27 Kasım 2015 Cuma

Cumhuriyet'e sert eleştiri



Oray Eğin gazeteyle ilgili cemaat iddialarını kaleme aldı.
Sözcü gazetesi yazarı Oray Eğin, Cumhuriyet gazetesiyle Gülen Cemaati'nin arasında yakınlaşma olduğu tezini bugünkü köşesine taşıdı.

Eğin, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Avukat Akın Atalay, yazar Hikmet Çetinkaya ve Leyla Tavşanoğlu gibi isimlerin bu yakınlaşmayı desteklediğini söyleyerek, "Bir, bugüne kadar hiçbir şeyin tesadüfen olduğunu görmedim. İki, ilkeden söz edilecek son yer medya ve politika" diye yazdı.

İşte Oray Eğin'in Cumhuriyet gazetesine ilişkin köşe yazısı:
 Akın Atalay ilkesel olarak Cemaat operasyonlarına çok tepkili

"Cemaat medyasına ve şirketlerine el konulmasına Cemaat mensupları dışında en çok üzülen iki insan kim dersiniz? Kemal Kılıçdaroğlu ve Akın Atalay.

Koza-İpek grubuna destek için tutkulu tweet’ler atan Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Atalay, Cemaat’e olan sempatisi ayyuka çıktığından Zaman Gazetesi baskınından sonra “Beni yaftalayacaklar yine, oysa benim derdim ilke, demokrasi” diye kendini savundu.

Oysa Cumhuriyet’in Cemaat’le giriştiği nikahsız ilişki ortada. Daha önce Taraf Gazetesi’ni kendi sızıntılarının taşeronu olarak kullanan bu gizli yapı, MİT TIR’ları haberinde olduğu gibi belgeleri servis etmek için artık Cumhuriyet’i seçti. Cumhuriyet, sadece Cemaat’in belgelerine değil, tweet’lerine de epey bel bağladı: İnternet troll’ü Fuat Avni’nin hiçbir dayanağı olmayan manipülasyonları filtre edip doğrulatmadan sürmanşetlere taşındı.

Cemaat hatırası: Hikmet Çetinkaya ve Erkam Tufan Aytav
Seçim öncesi Cemaat bütün medyayı etkisi altına alıp kendisine yönelik yaklaşan tehlikeyi genellemeye çalışıyordu. Nitekim, bu konuda çok başarılı oldu. Zeynep Oral gibi saf ve iyi niyetli Cumhuriyet yazarlarında bile “Sırada Cumhuriyet mi var” korkusu oluştu. Aynı Cemaat, yurtdışında da Erdoğan’ın özgür basına tahammülsüzlüğünden faydalanarak kendisini mağdur ilan etmeyi başardı. Freedom House’un son Türkiye raporunda basına yönelik baskılarla ilgili verilen neredeyse bütün örnekler Cemaat’e ait.

Oysa hepimiz biliyoruz ki Erdoğan’ın Cemaat’le mücadelesi basın özgürlüğüyle ilgili değil; devlet içi bir hesaplaşma bu… Ancak “Sıra size gelecek” korkusu yerleşti. Mesajı Fuat Avni dolaşıma soktu, Akın Atalay ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi inandırıcı ve tarafsız görünen figürler de inandırıcılık kattılar.

Leyla Tavşanoğlu da Pensilvanya ziyaretçilerinden
Fethullah Gülen ve Cemaat gerçeğini Türkiye’nin öğrenmesinde Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya’nın katkıları tartışılmaz. Ama aynı Çetinkaya 2011 yazında, Cemaat operasyonuyla gazeteciler hapse atılalı sadece bir kaç ay olmuşken, gidip Gazeteciler Yazarlar Vakfı’yla kolkola girdi. Sadece gazetecilik ziyareti miydi? Sonrasında gelen süreçte Cumhuriyet Vakfı’nda dinamiklerin baştan aşağı değişmesi, Akın Atalay adlı avukatın gazetenin başına geçmesi, Alev Coşkun gibi Atatürkçü kesimin de tasfiye edilmesine ve Fuat Avni’yi manşet yapan Cumhuriyet’e gelinme sürecine tesadüf diyelim, peki.

Gazeteciler Yazarlar Vakfı’ndan Erkam Tufan Aytav anlatıyor: “Hikmet Çetinkaya’ya ‘Gülen Hareketi Türkiye için bir tehlike mi?’ diye sormuştum. ‘Hayır’ demişti. ‘Ben tehlike olarak görmüyorum’ demişti.”

Bir başka Cumhuriyet yazarı Leyla Tavşanoğlu da “Ben de görmüyorum” demişti Pennsylvania’da Fethullah Gülen’le 2.5 saat görüşüp döndükten sonra. ‘Off the record’ olduğu için de Cumhuriyet’te bir Gülen röportajı okuyamadık. Acaba Ferhat Boratav gibi ‘kalem-saat’ hediyesi aldı mı; kimse merak etmemiş. Eklemek zorundayım: Tavşanoğlu’nun ABD ziyareti ‘yönetim’ onaylıymış…

Aynı yönetim Cemaat ziyaretine onay veriyor, ama geçtiğimiz hafta Bedri Baykam’ın CHP’yi eleştiren bir yazısını yayınlamıyor. Baykam’ın CHP’yle bağını bilmeyen yok, zaten haftada bir yazıyor, ama çok uzun zamandır yazıyor Cumhuriyet’te. Partiyle bağı nedense şimdiden sorun oldu yönetimde.

En basit çözüm yazının altına “Bedri Baykam CHP üyesidir” diye bir not koymak; yazı yine yayınlanırdı. İlkeden söz edeceksek eğer… Cemaat’in susturulmasına ilkesel tepki veren Cumhuriyet yönetiminin, Baykam’ın ifade hakkını ilkeleriyle engellemesi…

Baykam’ın bir başka özelliği de Atatürkçülüğü; yeni Cumhuriyet için de, yeni CHP için de sanırım dozajı fazla bir Atatürkçülük. Cumhuriyet’te Ahmet İnsel’in, CHP’de Eren Erdem’in falan yanında eski moda kalıyor olmalı.

Cemaat’in hapse attığı, hatta dizide idam ettiği Yalçın Küçük’ün CHP’yi Gülenci olmakla itham ettiği, isim vererek Erdem’i işaret ettiği bugünlerde CHP milletvekilinin onu davalarla susturmaya çalışmasına da tesadüf diye inanalım, değil mi? Doğrusu ben inanmasına inanacağım. Kemal Kılıçdaroğlu ve Akın Atalay’ın demokrat duruşu ve ilkeleri karşısında kendimden utanmaya da hazırım.

Ama ufak bir sorun var.

Bir, bugüne kadar hiçbir şeyin tesadüfen olduğunu görmedim. İki, ilkeden söz edilecek son yer medya ve politika."



26 Kasım 2015 Perşembe

Her dost

Her dost içimizdeki bir dünyayı temsil eder; onlar gelene dek belki de henüz doğmamış olan bir dünyayı. Ancak bu buluşmayla doğar yeni bir dünya…

Anais Nin


23 Kasım 2015 Pazartesi

Sanatkar el öpmez sanatkarların eli öpülür.

