13 Şubat 2022

Ahmet Cemal - Okumak Ama Neden?

 

Aslında biraz felsefe yapmaya benzer ‘amaç dışında’ okumak; günümüzde birinin ‘alanıyla’ ,‘uğraşıyla’ vb. Doğrudan ya da dolaylı ilintisi bulunmayan kitaplara yelken açmasına genellikle ‘amaç dışında’ okumak deniyor.

Evet, okumanın böylesi , gerçekten de biraz felsefe yapmaya benzer. Çünkü olup bitenleri felsefe sorularıyla sorgulamak gibi, böyle okumak da günlük yaşamın hiçbir somut sorununu çözmez. Böyle çok okumakla para kazanılabildiği pek görülmemiştir. Örneğin-aksine ise epey sıkça rastlanır.

O halde neden okumak? Neden birileri hep daha çok okuyalım diye parçalanmakta, üstelik kendine yaptıkları yetmiyormuş gibi, bir de başkalarını okumaya alıştırmak için çabalamakta? Neden şiirin, romanın, öykünün, denemenin, incelemenin….dünyalarının bu dünyalılara verebilecekleri?

Okumak ile okumamak arasındaki ayrım yaşamakla yaşamamak arasındaki ayrım gibidir. Öyle de, böyle de yaşanır elbet. Ama kimileri vardır ki, bilerek ve bilincine vararak yaşamayı yeğler- bu demek değildir ki böylesi, yaşamda ‘mutluluğun’ kapılarını açar. Fakat bir yanılsamadan kurtardığı kesindir. Dünyayı bilinç yoluyla algılamayı öğrenmek, mutluluk denen şeyin de bir varış noktası değil, ancak bir süreç olabileceğini öğrenmek demektir. İnsana yaşadığı sürece, ‘her noktada ben de vardım’ dedirtecek bir süreç.

Kitaplar, ancak böyle diyebildiklerinde kendilerini yaşamış sayanların dünyasıdır ve böylesi, tek tek uğraşların , konuların sınırlarını çok geride bırakan bir yaşamdır…

Yapı Kredi Yayınları üçaylık edibiyat dergisi Kitap-lık ekinden alıntıdır...

Nilgün Marmara

Kan Atlası

Emel’e

“Ben babamın yuvarladığı

çığın altında kaldım.”

Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk

her gün her gece eğer adasında,

Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar

sarmış bedenini çığlıklarken bunu

su içinde…

Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında

uçar adımları.

Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu

İçinden karanlık, tekrar ve ilenç

sızdıran hayret taşında.

Soruyor hatırasında, “sırtımda ve

sırtında gezinen bu ürperti kim,

bir damla süt yerine bu ağu kim?”

ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara

-boy atmış da salgıları,

cücelmiş sezgileri-

bir yanılgı rehavetinde debelenenlere…

Ey, yüzleri

bir babakuş gölgesine

çakılmış olanlar,

Üzgün adım, ileri marş!

Aralık, 86

 

Düşü Ne Biliyorum

Kimdi o kedi, zamanın

eşyayı örseleyen korkusunda

eğerek kuşları yemlerine,

bana ve suçlarıma dolanan?

Gök kaçınca üzerimizden ve

yıldız dengi çözüldüğünde

neydi yaklaşan

yanan yatağından aslanlar geçirmiş

ve gömütünün kapağı hep açık olana?

Yedi tül ardında yazgı uşağı,

görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o

ve bağlanmıştır körler

örümcek salyası kablolarla birbirine

sevişirken,

iskeletin sevincini aklın yangınına

döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

Yine de, zaman kedisi

pençesi ensemde, üzünç kemiğimden

çekerken beni kendi göğüne,

bir kahkaha bölüyor dokusunu

düşler marketinin,

uyanıyorum küstah sözcüklerle:

Ey, iki adımlık yerküre

senin bütün arka bahçelerini

gördüm ben!

 

Sevmekten - Furuğ Ferruhzad

 
Bu gece gözlerinin göğünden
şiirime yıldız yağıyor
kağıtların beyaz sessizliğinde
kıvılcım ekiyor pençelerim

sıtmalı, divane şiirim
arzuların yarığından mahcup
yeniden yakıyor vücudunu onun
ateşlerin ebedi susuzluğu

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü

karanlıktan sakınmak niye
gece elmas damlalarıyla doludur
geceden geriye kalansa
sarhoş eden leylak kokusudur

ah, bırak kaybolayım sende
benden iz sürerek bulamasın artık kimse izimi
yakıcı ruhun ve nemli ahın
şarkımın gövdesinde essin dursun

ah bırak bu açık pencereden
rüyaların ipekleri üzerinde uyuyarak
ışıltılı bir kanatla uçayım
dünyanın hisarlarından geçeyim

hayattan ne istiyorum biliyorsun
ben sen olayım, sen, tepeden tırnağa sen
bin defa gelmek mümkün olsa dünyaya
her defasında sen, her defasında sen

bir denizdir bende saklı olan
ne zaman güç bulacağım saklamaya kendimi
keşke sana bu korkulu tufanı
anlatacak gücüm olsaydı

öyle doluyum ki seninle
çöllerde koşmak
dağa taşa vurmak başımı
gövdemi dalgalara atmak istiyorum

öyle doluyum ki seninle
kendimden döküleceğim toz gibi
bastığın yere baş koyacağım usulca
uçarı gölgene asılıp kalacağım

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü.