim

Yolculuğa odaklanın, varış noktasına değil. Eğlence yolculuk aktivitesinin kendisidir tamamlanması değil...Greg Anderson

Maceralar tam zamanında olmasa da mutlaka gerçekleşir...E.M. Forster

Eğer yanınıza birkaç çift kıyafet ve ihtiyacınız olan paranın yarısını aldığınızda seyahat, sadece gezinin bir bölümü ve rahatlama zamanıdır...Anonim
dunyasirtimda.com

21 Ocak 2017

Giordano Bruno "Tanrı, iradesini egemen kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için Tanrı’yı kullanır."

Mustafa Kemal'i düşünüyorum; Ölmemiş bir kasım sabahı! Yine bizimle beraber her yerde, Yaşıyor dört köşesinde vatanın Yaşıyor damar damar yüreklerde...Ü.Yaşar Oğuzcan
 
Verebileceğin en cesurca karar, kalbini ve ruhunu inciten şeyi bırakmandır...Brigitte Nicole

Çoğu insan birbirinin aynıdır. Onların düşünceleri başkalarının fikirleridir, onların hayatları taklit, tutkuları alıntıdır...Oscar Wilde

Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var bu dünyada...Hayrettin Karaca
 
Bu günlerin talihsizliği delilerin körleri yönetmesidir...Eduardo Galeano
 
Herkes Gerçeğin, Bir'in ve Var olanın aynı şeyler olduğunu söylemeyi bildi ama insanlar bunu anlamadılar. Bazıları bilgelerin düşünme şekline ulaşmadan, konuşma tarzlarını uyguladılar...Giordano Bruno

 Tanrı, iradesini egemen kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için Tanrı’yı kullanır...Giordano Bruno
 
 Doğanın her üretimi bir değişikliktir ama öz daima aynı kalır çünkü sadece tek bir öz vardır. O da ilahi ve ölümsüz olandır...Giordano Bruno
 
Zorluk öyle birşeydir ki alçakları vazgeçirmek için düzenlenmiştir. Kolay ve kaba şeyler kaba insanlar ve sokak insanları içindir...Giordano Bruno
 
Yaşamın amacı kaderi anlayabilmektir çünkü bu bilgi gerçek kurtuluş olan Tanrı ve sonsuzla birleşme bilincine bizi yöneltebilen tek şeydir...Giordano Bruno

28 Ocak 2016

Oscar Wilde " İnsanların az bir kısmı mutlu, bir o kadarı ise mutsuzdur. Geri kalanların tümü; mutlu gibi görünen mutsuzlardır."

    İnsanların az bir kısmı mutlu, bir o kadarı ise mutsuzdur. Geri kalanların tümü; mutlu gibi görünen mutsuzlardır...

    Başkalarının düşüncelerine göre hareket edeceksek kendi düşüncelerimizin ne anlamı kalır.

    Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet de, Çok Tehlikelidir.

    Dünyanın en güçlü en dayanıklı kişisi de olsan, Sevdiğine her zaman yenik düşersin.

    Erkekle kadın asla birlikte huzura kavuşamazlar.Ya birbirlerini yiyip bitirirler ya da daha kötüsü sıkıntıdan bunaltırlar.

    Düşmanlarınızı her zaman bağışlayın.Hiçbir şey onların bu kadar çok canını yakmaz.

    Bazı kişiler nereye giderlerse etraflarına mutluluk verirler. Bazı kişilerse ne zaman giderlerse.

    Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirde olursa,bir o kadar yanılmaktan korkarım.

    Bir kadının yeniden evlenmesi, onun ilk kocasından nefret ettiğini gösterir. Bir adamın yeniden evlenmesi, onun ilk karısını çok sevdiğini gösterir.

    Hiç düş kırıklığına uğramayanlar hiç umut beslememiş olanlardır.

    Ruh yaşlı doğar fakat gençleşir; hayatın komedisi bu. Vücut da genç doğar gitgide yaşlanır. Bu da hayatın trajedisi..

