31 Ağustos 2014 Pazar

Beyaz Zambaklar Ülkesinde




 Gerçekten de , kahraman büyük insandır ; şimşektir. Ancak Halk kitleleri de balçık yığını ya da kuru ot tınazları değildir. Onlar şimşeği meydana getiren bulutlardır. Bulut elektrik yüklüyse , şimşek çakar. Eğer bulutta elektirk yoksa şimşek hiç çakmaz... Bulut sadece su buharlarının yoğunlaşmış hali olarak kalır. Halk da böyledir: Eğer içinde büyüklük ve kahramanlık varsa , halkın arasından büyük insanlar, kahramanlar çıkar. Eğer halk kitleleri soğuk ve rutubetli bir buhar yığını ise, hiç bir güç ondan şimşek çıkaramaz.



Ülkenin Uçurumu

Adamın gülüşü kirli, duruşu külhan
Adam durmadan konuşuyor, boğazında boğum yok.
Adamın başında alkışlardan bir duman
Adamın parası var, adam haklı her zaman.

Adamın zarı hep kâr, çuhasında hırs
Adamın boyu aptal, parmakları kurnaz.
Adam bir giysi biçmiş halkın yufka kumaşından
Adamın elinde Devlet bir altın makas.

Adam siyaset loncasının pervasızlık piri
Adamın gücü arsızlık, erdemi partisi.
Adam demeçler veriyor gazino ağzıyla yılık
Adamın yükselişi ülkenin uçurumu...


1993
Bütün Mevsimler Güz


Çocukluğun Soğuk Geceleri



Yeniden Akdeniz...
“Toroslar'ın ardından doğacak güneşle bürüneceği renkleri bekliyorum. Güneş, dağları mor, mavi, yeşil, lacivert, kahverengi, koyulu açıklı tüm renklere boyayacak. Güneş, renklerini dağlara yansıtarak doğacak. Dağ sıraları arasındaki vadilerden kalkacak pus, tepelere doğru yükselecek. Günün uzantısında yitene dek. Belki de gün boyu puslu kalacak Toroslar. Sıcak ovanın, pamuk tarlalarının, antik kentlerin gerisinde.
Henüz koylar sessiz. Köy yavaş yavaş uyanmaya hazırlanıyor. Bu topraklarda güneş hep böyle doğdu. Gün bitiminde denizin, yeşil mavi denizin içine sönmüş, ama kızıllığını koruyan, yuvarlak bir ateş gibi battı. Sıcak Akdeniz akşamlarında. Geçmiş ve gelecek zamanların akşamlarında. Başka insanların, başka uygarlıklar yaşadığı, yaşayacağı çağlarda. Güneş ısıttı, ısıtacak gökyüzünü. Sahildeki kumları. Verimli ovayı. Geceleri yıldızlar bürüyor gökyüzünü. Eski çağlarda belki kumsalda da sevişti insanlar. Dalgaları ayaklarının altında duydu. Ben, ya da başkası böyle yaşadı Akdeniz'i. Böyle yaşayacak. Binlerce yılın güneşini şimdi ben bekliyorum. Sabaha karşı…” 
 kaynak...mavimelek.com

Kuğunun Şikayeti


Hepsi budur; kenardaki otlar...
yüzüm hep suya bakar benim, suya dalar çıkar.
Bu göl; içinden bir ömrü geçirdiğim dünya
bu durduğum, peşimsıra büyüsün diye rüya
bu yavrular kanat açtığımız,
birbirimizin göğsüne durduğumuz filan...
Bu gördüğün göl kadar. bir de işte kenardaki otlar...

Kuğuysan, yeminliysen bir ömür bir aşka.
Diyeceğim; gitsen başka düğüm kalsan başka.

Ama vardı gidenler, onlarda gördüm;

her gidende seyreklikti, bir şey, uçtun da orda ne gördün !
gitmemeyi seçtim ben, kaldım üst üste, kördüğüm.

Öğrendiğim; bir kuğu yeminliyse aşka ömrü gibi
göldür bütün dünya, bitmez boynun eğriliği.



İnkar

Attığın her adımda, uğruna yola çıktığın her davanın sonunda ne olabileceğini düşünmeden ilerlemeye devam etmelisin.
Yalnız olması gerekenler oluyor ve olacak. Olmadıysa da henüz, olacaktır nasılsa… Hangi seçeneği tercih edersen et, karar senin ve o yol üzerinde yönlendirileceksin. Yazgını sevmek ya da onu değiştirmek yerine sen kendi yazgını bul, oku ve uygula… Bu, şu veya o yolun elbet bir devamı var. Onu kestirmek sana düşmüyor; sen sadece
yaşamakla yükümlüsün.
Tercihen “mutluluğu” arayarak yaşamakla… Unutma ki, olan bitenin olduğundan başka türlü olma ihtimali yoktu.
O yüzden keşkelere sığınma.
 