ANISINA
Ünlü sanatçı Vasfı Rıza Zobu anlatır...
Atatürk turnedeki İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarına Ankara’da bir davet verir. Sanatçılar ayrılırken Reşit Galip, Atatürk’e:
- Paşam müsaade ederseniz ayrılırken elinizi öpmek istiyorlar, diyor.
Atatürk, “Hayır” diyor, şaşıran sanatçılara hitaben o ünlü sözleri söylüyor:
“Hayır olmaz. Sanatkâr el öpmez, biz hepimiz mebus oluruz, vekil oluruz, hatta reisicumhur oluruz ama hiçbirimiz sanatkâr olamayız...” Ve sözü noktalıyor:
“Sanatkar el öpmez sanatkarların eli öpülür.”
Melih Aşık 

 

20 Kasım 2015 Cuma

Çocuk Ne Yaşıyorsa Onu Öğrenir


Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse; Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse; Kavga etmeyi öğrenir. 
Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa; Sıkılıp, utanmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse; Kendini suçlamayı öğrenir.
 Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse; Sabırlı olmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse; Kendine güven duymayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse; Takdir etmeyi öğrenir. 
Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse; Adil olmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse; İnançlı olmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse; Kendini sevmeyi öğrenir. 
Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse; Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir...Dorothy Law Nolte 

Çeviri: Doğan Cüceloğlu 

Hayatınızın şarkısını size kim hatırlatıyor?


Her kültürde olduğu gibi Afrika kabilelerinin de birbirinden farklı gelenekleri, adetleri vardır. Bazı Afrika kabilelerinde bir kadın hamile olduğunu anladığı zaman, birkaç arkadaşı ile birlikte yabani çayırlara gider ve orada çocuğun şarkısını duyana kadar dua eder, meditasyon yaparlar. Çünkü inanırlar ki; her ruhun yaşam amacını ifade eden kendi titreşimi vardır. Hamile kadın şarkıya uyumlandığı zaman, hep birlikte onu yüksek sesle söylerler. Sonra kabileye döner ve o şarkıyı herkese öğretirler. Çocuk doğduğu zaman, cemiyet toplanır ve ona hepbirlikte şarkısını söylerler. Daha sonra da hayatının önemli evrelerinde çocuğa hep şarkısı hatırlatırlır; eğitime başladığı zaman, yetişkinliğe geçerken, evlilik zamanında köylüler toplanır ve çocuğun şarkısını söylerler.

Ve son olarak serüveni tamamlandığında, veda zamanı geldiğinde yani ölümünde de aynı doğduğu zaman yaptıkları gibi, ailesi ve arkadaşları o kişinin yatağının etrafında toplanır, öbür hayata geçerken ona şarkısını söyler, onu kendi şarkısı ile uğurlarlar.

Afrika kabilelerinde, köylülerin kişiye şarkısını söyledikleri bir başka durum daha vardır. Eğer hayatı boyunca herhangi bir zamanda kişi bir suç işlerse ya da anormal bir sosyal davranışta bulunursa, köyün merkezine çağırılır ve cemiyetteki insanlar onun etrafında bir halka oluşturur. Sonra onun şarkısını ona söylerler. Çünkü, antisosyal davranışın düzeltilmesinin ceza ile yapılmaması gerektiğini bilirler. Şarkıyı söyleyerek ona kimliğini, sevgiyi ve hayatın gerçek amacının hatırlatmasını yapar, yalnız olmadığını gösterirler..." diyor...Alan Cohen


Sevda Tepesi


Yıl 1931... Amerikan Koleji’nin güzel kızıydı, Belkıs... Mabeynci Remzi Bey’in torunu, Kaymakam Sefer Bey’in kızıydı. Babasının ölümünün ardından annesi Nafia Hanım evlenmemiş; kendini oğlu Orhan’a ve Belkıs’a adamıştı. Belkıs, eğitiminin ardından Felemenk Bahrisefit Bankası’nın İstanbul Şubesi’nde çalışmaya başlamıştı. Belkıs’ın bir aşkı vardı; ‘Valentino Vahit’... Genç adam, ünlü aktör Rudolf Valentino’ya çok benzediği için ‘Valentino Vahit’ olarak tanınan Harbiye öğrencisiydi. Vahit, Bursa’ya yedek subay olarak atandığı zaman evlenmeye karar verdiler ama hem Belkıs’ın annesi Nafia Hanım hem de Vahit’in babası Eminönü Belediye Zabıta Komiseri Emin Bey, bu evliliğe karşı çıktı. Ve iki genç için kötü günler başladı. Bu arada Vahit, 35 yaşlarında bir adamın sevgilisiyle ilgilendiğini duyunca, İstanbul’a gelir. Gece yarısı Kıbrıslı Yalısı’nın korusunda buluşmak üzere randevulaşır iki sevgili... Çaresizlik içinde kıvranan genç subay, beylik tabancasıyla sevgilisinin kalbine iki el ateş eder. Sonra da kendisini vurur. İşte o olaydan sonra bu tepe, ‘Sevda Tepesi’ olarak anılmaya başlar. 

 Bu iki sevgilinin mezarı halen Sevda Tepesi'nin yanındaki Kandilli Mezarlığı'ndadır.

Saf Şiir Yoktur


Günün ya da gecenin belirli saatlerinde, yararlı nesneleri sessizce, dikkatle incelemek meşakkate değer: tahıl ya da madenle gereğinden de yüklü, uzun, tozlu yolları kat etmiş tekerlekler, kömür çuvalları, fıçılar, sepetler, marangoz araç-gereçleri. Bu nesnelerin insan ve yeryüzüne dokunuşları, gerçekliği bozan lirik şair için değerli dersler taşıyabilir. Eskimiş yüzeyler, insan elinin verdiği aşınma, bu nesnelerden -zaman zaman trajik, ama hep acıklı- doğan her şey, gerçekliğe küçümsenmemesi gereken bir çekicilik verir.
İnsandaki bulanık katışma onlarda ayırt edilir: Kümelere yönelme, gereçlerin kullanımı ve eskimesi, el ya da ayak izi her yüzeye nüfuz eden insan varlığının sürekliliği.
Aradığımız işte bu şiir. Asitle, insan elinin emeğiyle aşınımış, yasal ve yasanın dışında her çeşit işin beslediği, ter ve duman, sidik ve zambak kokularıyla kaplanan şiir.
Bir giysi ya da bir vücut kadar kirli bir şiir, yemek ve utançla lekelenmiş bir şiir; kırışıklıklar, gözlemler, düşler, uyanışlar, kehanetler, aşk ve nefret ilanları, hayvanlar, vuruşlar, kasideler, manifestolar, inkarlar, kuşkular, onaylar, vergilerle dolu bir şiir.
Sevdalanışın kutsal yasası, ve dokunma, koklama, tatma, görme ve duymanın buyrukları, adalet tutkusu ve cinsel arzu, okyanusun sesi, hiçbir şey kasıtlı olarak dışarda bırakılmadan, hiçbir kayda zorlanmayan bir sevda uğruna ölçülmemiş derinliklere dalış. Ve şiirsel ürün parmak izleriyle, diş ve buz izleriyle damgalanacaktır - terin ve savaşın azar azar soğurduğu bir şiir. Biri, sürekli çalınan bir enstrüman kadar düzgün sürtünmeyle aşınan yüzeyi, yontulmuş odunun sert yumuşaklığını, mağrur demir gücünü kazanıncaya kadar. Çiçekler, buğday ve suda da o özgül bütünlük vardır, o aynı; elle tutulur görkemlilik.
Ama melankoliyi, bir başka çağın duygusallığını, harikaları çalım satma deliliğiyle bir tarafa atılmış olan o bütünüyle dokunuşun kirlettiği ürünü görmezlikten gelemeyiz: ayışığı, hüzünlü kuğu, "sevgilim", hiç kuşkusuz şiirin asli ve önemli unsurlarıdır. Kötü zevkten kaçan, belaya yakalanmış demektir.