    Yaşamak yürek ister; belki de bu yüzden dünyaya gelenlerin çok azı yaşar. Çoğunluğu yalnızca yaşadığı günü kurtarır, var olmakla yetinir ve kendi varlığı altında ezildikçe ezilir.

    Kötü işler, üstlerini bütün dünya örtse, yine kendilerini belli ederler.

    Bizi kıskananların sayısı, becerilerimizi doğrular.

    Tecrübe, yaptığımız hataların bileşkesidir.

    Birçok şeyler vardır ki başkalarının kapmasından korkmasak fırlatır atarız.

    Mutluluk güzel görünmemizi sağlar, ancak güzellik her zaman mutluluk getirmez.

    Dünyayı, akıllılar yaşasın diye budalalar kurmuştur.

    Bir çağı harekete geçirenler kişilerdir,kurallar değil.

    Başarının ve paranın zamanı gençliktir.

    Varolan her kusursuz şeyin ardında acılar gizliydi.En sıradan çiçeğin açması için dünyanın çile çekmesi gerekiyordu sanki.

    Hayat o kadar lanet bir şey ki; Herkesin yanlış yaptığını doğru yaparsan, Yanlış yapmış sayılıyorsun!

    Kitap yazarından çok şey götürdüğünden dünyaya çıkmaya isteksizdir.

    Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde beni anlamıyorlar diye üzülmek niye?

    Kitle halindeki insanlık, önyargılara boğulmuş, erdem diye adlandırdığı şey tarafından kemirilmiş, püriten, poz yapan bir canavardır. oysa hayatın sanatı, meydan okuma sanatıdır. Meydan okumak - kabullenerek yaşamaktan vazgeçip, bunun için yaşamalıyız.

    Sözleri tutmanın en iyi yolu, hiç söz vermemektir.

    Davranışlar kelimelerden daha fazla konuşur,daha çok şey ifade eder.

    Düş gücü bulunmayanların son sığınağıdır,tutarlılık.

    Her terkediş bir vazgeçiştir.

    Hiçbir şey yapılmaya değmez,dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.

    Güzel bedenler için zevk, güzel ruhlar için de ıstırap gerektir.

    Kişinin en korktuğu şey eninde sonunda başına gelirmiş.

    Çağı etkileyen ilkeler değil, kişilerdir.

    Yaşlılarlar herşeye inanırlar.. Orta yaşlılar herşeyden kuşkulanırlar...Gençler de herşeyi bilirler.

    Doğal olmak da yapmacıklıktan başka bir şey değildir,hem de yapmacıklıkların en sinir bozucusu.

    Duyguların avantajı şudur ki bizi yolumuzdan saptırırlar; bilimin avantajıysa duygusal olmamasıdır.

    Eserlerimde hep düş gücünün hayatı yenmesini sağlamaya çalıştım.

    Gerçek dost kişinin başarılarını paylaşabilendir. Rafine kişilik gerektirir.

    Geri kalmış demokrasiler için.. Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var.
    Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.
    Eğer bir insan bir kitabı okuduktan sonra, onu tekrar okumaktan zevk almıyorsa, o kitabı okumuş olmasının bile hiçbir değeri yoktur.

    Koşullar hayatın bize indirdiği kırbaç darbeleridir. Bazılarımız bu darbeleri fildişi beyazlığında ki çıplak omuzlarında hissetmek zorunda kalırken, diğerlerine paltolarını giyme izni veriliyor, işte tek fark bu.

Ne var ki müzik sözle konuşmaz.İçimizde yarattığı şey de yeni bir kaostur.Sözcükler ! Basit, sıradan sözcükler ! Nasıl da korkunçturlar ! Nasıl duru, canlı ve acımasız ! İnsan onlardan kaçamıyordu.Gene de nasıl elle tutulmaz bir büyüleri vardı !Maddesiz şeylere esnek bir form verme yeteneğine sahiptirler sanki, sanki kendilerine özgü bir müzikleri vardı, viyola gibi, flüt gibi tatlı.Gündelik sözler ha ! Sözden daha gerçek bir şey var mıydı.