Güneş hiç bir zaman batmıyor, hep aynı sıcak ve ışıl ışıl; dönen, sönen ve karanlıkta kalan bizleriz. Güneş karanlığı tanımaz. Ay da güneşsiz parlamaz. Ya hasat vakti gelince? Buğday mı yeşerir yoksa yeşerdiğinde mi hasat zamanı gelmiştir?

Bu satırları okuyup ta Mutlak Hakikati sorgulayan herhangi birine verilecek tek bir cevap vardır. Tanrının varlığını
sorgulamak yerine kendi varlığını sorgula. Çünkü sorgulamak şüphe etmektir. Şüphe içinde Mutlak Güven bulunmaz.
Güven olmayınca da teslimiyet olmaz… Bil ki sen yoksun. Bunu hakikaten anladığında yalnız senin var olduğunu,
Tek olduğunu, tüm evrenin senin etrafında döndüğünü ve senin merkez olup her canlının sadece sana hizmet etmek
ve senin de onlardan menfaat beklemek için burada olduğunu göreceksin. Çünkü “O” gökler üstündeki sayısız suların
üzerinde her yerdedir…

Cenneti hakikaten bulmak istiyorsan cennetin kendisi olmalısın! Ben kendimi sevmeliyim ki başkalarını da seveyim.
Ben kendimi tanımalıyım ki başkasını da tanıyayım. Ben kendimi anlamalıyım ki başkalarını da anlayayım. Ben her
şeyi kendim için yapanım ve kendim için yapmalıyım. Ben kendim için giden olmalıyım… Bunu da ne zaman yapmalıyım?
Bugün, şimdi ve hemen.
Ben hem her şeyim hem her şey Benim ve Ben’im diyebilmelisin.

Hemen her gün yasak ağaçların meyvelerinden bizlere sunuluyor. Duruma göre ya yiyor ya dokunmuyoruz…
Ya da yiyip inkâr ediyoruz. Vazife ve yükümlülüğümüz, tüm neslimize ilham vermek ve pişmanlık yolunda adım
atmalarını sağlayıp, Allah’ın arabası haline gelip önde yürümektir. Ruhla bedeni bir, suyla kabını da aynı tutmalıyız.
Bizler her insanın içinde mevcut olan potansiyeli ve doğuştan yapmak üzere meyilli olduğu fırsatları gerçekleştirmesinden sorumluyuz…

İşin doğrusu hepimiz, herkesten, her şeyden, olan bitenin tümünden sorumluyuz. Hiç tanımadığım bir ülkenin
bilmediğim bir şehrinde daha önceden görmediğim birisi açsa, ya da uzak bir diyarın adı sanı bilinmeyen bir
yerinde cahil birisi varsa hepsinden ayrı ayrı ve birlikte ben sorumluyum, siz de aynen öyle. Her gece cebimde
fazladan duran madeni para bir başkasının fakirliğine sebep oluyor, her tok karnına yediğim lokma bir kişinin
açlığına sebep veriyor. Hayatı her gün son gün gibi değil tek gün gibi yaşarsak o zaman herkesin, her şeyin
kıymetini biliriz.Çünkü gördüğümüz dünya tek ve Tek Bir Allah var. Maalesef İsmi ve Tekliği Bir değil!
Ayakta uyuyorsun, uyuduğundan dahi haberin yok! Öldüğünde mezarından uyanacak ve her şeyin bir rüya olduğunu
anlayacaksın… Aynı, rüyanda ölünce yatağında gözlerini açıp uyandığın gibi…

Bu âleme gelenlerin ilk tepkileri çok ilginçtir. Akıl ve idrak, inkârla ikrar, evvel ve ahir, zahirle batın, bilgeyle sersem,
beden ve ruh, insanla melek kavramları birbirine girer, karışır. Sebat et hele anlayacak, hatırlayacaksın her şeyi…

Bir şeyin var olduğunu ancak o yok olursa anlarız, yazık değil mi? Biz de yok olmadığımıza göre demek ki var
değiliz; yok’uz.Sen, ben veya o diye bir şey yok. Varlığının bireysel olduğunu, sonsuz Tek’ten bağımsız olduğunu
sandığında bil ki rüyadasın,
hayal dünyasındasın. Yoksun!

Aklı olanın düşleri yoktur, gözleri açık rüya görmezler fakat yine de yaşarlar. Acıları ve neşeleri bir haldir, düşüncedir,
süreçtir. Onlar kafalarına giren binlerce düşünceyi dahi kontrol etmek çabasında olan insanlardır. Olumsuz bir
düşünceyi çıkartıp yerine olumlu bir tanesini yerleştirmeyi becerebilen ender “mutlu” kişilerdir.
Onlar hep geleceğin tarihini yazmaya çabalayanlardır.

Bilmedikleri, aklın olduğu yerde kalbin olmadığı gönlün durmadığıdır. Aklı kalbinin içine yerleştirmelisin.
Anlamazlar ki zekâ, duygu ve hisleri inkâr eder, oluşu dahi anlamaz, yok sayar. Bir bildikleri vardı elbet ancak
bilmedikleri ve henüz öğrenmedikleri çok şey de vardı orası aşikâr.

Bildiklerini okumak yerine bilmediklerini okumayı deneselerdi kim bilir nerede, ne zaman, ne farklı olurdu…
O yüzden iyisi mi aklını değil akıl kullan!

Dost dediğin Bir Tek O’dur başkası yoktur. Ne yanına gelen birisi için sevin ne de gidenin arkasından üzül.
Bil ki sana yalnızca O ve zaman eşlik edecektir. Sığınacağın son kalenin O olduğunu anladığında
O’ndan başkasına da ihtiyacın olmadığını göreceksin! Dost acı söyleyince dost bildiği kişi de söz dinlemeyi bilsin!

Dikkat et, kimseye ihtiyacı olmadığını söyleyen insanların aslında herkese ihtiyacı vardır.
Kimseye değer vermiyor gibi gözüken insanlar kendilerine değer vermiyordur. Sır, her şeye sahibim ve ben
her şeyim diye kendini bilmekte yatıyor.

Yüzlerce insan çırılçıplak yaşarken, içlerinden bir tanesi kim olduğunu anlayabilmek ve unutmamak adına bir
şapka yapıp kafasına takar. Günlerden bir gün rüzgâr alır şapkasını uçurur. Bir başka adam bu şapkayı bulur ve
kendisi takar. Ormanda dolaşırken şapkalı adamı gören şapkanın ilk sahibi çok şaşırır. Adama doğru gider.
“Ben senin kim olduğunu gayet iyi biliyorum. Bilmediğim benim kim olduğum” der.

Hayat bir ritimdir. Güneşin doğuşu, yeniden doğuşu, nabzın atışı, kalbin kan pompalaması hepsi birer ritimdir.
Ritim ahenktir, uyumdur. Ritim olmazsa hareket olmaz, hareket olmazsa zaman olmaz.
Zamanın durduğu yerdeyse hayat durur sonsuzluk başlar. Zaman zihindedir; bilinçse sonsuzluktur.

Kıyaslamaya yatkın olan insan aklı en güzeli, en iyisi hangisidir diye yorar kendini. Müziğin en güzeli kafanın içinde
yankılanan, başka kimsenin duymadığı, senin kendi bestendir. Şarkıların en keyiflisi senin kendinle baş başayken
uydurduğun sözlerle mırıldandığın tınıdır. En güzel dans kimsenin seni seyretmediğini bilip de cesaretle yaptığındır.
Sırların en gizlisi havadaki bulut, topraktaki ağaç ve suyun damlalarına anlatıp unutmayacağındır.


Gururlu bir insan; ancak kendini bilen ve kendini büyük bir titizlikle sorgulayıp, küçümseyen insandır



Güven "O bunu yapmaz" demek değildir.
Güven "O bunu yaptıysa bir bildiği vardır" diyebilmektir...Eckhart Tolle


Gururlu bir insan; ancak kendini bilen ve kendini büyük bir titizlikle sorgulayıp,
küçümseyen insandır...Dostoyevski

Yıldızların arasına ağ örmeye çalışan bir örümcek çılgınlığında tek bir mumla dünyayı aydınlatmaya kalkanları severim... Jack Kerouac


Konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrar edersin.
Ama dinlersen yeni şeyler öğrenebilirsin...Dalai Lama


Aşk olmadan hiçbir ırk kendini geliştiremez. 
 Evlilik ve aşk birbirleriyle eş anlamlı değildir; tam tersine, birbirleriyle uzlaşmaz bir noktadadırlar...Emma Goldman