18 Kasım 2015 Çarşamba

Gerçeğin düşmanı tabular ve inançlardır.


Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır.
Acı çeken dostuna dinlenmesi için yer göster ama dikkat et yatak sert olsun.
Barış zamanında savaşçı kendine çatar.!
Başarının sonu yalnızlıktır.
Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin 3 parmağının seni gösterdiğini unutma.!
Beni öldürmeyen herşey beni güçlendirir.
Bu dâhil bütün genellemeler yanlıştır.
Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar.
Biz arzulanana değil arzulamanın kendisine âşığızdır.
Bence hayatın kendisi gelişme içgüdüsü , idame içgüdüsü , güçlerin biriktirlmesi içgüdüsüdür : Güce yönelmenin olmadığı yerde çöküş vardır.
Doğrular ve yanlışlar yoktur, sadece yorumlar vardır.
Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.
Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu mutluluğun.
Fatihler şansa inanmaz.
Fırtınayı getiren en derin ve yumuşak sözlerdir.
Gerçeğin düşmanı tabular ve inançlardır.
Hayat; kendisini alt edenindir.
Issız ve yorucu dorukları sevenlerin kanatları olmalıdır!
İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o,gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır.
İçine koyacak bir şeyiniz varsa, bir günün bin cebi vardır.
İnsanlar doğar,büyür,yaşar ve ölürler önemli olan çok yaşamak değil yaşadığı sürece fazla bir şeyler yapabilmektir.
Kutsal olan gerçekler değil kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır. Neysen o ol.
Kendi savaşınızı açmalısınız, kendi düşüncelerinizin uğruna. Düşünceleriniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalıdır bunun için
Mutluluk hedef değildir. Tersine kudret duygusu hedeftir.İnsanın ve insanlığın içinde müthiş bir güç kendini deşarj etmek, yaratmak istemektedir.
Nerede yaşayan bir yaratık gördümse, orada güçlü olmak isteğine rastladım.
Sadece cevaplarını bulabileceğimiz soruları duyarız.
Sahip olmak ve daha çoğuna sahip olmayı istemek ,tek kelimeyle büyümektir. Bu hayatın kendisidir.
Uçmayı öğretemediğinize düşmesini öğretin.
Uçuruma gözlerinizi dikip baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakmaya başlar.
Yaratıcılık ve keşif acıda ve yalnızlıkta saklıdır.
Yazar ağzını kapamalıdır ki eseri kendininkini açsın.
Yine de en çok çiy damlası, en sessiz gecede düşer, bilirim.
Yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünürüz
Yükselmek için yalnız kendi gücünüzü kullanın, başkasının sizi yükseltmesine fırsat vermeyin.


15 Kasım 2015 Pazar

Öğrenmeyi...

Öğrenmeyi sevmeksizin cömertliği sevmek vardır ki aptalca bir saflığa götürür.

Öğrenmeyi sevmeksizin bilmeyi sevmek vardır ki zihinin gereksizce dağılmasına götürür.

Öğrenmeyi sevmeksizin içten olmayı sevmek vardır ki onur kırıcı bir aldırmazlığa götürür.

Öğrenmeyi sevmeksizin dobra olmayı sevmek vardır ki kabalığa götürür.

Öğrenmeyi sevmeksizin açık görüşlü olmayı sevmek vardır ki umarsız bir asiliğe götürür.

Öğrenmeyi sevmeksizin prensip sahibi olmayı sevmek vardır ki mantıksız bir zorlamaya götürür.


Yaşamın Ucuna Yolculuk

İnsan ilişkilerini değiştirmek için yaşıyorum. Hiçbir şeyin değişmeyeceği umutsuzluğuna kapıldığım kısa anlar kadar korkunç ve umutsuz anlar tanımıyorum. 


Acımasız gerçek









Bazen olmak istediğimiz yer ile olduğumuz yer arasındaki fark gözlerimizin içine baka baka sıkar boğazımızı. Buna acımasız gerçek diyoruz.





Yazmasaydım deli olacaktım


Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor...
 

Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.... Semaver
 

Yazmasaydım deli olacaktım.

Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.... Son Kuşlar
 

Önümüzde hayat... Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki her zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanmıyorduk. Yahut bana öyle geliyordu....Sarnıç
 

O üzüntü birdenbire gelir. Hava yağmurludur. Bir sonu gelmeyecek başlangıç. Böyle sürüp gidecek gibidir her şey. Öyle ki, çocuklar bile çirkindir... Havuz Başı

Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar?

Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek. Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.... Alemdağ'da Var Bir Yılan
 

Yeniden doğulmaz. Doğsan bile n'olacak? Seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. Seni aynı hastalıkla yıkmak için elimizde her şey var.... Mahalle Kahvesi
 

Riyakârlık aşağılığın en son haddidir. Sahiden iyi insanlar, kötüler hakkında laf söylemezlerdi. (...) Riyayı kaldırırsanız mesele yoktur, kötüler hemen saflarına iyiyi alıverirler. Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denilen şey kafasını kaldırır: 'Durun bakalım', der, 'biz de varız...Kayıp Aranıyor
 

Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dalacağım istediğim aleme. Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım...Havuz Başı

Sana koşuyorum bir vapurun içinden
Ölmemek, delirmemek için...
Yaşamak; bütün âdetlerden uzak
Yaşamak...
Hayır değil, değil sıcak;
Dudaklarının hatırası;
Değil saçlarının kokusu
Hiçbiri değil.
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle
günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı,
Gözlerine bakmalıyım,
Sesini işitmeliyim.
Beraber yemek yemeliyiz
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam, onsuz edemem... Şimdi Sevişme Vakti ve Diğer Şiirleri


Let's think about living some day in a world made of friendship, with hearts beating with duty and feeling, and people and animals and trees and birds and lawns. We'll have a morality never written in a book. A morality that looks in surprise at what we do now and what we'll do in the future, what we think now and what we will think. Then we'll have a longer friendship, Bug-eyes. Then, don't worry. My friend Panço will agree. He won't talk about church morality. He'll tell his children about the extraordinary beauty of friendship....Sait Faik Abasıyanık

Bu yürek, bizim yüreğimiz, bir tahtası eksiklerin yüreğidir, dedi...Alemdağ'da Var Bir Yılan


Şu uyku insanın sevgilisi gibi bir şey, gelmeyince sinirlendiriyor... Mahalle Kahvesi


Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günlerde Köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolada çift yatanlar bile tek... Alemdağ'da Var Bir Yılan


Ben hikâyeciyim diye sizlerden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikâyesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n'olur....Lüzumsuz Adam


Sevgilim! (…) Cıgara içmekten vazgeçilebilir mi? Hikâye yazmaktan da, körolası, vazgeçemiyoruz. İşte bir müddettir ben de, elimde cıgara, adam arıyor gibiyim. Ne kadar üstü başı düzgünler, suratı ciddiler, hali azametliler içinde kalmışım ki bir türlü hikâyeme yanaşamıyorum...Mahalle Kahvesi
 

Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden...
Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.... Şimdi Sevişme Vakti ve Diğer Şiirleri



İçki, sevgili,ev, aile, arkadaş, eğlence, dünya işleri, bir aralık fikir bile...Hepsi, hepsi zarına iğne batırılmış, cigara tutulmuş ırmızı, yeşil, sarı, turuncu balonlara döndüğü günlerimiz olur. Her şey rengini, uçarlığını, sevincini lahzada boşaltır. Öyle zamanlarımız olmamasına imkan mı vardır? Balonlarına hiç iğne batırılmayan insanlar da yaşıyor. Onları gün olur kıskanır, gün olur küçük görürüm... Mahalle Kahvesi
 

Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar...Faik Abasıyanık

Balıkçının gevezesine hiç rastlamadım. İnsan geveze ise balıkçı değildir. Balıkçı ise geveze değildir...Mahalle Kahvesi


Biz erkek kısmı güneşin,havanın,suyun çocuklarıyız belki,ama kadınlar muhakkak topraktan... Lüzumsuz Adam

Şu karşıki sandalı görüyor musun? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilir mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder...Birtakım İnsanlar

O sinema da yerinde yok.O sinema aynalar içinde idi.Yağmurlu havalarda kumaş kumaş,insan insan kokardı.Birinci mevkiin çocuklarının arasına karıştığımız zaman içim sevda ile dolardı.Her yüz güzeldi.Her çocuk babacandı.Her el nasırlı,küçük,kirli ve sıcaktı...Alemdağ'da Var Bir Yılan

İkimiz de fazla konuşmayı sevmiyenlerdeniz.O bu kadar konuştuğumuza bile pişman gibiydi.Balıkçı dediğin kendi kendisiyle konuşan adamdır,diyeceğim ama,yanlış olur.Doğrusu balıkçı kısmının geveze olmayışıdır.Balıkçının gevezesine hiç rastlemadım.Sonunda şöyle bir neticeye vardım:İnsan balıkçı ise geveze değildir.Geveze ise balıkçı değildir.Ama lüzumu olunca da konuşmalı....Alemdağ'da Var Bir Yılan



Sonbahar kocayemişleri, beyaz esmer bulutları yakmayan güneşi, durgun maviliği, bol yeşili ile kuşlarla beraber olunca insana sulh,şiir,şair,edebiyat, resim, musiki,mesut insanlarla dolu anlaşmış,sevişmiş,açsız,hırssız bir dünya düşündürüyor.

İnsansız hiçbir şeyin güzelliği yok. Her şey onun sayesinde, onunla güzel. Bu dakikada, bugünün güzelliği, gökte ay, uzakta güneşin bir billur bahçe gibi pırıltısı; hiçbir şey değil... Bütün bunlar kötü resimler gibi...
Hayır, sevgilimden bahsetmiyorum. Onunla beraber, burası Allah'ın yaratmayacağı bir cennettir. Ama onsuz da, başka insanlarla da burası yine güzeldir.

Tabiat çoğunca dosttur. Düşman gibi gözüktüğü zaman bile insanoğluna kudretini ve kuvvetini tecrübe imkanları veren, yüz vermez bir babadır;fırtınasında kayığını batırdığı zaman yüzmesini, rüzgarında kulübenin damını uçurduğu zaman daha sağlamı, daha hünerliyi bulmayı öğretiyor.

Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?

Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.

Düşünmeye başlayalı beri bir gün sarhoş olmadan gülmedik ki.

Haritada ada görmeyeyim. İçimdeki dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmadır başlayıverir. Hemen gözlerimin içine bakan bir köpek, hemen az konuşan, hareketleri ağır, elleri çabuk, abalar giymiş bir balıkçı, yırtık bir muşamba kokusuyla beraber küpeşte tahtaları kararmış, boyası atmış, ağır ve kaba bir sandal, sandalın peşini bırakmayan bir kuş,ağ,balık,pul,sahilde harikulade güzel çocuklar, namuslu kulübeler, kırlangıç ve dülger balığı haşlaması, kereviz kokusu, buğusu tüten kara bir tencere, ufukları dar sisli bir deniz.


Tabiat, bir Van Gogh dehasıyla önümüze çizilivermişti.





8 Kasım 2015 Pazar

Büyük Ev Ablukada



 ...(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
......bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordum)
işte böyle olmak en iyisidir olmakların
bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
......(indirmiştim
......yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)
tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
çıkıp okudular durup dinledim
bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
......(ha kavgada ha aşkta
......bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
göğe baktım yerli yerinde
haydutlar dalavereciler yerli yerinde
vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
iyi dedim içim rahatladı
düzen bozulmamış
dedim sevindim
tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
......(ben herkese varım
......başka türlü olmuyor inanmayın)

bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
......(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
......utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
yalana dolana itliklere keten elbiselere
......(sonra karısı öldü o çocuğun
......yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
......kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
......anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
......ölen de kurtarmamıştı)

bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları on iki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
......(abluka burada başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin.


Gülten Akın’dan sararmış bir hatıra

ANISINA
Lusin Dink'in Saroyan Ülkesi filminden yola çıkarak yazar William Saroyan'ın 1964'teki Türkiye yolculuğunun peşine düştük, bakın neler çıktı ortaya?
Orhan Kemal ile Sean Penn'in ortak noktası nedir derseniz, cevap verelim, en sevdikleri yazar Bitlisli William Saroyan. İstanbul Film Festivali'nin Ulusal Yarışma bölümündeki Lusin Dink'in yönettiği Saroyan Ülkesi filmi çekilmemiş olsaydı belki de bu bilgiye ulaşamayacaktık. Çünkü film Oscar ve Pulitzer ödüllü Ermeni asıllı Amerikalı Saroyan'ın Anadoluluğunu bir kez daha hatırlatıyor. Özellikle de 1964'teki Bitlis yolculuğunu... Doku- drama tarzındaki filmde Dink, öznel bir bakışla Saroyan'ın bu yolculuğunu onun metinlerinden, anılarından ilham alarak takip ediyor.
AHH PARASIZLIK
Saroyan'ın ailesi, o doğmadan 1900'lerin başında Amerika'ya göç etmiş. O da Kaliforniya'da doğmuş. Ama annesinden hep Bitlis'i dinlemiş. Hiç görmediği Bitlis'e kavuşması 1964'te gerçekleşiyor. Filmden öğrendiğimiz kadarıyla da 'Ana vatanına hoş geldiniz' pankartlarıyla karşılanıyor. Ama filmin anlattıklarının dışında arşivlerden, kitaplardan bu yolculuğun izi sürüldüğü zaman kimi anekdotlara da ulaşıyoruz; ki Orhan Kemal'in Saroyan'ı sevdiğini de böyle keşfettik. Günizi Yayıncılık'tan çıkan Fikret Otyam'ın Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları kitabından öğrendiğimiz kadarıyla da Bitlis yolculuğu sırasında Saroyan'a eşlik eden Otyam, dostu Kemal ile Saroyan'ı bir araya getirmek istemiş. Ama olmamış. Neden mi? Orhan Kemal'den dinleyelim "Mr. Saroyan'ı, verdiğin telefon numarasından arayamadım. Sebep bir değil, birkaç. Önce hepsinden önemlisi PARASIZLIK! Cepte metelik yok, beşinci aydır ödenmeyen ev kirası bir yanda, öte yanda tamtakır bir ev, bomboş cepler..." Oysa Saroyan da Kemal'le buluşmayı istemiş, Bitlis yolundan kart atmış ona. Saroyan'ın Türkiye geldiğinde İstanbul'da kapısını çaldığı yazarsa Yaşar Kemal. Evinde misafir ediyor bu büyük yazarı Kemal. Otyam'ın Cumhuriyet'te yayımlanan ve sonra Aras Yayınları'ndan çıkan Amerika'dan Bitlis'e William Saroyan kitabında da yer alan röportajındansa, yazar Fakir Baykurt'un Saroyan için saz çalıp türkü söylediğini öğreniyoruz. Saroyan bu yolculukta Türkiye'de nereye gitse devlet erkanı karşılıyor. Yolu Gevaş'a düşüyor, burada bir kadın şairle karşısına çıkıyor. Kim derseniz? Gülten Akın. Çünkü o sırada Akın'ın eşi Gevaş'ın kaymakamı. Akın ile şiir üzerine konuşuyorlar. Saroyan tabii Bitlis'e gidiyor. Yıkık bir duvar kalmış evinden, hüzünleniyor... Memleketinin havasını koklayıp suyunu içiyor. Bu yolculuğun ondaki izine gelirsek kendisinden okuyalım: "Fikret Oytam, Türkiye'de yaptığım ziyareti, hayatımın en büyük tecrübelerinden biri haline getirdi. " 


Sesler


Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.
*
Korku sessizligi doğurur , sonra sessizlik korkuyu doğurur; ben de bunların bana hakim olmasına izin verdim.
 *
 Kırılan ' ı kırılmış onarır.
 *
 Yoksullar cömertlik konusunda zengin olur.
 *
Çivi bir kez vurur,çekiç binlerce kez.
*
Aşçı masada olursa, yemek de kömür olur.
*
Yaratıcıların, ev işleri ile yemek pişirme kısmını neden masalların dışında bıraktıklarını hep merak etmişimdir. Bütün büyük savaşlar, cenkler bu yüzden, gün sonunda aile bir sofra etrafında toplansın da huzur içinde bir iki lokma yesin diye yapılmıyor mu?
*
 

Son Bakışta Aşk



 Büyük insanı, bitmiş eserlerden çok, çalışmalarının ömürleri boyunca izini taşıyan fragmanlar belirler. Çünkü ancak daha zayıf, daha dağınık olan kimse bir şeyi bitirmekten kıyas kabul etmez bir sevinç duyar, hayat kendisine yeniden bağışlanmışçasına. Dahiye her çeşit kesinti, ister kaderin ağır darbeleri, ister masum bir uyku, atölyesinin durmak bilmeyen çalışması içinde kendiliğinden gelir. Ve bu atölyenin koruyucu sınırlarını çizer fragmanında. Deha çalışkanlıktır.


Edebiyatta yüzyıllardır az sayıdaki yazarın karşısında binlerce okurun bulunması gibi bir durum söz konusuydu. Fakat geçen yüzyılın sonunda bu durumda bir değişiklik meydana geldi. Okurların önüne durmadan yeni siyasal, dinsel, bilimsel, mesleki ve yerel organlar süren basının alanının gittikçe genişlemesine paralel olarak, bu okurların gün geçtikçe daha fazlası - önceleri, sıradan örneklerle - yazarlığa soyundular. Sonra günlük basında, okurlara dönük olarak 'editöre mektuplar' köşeleri açılmaya başlandı. Bugün dahi, iyi maaş alan herhangi bir Avrupalının kendi yazdıklarını ya da kendi çalışması üstüne yorumları, eleştirileri, belge niteliğindeki raporları ya da bu tür herhangi bir metni ilke olarak bir yerde yayınlatma fırsatı bulamayacağı pek akla getirilemez. Dolayısıyla, yazar ile okur arasındaki ayrım asıl niteliğini kaybetmek üzeredir diyebiliriz. Buradaki farklılık basitçe işlevsel bir niteliğe bürünmüştür ve durumdan duruma göre değişiklik gösterebilir. Okur dilediği anda bir yazara dönüşmeye hazırdır. Bir uzman olarak, çok küçük bir saygıyla ödüllendirileceğini bilse bile, bu aşırı biçimde özelleştirilmiş çalışma sürecinde ister istemez ya da istekli biçimde yer almalıydı. Böylelikle, okur yazarlığa erişmiş oluyordu.

 
 * * *

“Büyük şehir insanını büyüleyen aşktır,” diyecektir Benjamin, “ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.” Nurdan Gürbilek




5 Kasım 2015 Perşembe

Sen olduğundan büyüksün, sen olduğundan iyisin, sen olduğundan güzel


Bülent Ecevit'in ANISINA SAYGIYLA...

Yapamadığımız
Akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi, soyunmak vardı derdinden evrenin.
Düşlerde bile ışıktan sakınarak kendini, uyayabilmek vardı vaktinde rahat.


El Ele Büyüttük Sevgiyi
Birlikte öğrendik seninle, avcumuzda yüreği çarpan kuşa sevgiyi.
Gökler gibi sardı dünyayı, yağmur gibi sızdı dünyaya, dünya kadar oldu sevgimiz.


Promete Kentte
Promete şimdi kentte
Kayalara bağlı değil
Beton duvarlarla çevrilidir
Kartalların giremiyeceği bir semtte
Kendi kendini kemirir


Dere
Ağacım ben dalları derinde, yaprağım ben paramparça suyla ışığın ellerinde.
Eğil bana bak bana senim ben sana aşık...


Mağara
Karanlıktı mağara
Işığı taştan oydum
Üşüyordum
Bir de güneş koydum


Göçmen
Bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum,
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum,
Buralara konmuş göçmen olmuşum,
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum.


Bach Sonatı
Ne ben sorayım seni
ne sen beni sor
soyunmuş seslerimiz tenden
boşlukta bir aşk örüyor


İnsan
Sen olduğundan büyüksün, sen olduğundan iyisin, sen olduğundan güzel...


Köylü Kadınlar
Köylü kadınlar, fistanları güllü kadınlar
Topraktan doğup da toprağı yoğurandır onlar, veresiye canlarını doğurandır onlar...


Çocuk
düşünebilseydin eğer doğduğunda
örtülmeden öğreneceklerinle bildiğin
konuşabilseydin ağlamanı kesip
belki de birşeyler öğretebilirdin


Sınır
kuşdan pasaport sorulmaz
gümrüksüz geçer yüküyle karınca
dur yolcu bura sınır
sen geçemezsin


Yarın
Pek o kadar göremesek de uzağı, kuşların uçuşundan belli, bir şeyler olacak yarın...


Ben misin
Bir ben varım benden öte, ben misin bilmem...


Uyum
Boşluğa bulut buluta yağmur, yağmura toprak ne güzel uymuş...


Pülümürün Yaşsız Kadını
zamanı onda yitirdim ben
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim


Yargı
Hergün bıçak saplı, birinin arkasında, vurulan da biziz vuran da...


Soru
Kim bilir Küllenir mi dünya, özlenir mi uzaktan...


Aydaki Adam
aydaki adam gelecek yine bir gün
inecek yine geceleyin aydan
aydinlatacak yine uykumu


hurriyet.com.tr
 

3 Kasım 2015 Salı

Tuhaf



Müziğimin ılık sularında ayaklarım
Bana karşı dikleniyorum / şüphelerle
Biraz kabuklanmışım düne nazaran
Hep yaşamasız mı kalacak yakın 
geçmişler ?
Yaşadıkça yaşamasızlığı aramak
Hasretli gülücüklerle / müstehzi
Uzayların keşfinde,
Bildikçe esiri olmak sonsuzluğun.
“Didaktik Uyandırma Servisi”
kıkırdayıp, yaşayıp gitmeleri unutmak.
Gitmemek için.
Gitmemeyi en iyi anlatacak hissedişlerden uzak kalmak.
Kalmak için...
Kalamamak kalırken.
Yarım kalmak.


