3 Haziran 2017 Cumartesi

Ölümsüzlüğünün 54. yılında

A n ı s ı n a ...

Ernesto Gómez Abascal

Tarih 6 Temmuz 1958 Cuma günü, Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara, Meksika Şehrinde bir hapishanede mahkumlar. Hükümete karşı gizli fesat ve yasadışı yollardan silah temin etmekle suçlanıyorlar. Gerçekten de; birkaç ay sonra Granma gemisiyle Sierra Maestra’da gerilla mücadelesini başlatmak üzere 82 genç devrimciden oluşan bir grupla bir yolculuk örgütlemekteydiler.

Che, hapisten ailesine yazdığı aynı tarihli mektubunda; halkını ezen, emperyalizm yanlısı diktatörlükten Küba’yı kurtarmak üzere Kübalı devrimcilere katılmaya karar verdiğini anlatmıştır. Bu görev uğruna hayatını kaybetme ihtimali karşısında, Che şöyle yazmıştır: “Şimdiden ölümümü bir başarısızlık olarak görmüyorum, hatta (Nazım) Hikmet’in de dediği gibi: “YALNIZ YARI KALMIŞ BİR ŞARKININ ACISINI TOPRAĞA GÖTÜRECEĞİM”.

Şiire tutkun ve kendisi de bir şair olan, Che, Nazım Hikmet’i okumuştu, hatta hapisteyken ve idam cezasına çarptırılma tehdidiyle karşı karşıyken karısına yazdığı “1. Mektup” başlıklı şiirinde kendisinden bahsetmiştir.

O zamanlar, Nazım Hikmet, zaman içerisinde tüm dünyanın emperyalist hakimiyet ve adaletsizlikle mücadele sembolüne dönüşecek, Latin Amerikalı genç bir devrimcinin, şiirlerini okuduğunu bilemezdi.

1961’in ilkbaharında Havana’da bulunduğu süre içerisinde, ne Che Guevara’yla ne de Fidel Castro’yla buluştuğuna dair hiç bir fikrim yok. Küba’da Nazım’la şahsen ilgilenen, Kübalı büyük şair Pablo Armando Fernandez, kısa bir süre önce Türkiye’ye geldi ve ben de kendisine bunu sordum ve o da devrimci yöneticilerle yaptığı olası görüşmeleri bilmediğini söyledi,  yine kendisinin belirttiği üzere ama kesinlikle olmadığı söylenemez.

Nazım’ın, Haziran 1963’de Moskova’da hayata veda ettiğinde, Küba’ya ikinci bir seyahat hazırlığında olduğunu okudum. İlk ziyaretinde, Adada henüz başlatılmış, özgürlükçü ve devrimci esere hayranlığının gerçek bir türküsü olan “Havana Röportajı” adlı şiirini bıraktı. Şimdi ise; bu tarihi olayın farklı yönlerini bir araya getiren bir de belgesel film hazırlandı.

Moskova’da ve diğer Avrupa Başkentlerinde bulunduğu süre içerisinde “Sürgünün zor zenaatını” paylaştığı, Küba’nın ulusal şairi Nicolas Guillen’in yakın dostu olmuştur, eserleri altmışlı yıllarda Küba’da yayınlanmış ve tanınmıştır ve halkların davasına gönül veren ve yalın diliyle genç yazarlar arasında çok büyük takdirle karşılanmıştır.

Nazım Hikmet’i Küba’yla ilişkilendiren diğer bir tarihi olay daha mevcuttur, ama bu olaydan daha önce bahsedip bahsetmediğimi bilemiyorum.

Kübalı vatanseverler, otuz yıl kadar süren, İspanya’dan bağımsızlıklarını almak üzere başlattıkları savaşın tam sonlarına gelmek üzereyken, Sultan II. Abdülhamit, çok büyük bir ihtimalle aynı dönemde Girit’te karşı karşıya kaldıkları ayaklanmada uygulamak üzere, bu savaşa dair tecrübe edinilmesi amacıyla Küba’ya bir Komisyon gönderir. Osmanlı Ordusundan Enver Paşa’yı [1], bu görevi yerine getirmesi için Özel Elçi olarak seçer.

Türkiye’ye sığınmış ve Rusya’yla yapılan bir savaşta hayatını kaybeden, Polonyalı bir Kondun oğlu olan, Osmanlı Paşası, Küba’daki görevi esnasında bilinmeyen bir sebepten ötürü yaralanmıştır. Adadaki duruma dair gönderdiği şifreli raporları, İstanbul’daki Osmanlı arşivlerinde muhafaza edilmektedir. Bir raporunda, eğer Amerika Birleşik Devletleri Küba’ya müdahalede bulunursa, İspanyol sömürgeciliğine karşı savaşan Kübalı vatanseverlerin, yeni işgalciden kendilerini savunmak üzere silahlarının yönünü
değiştireceklerini bildirmiştir. Gerçekten de; başta Jose Marti olmak üzere, Küba’nın bağımsızlık mücadelesinin en önemli fikir insanları, Kuzeydeki komşumuzun ihtiraslarını anlatan tehlikeleri uyarmıştır.

Daha sonra ise; Enver Paşanın, büyük Türk ozanının büyük babası olduğunu öğreniyoruz. Efsane Nazım ailesinden bir kanının, ülkelerimiz arasındaki tarihi bağların gelişmesi için hizmet ettiği de söylenebilinir.

Ankara
1 Nisan 2008

[1] Bu Enver Paşa, daha sonra Atatürk döneminde bakanlık yapan Enver Paşa değildir.

nazimhikmet.org.tr