tolstoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tolstoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Ekim 2023

Lev Nikolayeviç Tolstoy - Savaşa Karşı Yazılar

Hangi zümreden ve mezhepten olursa olsun gençlere iyi bir insan olmaları ve de yalnız insanlara değil hayvanlara bile vurmanın onları öldürmenin kötü bir şey olduğu öğretilir ayrıca insan onuruna büyük değer verilmesi gerektiği ve bu onurun da insanın vicdanına uygun şekilde davranmasından ileri geldiği söylenir. Bütün bunlar hem Konfiçyusçu Çinlinin hem Şintoist Japonun hem de Müslüman Türkün kafasına sokulur. Ama bütün bu öğretilenlerden sonra gençler askere alınırlar ve burada öğrendiklerinin tam tersini yapmaları istenir kendilerinden: Yalnız hayvanları değil insanları da yaralamaya ve öldürmeye hazırlanmaları tanımadığı insanları öldürme emrine itaat etmek üzere insan onurunu bir yana bırakmaları söylenir. Böyle bir isteğe çağımızın insanı nasıl bir cevap verebilir? Her halde şu tek cevabı: Ben bunu yapmak istemiyorum ve yapamam.

 
Tolstoy Savaşa Karşı Yazılar başlıklı eserinde yöneticiler hakkında şunları söyler: “Hükümetler en seçkin insanlardan meydana gelmiş olsaydılar, tüm halkın birkaç kişiye boyun eğmesi haklı gösterilebilirdi; oysa durum böyle değildir, geçmişte de böyle olmamıştır, gelecekte de olamayacaktır. Halka hükmedenler genellikle en kötü, en değersiz, en acımasız, en ahlâksız ve her şeyden önce en yalancı kimselerdir; ve bu bir rastlantı değildir ”.

04 Ağustos 2021

Seçme sözler

- Karar vermemiz gereken tek şey, bize verilen zamanla ne yapacağımız. (Gandalf )

- Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (Friedrich Schiller)

 -Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları. (Afrika)

-Birleşmek başlangıçtır, birliği sürdürmek gelişmedir; birlikte çalışmak başarıdır. (Amerikan )

-Fareye “aslan nedir” demişler, kediyi göstermiş. (Arnavut )

-Bir yerde küçük insanların gölgeleri büyüyorsa orada güneş batıyor demektir. (Çin )

-Kavga eden iki köpek, kurt gelince müttefik olur. (İngiliz )

-Sorun kuyunun derinliği değil, hedefe ulaştırmayan ipin kısalığıdır. (Çin)

-Oyun bitince, şah da piyon da aynı kutuya konur. (İtalyan )

-Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir. (Romanya)

-Hak yenir, ama hazmedilmez. (Yunan)

-Yatağa yattığın zaman, problemlerini elbiselerinde bırak. (Hollanda)

-Ömrünün sonuna kadar eşeğe binmektense, bir yıl ata binmek yeğdir. (Hollanda)

-Akıl insanın külahında bir çividir. Yumruk yemeden içeri girmez. (Arnavut)

-Gülerken göbeği oynamayan adama güvenmem. (Çin)

-Bir gün su içeceğin çeşmeye, çamur sıçratma. (İsrail)

-Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus)

-Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İtalyan)

-Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. (Tolstoy)

-Sonuçları değil, başlangıçları değiştirmek gerekir. (Alain/Émile-Auguste Chartier)

-Yumuşak olma ezilirsin, sert olma kırılırsın. (Victor Hugo)

-Körlerin ülkesinde tek gözlü adam kral olur. (Desiderius Erasmus)

-Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)

-Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (Friedrich Schiller)

-Başlayan her şey biter. (Seneca)

-Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan, neden bugünden başlamıyorsun. (Epiktetos)

-Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C. Bruno)

-İstemek, “istiyorum’’demek değil, harekete geçmektir. (André Maurois)

-Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (Anatole France)
  

 

22 Kasım 2019

Tolstoy - Sanat Nedir

Şunu hiç unutmamalıdır ki, sanat, bir fedakarlık abidesidir. Eğer siz fedakarlığa talip değilseniz, milyonlarca insanın ömrünü verdiği bu müesseseye katılmaya hakkınız yok demektir.