Geçmiş zaman geri alınmaz


Her yaşa özgü meraklar ve onların ilaçları vardır...H.R.GÜRPINAR

Geçmiş, geçen veya gelecek vakti duymadan, aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın...Y.K.BEYATLI

Ne denirse densin, geçmiş şimdiki anda, kolayca tahta rengine boyanan bir ayran gönüllüdür. Kaldı ki, şimdi diye bir şey yoktur. Oda her dakika geçmiş zamana dönüşmektedir...Salah BİRSEL

Kişinin aklı,yaşla durgunlaşırsa, suç aklını tembelliğe alıştıran kişinin kendindedir...S.JOHNSON 

Yaşlılık da fırsatlar çağıdır, gençlik gibi.Yalnızca kılığı aldatır bizi...H.W.LONGFELLS

Yaşlılık, kendini belli etmediği için çok tehlikeli bir derttir.İnsan bu derde farkına vurmadan düşer...MONTAİGNE

Vücut yaşın ağır yumruğu altında ezilince,makinenin yayları gevşeyince, düşünce de sendeliyor.dilimiz tutuluyor, zihnimiz karışmaya başlıyor...LUCRETİUS

İhtiyar akıl ihtiyarıdır.Saçın sakalın ağarması ile adam, adam olmaz...MEVLANA
İhtiyarlığında tutucu olmak korkusuyla, gençliğinde solcu olmayı asla göze alamadım...Robert FROST

Yaşlıların, başkaları gibi, bizim de başımıza geleceğine bir türlü inanamayız...Andrea MAVROIS 

İnsan yaşlanmaya karar verdiği gün, yaşlanır...Jean ANOWİLH

Geçmiş zaman geri alınmaz...SCHOPENHOVER

Her yaşın kendine göre bir zayıf tarafı vardır...Andre ROUSSIN

Onbeş yaşımda kendimi öğrenmeye verdim. Otuz yaşında irademe sahip olabildim. Kırk yaşında seziş yoluyla kavradım. Yetmiş yaşında doğru olan şeylere zarar vermeden, kalbimin isteklerini yerine getirebildim...KONFİCYUS

İnsanın yaşı, ruhunun gençliğine veya ihtiyarlığına bağlıdır...Thomas MANN

Yaşta aşk gibidir, saklanmaz...Thomas DEKKER

Yaşlanmak çok ömür sürmek değil, çevresinde her şeyin geçtiğini görmektir...Anatole FRANCE

En iyi yanan eski odunlar, en zevkle içilenler eski şaraplar, en güvenilen kimseler eski dostlar, en rahat okunanlar yaşlı yazarlardır...BACON

Kimin aklı yaşla durgunlaşırsa suç, aklını tembelliğe alıştıran kişinin kendindedir...Samuel JOHNSEN

Yaşlanmak dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır, ama görüş açınız genişler...Ingmar BERGMAN

Yetmiş yaşında bir genç olma, kırk yaşında bir ihtiyar olmaktan daha mutlu ve sevinilecek bir durumdur...Oliver WENDELL

Güzellikleri görme yeteneğini kaybetmeyenler, asla yaşlanmazlar...Franz KAFKA
Yaş artmakla, budalalık eksilmez...H.A. BERNAVER

Her yaşın kendine özgü kuralları, vazifeleri ve faziletleri vardır...ROUSSEAU

Yaşlılığın trajedisi, insanın yaşlı olması değil, belki genç olmasıdır...Oscar VİLDE

Yaşlıların güneşe olduğu kadar, sevgiye de ihtiyaçları vardır...Victor HUGO
Beni dinlerseniz yaşamaya bakın, hemen gün bugün gülüp, eğlenin daha vakitken...RONSARD

Hanımlar arasında çirkin olmadığı gibi, erkekler arasında da ihtiyar yoktur...Oliver GOLDMİTH

İnsan gençliğinde özlediği şeylere, ihtiyarladığında bol bol kavuşur...GOETHE

Gerçekten birbirine bağlı bir çift için gençliğin elden gidişi bir felaket değildir. Birlikte ihtiyarlama tatlılığı, ihtiyarlama acısını unutturur...Andrea MAUROU

İhtiyarlık, gençlikten daha adildir...ALESCHYLUS

İhtiyarlık, ikinci ve yürekler acısı bir çocukluktur...GANDHİ

İnsan, ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyarlar...J.ANOVİLH
İnsan gençlik hatalarını, ihtiyarlığına kadar sürüp götürmeli. Çünkü ihtiyarlığın da kendi kusurları vardır...GOETHE

Bir ihtiyarın daha öğreneceği bir şey varsa, o da ölmeyi öğrenmektir...ROUSSEAU
 İhtiyarlık ,kendini belli etmediği için çok tehlikeli bir derttir. İnsan bu derde, farkına varmadan düşer...MONTEAGINE

Zaman her adama göre bir başka hızla gider. Ben size söyleyeyim; zaman kimiyle rahvan, kimiyle tırıs, kimiyle dörtnala gider, kimiyle de olduğu yerde durur...SHAKESPEARE

Zaman her şeyi alır götürür, geçerken hiçbir şeyi unutmaz...SHAKESPEARE
Alıp götürür ne varsa zaman...VERCİLIUSE

Gençlik elde etmenin, orta yaş geliştirmenin, yaşlılıkta harcamanın zamanıdır...S.JOHNSEN

Önemsiz bir gençliği, bilgisiz bir orta yaş izleyecektir. Genellikle onların ardından da bomboş bir yaşlılık gelecektir...S.JOHNSE

Yaşlılık, geçmiş birikimlerin meyvelerinin toplanması gereken dönem...SCHOPENHOVER
 

İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitap, geri kalan yılları o kitabın eleştirileridir...SCHOPENHOVER

Hayatta olmak mutluluktu, o şafak vakti. Ama genç olmak, cennetin ta kendisi...WORDSWARTH

İnsanlar neden ölür bilir misin ? Tembellikten,inançsızlıktan ve yaşamı yaşanmaya değer kılmayı becerememekten ....B.SHAW

Dünyanın güçlükleri üçtür;, gurbette hastalık, yokluk içinde borç, yalnız başına ihtiyarlık...İ.El- MUKAFF

Gençler yaşlıların aptal olduklarını sanırlar ama, yaşlılar gençlerin aptal olduklarını bilirler...G.CHAPMAN

Delilik gençliğin dostu, akıllılık yaşlılığın süsüdür...A.KİVİ

İnsan yaşlanınca her küçük çocuğu torunu gibi görüyor...V.HUGO

Bir yanıyla yaşlı sayılabilecek olan gençleri sevdiğim kadar, gençliğinden bir şeyleri koruyabilmiş olan yaşlıları da severim.Bu yolu tutabilen kişinin gövdesi yaşlansa bile kafası her zaman genç kalacaktır...CİCERO

Tavşan, insanın çocukluğudur,At, insanın ergenliğidir.Kurt, insanın erişkinliğidir.Fil , insanın yaşlılığıdır...E.ATABEK

Bedenin mükemmeliyeti 35 yaşında, ruhun mükemmeliyeti 50 yaşında tamamlanır...ARİSTO

Yaşlılık,olgun meyvalarla bir sonbahardır.Soğuğu,karlarları,kırağıları insanın gözünün önüne getiren bir kuru kıştır da.Onda güzel akşamların yumuşaklığı vardır.Fakat,alaca karanlığın koyu hüznü de görülür...BEAUVOİR

Ayakta ölmek,diz üstü yaşamaktan iyidir...ROOSEVELT

Yaşama zamanını geciktirenler ,nehrin öbür yakasına geçmek için suların akıntısının bitmesini bekleyenlere benzer...H.MANN

Yaşamın anlamlı güleri olağan günlerden daha güçlü bir ışıkla yüklüdür...ZWEİG

İnsanın yaşamının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir...DİDERO

Bir kimse yaşamım bitmiş derse,inanmayın,yaşam onu bitirmiştir...O.WİLDE

Yaşamasını da,yaşatmayı da bil...SCHİLLER

Mademki yaşamın sonu hiçtir,öyleyse kendini şimdiden yoksun diye düşün ve özgür yaşa...HAYYAM