05 Ağustos 2014

Michelangelo’nun Davut Heykeli

Rönesans’ın en büyük sanatçılarından Michelangelo 1502 yılında Floransa Belediye Başkanı Pietro Soderini tarafından bir mermer parçasını değerlendirmek üzere, Floransa’ya çağrıldı. Michelangelo elinde sapan olan genç Davud’u tasvir etmeye karar verdi ve heykeli bitirdiğinde Soderini atölyeye girdi.

 “Üstat eser muhteşem olmuş ama burnu biraz büyük olmuş” dedi. 
Oysa Soderini heykelin tam altında durduğundan uygun bir bakış açısına sahip değildi. 
 Michelangelo hiç itiraz etmeden eline keskiyi alıp bir merdivenle heykele tırmandı. Keski ile heykelin burnuna birkaç darbe vurdu ve aşağıya tozlar döküldü. 
“Sayın Başkan şimdi bir uzaktan bakar mısınız?”. 
“Şimdi mükemmel oldu. Ona adeta can verdin.” dedi. 
Gerçek neydi biliyor musunuz? 
Michelangelo heykele dokunmamıştı bile. 
Keski ile hafifçe heykele dokundurup elindeki mermer tozlarını azar, azar aşağıya bırakmıştı. İşte tartışmak yerine eylemle kazanmanın gücü. 

Davranışlar kelimelerden daha fazla konuşur, daha çok şey ifade eder...Oscar Wilde

03 Temmuz 2014

Sosyalizm ve İnsan Ruhu - Oscar Wilde

Çağdaş dünyamızda yönümüzü bulma gereksinimindeyiz: Ne istiyoruz? Bu tasarı neleri içeriyor? Nasıl gerçekleşebilir hale gelir? Hangi yeni sorunları ortaya çıkarır? Tüm bu konularda,Marx'ın bize söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. —yalnızca üretim araçlarındaki özel mülkiyeti yıkmak gerektiğinin dışında; bu da ancak,tam olarak ne anlama geldiğinin bilinmesi koşuluyla (bugün "devletleştirme"leri sosyalizm diye yutturmaya devam ediyorlar, öyle değil mi?)doğrudur. Başka sorunlar da vardır...cornelius castoriadis

Yasaları konusunda açıkça karar alan ve bu yasaları değiştiren bir toplum örneği ilk kez Antik Yunan'da görülmüştür. Kendi kendini sorgulayan -yani kendini felsefeye teslim eden-ilk toplum Antik Yunan olmuştur. Antik Yunan, demokrasinin ve felsefenin yaratılmış olduğu ve dolayısıyla da bizim kökenlerimizin içinde yer aldığı tarihsel - toplumsal locus'ttir. Antik Yunan, bizim için birçok başka kültürün olabileceği gibi bir "model" ya da bir "örnek" değil, bir tohumdur...cornelius castoriadis

 
Teknoloji yüzyılının doruk noktasında, gerilla savaşının yaygınlaşması sembolik bir vakadır:insan bedeninin enerjisi, tahammül ötesi baskıya isyan ediyor ve kendini baskı aygıtının önüne fırlatıyor...herbert marcuse

 Toplum, işsizlik yoluyla küçük insanın normal işlevini ve özsaygısını sekteye uğrattığı her seferinde, onu ne iş olursa olsun yapmaya, hatta cellatlığı bile kabul etmeye hazırlamış olur...hannah arendt