Sanatın en önemli yardımcısı ve düzenleyicisi olan eleştiri öykü kötü insanların ellerine bırakılmış ve öylesine kötü kullanılmıştır ki, bu kişiler gerçek sanatı ve sanatçıyı, zararlı birer yaratıkmışcasına dışlamışlar, kötülemişlerdir.

Sanattaki çarpıklıklardan ve yanlış uygulamalardan dolayı sanat ve sanatçılar zarar gördüğü gibi, sanat okulları da harap olmuştur. Geçmişte, sanat okullarından mezun olan sanatçılar arkadaşlarına destek olur, onların yardımına koşarlardı.

 

21 Kasım 2018

İtiraflarım - Tolstoy

Bir gün gençliğimin o on yıllık dönemini kapsayan dokunaklı ve öğretici hayat hikayemi anlatacağım. Sanırım pek çok kişi de benimle aynı deneyimden geçti. Bütün ruhumla iyi bir insan olmayı arzuluyordum. Ama iyi bir insan olmanın peşinde koşmak için çok genç*, tutkulu ve yalnız, yapayalnızdım. Bu samimi arzumu, yani ahlaki bakımdan iyi bir insan olma arzumu her dile getirişimde aşağılanma ve alayla karşılaştım. Ne zaman adi ihtiraslara teslim oldum, o zaman insanlar beni övdüler ve teşvik ettiler.
Hırs, iktidar düşkünlüğü, açgözlülük, şehvet, kibir, öfke ve intikam – bunların hepsi saygı gören şeylerdi.
Bu hırslara teslim olarak ben de büyüklerim gibi oldum ve bu şekilde onların beni onayladıklarını hissettim.
Yanında kaldığım müşfik teyzem, ki kendisi insanların en hasıdır, bana daima benim için hayatta evlenmemden daha çok istediği bir şeyin olmadığını söylerdi. ‘Rien ne [orme un juene homme, comme une liaison avec une [emme comme il [aut’: (Hiçbir şey bir erkeğin kişiliğini iyi aile terbiyesi almış bir kadınla kuracağı yakınlık kadar geliştiremez.) Teyzemin benim için dilediği bir başka mutluluk da benim emir subayı ve de mümkünse İmparatorun emir subayı olmamdı. Ama benim için dilediği mutlulukların en büyüğü benim zengin bir kadınla evlenip mümkün olduğu kadar çok sayıda serfe (tarım işçisi) sahip olmamdı.
O yılları dehşet, nefret ve de yüreğimde bir sızı olmaksızın hatırlayamıyorum. Savaşta insanlar öldürdüm ve gene öldürmek amacıyla insanları düelloya davet ettim. Kumarda kaybettim, köylülerin emeklerini çar çur ettim, onları cezalara çarptırdım, ahlakSız bir hayat sürdüm ve insanları kandırdım. Yalan, soygun, her türlü zina, sarhoşluk, şiddet, cinayet, işlemediğim tek bir suç bile kalmamıştı, ama benim çağdaşlarım beni nispeten ahlaklı bir insan olarak gördüler ve de görüyorlar. Bu şekilde on yıl yaşadım.
O dönemde kendini beğenmişliğe, açgözlülüğe ve kibre dair yazmaya başladım. Yazarken de hayatta yaptığımın aynısını yapıyordum; üne ve paraya kavuşmak için yazıyordum ve bunun için iyiyi saklamam ve kötüyü göstermem gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. Hayatıma anlamını veren iyi insan olma düşüncesine yönelik gayretlerimi aldırmazlık ve hatta şaka yollu alaya alma maskesi altında az mı giz1emeye çalıştım?! Bunda da başarılı oldum ve övgüler aldım.
