21 Ağustos 2016 Pazar

Psikolojik olarak sağlıklı veya kendini tam olarak onaya koyan insanın özellikleri...




1- tüm yaşantılara açıklık,
2- her anı dolu dolu yaşama eğilimi,
3- kişinin başkalarının düşünceleri veya mantığı yerine kendi içgüdüleriyle davranabilmesi yeteneği,
4- düşünce ve davranışta özgürlük duygusu,
5- yüksek düzeyde yaratıcılık.



Sevgisizlik iletişimsizlik ilgisizlik...

İnsanları geçimsiz yapan sevgisizliktir.
Birbirine düşman eden iletişimsizliktir.
Güzellikten yana ne varsa yok eden ilgisizliktir. 



Dışa yolculuk


İnsan, herhangi birinin ne hissettiğini asla bilemiyor. Hepimiz karanlıktayız. Bulup ortaya çıkarmaya çalışıyoruz; ama bir insanın başka bir insanla ilgili fikirlerinden daha gülünç bir şey hayal edebiliyor musunuz? İnsan, bildiğini sanarak yoluna devam ediyor; ama gerçekte bilmiyor. 

Çünkü ne kadar hayal kurarlarsa kursunlar, ufuk çizgisinde kaybolan gemiler suya düşen kar taneleri gibi erirdi.

 Aşk böyle mi başlardı, konuşmaya devam etme arzusuyla?

Bir şeyi kuvvetle hissetmek, yine kuvvetle ama belki de daha farklı hisseden başkalarıyla kendimiz arasında bir uçurum yaratmak demekti.



Biz kimseye ait değiliz, kimse bize ait değil. Birbirimize bile ait değiliz.

Pembeye inanıyorum. Gülmenin en iyi kalori yakan şey olduğuna inanıyorum. Öpüşmeye, çok öpüşmeye inanıyorum. Her şey ters gider gibi görünürken güçlü olmaya inanıyorum. Mutlu kadınların en güzel kadınlar olduklarına inanıyorum. Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve mucizelere inanıyorum.


En duygusuz kararların ardında taş kalpli hesaplar yatabilir çoğu zaman.

En duygusuz kararların ardında taş kalpli hesaplar yatabilir çoğu zaman.

Çünkü yalnızca erkek değildi kadını ezen. Kadın kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek kendi kendini de eziyordu.

 -Ben- birbirini sonsuz bir hızla izleyen, her an değişim ve hareket halinde olan bir algılar demetinden başka bir şey değildir, der Hume.

Her şeye rağmen içimizde bir ses, yaşamın büyük bir sır olduğunu fısıldar. Bu bizim bir zamanlar, daha düşünmeyi öğrenmeden önce yaşadığımız bir duygudur.

Çocuklar okulda önce arzularına gem vurmayı öğrenmelidir; bunun ardından cesaret geliştirilmeli ve son olarak da akıl bilgelik edinmelidir.

Her zaman en korkulan kişiler soru soran kişilerdir. Sorulara cevap vermek o kadar sakıncalı değildir. Tek bir soru bin cevaptan daha güçlü olabilir.

-Doğru- olan, tarihin sorgulamasına direnebilendir.

İyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.

Kendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bile olsa kötülük etmemeye karar verdiğinde, özgür bir şekilde davranıyorsun.

Senden önce yaşamış insanlardan gelenek yoluyla ‘dalga dalga’ sana ulaşan düşünceler ve kendi yaşadığın çağdaki yaşam koşulları, senin düşünce biçimini etkiler. Bu yüzden herhangi bir düşüncenin sonsuza dek ve daima doğru kalacağı söylenemez.

Aristoteles, üç tür mutlu hayattan bahseder: İlk tür mutlu hayat, arzu ve isteklerin gerçekleştiği hayattır. İkincisi, özgür ve sorumlu bir vatandaş olarak varolunan hayattır. Üçüncü tür mutlu hayat ise araştırmacı ve filozof olarak geçirilen hayattır. Aristoteles, insanın mutluluğu için bu üç koşulun da bir arada varolması gerektiğini ısrarla belirtir, tek yönlülüğü reddeder. İnsanlarla ilişkilerimizde de 'altın orta'yı tutturmaktan söz eder Aristoteles; ne korkak, ne çılgınca atılgan olmak iyidir; insan sadece cesur olmalı! Cesaretin azı korkaklık, çoğu çılgınlıktır. Ne cimri, ne savurgan olmak iyidir; insan sadece cömert olmalı! Aşırı cömertlik savurganlık, az cömertlik cimriliktir.

Kadınlar, yitirmekten dolayı acı çekerler; erkekler de yitirileni hatırlamaktan.