Bir küre yapmak üzere taş yontan iki heykeltraş düşünelim. Biri, mükemmel bir küre formu ortaya Çıkarmak istiyor ve faaliyetinin mânasını, bir taş kütlesinin mükemmel bir küreye dönüşmesi olarak örüyor. Diğeri de bir taş yontuyor, fakat yalnızca patlama noktasına gelmiş bir iç gerilimin bir küre formunda ifade edilişini iletmek istiyor. Birincisi, zanaatkarın işidir, ikincisi ise sanatçının...ernst neizvestny

Bir insan yalnız olmayı pek beceremiyorsa,başkalarıyla bir arada olmayı da beceremez...richard sennett

Heykel, özünde kitleler için yapılan bir sanattır ve bunu göz önünde bulundurarak kavranmalı ve icra edilmelidir.Tarihin en görkemli heykelleri, herkesin kendisinden bir şeyler bulduğu eserlerdir. Ancak, sanatçının halkı dikkate aldığı, göz önünde bulundurduğu gibi, halk da sanatçıyı dikkate almalıdır: Büyük sanat, her zaman bu karşılıklı özdeşleşmenin sonucudur...jacques lipchitz

Gelişmiş birey, gelişmiş bir toplumun ürünüdür. Bireyin kurtuluşu, toplumdan kurtuluş değil, toplumun atomlaşmasından kurtuluştur -doruk noktasına kolektifleşme ve kitle kültürü dönemlerinde çıkabilen bir atomlaşma...max horkheimer

İnsanın eşya üzerinde iktidar kurma isteği ne kadar yoğun olursa, eşyanın onun üzerindeki tahakkümü de o kadar ağır olur ve insan da gerçek bireysellik özelliklerinden o kadar uzaklaşır, zihni giderek bir biçimsel akıl otomatına dönüşür.Herkes kendi başının çaresine bakmaya girişince, bireysellik zedelenmektedir. Sıradan insan siyasete karışmaktan vazgeçtiği zaman, toplum orman kanunlarına dönmekte, bu da bireyselliğin son kalıntılarını bile silip süpürmektedir...max horkheimer

Toplumun ego aracılığıyla gerçekleştirdiği arzuların bastırılması, sadece toplum açısından değil, birey içinde daha akıldışı bir durum haline gelir. Rasyonellik büyük tantanalarla öne sürüldüğü ve savunulduğu ölçüde, insanın zihninde de uygarlığa ve onun bireyin içindeki temsilcisi olan egoya karşı bilinçli ya da bilinçsiz bir öfke büyümeye başlar...max horkheimer

İktidara sahip olmak, aklın özgürce yargıda bulunmasını kaçınılmaz olarak sekteye uğratır...immanuel kant

Özgürlük efendisizdir...epikür

Haz, mutlu yaşamanın başlangıcı ve ereğidir; çünkü doğuştan bizimle olmakla onu ilk iyi olarak tanımışızdır ve ona başvuraraktır ki, tüm seçme ya da kaçınma edimlerimize başlarız. Ayartılrmş insanın bazlarından bahsetmiyoruz; demek istediğimiz şey, bedenin acıdan ve ruhun karışıklıktan özgürlüğüdür. Erdem, ruhun dinginliğinin koşuludur. Yalınlık, ılımlılık, ölçülülük, neşe gibi erdemler, haz ve mutluluğa dizginsiz lükslerden, ateşli tutkulardan ve benzerlerinden çok daha fazla katkıda bulunurlar. Hiçbir haz temin etmeyen ahlâklılıkla, bu ahlâklılığa yapılan takdirlere tükürmelidir. Zevk hazzını, aşk hazzını, sesin ve görülen şeylerin hazzını kaldırdığım zaman, hayrı J algılayamam. Bilgeliğin bütün yaşamın mutluluğu için sağladığı şeyler içinde, hepsinden önemlisi, dostluğun kazanılmasıdır...epikür