Savaştan sonra yirmi altı yaşında’ Petersburg’a geri döndüm ve yazarlarla tanıştım. Beni kendilerinden biriymiş gibi karşıladılar ve pohpohladılar. Ben daha alternatiflerimi araştırmadan, aralarına girmiş olduğum bu yazarlar grubunun hayat görüşlerini benimsemiş oldum ve bu görüşler benim daha iyi bir insan olma yolundaki eski çabalarımın izlerini bütünüyle ortadan kaldırdı. çünkü bu görüşler benim sürdüğüm sefih hayatı haklı çıkaran bir kuram ortaya koyuyorlardı.
Bu insanların, yani yazar yoldaşlarımın hayat görüşleri şu şekildeydi: Genel olarak hayat tekamül etmeye devam etmektedir ve bu tekamülde en büyük rol, biz fikir üreten insanlara düşmektedir. Bu fikir üreten insanlar arasında en büyük nüfuza ise biz sanatçılar sahibiz. Bizim mesleğimiz insanlığa öğretmenlik yapmaktır. Akla hemen şu soru gelebilir: Ben ne biliyorum ve ne öğretebilirim? Bu kuralında açıklandığına göre bunun bilinmesine gerek yoktu. Sanatçı kendisi farkında olmadan öğretir, Hayranlık uyandıran bir sanatçı olarak kabul ediliyordum ve bu kuramı benimsememden doğal bir şey olamazdı. Bir sanatçı olarak ben yazıp çiziyor ve insanları eğitiyordum. Ama ne öğrettiğimi ben de bilmiyordum ve bu işin karşılığında belli bir ücret alıyor, nefis yemekler yiyor, harika bir yerde kalıyor, muhteşem kadınlarla birlikte oluyor ve mükemmel bir camianın içinde yer alıyordum. ünlü biriydim, bu da öğrettiklerimin doğru şeyler olduğunu gösteriyordu.
Sanatın anlamına ve hayatın tekamülüne olan bu inanç bir dindi ve ben bu dinin papazlarından biriydim. Bu dinin papazlarından biri olmak eğlenceli ve karlı bir şeydi. Epeyce bir süre bu inancın içerisinde doğruluğundan şüphe duymadan yaşadım. Ama bu hayatın ikinci, daha çok da üçüncü yılında bu dinin yanılmazlığından şüphe duymaya başladım ve araştırmaya giriştim. Şüphe duymama yol açan ilk sebep bu dinin papazlarının kendi aralarında anlaşamadıklarını fark etmeye başlamamdı. içlerinden bazıları şöyle diyordu: En iyi ve yararlı öğretmenler bizleriz, biz gerekli olan şeyleri öğretiyoruz, ama diğerleri yanlış şeyler öğretiyor. Diğerleri de şöyle söylüyordu: Hayır! Gerçek öğretmenler bizleriz, asıl siz yanlış şeyler öğretiyorsunuz. Ve bu şekilde birbirleriyle tartışıyor, kavga ediyor, birbirlerine küfrediyor, birbirlerini faka ve tongaya bastırıyorlardı. Aramızdaki pek çok kişi ise kimin haklı kimin haksız olduğunu umursamadan, mesleğimizi kullanarak açgözlü emellerine ulaşmayı hedefliyordu sadece. Bütün bunlar karşısında inandığımız şeylerin doğruluğunu sorgulamaya mecbur kaldım.