İnsan bir şeyi anlamadığını anlamışsa bir kez, artık her şeyi anlamanın eşiğine gelmiş demektir. 

Olanaksızı hayal etmenin özel bir ismi var. Biz ona "ümit" deriz.

Şimdiyi hiç yaşamayan, hiç yaşamaz. Sen Ne yapıyorsun?

Ama hiç anlayamadığım şey, kendini bulmak için neden ille de gitmesi gerektiğiydi. Kendini bulmak isteyen herkese tavsiyem, bulundukları yerde kalmalarıdır. Yoksa kendilerini hepten kaybetme tehlikesi çok büyüktür.

İnsan beyni onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o zamanda biz onu anlayamayacak kadar aptal olurduk.

Cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta çoğu kez acele eder.

Derinlerimizde bir yerde bir şey bize hayatın büyük bir sır olduğunu söyler. Bu, düşünmeyi öğrenmeden çok önce yaşadığımız bir duygudur.

Estetik aşamada yaşayan biri kolayca kaygı ve boşluk duygularına kapılıverir. Ama bu duyguları yaşıyorsa, o zaman umut da var demektir. Kierkegaard için kaygı neredeyse olumlu bir şeydir. Kişinin bir 'varoluşsal durumda' bulunduğunu gösterir. Bu kişi daha yüksek aşamayı sıçrama yapıp yapmayacağına kendi karar verebilecektir. Bu ya gerçekleşir ya gerçekleşmez. İnsan gerçekten sıçramadıysa, neredeyse sıçramış olmak bir işe yaramaz. Ya olur ya da olmaz.Senin yerine başka biride yapamaz bu sıçramayı. Kendin karar vermeli, kendin sıçramalısın.


Dizeler "Gitanjali"


Beni sonsuz kıldın, zevkin gibi. Bu kırılgan damar, yeniden ve yeniden boşalttığın ve taze yaşamla daima doldurduğun.
Bu kamış flüt, tepelerin ve vadilerin üzerinden taşıdığın ve sonsuzca yeni ezgiler üflediğin.
Ellerinin ölümsüz dokunuşuyla kalbim sevinç içinde sınırlarını yitirir ve tarifsiz sözcükleri dünyaya getirir.
Sonsuz bağışın yalnızca bu küçük ellerime gelir. Çağlar geçer, sen hâlâ doldurursun ve hâlâ doldurulacak yer var vardır.

***
Şarkı söylememi emrettiğinde, kalbim gururdan çatlayacak gibi olur; yüzüne bakarım ve gözlerime yaş dolar.
Yaşamımdaki acımasızlık ve uyumsuzlukların hepsi tatlı bir ahenk içinde erir ve tapınışım kanatlarını denizin üzerinde uçan sevinçli bir kuş gibi gerer.
Bilirim şarkı söylememden hoşnutsundur. Bilirim ki yalnızca bir şarkıcı olarak gelebilirim huzuruna.
Şarkılarımın ötelere yayılmış kanatlarının ucuyla dokunurum asla ulaşmayı düşleyemediğim ayaklarına.
Şarkı söylemenin sevincinin sarhoşluğuyla, kendimden geçerim ve efendim olan seni dostum diye çağırırım.

***
Bilmiyorum nasıl da şarkı söylersin efendim! Sessizce şaşkınlık içinde dinlerim seni.
Müziğinin ışığı dünyayı aydınlatır. Ezgilerinin yaşam soluğu gökten göğe koşar. Müziğinin kutsal buğusu bütün taşlı engelleri parçalar ve üzerlerinden akar.
Kalbim şarkına katılmayı arzular, fakat bir ses için boşuna çabalar. Konuşabilirim, fakat gevelemelerim şarkıya dönüşemez ve aciz içinde ağlarım.
Ah, efendim, kalbimi müziğinin sonsuz ağı içinde tutsak kıldın!

***
Canımın canı, her zaman bedenimi arı tutmaya çalışacağım, bilerek senin canlı dokunuşunun bütün uzuvlarımın üzerinde olduğunu.
Her zaman bütün sahtelikleri düşüncelerimden uzaklaştırmaya çalışacağım, bilerek aklımdaki sebeplerin ışığını yakanın sen olduğunu.
Her zaman bütün şeytanları kalbimden uzaklara sürmeye çalışacağım ve aşkımı çiçekte tutacağım, bilerek kalbimin en derin tapınağında tahtın olduğunu.
Ve bütün uğraşım seni açıklama çabalayışım olacak, bilerek senin kuvvetinin bana hareket gücü verdiğini.