Bireylerin, işbölümüne ve kafa emeğiyle kol emeği arasındaki çelişkiye kölece boyun eğişleri sona erdiği zaman, emek yalnızca bir geçim aracı olmadığı zaman, bireylerin çeşitli biçimde gelişmeleriyle üretici güçler de arttığı ve bütün kolektif zenginlik kaynakları gürül gürül fışkırdığı zaman, ancak o zaman, burjuva hukukunun dar ufukları kesin olarak aşılmış olacak ve toplum, bayraklarının üstüne şunu yazabilecektir: "Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre!...karl marx

Emek, zenginler için harikalar yaratır,ama işçi için yoksunluk üretir. Saraylar yapar, ama işçi için inler üretir. Güzellik yaratır, ama işçi için solup sararma üretir. Makine durumuna indirgeyerek barbarlık içine düşürdüğü işçiyi fizik ve törel bakımdan alçaltır; zihin alanını genişletirken alıklığı ve budalalığı işçinin yazgısı durumuna getirir...k.marx

Özel mülkiyet çerçevesinde şeyler ters bir anlam kazanırlar. Herkes bir başkasında yeni bir gereksinme yaratıp onu yeni bir bağımlılığa sokmaya, yeni fedakârlıklara sürüklemeye, yeni bir doyum yoluna alıştırmaya, lıerkes başkasının üzerinde dışsal bir egemenlik kurup kendi bencil gereksinmelerini doyurmaya bakar. Her yeni ürün,karşılıklı dolandırıcılık ve karşılıklı soygunculukta yeni bir potansiyeli temsil eder. İnsan, insan olarak yoksullaşır...k.marx

Emek, en yüce değer değildir...k.marx

Modern özgürleşme hareketleri, özellikle işçi, ama aynı zamanda da kadın hareketi bu soruyu sordular:İktisadî iktidar ve siyasal iktidar karşısında olağanüstü bir eşitsizliğin mevcut olduğu ve bu eşitsizliğin sürekli yeniden üretildiği bir toplumda, -ya da birkaç onyıl önce kadınlara "siyasal haklar" tanınmış olmasına karşın, fiiliyatta onlara"edilgen vatandaş" muamelesi yapan bir toplumda- demokrasi, yani her isteyenin iktidara fiilen katılabilme olanağı olabilir mi? Mülkiyet (ister özel olsun, ister "Devlet" mülkiyeti) yasaları gökten mi indi acaba, indiyse hangi Sina Çölü'ne indi,söyler misiniz?...cornelius castoriadi

Kültürlü zevksizler bir sanat yapıtının onlara bir şey "vermesi" gerektiğini düşünürler hep. Radikal yapıtlara artık kızmıyor ve şu utanmazca alçakgönüllü mazerete sığınıyorlardır: Anlamıyorum. Bu tavır, hakikatle son negatif ilişkileri olan muhalifliği bile ortadan kaldırır ve tacizkâr nesne de tatlı bir gülümsemeyle kendi benzerleriyle birlikte kataloglaııır: Reddetme veya yeğlenme sorumluluğu bile üstlenilmeden reddedilebilecek veya yeğlenebilecek tüketim mallarıdırlar artık...theodor w. adorno

Senin gibi olmadığı için, ona "dahi" ya da "kaçık diyorsun.O ise kendi adına bir dahi değil, basit bir canlı olduğunu kabul etmeye hazır. Sen ona "deli" diyorsun. Kendini ölçü tanımaz bir yozlaşmaya bırakmışsın; kendini tipik olağan bir insan, "lıomo normalis" saydığın için, sade ve içten bir insana "anormal" diyorsun. Ona kendi acınası "ölçüler"ini uyguluyorsun, sonra da kalkıp onun yolundan saptığı sonucuna varıyorsun...wilhelm reich 

İlkin Yunanlılarda özgürlüğün bilinci doğmuştur, ama onlar da Romalılar gibi, yalnızca bazı kişilerin özgür olduğunu kabul ediyorlardı. İnsanın insan olarak özgür olduğunu Platon da, Aristoteles de bilmediler; bu nedenle özgürlükleri sınırlanmış olmakla kalmadı, aynı zamanda kısmen solmaya yargılı yetersiz bir çiçeğe, kısmen de insanın insana zorlu bir köleliğine dönüştü...f. hegel