Dahası, bu inancın fikir babasının ilkelerinin doğruluğundan şüphe duymaya başladıktan sonra ona bağlı papazları da daha bir yakından gözlemlemeye başladım. Ve şuna ikna oldum ki, bu dine mensup olan neredeyse bütün papazlar, yani yazarlar ahlaksız kimselerdi ve çoğu eski sefil ve askerlik hayatımda tanıdıklarımdan çok daha aşağılık, kötü, değersiz kişilikte insanlardı. Ama sadece çok kutsal kişilerde ya da kutsallığın ne demek olduğunu bilmeyen insanlarda rastlanabilecek bir şekilde, kendilerine güvenleri ve kendilerinden memnun bir halleri vardı. Bu insanlardan tiksinmeye başladım, kendimden de tiksinmeye başladım ve bu inancın sahtekarlıktan başka birşey olmadığını anladım.
Ancak söylemesi tuhaftır, bu sahtekarlığı fark etmiş ve reddetmiş olmama rağmen bana bu insanların vermiş oldukları unvanı, sanatçılık ve öğretmenlik unvanını reddetmedim. Bir sanatçı olduğumu ve ne öğrettiğimi bilmesem de herkese öğretmenlik yapabileceğimi saf bir şekilde düşünüyor ve düşündüğüm gibi de hareket ediyordum.
Bu insanlarla kurduğum yakınlıktan yeni kötü huylar – anormal derecede büyük bir kibir ve ne öğrettiğimi bilmesem de, insanlara öğretmenlik yapmanın benim mesleğim olduğuna dair delice bir özgüven – edinmiştim.
O zamanları, kendirinin ve o insanların halet-i ruhiyelerini hatırlamak (gerçi o insanlardan bugün binlerce var) korkunç, üzücü ve gülünç bir şey ve bende insanın bir tırnarhanede hissedebileceği türden duygular uyandırıyor.
O zamanlar hepimiz mümkün olduğunca kısa sürede ve mümkün olduğunca çok miktarlarda konuşmamız, yazmamız ve eser yayınlamamız gerektiğine ve bütün bunların insanlığın iyiliği için olduğuna inanıyorduk, Ve binlercemiz birbirimizle ters düşerek, birbirimize küfürler ederek eserler yayınlamaya, yazmaya ve diğerlerine öğretmenlik yapmaya devam etti. Hiçbir şey bilmediğimizin farkına varmaksızın ve de hayattaki en basit soru olan, “iyi nedir ve
de kötü nedir?”e verecek yanıtımız olmaksızın, hep bir ağızdan konuştuk, birbirimizi dinlemedik. Bazen sonradan kendimiz desteklenmek ve övülmek için birbirimizi destekledik ve övdük, bazense birbirimize öfkelendik -tıpkı bir tırnarhanede olabileceği gibi-o
Binlerce işçi gece gündüz güçlerinin son damlasına kadar çalışıyor, harfleri diziyor ve posta servisinin bütün Rusya’ya dağıttığı milyonlarca sözcüğü basıyorlardı. Biz de öğretme işine devam ediyor, yeteri kadar öğretebilecek vakti asla bulamıyor ve bizlere yeterli ilginin gösterilmemesine öfkeleniyorduk.
Müthiş tuhaf bir durumdu, ama şimdi oldukça anlaşılır geliyor.
Gerçekte bizi en çok ilgilendiren konu, mümkün olan en çok parayı ve övgüyü almaktı. Bu uğurda kitap ve makale yazmak dışında bir şey yapamazdık. Biz de kitaplar ve makaleler yazdık. Ancak böylesi faydasız bir işi yapabilmek ve çok önemli insanlar olduğumuza emin olabilmek için faaliyetlerimizi haklı çıkaran bir kurama ihtiyacımız vardı. Kendi aramızda bu kuramı geliştirdik: “Var olan her şey akılla açıklanabilir. Var olan her şey tekamül eder. Ve her şey kültür yoluyla tekamül eder. Kültürün ölçütü ise kitap ve gazete tirajlandır, Bizlere bir ücret ödeniyor ve saygı gösteriliyor, çünkü bizler kitap ve gazetelere yazılar yazıyoruz. Bu yüzden de insanların en faydalısı ve en iyisi biziz.” Hepimiz aynı fikirleri paylaşıyor olsaydık bu kurama bir diyeceğimiz yoktu, ama içimizden herhangi birisinin söylediği bir fikir tamamen zıt bir fikirle karşılaşıyordu. Aslında bu durum karşısında enine boyuna düşünmemiz gerekirdi. Ancak biz bu durumu görmezden geldik; insanlar bize para ödemeye ve de bizim tarafımızda olanlar bize övgüler düzmeye devam ettiler. Bu yüzden de herkes kendisini haklı gördü zaten.
Şu an apaçık görebiliyorum ki bütün bu olanların bir tımarhanedekinden hiçbir farkı yokmuş, ama o zamanlar bunu ben sadece belli belirsiz sorguluyordum ve bütün deliler gibi ben de kendim dışındaki herkese deli diyordum.