***
Senden bir dakikalığına yan yana oturma hoşgörüsü diliyorum. Elimdeki işi daha sonra da bitirebilirim.
Yüzün görünmez olduğunda kalbim bilir ki dur durak yoktur ve elimdeki işim kıyısız meşakkat denizinde sonsuz zahmete dönüşür.
Bugün yaz iç çekiş ve mırıldanmayla pencereme geldi ve arılar çiçekli korunun avlusunda kendi ezgilerini çalıyorlar.
Şimdi seninle yüz yüze sessizce oturmanın zamanı, bu sessizlik ve coşkun avarelikte yaşamı adayışın şarkısını söylemenin.

***
Bu küçük çiçeği kopar ve al, erteleme. Boynu bükülüp tozlu toprağa düşecek diye korkuyorum.
Belki senin çelenginde bir yer bulamayacak, fakat ellerinin dokunuşunun vereceği bir acıyla onurlandır ve kopar onu.
Farkına varmadan önce günün sona ereceğinden ve sunma zamanının geçeceğinden korkuyorum.
Rengi parlak, kokusu çok baygın olmasa da, bu çiçeği hizmetine al ve henüz vakit varken kopar onu.



Onca Yoksulluk Varken



 Bence, en iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiç bir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler. Yoksa dürüst olmazlardı.

Hiç bir zaman da farklı olmaktan başka bir şey yapmayacağım.

Yaşam dediğin sürekli bir paniktir.



Dört Anlaşma

Acı çekme bağımlılığı, uygulamalı bir anlaşmadan başka bir şey değildir…

Sizin benimle ilgili düşündüklerinizin, benim için bir önemi yoktur. Sizin düşüncelerinizi ben kişisel algılamam. İnsanlar, “Miguel, sen iyisin” dediklerinde de kişisel algılamam, “Miguel sen en kötüsün” dediklerinde de kişisel algılamam.

Siz mutluyken bana ”Miguel, sen bir meleksin” diyeceğinizi bilirim.Ama bana kızgın olduğunuzda “Oh Miguel, sen şeytanın tekisin! Çok kötüsün. Bu tür şeyleri nasıl söyleyebilirsin?” dersiniz.

Her iki halde de söyledikleriniz beni etkilemez. Çünkü ben ne olduğumu biliyorum. Kabul görmek, onaylanmak gibi bir ihtiyacım yok. Birisinin bana kim ve ne olduğumu söylemesine ihtiyaç duymuyorum.

Hayır, hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum.Sizin bakış açınız, sizin dünyanızı yansıtır. Siz kendinizle uğraşırsınız, benimle değil. İnanç sisteminiz doğrultusunda oluşturduğunuz fikirleriniz, daima kendinizle ilgilidir, benimle değil.

Bana, ”Miguel, söyledikleriniz beni incitiyor” da diyebilirsiniz. Ama sizi inciten benim söylediklerim değildir. Söylediklerim sizin yaralarınıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz.

Sizi incitmiş olduğumu da kişisel algılamam. Ben size inanmadığım ya da güvenmediğim için değil, sizin dünyayı farklı gözlerle, kendi gözlerinizle gördüğünüzü bildiğim içindir. Filmin tümünü zihninizde yaratan sizsiniz.

Bu filmde yönetmen de, yapımcı da, başrol oyuncusu da sizsiniz. Diğer herkes yardımcı oyuncudur. Bu sizin filminiz.

Filminizi yaşamla yaptığınız anlaşmalara uygun olarak yaratırsınız. Sizin bakış açınız sizin için kişiseldir. Sizin bakış açınız sizin gerçeğinizdir, başka hiç kimsenin değil.

Bu yüzden bana kızdığınızda , kendinizle uğraştığınızı bilirim. Ben size kızmanız için bir mazeret olurum. Kızarsınız çünkü korkuyorsunuz, çünkü korkularınızla uğraşıyorsunuz.

Korkularınız yoksa bana kızmanız da mümkün değildir. Korkularınız yoksa benden nefret etmeniz de mümkün değildir. Korkunuz yoksa kıskanç ya da üzgün olmanız da mümkün değildir.

Korkusuz yaşadığınızda , sevgiyle yaşadığınızda bu tür duygulara yaşamınızda yer yoktur.

Bu tür duyguları hissetmediğinizde, doğal olarak kendinizi iyi hissedersiniz. Siz kendinizi iyi hissettiğinizde etrafınızdaki herşey de iyidir. Etrafınızda herşey iyi olduğunda, bu size mutluluk verir.

Etrafınızdaki herşeyi seversiniz, çünkü kendinizi seviyorsunuz. Çünkü olduğunuz gibi olmaktan hoşnutsunuz. Çünkü kendinizle doyumlusunuz. Çünkü hayatınızdan memnunsunuz. Yarattığınız filmden memnunsunuz. Yaşamla yaptığınız anlaşmalardan memnunsunuz. Huzurlu ve mutlusunuz.
Toltek Bilgelik Kitabı