Eğer yaşamı bu kadar ciddiye almıyorsanız,Ölümden neden bu kadar korkuyorsunuz?...Samuel BUTLER

Gençliğinde ağlamasını bilmeyene ilkel,yaşlandığında gülmeyi beceremeyene de aptal derler !...George ORWELL
 50 yaşına geldiğinde,layık olduğu yüze sahip olur...George ORWELL

Sakal seni matkap ile yolayım,bir kız bana emmi dedi neyleyim...KARACAOĞLAN

Dünyada insan için üç şey vardır.doğmak,yaşamak,ölmek.Bazıları doğduğunu hissetmez,ölmekten korkarlar ve yaşamayı bilmez...L.BRUYERE

Yaşlılık kötü bir alışkanlıktır,çalışan bir kimse böyle bir alışkanlık edinmez...A.MAUROİS
Eğer yaşamı bu kadar ciddiye almıyorsanız,ölümden neden bu kadar korkuyor sunuz?...Samuel BUTLER

Gerçeği istediğim kadar değil,göze alabildiğim kadar söylüyorum.Yaşlandıkça biraz daha fazlasını göze alabiliyorum ...MONTAİGNE

Gençlikte güler kısa,yollar uzun,Yaşlılıkta günler uzun,yollar kısadır...KANT

Gençliğimiz gençlikten sonradır ki; onu sevmeye başlarız...HÖLDERLİN

İnsan yaşadıkça yerine getireceği bir görev vardır...TÜRKER ALKAN

Gerçeği istediğim kadar değil,göze alabildiğim kadar söylüyorum.Yaşlandıkça biraz daha fazlasını göze alabiliyorum...MONTAİGNE

Hayatı seviyorsanız zamanınızı boş geçirmeyin,çünkü zaman hayatın ta kendisidir...B.FANKLİN

İnsanoğluna konuşmayı öğrene bilmesi için iki yıl,dilini tutmayı öğrenebilmesi 60 yıl gereklidir...R.HAMZTOV

Hayatın ilk dörtte kullanılmasını bilmeden,son dörtte biri ise kullanmak kudretimiz tükendikten sonra geçiyor...J.J.HOUSSEAU

Ünümün bu denli yaygın oluşu, çok yaşlanıp güçsüz kaldığımı ve
kimsenin artık benden korkmadığını gösteriyor...Bernard SHAW


Bize yaşamayı, hayat geçtikten sonra öğretiyorlar...MONTAİGNE

Gençlik uçar kuştur, ihtiyarlık naçar iştir. Genlikte ölüm, ihtiyarlıkta yoksulluk güçtür.
İhtiyarlık, gençliğin bütün zevklerini ölüm tehdidiyle yasak eden bir zorbadır.
İhtiyar olmasını bilen çok az insan vardır...La ROCHEFAUCAULAR

Ey yaşam,ölüme şükret,seni onun yüzünden seviyoruz.
Uygun yaşamak için değil, doğru yaşamak için çalışmalıyız.
Hiç kimse hayata katılan, ilişkilerini sürdüren k,işi olmaktan çıkıp, seyirci duruma gelmek istemez.
Yaşamadan önce iyi yaşamak,yaşadıktan sonrada iyi ölmek isteriz...SENECA

Kendilerinde iyi ve mutlu bir ömür sürmek için azıcık kabiliyet olmayan kimselere her çağ ağır gelir.
İhtiyarlığa karşı en mükemmel silah nedir bilir misiniz?
Bilgili ve faziletli olmak, bu meziyetler uzun ve dolu bir ömür sürdükten sonra insana tadına varılmaz bir zevk verir, çünkü bunlar insanı hiçbir vakit hatta yaşlanınca bile terk etmezler.

Sakin, lekesiz, zevkli bir hayattan sonra gelen ihtiyarlık rahat ve tatlı olur...CİCERO

 İyi ihtiyarlamak için , yiğit olmak gerekir.
Yaşlılığın nimetlerinden birinin de çocuklarınızla yaşadığınız sorunları, torunlarınızla hiç yaşamamanız olmaktır.
Yaşlılığın nimetlerinden yararlanabilmek için, gençliğin “kötü” bilinen alışkanlıklarını sürdürmeniz gerekir.
Yaşlılar- yani doğru dürüst bir biçimde yaşlananlar demek istiyorum- huzursuzluklarının ve mutsuzluklarının başlıca kaynağı olan benliklerinden sıyrılmaya başlarlar zamanla.
( Yaşlılar ) Kendi dertlerine değil, başkalarının dertlerine çare bulmak için uğraşırlar.
Uzun yaşamanın bir felaketi sevdiklerinizin ölümünü görmekse, bir başka felaketi de yalnızlıktır.
Yaşlılığı, saygıyla karşılanması gereken neredeyse kutsal bir dönem değil, biyolojik bir gelişmenin oldukça acıklı bir evresi olduğunu kabul edip, bu evrenin üzücü yanlarından çok güldürücü yanları üstünde durabilmelidirler...M.URGAN



Yaşam Sanatı




Dünya üzerindeki milyarlarca insanın farklı beklen­ tileri ve amaçları olsa da tek bir ortak hayali var: Mutlu olmak. Hepimiz mutlu olmak için çabalıyor, bunun için yaşamlarımızda bazı seçimler yapıyor, bazı şeylerden vazgeçiyor, kısacası yaşamlarımıza yön vermeye çalışıyoruz. Peki nedir bu mutluluk de­ nen muamma? Gerçekten aranıp bulunabilecek bir şey mi, yoksa beyhude yere peşinden koşulan, as­ lında tamamen rastlantılara bağlı olan bir şey midir? Mutluluğu ararken, kader dediğimiz şeyin ağlarında debelenen bir piyondan mı ibaretiz, yoksa seçimle­ rimiz sayesinde kendi yaşamlarımızı "yaratan" sa­ natçılar mıyız? Zygmunt Bauman, mutluluğu hazır reçetelerle ula­ şılabilecek bir şey, yaşamı da adeta metaya indirge­ yen yaşadığımız akışkan modern çağın açmazlarını ve ikilemlerini bir bir önümüze seriyor ve yaşamla­ rımıza vurulan prangaların, dayatılan yaşam tasa­ rılarının, sözde bizim adımıza yapılan seçimlerin iç yüzünü ortaya koyuyor. Yüzyılımızın en büyük düşünürlerinden Bauman'ın "Yaşam Sanatı" yaşam, mutluluk, başarı gibi konu­ lar üzerine felsefeyle yoğrulmuş bir düşünce şöleni.. Zygmunt Bauman

 Yalıtılmış bir varlık değilsin, Unutma ki kozmosun biricik, yeri doldurulamaz bir parçasısm. Sen insanlık bulmacasında köklü bir parçasın...Epiktetos -Yaşam Sanatı 

  Mutlu bir şekilde yaşamak ... bütün insanların dileğidir, Ancak sıra yaşamı mutlu kılanın ne olduğunu açıkça görmeye geldiğinde, ışık el yordamıyla aranır; Aslında, mutlu yaşamı elde etme güçlüğünün bir ölçüsü şudur şayet insan yolda yanlış bir dönemece girmişse onu elde etmek için ne kadar didinirse ondan o kadar uzaklaşır...Seneca -Mutlu Yaşam Üzerine 


Yaşlanmanın faydaları


Yaşlanmak çoğu insan için korkutucu bir süreçtir. Fakat yaşlılığın mutluluk, zeka ve hatta daha iyi bir cinsel yaşam getirdiğine dair çok sayıda veri bulunuyor.