Bülbülün ve karganın ses organları benzer
yapıdadır, ama birincisinin çeşit çeşit şakımak
için kullandığı bu organları, ikincisi yalnız
gagalamak için kullanmaktadır...Charles Darwin
 
Hayvanların birçoğu, birbirinin acılarını ve sıkıntılarını
paylaşmaktadır. Bay Blytlı, lıint kargalarının kör
arkadaşlarını beslediğini görmüştür. Bir köpeğin,
yakın arkadaşı olan ve sepetinde hasta yatan bir
kediyi birkaç defa yalamadan sepetin yanından
geçmediğini gözlerimle gördüm. Bu, bir
köpekteki acıma duygusunun en güvenilir
belirtisidir. Toplumsal hayvanların sevinçle
ilgili duygudaşlıkları ise şüphelidir. Bununla
birlikte, Bay Buxton, başıboş yaşayan
papağanların yuvası olan bir çifte "aşırı ilgi"
gösterdiğini anlatmaktadır. Dişi papağan ne zaman
yuvasından ayrılsa, bir küme papağan onun çevresini
sarıyor ve "çığlıklar atarak gösteri yapıyordu" ...Charles Darwin

Yoksulların devlet yardımı alanlar olarak "doğallıktan çıkarılması", tüketiciliğin "doğallaştırılması'nın vazgeçilmez bir koşuludur. Tüketicilerin kendilerine özgü kimliği koruması, tüketici olmayanların o kimliğin itici ve nefret edilmesi gereken karşıtı -ve sakınılması gereken bir tehdit— olarak kurulmasını gerektirmektedir. Yoksullar olmasa, onları icat etmek gerekirdi...Zygmunt Bauman

Özel mülkiyet hakkı, sömürme ve eziyet etme
hakkı demektir. Özel mülkiyeti savunanlar,
ekonomik adaletsizliği umursamayanlardır...George Orwell
 
  Sanayileşmiş toplumlarımızda halkın hoşuna giden sanatlar,
eşi görülmemiş bir kabalık taşırlar. Neden böyle olsun?
Bu kabalığın kesin niteliği nedir? Sonra bir de, halk
sanatlarının göreli inceliğinin niteliği nedir acaba? ...Aldous Huxley 
 
Devletçi sosyalistlere göre, kapitalizmin
kötülüklerinin tek çaresi, bankaları, toprağı
ve sanayii devletleştirmek, yani ekonomik ve siyasî
iktidarı merkezîleştirmektir. Otokratik veya
oligarşik sosyalizm, sosyalizm değildir. Olsa olsa
müşfik bir despotizmdir ve herhangi bir
despotizmin şefkatini uzun süre sürdürdüğü
tarihte görülmüş şey değildir...Aldous Huxley
 
  Şiddet kullanmayan direnişçi,
rolünü oyunun kurallarına göre
oynamayan kişidir. Sonunda
diğer oyuncu da kendi rolünü
oynamakta güçlük çekecek,
giderek hiç oynayamayacaktır.
Tüm şiddet kullananlar, şiddet
k ul lan madan d irenenleri n
gücünü içgüdüyle kavrayıp
karşılarındakilerin bu yolu
kullanmalarını önlemek için
ellerinden geleni yaparlar.
Kararlı, ancak barışçı grevcilerle
karşılaştıklarında camlarının
kırılmasını isterler, polise taş
atılmasını isterler. Neden?
Çünkü bilirler ki, grevciler
şiddete bir kez başvurursa,
yazgıları belirlenir. Kendilerine
karşı zor kullanılabilir, kamuoyu
da zor kullananlardan yana olur...Aldous Huxley
 
  Gerçek değerleri psikolojik, sosyal, ekonomik
olan el sanatlarına gereğinden çok estetik değer
yüklenir. Çok sayıda kişinin ustalığa yönelmesi,
eş ölçüde ve çok sayıda iyi sanat yapıtları
üreteceklerine dair küçük bir umuttan ötürü
değil, ustalık çoğu insan için psikolojik
yönden doyurucu olacağı için iyidir. Sözgelimi,
ben boş zamanlarımın büyük çoğunluğunu resim
yapmakla geçiririm. Bıı küçük el oyalama işi
bende olağanüstü hoşnutluk uyandırır, ancak
bu benim üstün nitelikte yapıtlar yarattığımı
düşlemem için bir neden değildir. Sıradan
yeteneksiz veya az yetenekli kişiler için
ustalığın kendisi başlı başına bir ödüldür.
Bundan ötürü de toplum açısından yararlıdır.
Ustalık psikolojik doyum getirir, ustaların
toplumu da, durumundan hoşnut bireylerin
oluşturduğu toplumdur...Aldous Huxley

Şu özlü sözü yürekten kabul ediyorum: "En iyi hükümet, en az hükmedendir." Bu özlü sözü uygulayacak olursak, benim de inandığım gibi, eninde sonunda şuna varırız: "Hükümetlerin en iyisi hiç hükmetmeyendir."...Henry David Thoreau

Devrim hakkı diye bir hakkın olduğunu
herkes kabul eder. Bu, bir yönetimin
despotluğunun veya yeteneksizliğinin
tahammül edilmez olması halinde,
ona destek olmayı reddetmek ve
ona karşı direnmek hakkıdır...Henry David Thoreau
 
Doğanın denetim altına alınması ve daha çok,
daha değişik şeyler üretilebilmiş olması, sanki
hayattaki en önemli amaçmış gibi ele alındı.
insan bu süreç içinde kendini bir eşya
durumuna dönüştürdü. Değer sıralamasında,
yaşamak mülkiyetten daha alt sıraya geçti,
sahip olma varolmanın üstüne çıktı...Erich Fromm

İnsanın eşya üzerinde iktidar kurma isteği
ne kadar yoğun olursa, eşyanın onun
üzerindeki tahakkümü de o kadar ağır olur
ve insan da gerçek bireysellik özelliklerinden
o kadar uzaklaşır, zihni giderek bir
biçimsel akıl otomatına dönüşür.
Herkes kendi başının çaresine bakmaya
girişince, bireysellik zedelenmektedir.
Sıradan insan siyasete karışmaktan
vazgeçtiği zaman, toplum orman
kanunlarına dönmekte, bu da bireyselliğin
son kalıntılarını bile silip süpürmektedir...Max Horkheimer
 
Erdemin ilk şartı
burjuvalardan nefret etmektir...Gustave Flaubert
 
Nerede iktidar varsa,
orada iktidara karşı direnç vardır...Michel Foucault

Gladyatörler türü yok olmadı: Her sanatçı
bir gladyatördür. Kamuoyunu, seyircileri
can çekilmesiyle eğlendirir...Gustave Flaubert
 
Önce uyum gösterirsiniz, sonra alışkanlık edinirsiniz...Wilson Pickett
 
 Mülksüzlerin emekleri dışında hizmete sunabilecekleri bir şeyleri yoktur.Dolayısıyla, "mülk" ve "mülksüzlük", bütün sınıf ayrımlarının temel kategorileridir...Max Weber
 
 Bir insanın diğerinin düşmanı olduğu bir uygarlıkta -bizim tüm sanayi sistemimizin anlamı budur çünkü- ahlâk çöküntüsü ortadan kaldırılamaz bir şeydir, çünkü ahlâk çöküntüsü ve suç, bizim sanayileşmiş uygarlığımızda varoluş kavgasının yan ürünleridir...Alfred Adler
  
çeviren...fatih özgüven