Tolstoy-İtiraflarım


21 Şubat 2016

Tolstoy şu cevabı verir : Gorki! Ben ispinoz kuşu değilim ki her zaman aynı türküyü söyleyeyim. İnsan kalbinin bin türlü nağmesi var. Bugün de başka bir nağmemi terennüm ediyorum…

Bir gün Tolstoy ile Maksim Gorki Kırım’da gezinirlerken Tolstoy bir kuşun ötüşünü duyar. Kuşu merak ettiğini hisseden Gorki, Tolstoy’a daha bu ne kuşudur dedirtmeden ispinoz olduğunu söyler. İspinozun hep aynı öttüğünü de sözüne ilave eder...Sonra filozofiye dalıverirler. Tolstoy bir husustaki görüşlerine muhalif şeyler söyler. Oysa daha önce farklı düşünmüş farklı söylemiştir. Bu farklılığı gören Gorki hemen soruverir; Üstad! Önceleri böyle düşünmüyordun, farklı düşünüyordun. Oysa görüyorum ki şimdi yeni şeyler söylüyorsun. Kendinle çelişmiyor musun? 

Tolstoy şu cevabı verir : Gorki! Ben ispinoz kuşu değilim ki her zaman aynı türküyü söyleyeyim. İnsan kalbinin bin türlü nağmesi var. Bugün de başka bir nağmemi terennüm ediyorum… 

 

01 Haziran 2014

Tolstoy "Bir insanın değeri bayağı kesre benzer: Pay gerçek değerini gösterir, payda kendisini ne zannettiğini. Paydanın değeri arttıkça kesrin değeri azalır."

 
 -Ana-babaların, yöneticilerin ve öğretmenlerin çocuklara Teslis, Bakire Meryem, İndralar, Trimurti, Budalar, Muhammed'in göğe yükselmesine dair çağdışı ve akla sığmaz öğretiler yerine, sade gerçekleri, bütün dinlerin herkesçe paylaşılan taraflarını, insandaki tanrısal ruhun metafizik özünü ve kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa başkalarına da öyle davranması gerektiği biçimindeki kılgısal yasayı öğretmeleri seçilmelidir.
   - Benim teorim şöyle: Savaş bir yandan o kadar hayvanca, zalimce ve korkunç bir iştir.
  -  Bir insan acı duyarsa canlıdır. Başkasının acısını duyarsa insandır.
   - Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.
   - Bir insanın bir ömür boyu seveceğini söylemek bir mumun ömür boyu yanacağını iddia etmekle aynı şeydir.
   - Bir insanın değeri bayağı kesre benzer: Pay gerçek değerini gösterir, payda kendisini ne zannettiğini. Paydanın değeri arttıkça kesrin değeri azalır.
    -Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.
   - Düşünmeyi öğrenebilmiş bir kimse, hiç bir şeye körü körüne inanmaz!
-Bir yazarın içinde daima iki kişi olmalıdır: Yazar ve eleştirmen.
-Bir yazarın içinde daima iki kişi olmalıdır: Yazar ve eleştirmen.
-Biz hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz.
   - Bizim mantık evliliği dediğimiz şey her iki tarafın da gençlik çılgınlıklarında bulunup iyice kurtlarını döktükten sonra yapılan evliliktir...
   - Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.
       - Değişik çevirisi: Mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz ailelerin ise her biri farklıdır.

-Bütün zamanların en güçlü savaşçısı şu ikisidir: Zaman ve sabır.
   - Bütün zamanların en güçlü savaşçısı şu ikisidir: Zaman ve sabır.
   - Cahil ile tartışırken söyleyeceğin her söz, ateşe atılmış birer odundur aslında…
   - Cahilde eksik olan akıl değildir, o kurnazdır; eksik olan ahlaktır.
   - Evliliğe kutsallık veren, aşktır.
   - Hayat her şeydir. Hayat Tanrı’dır.
   - Hiç kimse hiçbir zaman Tanrı’yı görmüş değildir.
    -Her din kendini över. İnsanlar da, gözleri açılmamış enikler gibi, biri şuna, öteki öbürüne koşup durur. Dinler sürüyle, ama vicdan denilen şey bir tanedir. Sende de, ötekinde de var. O halde herkes kendi vicdanına inansın, o zaman hepimiz birleşmiş oluruz. Birlik, herkesin kendi başına olmasından doğacaktır.
    -Fakat insanlar sistemlere, bazı soyut kavramlara o denli bağlıdırlar ki, sadece mantıklarını haklı çıkarmak için gerçekleri göz göre göre değiştirmeye, gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamaya razıdırlar.
   - Mezbahalar var oldukça savaşlar sürecektir.
    -Gerçek aşk daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir.
    -Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.
   - Hayat bizi resmen dört işlemle sınar; gerçeklerle çarpar, ayrılıklarla böler, insanlıktan çıkarır ve sonunda topla kendini der.
   - Hayatta unutamayacağımız en büyük pişmanlık, pişman olurum diye yapmadıklarımızdır.
   - Her şey beklemesini bilen kişiye kendiliğinden gelir.
   - Her zaman kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız, çünkü o ses hiçbir zaman yalan söylemez...
-Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
  -  İçim nefretle dolu, öcümü alacağım.
   - Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.
    -İnsan et yemeden yaşayıp sağlıklı olabilir; o nedenle et yerse, sırf iştah için hayvanların öldürülmesinde payı olur. Ve böyle davranmak ahlaksızlıktır.
-İnsana aklı, dertlerinden kurtulması için verilmiştir.
   - İnsanlar, aşk üzerindeki görüşlerini değiştirmelidir. Kadınla erkek, cinsel aşkı şimdi olduğu gibi şiir havasına büründürmekten kaçınmalıdır. Bunun yalnızca insanı alçaltan hayvanca bir iş olduğu kabul edilmeli.
   - İnsanlar çok değişti; dikkat etmek lazım. Biriyle el sıkıştıktan sonra, beşi de yerinde mi diye parmaklarını saymak zorundasın.
   - İnsanların çoğunluğu onu yapıyor diye, yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
-İnsanlar nasıl konuşulması gerektiğinin dersini alırlar; ama en büyük bilgi, nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir.
-İnsanlar nasıl konuşulması gerektiğinin dersini alırlar; ama en büyük bilgi, nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir.
   - İnsanlar seni, istedikleri kadar bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin?
   - İnanç insana söylenmiş olan şeylerin kabul edilmesi değildir.
   - İnançlı insanı iyi bir insandan daha değerli gören tüm öğretiler sahtedir.
   - Kadın, erkeği kılıçsız zapt eder ve ipsiz bağlar.
   - Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir.
   - Kadının sakladığı biricik sır, yaşıdır.
   - Kadınlardan uzak dur.
    -Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötü insandır.
   - Kıskançlık, insanı alçaltan ve küçülten bir duygudur.
   - Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.
    -Tanrı varoluştur.
    -Menfaat karşılığı yapılan iyilik, iyilik değildir. İyilik, sebep ve netice zincirinin dışındadır.
    -Mutluluğu ihtiraslarda değil kendi yüreğinizde arayın. Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.
-Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur.
   - Müzik duygunun kısaltılmış halidir.
    -Nasıl kafa sayısı kadar düşünce varsa, kalp sayısı kadar da sevgi çeşidi vardır.
    -Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için, güneşin doğduğunu sanırlar.
    -Putperestlik paganizm ve büyücülük gibi bir din değil, olsa olsa bir dinin yozlaşmış şeklidir.
    -Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip olamadıklarıma ise hiç üzülmeyerek. Mutluluğu başka yerde değil, kendi yüreğinizde arayın. Huzurun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.
    -Savaşın kaçınılmaz bir şey olduğunu söylüyorsunuz. Öyleyse savaşı tavsiye edenlerin hepsini cephenin en öndeki hatlarına sürün. Onlar en önde savaşsınlar.
    -Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur.
    -Sakın ahlak kurallarını çiğnemeyin çünkü öcünü çabuk alır.
- Sen yalan içinde yaşıyorsun, ben hakikatte iddiası, bir insanın ötekine söyleyebileceği en acımasız sözdür.
    - Sen yalan içinde yaşıyorsun, ben hakikatte iddiası, bir insanın ötekine söyleyebileceği en acımasız sözdür.
    - Sıkılgan insanların kaygısı, haklarında verilecek yargıyı bilmemekten ileri gelir. Bu yargı ne olursa olsun, tümüyle anlaşılınca, kaygı da diner.
    - Sıkıntı sürecinde olgunlaşan, düşünceyle yoğunlaşan, emekle hazırlanan ve en iyiyi vermeyi amaçlayan faaliyete sanat denir.
   - Ümit, uyanık insanın rüyasıdır.
    - Zor zamanlar geçiriyorsanız, sevdiklerinizi kaybetmekten dolayı acı çekiyor ya da gelecekten korkuyorsanız, hayatın sadece şimdiki zamandan mevcut olduğunu aklınızdan çıkarmayın, tüm düşünce ve hatıralarınızı şimdiki zamana yöneltin. Böyle yaptığınız takdirde, geçmişe ait tüm acılarınız, geleceğe dair tüm endişeleriniz yok olur gider, mutluluğu ve özgürlüğü duyumsarsınız.