Çağımız yaşlanma çağı. Dünyada 800 milyon insan 60 yaşın üstünde ve 100 yaşını doldurmuş 330 binden fazla insan var. Dünya bunun ekonomik ve sosyal sonuçları ile baş etmeye çalışıyor.

Yaşlanmak hastalıkların ortaya çıkması, cildin sarkması, duyuların kayba uğraması, vücudun iflas etmesi, tıbbi müdahaleler ve azalan beklentilerle eşdeğer sayılıyor.

Fakat son bilimsel araştırmalar yaşlanmanın düz bir çizgi halinde inişe geçmek anlamına gelmediğini, hayatın en güzel döneminin sandığımızdan daha geç başladığını ortaya koyuyor.


Yaşlılık ne zaman başlar?

İtalyan şair Dante yaşlılığın 45 yaşında başladığına inanıyordu. İngiltere’de yapılan bir anket ise 59 yaşa işaret ediyordu. Birleşmiş Milletler ve birçok bilim insanı ise yaşlılığın 60’tan sonra başladığını düşünüyor.

Gripte azalma

Yaşla birlikte ustalaşan sadece beyin değildir. İnsanın bağışıklık sistemi de her gün milyonlarca potansiyel tehlike ile karşılaşır. Vücudun savunma gücü olarak tehlikeyi tanımayı öğrenir. Kandaki akyuvarlar bu işlevi görür. Hastalık yapıcı mikrobu (patojen) gördüğünde onu ‘bağışıklık hafızası’na yerleştirir ve bir dahaki sefere saldırıya hazırdır.

Uzmanlar bu hafızanın uzun süre işlev gördüğünü, çeşitli hastalıklar geçirmiş insanların bağışıklık sisteminin o virüsü 40-50 yıl sonra bile tanıdığını söylüyor. 70’li yaşlardan sonra bağışıklık sistemi biraz zayıflasa da 40-70 yaş arası insanlar gripgibi hastalıklara daha az maruz kalıyor.

Fakat diğer savunma sistemleri zamanla zayıflıyor. Vücut daha az sayıda akyuvar ve antikor üretmeye başlıyor. Ama bu hayat kurtarıcı da olabiliyor.

Salgından korunma

1918’deki grip salgını 50 milyon kişinin ölmesine neden olarak insanlık tarihindeki en ölümcül salgın olmuştur. Fakat bu salgın özellikle 20-40 yaşlarındaki en güçlü insanları vurmuştu. 2009’daki domuz gribi salgını da benzer bir yol izlemiş, ölümlerin çoğu 65 yaş altı insanlarda gerçekleşmişti.

Bu virüslerin kurbanlarının bağışıklık sisteminin aşırı tepki göstermesine neden olduğu sanılıyor. En gayretkeş bağışıklık sistemine sahip olanlar ‘sitokin fırtınası’ olarak adlandırılan aşırı ve hasar verici şekilde tepki vermişti.

Sağlıklı bir bağışıklık sisteminde herhangi bir patojene rastlandığında etraftaki dokular sitokin adı verilen kimyasallar salgılayarak mesaj gönderir ve yardım ister. Akyuvarlar bu dokulara ulaştığında onlar da kimyasallar salgılayarak daha fazla akyuvarın gelmesini sağlar. Fakat bazen bu durum kontrolden çıkıp akyuvarlar sağlıklı hücrelere saldırmaya başladığında ölümle sonuçlanan enflamasyonlar baş gösterebilir. Bu sitokin fırtınalarına neyin yol açtığı bilinmiyor. Ancak grip virüsü yerine sitokin fırtınası üzerinde etkide bulunan yeni bir grip tedavi yöntemi geliştirildi.

Alerjide azalma

Alerjisi olanlar için yaşlılık iyi geliyor. Alerjinin nedenleri konusunda tartışmalar hala sürmekle birlikte tüm alerjiler antikorlar vasıtasıyla ortaya çıkar. Alerjinin asıl sorumlusu İmmunoglobülin E’dir ve bütün antikorlar gibi onun üretimi de yaş ilerledikçe azalır.

Çocuklukta had safhada olan alerjik hastalıklar ergenlikte ve 20’li yaşlarda giderek azalır. 30’lu yaşlarda yeniden baş gösteren alerjik semptomlar 50-60’lı yaşlardan sonra yine azalır.

Daha akıllı

Yaşlanmanın beyin üzerindeki yıkıcı etkisini tarif edecek birçok argo deyim olsa da önemli bazı beceriler açısından yaşlı beyinler daha akıllı davranıyor denebilir.

Uzmanlar beynin nasıl yaşlandığı konusunda yanlış bilgi sahibi olduğumuzu söylüyor. İnsan beynindeki sinir hücreleri nöronların sayısı doğumdan 28 hafta sonra doruk noktasındadır. Nöronların yarısı ergenlik sonunda ölmüş olur. Yani beynin büyüklüğünü nöron sayısı olarak ölçmek fazla bir şey ifade etmez.

Seattle’da yapılan uzun dönemli bir araştırmada 6000 kişinin zihinsel becerileri 1956’dan bu yana her yedi yılda bir ölçülüyor. Buna göre, ileri yaştaki denekler matematikte ve komutlara tepki verme konusunda biraz yavaşlamış olsa da kelime, mekansal yönelme, sözel hafıza ve problem çözme becerileri açısından 20’li yaşlarına oranla 40’lı ve 50’li yaşlarında çok daha iyi performans sergiliyor.

Uzmanlar bunun nedenini yılların bilgi birikimine bağlıyor ve buna “kristalize olmuş zeka” adı veriliyor.

Cinsel yaşam

Birçok araştırma yaşlıların sanılandan çok daha iyi bir cinsel yaşamı olduğunu gösteriyor. Kadınlarda cinsel aktivite ve doyum konusunda yapılan bir araştırma, 80’li yaşlardaki kadınların yarısının seks sırasında çoğu zaman hala orgazm olduğunu ortaya koydu. Benzer bir araştırma 60 yaş üstü erkeklerin yüzde 74’ünün, kadınların ise yüzde 70’inin 40’lı yaşlara kıyasla seksten çok daha fazla doyum aldığını gösteriyor. Uzmanlar bunu ileri yaştaki kadınların güvensizlik duygularının azalmasına, “kendilerine daha fazla güven duymaları nedeniyle kendi cinselliklerini daha iyi ifade etmelerine” bağlıyor.

Az migren, az ter

Yaş ilerledikçe migrende de azalma olur. İsveç’te 18 yaş üzeri hastalarda yapılan bir araştırmada, yaş ilerledikçe migren ataklarının kısaldığı, daha az ağrı verdiği ve daha az sıklıkta baş gösterdiği görüldü.

İnsan yaşlandıkça ter bezleri küçülür ve sayıları azalır. Araştırmalar 20’li yaşlarda 50 ve 60’lara oranla daha fazla terlendiğini gösteriyor.

Ölüme meydan okumak

Hala ikna değil misiniz? İleri yaşlarda bile Azrail sanıldığı kadar yakın olmayabilir. Yaşlılar artık eski dönemlere göre çok daha sağlıklı ve daha uzun yaşama şansı fazla. 2011-14 yılları arasında 25 yaşındaki birinin ortalama ömrü kadınlarda 84, erkeklerde 80 iken, 95 yaşındaki bir kadın 98’inci, erkek ise 97’inci yaşını görebilir. 80 yaşında bile bir kadının bir yıl daha yaşama şansı yüzde 95’tir.



1 Kasım 2015 Pazar

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun.