jean baudrillard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jean baudrillard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Ağustos 2016

Jean Baudrillard 'Simulasyonda yaşam ve tüketim'

İnsanların biyolojik olarak klonlanmasından söz ediliyor. Öyleyse zihinsel klonlamaya çoktan başlanmıştır: okul sistemimiz, birbirinin tamamen aynı insanlar üretiyor zaten...Jean Baudrillard

Extrait d’une interview dans Le Monde de l’éducation – Octobre 1999

“Dünyanın sefaleti, bir mankenin yüz çizgilerinde olduğu kadar bir Afrikalının iskelet gibi bedeninde de görülebilir. İkisi de aynı zalimliği gösterir”.
Jean Baudrillard
Extrait de Cool Memories IV – 1995-2000
 
Jean Baudrillard’ın postmodern çağımızda göstergelerin ve simgelerin karakterini ve simulasyonunu kökten sorgulaması, çağdaş eğitim uygulamalarının rolünü “koda” karşı olası bir direniş mevzii olarak görme gerekliliğine işaret eder. 

Jean Baudrillard (1929-2007) hepsi de “hiper” kapitalist çağımızın karakteri üzerine derinlemesine düşünmemize katkıda bulunan sosyoloji, kültür etütleri, medya teorisi, politik ekonomi, semiyotik ve psikanalizden oluşturduğu disiplinler arası alaşımda belirgin özgünlüğe ve içsel kavrayışa ulaşmış, şaşırtıcı ve oyunbaz bir düşünürdür. Fransız entelektüel çevrelerde uzun süredir öncü bir figür olan Jean Baudrillard, sol için klasik Marksist politik ekonominin ve toplumsal kuramın çoğu yapısalcı ve modernist görüşlerine meydan okuyacak yeni bir kuramsal çerçeve hazırlama girişimine katılmıştır. Bu yüzyılın geliştirdiği belki de en önemli felsefi hareket olan postmodernizm ve poststrüktüralizm kısmen de bu projeden kaynaklanmıştır. Kökleri Nietzsche ile Heidegger’de ve Saussure’ün dilbiliminde olan, metafiziğin yapı sökümüne dayanan ve söylem ile iletişimin karakterini göz önüne alan “dilbilimsel dönüş” yönelimi ile postmodernizm, Batı felsefesinin manzarasını kökten ve sürekli biçimde değiştirmiştir.

1929da Reims’da Fransa’da doğan Jean Baudrillard, Henri Lefebvre’in yanında sosyoloji okudu ve Mayıs 1968 öğrenci ayaklanmalarından kısa süre önce başlayarak, kargaşalı dönemlerde birkaç on yıl Nanterre’de ders verdi. O yıl da zaten ilk kitabı, insanın toplumsal ilişkilerini, nesneler aracılığıyla anlamın tüketimden çıkarsandığı süreç olarak ele aldığı bir araştırma olan ‘Nesnelerin Sistemi’ basıldı. Jean Baudrillard çağdaş deneyimin gerçek ve simule edilen karakteri sayesinde yükselen ileri kapitalizm ve teknolojinin yeni “hiper” biçiminin anlaşılmasına katkıda bulunmak istiyordu. Onun göstergelerin çoğalması ve göstergenin eşya statüsüne indirgenmesini icap ettiren “anlamın çöküşü” değerlendirmesi, gerçekliğin yitirilişi ve hiper gerçeklikle karşılaşma eşzamanlı deneyimine işaret etmektedir.

Tüketim Toplumu’nda Jean Baudrillard, tüketicinin nasıl olup da nesnenin kendisinin anlamına göre değil de, göstergelerin “kodlarına” göre alışveriş yaptığını ana hatlarıyla çizmektedir. Onun, göstergenin bir nesneye veya arkasındaki simgelenene işaret etmeyi bırakması, ama onun yerine başka göstergelere işaret etmesiyle, beraberce bağlı ama kaotik bir “kod” oluşturmaları sürecinin analizi, “gerçekliğin katli”nde en üst noktasına ulaşır. Kopma öylesine bütünlüklü, yokluk öylesine çığırtkan ve kod öylesine “totaliter”dir ki, Baudrillard “imgenin şiddeti” ve “anlamın çöküşü” bileşiminden söz eder. Politika, din, eğitim, herhangi insani girişim bu süreç tarafından süpürülüp atılmış ve emilmiştir ve de kesinkes nötralize edilmiştir; her özgürleştirici girişim, kendi zıddını yeniden üretmekte adeta suç ortağı haline gelmektedir. “Kod totaliterdir; hiç kimse ondan kaçamaz: kendi özel kaçışlarımız, her gün onun inceden inceye kolektif işlenmesine katılarak ona hizmet ettiğimiz gerçeğini yok sayamaz”. 

Jean Baudrillard’ın simüle edilenle zihinsel meşguliyeti ve “gerçek” olandan geriye ne kaldığı konusundaki köktenci sorgulamaları, onu sonunda geçenlerde, “Golf savaşı hiç olmadı” , ya da “Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin çökmesi tahayyül edilemez, ama bu onu gerçek bir olay yapmaya yetmez” gibi kışkırtıcı beyanlarda bulunmaya itmiştir.

Jean Baudrillard’ın postmodern çağımızda göstergelerin, simgelerin ve simülasyonun karakterini köktenci sorgulaması, çağdaş eğitsel uygulamaların rolünü, ‘koda’ olası bir direniş mevzii olarak yeniden gözden geçirme gereğine işaret ediyor. Eğitim, “gerçeğin katline” daima suç ortaklığı mı etmektedir?
2004
Çeviren: Tarhan Onur



12 Temmuz 2016

Jean Baudrillard "Daha çok bilginin ve daha az anlamın olduğu bir dünyada yaşıyoruz."

Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz.
*
Ne estetik ne cinsel bir inancımız var ama hala bunlara sahip olmayı öğreniyoruz ve gerçek bir felaket olmayacak çünkü sanal felaket koşullarında yaşıyoruz. Hızla çoğalan aşırı şişen ama doğuramayan bir dünyanın bulantısı bu.
*
Bütün alanlarda insan-dışını bertaraf etmeyi her şeyi insan yargılarının egemenliği altına sokmayı hedefleyen antropolojik bir bütüncülüğe doğru gidiyoruz. İnsan hakları burcunun etkisiyle hayvanları, doğayı ve bütün türleri genel olarak insanlaştırma, ahlaki bir antropoloji ve evrensel bir ekoloji kurma çabasındayız.
*
Tükenmiş sistemlerde melankoli, âni bir duyarsızlaşma ve sessizlik biçimidir. İyiyle kötü, doğruyla yanlış arasındaki dengeyi koruyabilme ya da buna benzer değerleri birbirleriyle karşılaştırma hattâ daha genelinde bir güçler dengesiyle toplumsal meydan okuma ve amaçlardan umut kesildiğinde geriye kalan şeydir. Çünkü sistem her yerde ve her zaman çok güçlüdür, yani üstün ve egemen bir konumdadır.
*
Dünyayla birlikte hepimiz canlı canlı lânetlenmiş bir simülasyon hattâ lânetlenmişten bile beter bir duyarsız caydırma evreni içine düştük. Nihilizm ise yıkım yerine açıklaması kolay olmayan bir simülasyon ve caydırma yöntemiyle bir gerçekliğe kavuşmuştur. Tarihsel açıdan bakıldığında aktif, şiddet yüklü bir hayal olan nihilizm, bir mit ve bir oyun sahnesi olma aşamasından bir saydamlık daha doğrusu yalancı bir saydamlık aşamasına geçmiştir. Öyleyse kuramsal açıdan, nihilizmden geriye kalmış bir şeyler var mıdır? Bundan böyle hiçlikle ölümün bir meydan okuma, bir amaç olarak sunulabileceği yeni bir oyun sahnesinden söz edilebilir mi?
*
Kalıntı bir birikimin sonucudur. Baskı altında tutmaysa buna tamamıyla ters ve simetrik bir yerdedir. Duygu depomuzla baskı altında tutulan duyguların zihinsel düzeyde canlandırılmasını sağlayan stok yeni ittifak alanımızı oluşturmaktadır.

Politikanın gizli kusuru neyi "Kötülük" olarak adlandırabileceğini bilemeyecek bir hale gelmiş olmasıdır...