29 Nisan 2014

Tolstoy - Diriliş

Yüz binlerce insan avuç içi kadar bir yere toplanıp, üst üste yaşadıkları toprak parçasını çirkinleştirmek için var güçleriyle çalışmış olsalar; üzerinde hiç bir şey yetişmesin diye her yanma taş dikmiş, filizlenen her otu kökünden koparmış, havayı taş kömürü, petrol yakarak ellerinden geldiğince kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm hayvanları, kuşları uzaklaştırmış olsalar bile gene de ilkbahar ilkbahardı kentte bile Güneş pırıl pırıldı gökyüzünde. Çimenler yalnız bulvar yeşilliklerinde değil, koparılıp atılmadıkları her yerde, kaldırım taşlarının arasında bile boy atıyor, yeşeriyordu. Kayın, kavak, akdiken ağaçları hoş kokulu, taptaze yapraklar açıyor, ıhlamur ağaçlarının tomurcukları patlıyordu.  Kargalar, serçeler, güvercinler ilkbaharın verdiği neşeyle yuvalarını yapmaya başlamışlardı bile. 

13 Ekim 2012

Diriliş - Tolstoy


 Hayatta her,birimiz bir işi yapmak için, bu işin yararlı, önemli '. olduğuna inanmak isteriz. Bu nedenle bir insanın durumu ne olursa olsun, toplumsal hayal hakkında üstleneceği düşünce, yapmakla olduğu işin önemli, yararlı olduğuna kendisini inandıracak biçimde olacaktır. Mesela biz, hırsızların, katillerin, casusların, kötü kadmların mesleklerini beğenmediklerini, bu yüzden utanç duyduklarını zannederiz. Oysa iş hiç de öyle değildir. Kaderlerinin, işledikleri hatanın yönlendirmesiyle herhangi bir duruma düşen kişiler, bu durum ne denli küçük düşürücü olursa olsun, yaşam konusunda hemen yeni bir görüş ediniverirler. Böylece yeni durumları kendilerine çok yararlı, çok saygıdeğer görünür. Ustalıklarıyla övünen hırsızları, ahlaksızlıklarıyla övünen fahişeleri, zalimlikleriyle övünen katilleri görünce şaşırırız. Bu şaşkınlığı biz, bu insanların çevrelerinden olmadığımız için duyarız. Oysa bir bakıma onlara hak vermemiz gerekir. Gerçekten de zenginler varlıklarından -yani vurgunlarından-, güçlü insanlar da güçlerinden -yani zorbalıklarından-gurur duymazlar mı?..

 Diriliş

Bireysel vicdanın uyanışını anlatırken hukuk sisteminin adaletsizliğini, imkânsız bir aşk öyküsünü resmederken Hıristiyanlığın kalıplaşmış yanlışlarını ele alan Diriliş, Tolstoy’un hem bireyi hem toplumu eleştirdiği en acımasız romanıdır.

Zengin ve yakışıklı bir Rus prensi olan Nehlüdof, halalarının hizmetindeki güzel köylü kızı Katyuşa’yı baştan çıkardıktan sonra bırakıp gider. Bir sonraki karşılaşmaları, yıllar sonra bir mahkeme salonunda olur: Katyuşa kötü yola düşmüştür ve adam öldürmek suçuyla yargılanacaktır. Katyuşa’nın durumundan kendini sorumlu tutan prens, vicdanının ezici baskısıyla baştan ayağa değişecek, yaşadığı dünyaya farklı gözlerle bakmaya başlayacaktır. İnsan ruhunun, vicdanının, inancının ve 19. yüzyıl Çarlık Rusyası’nın gerçekçi bir portresini çizen bu başyapıt, Tolstoy’un ateist ilan edilmesine ve 1901 yılında Kilise’den aforoz edilmesine sebep olmuştur. 
 
“Ne büyük bir sanatçı ve ne büyük bir psikolog!”
GUSTAVE FLAUBERT