cesare pavese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cesare pavese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2021

Cesare Pavese “Etik değerler, ahlakın özü, gerçeğin ışığı öğretilemez. Her insan kendi içinde yaratmak zorundadır bunları."

 
Etik değerler, ahlakın özü, gerçeğin ışığı öğretilemez. Her insan kendi içinde yaratmak zorundadır bunları. Bu kavramlar mutlak, zaman ve toplum dışı değerler olduğu için başkalarına iletilemez. Kelimeler bu kavramları ancak ana çizgileriyle dile getirebilirler.
 
 

14 Şubat 2020

Mary Wollstonecraft " Toplumda aşkın dışındaki bütün ilişkilerde cinsiyet ayrımının ortadan kalktığını görmek istiyorum."

Benim hayalimdeki aşk, iki insanın birbirini sahiplenme duygusundan çok daha öte bir şey. Friedrich Nietzsche

Bir erkek ilgi duyduğu zaman sevimli, cesur, dikkatli ve cana yakın olabilir. Ama gerçekten aşık olduğunda bir koyun gibi görünmekten alamaz kendini. Agatha Christie

Her şeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla. Oscar Wilde

Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu aşk sanıyorsunuz. William Shakespeare 

Hiçbir şey yaratıcılığı aşk kadar teşvik etmez, tabi aşkın gerçek olması koşuluyla. Erich Fromm

Kadınlar kulaklarıyla severler, erkekler gözleriyle. Oscar Wilde

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir. Mevlana

İlk aşkımız biraz sersemlikle, bir hayli meraktan ibarettir. Bernard Shaw

Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler. Konfüçyüs

Kadınlar bizi kusurlarımız için severler. 
Eğer yeterince varsa her şeyi affedebilirler, zekamızı bile. Oscar Wilde

Bir gerçekliğin belirsiz, kavranamaz ve istikrarsız olması onun var olmadığı anlamına gelmez. Aşk da buna dahildir. Amin Maalouf

Eğer aşk için kelime gerekseydi, Dilsizler nasıl sevecekti. E. E. Cummings

Ozanlar aşktan öyle söz ettiler ki, artık kimse aşka inanmıyor. Oscar Wilde

Uzaklık aşkı koruyor, uzaklığı ortadan kaldırdığınızda aşkı da ortadan kaldırma tehlikesiyle karşılaşırsınız. Amin Maalouf

Aşk sadece türün hayatta kalması, soyunu devam ettirmesi ihtiyacıdır. Arthur Schopenhauer

Hiçbir kadın bir adamla parası için evlenmez. Kadınlar bir milyonerle evlenmeden önce ona aşık olacak kadar akıllıdır. Cesare Pavese

İnsan kendini bir kadına duyduğu aşk yüzünden öldürmez.Aşk bizi tüm çıplaklığımız, sefilliğimiz, düşkunlüğümüz ve hiçliğimizle açığa vurduğu için öldürür. Cesare Pavese

Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir. Bertrand Russell

Ağlamak anlamsız. İnsan doğar ve yalnız ölür. Cesare Pavese

Aşk, gerçekliğin ilk ışığında yok olacak bir sistir. Charles Bukowski

Gerçek adam her kadını fethedebilen değil, aynı kadını defalarca fethedebilendir. Rudyard Kipling


28 Ağustos 2019

İnsana Dönmek - Ahmet Cemal


 "Evet, artık itibarın hep çok değerli saydığım çevirilerde ve yazılarda değil, ama genel bir yaşama biçiminde, kredi kartı diye adlandırılan kartlarda ve benzeri 'dışlama biçimleri'nde yoğunlaştığını biliyorum. Dolayısıyla kendime artık 'itibarlı' değil, 'itibarsız' bir kişi gözüyle bakıyorum. Böylece uzun sürmüş bir yanılsamadan uyanmış olarak, yaptıklarımı bundan böyle 'itibarsız' bir kişi olmanın bilinciyle sürdürüyorum. Belki de yaşadığım ülkenin 'kendine özgü' koşullarında, bazı yollarda direnebilmek, böyle bir 'itibarsız'lığı göze almaya bağlı."
 
 Ahmet Cemal, yılların imbiğinden geçirdiği gözlemlerine, bir aydın olmanın birikimini de katarak, toplum, sanat, insan üzerine düşüncelerini, edebiyattan sanata, kişisel olandan evrensel olana deneyimlerini, 'kitaptaki yazıların çoğu, insana dönüşün yollarını aramanın sancılarıyla dolu' diyerek okurlarıyla paylaşıyor. Usta bir yazarın kaleminden, üzerinde herkesin düşünmesi gereken yazılar.
 
 
 
İnsana Dönmek, Ama Nasıl?
İtalyan şairi ve yazarı Cesare Pavese, savaşın hemen ardından, 20 Mayıs 1945 tarihinde, Torino'da yayınlanan 'L'Unita' gazetesinde çıkan 'İnsana Dönmek' ('Ritorno all uomo') başlıklı makalesinde, dört yıllık korkunç bir kıyımın ardından nasıl yeniden insanca bir dünyaya dönülebileceğini tartışıken, savaş yıllarında direnme gücünün nasıl bulunduğuna da değinir; "Korku ve kanla dolu geçen o yıllar bize, korkunun ve kanın her şeyin sonu olmadığını da öğretti. Tüm dehşetin ortasında ve dehşete karşın, gücünü hiç yitirmeyen bir şey var; İnsanın insanla insan olarak açıkca karşılaşabilmesi. Her yerde en bilgisiz ve karanlık gözlerde bile katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk. O günlerde pek çok sınır, pek çok anlamsız duvar yıkılıp gitti. Her insanın salt varlığından yükselen, bilinçdışı yardım isteyen çağrıyı bir süredir izlemekte olan bizler de, nasıl bir zenginliğin her yanımızı kapladığını ve sürüklediğini görünce hayretler içinde kalmıştık. O zamanlar insan, kendini gerçekten de en canlı güçleriyle sergilemişti ve şimdi o insan bizlerden, anlayabilmemizi ve konuşabilmemizi bekliyor."


04 Kasım 2018

Danny Kaye "Seyahat etmek içsel bir yolculuğa çıkmaktır."



İyi bir seyyah asla kesin planlar yaparak ve gideceği yere varmak için hareket etmez...Lao Tzu

İnsanlar yolculuğa çıkmaz. Yolculuk insanları alır...John Steinbeck

Turist olarak en mutlu olduğumuz anlar bir şeyin peşine düşerken karşımıza rastgele çıkandır...Lawrence Block

Her yıl bir kez daha önce gitmediğiniz bir yeri ziyaret edin...Dalai Lama

Paris her zaman güzel bir fikirdir...Audrey Hepburn

Yolculuk bizi kendimize geri getirir...Albert Camus

Kaybolduğumuz zaman kendimizi bulmaya başlamışız demektir...Henry David Thoreau

Her seyyah gibi ben de hatırladığımdan çok gördüm ve gördüğümden daha çok şey hatırlıyorum...Benjamin Disraeli

Limanda duran bir gemi her zaman güvendedir; ancak gemiler bunun için üretilmez...John A. Shedd

Bir adam bütün dünyayı ihtiyacı olanı aramak için gezer ve eve aradığını bulmak için döner...George Moore

Amaçsızca gezinen ya da yoldan çıkan, kaybolmuş sayılamaz. Asıl altın hazineler; mafsalsız, anahtarsız, kapaksız bir kutuda saklanmıştır...JRR Tolkien

Seyahat satın alınarak sizi zengin eden tek şeydir...Anonim

Günlüğüm olmadan asla seyahat etmem. Trende okuyacak sansasyonel bir şeyiniz mutlaka olmalı...Oscar Wilde

Eğer yemek yemeyi reddediyorsanız, gelenekleri önemsemiyorsanız, dinden korkuyorsanız ve insanlardan sakınıyorsanız, evde otursanız daha iyi olur...James Michener

Yolda olmak varmaktan daha iyidir...Buddha

Yolculuklar bilge adamı daha iyi, aptalı ise daha kötü yapar...Thomas Fuller

Evden uzaktayken kendimi evde gibi hissetmek hoşuma gitmiyor...Bernard Shaw

Her yolculuğun gezginin haberi olmayan gizli varış noktaları vardır...Martin Buber

Yolculuklar aşıklar kavuşunca son bulur...William Shakespeare

Dünya bir kitaptır. Seyahat etmeyi bilmeyen biri bu kitabın sadece ilk sayfasını okur...St.Augustine

Eğer uzak yerlere ve hızlı bir şekilde seyahat etmek istiyorsanız yanınıza az eşya alın. Çantanızdan bütün kıskançlıkları, kininizi, bencilliklerinizi ve korkularınızı çıkarın...Cesare Pavese

Bir kişi eğer kapıyı ardında bırakmışsa yolculuğun en zor kısmını atlatmış demektir...Hollanda Atasözü

Seyahat etmekteki amaç yabancı bir ülkeye ayak basmak değildir. Esas olan ülkeye son kez yabancı ülke olarak görüp ayak basmaktır...Gilbert K. Chesterton

Yolu takip etmeyin. Onun yerine yol olmayan yerlerden gidin ve geçtiğiniz yerlerde izinizi bırakın...Ralph Waldo Emerson

Güle güle diyecek kadar cesursan hayat seni kocaman bir merhaba ile ödüllendirecektir...Paulo Coelho

Yabancı topraklar yoktur. Yabancı olan sadece seyyahtır...Robert Louis Stevenson

Eğer bir erkek yolculuk etmemişse erkek olmanın değerini bilmiyor demektir...Fas Atsözü

Merak duygusu doğada yenilmeyen tek duygudur...Freya Stark

Bir adamla dağ karşılaştığı zaman muhteşem bir şey tamamlanmıştır...William Blak

Bir şeyi yapmak için en etkili yol onu yapmaktır...Amelia Earhart

Benim için seyahat etmek sadece bir yerlere gitmek değil gitme eyleminin kendisidir. Ben yolculuk için geziyorum. Yolda olmakla aramda harika bir ilişki var...Robert Louis Stevenson

Varış noktası bir yer değildir aksine bir şeyler görmek için yeni bir yoldur...Henry Miller

Gözlem yapmayan gezgin kanatları olmayan kuş gibidir...Saadi Shirazi

Yolculuklar en iyi kilometrelerle değil arkadaşlarla ölçülür...Tim Cahill

Kadın olarak bir vatana sahip değilim. Kadın olarak bir vatana sahip olmak istemiyorum. Kadın olarak benim vatanım bütün dünya...Virginia Woolf

Dünyada sahip olduğumuz her şey ortaktır...Wendell Berry

Seyahat etmek; herkesin başka ülkeler hakkında yanlış bildiklerini keşfetmenizdir...Aldous Huxley

Yolculuk sadece geçmişe bakınca cazibeli görünür...Paul Theroux

Yeni bir ülkeyi anlamanın ilk yolu onu koklamaktır...Rudyard Kipling

Hayır, hayır! Önce macerayı yaşamak istiyorum. Açıklamalar rezil zamanlardır...Lewis Carroll

Yolculuğa yatırım yapmak kendine yatırım yapmaktır...Matthew Karsten

Seyahat etmek hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı şeylerin nasıl göründüğünü düşünmek yerine onları görmemizi sağlar...S. Johnson

Yolculuklar evlilikler gibidir. Yolda kontrolün tamamen sizde olduğunu düşündüyorsanız muhtemelen yanlış yoldasınızdır...John Steinbeck

Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkın...Anonim

Yolculuğa odaklanın, varış noktasına değil. Eğlence yolculuk aktivitesinin kendisidir tamamlanması değil...Greg Anderson

Maceralar tam zamanında olmasa da mutlaka gerçekleşir...E.M. Forster

Eğer yanınıza birkaç çift kıyafet ve ihtiyacınız olan paranın yarısını aldığınızda seyahat, sadece gezinin bir bölümü ve rahatlama zamanıdır...Anonim
dunyasirtimda.com

27 Ağustos 2018

Cesare Pavese - Gece

Ama rüzgarlı gece, berrak gece belleğin belli belirsiz anımsadığı, uzaktır 
bir anıdır. 
Yitmiş şaşkın bir sakinlik o da yapraklardan ve hiçlikten oluşmuş.
Hiçbir şey kalmıyor anıların ötesindeki o zamandan, belli belirsiz bir anımsama dışında
Kimi zaman geri dönüyor güne yaz gününün kıpırtısız ışığına o uzak şaşkınlık
Boş pencereden çocuk diri ve koyu tepelerdeki geceye bakardı ve şaşırırdı tepeleri üst üste yığılmış görmekten belirsiz ve berrak devinimsizlik.
Karanlıkta hışırdayan yapraklar arasında, tepeler belirdi orada güne ait her şey, kıyılar ve ağaçlar ve üzümbağları apaçık ölüydü ve yaşam bir başka yaşamdı, rüzgardan, gökyüzünden yapraklardan ve hiçlikten.
Kimi zaman geri dönüyor günün kıpırtısız sakinliğinde anısı o yoğun yaşamın, şaşkın ışıkta.

16 Nisan 1938
Çeviri: Kemal Atakay

16 Temmuz 2016

Cesare Pavese - Tepedeki Ev

İtalyan edebiyatının en önemli adlarından biri olan Cesare Pavese romanlarında ve şiirlerinde çağdaş dünya sorunlarına, bu sorunları yaşayan insanların yazgılarına eğilmiş genç bir yazardı. Daha kırk iki yaşındayken 1950 yılında intihar ederek yaşamına son veren Pavese, Tepedeki Evi yaşamının son yıllarında kaleme almıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine yakın bir dönemde, faşistlere karşı yürütülen iç savaş sırasında kentten kaçıp uzaklara, çocukluğunun geçtiği yerlere giden öğretmen Corrado, geçmişte kısa süreli bir ilişki yaşadığı kadınla karşılaşır. Yaşadığı dönemin katı gerçeğinden ve belirsiz bir gelecekten kaçarken, savaşın acımasızlığından, anlamsızlığından derinden etkilenir, Savaş bir gün biterse, der, şunu sormalıyız kendimize: Peki ya ölenleri ne yapacağız? Neden öldüler?
 
 

17 Ekim 2015

Cesare Pavese - Çalışmak Yorar

Evden kaçmak için yolu geçmeyi
yapsa yapsa bir çocuk yapar.
çocuk değil ki artık
bütün gün sokaklarda sürten bu adam
üstelik evden de kaçmıyor.

Hani yaz ikindileri vardır
meydanlar bomboş uzanır batan güneş altında,
geçip gereksiz bitkilerle bir bulvardan
durur yalnız adam.
Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?
Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.
Oysa bir kadın durdurmalı
konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,
yoksa hep kendisiyle konuşur insan. bunun için de
kimi vakit körkütük olur geceleri
ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.

Böyle ıssız meydanda bekleyerek
rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları
durduğu olur insanın şöyle bir.
Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev
sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.
Gece kimsecikler kalmaz meydanda
Oradan geçen bu adam görmez
yararsız ışıklar içinden evleri
kaldırmaz artık gözlerini.
Kaldırımları dinler yalnızca
kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.
Doğru değil ıssız meydanlarda kalmak.
Mutlaka yolda olmalı o kadın
yalvarsan eve çeki düzen verecek.
 

13 Eylül 2014

Cesare Pavese - Ay ve Şenlik Ateşleri



Yaşamını bir otel odasında kendi elleriyle noktalayan, çağdaş İtalyan edebiyatının büyük ustası Cesare Pavese (1908-1950) 1949 yılının eylül-kasım ayları arasında yazdığı son romanı Ay ve Şenlik Ateşleri'nde, kalemiyle yarattığı dünyanın bireşimini yapıyor sanki. Kendi geçmişiyle ve okurlarıyla hesaplaşıyor. Amerika'da para-pul sahibi olduktan sonra, İkinci Dünya Savaşının hemen ertesinde doğduğu köye dönen Anguilla, eski arkadaşı Nuto ile yaptığı konuşmalar aracılığıyla çocukluğunun günlerine, kişilerine döner ve direnişçilere ihanet ettiği için öldürülen genç bir kızın ölüsünün yakıldığı ateş, aynı zamanda geçmişin de küllerini savuran bir şenlik ateşine dönüşür. Kişisel anılarla bezeli geçmişi dengeleyen şimdiki zaman da, aynı oranda çetindir ve simgesini ailesini öldürdükten sonra evini tutuşturarak bir başka şenlik ateşi yakan köylü Valino'da bulur. En olgun yapıtı sayılan Ay ve Şenlik Ateşleri'nde Pavese benzersiz bir doğa sevgisini, kırsal kesimin ahlak anlayışını ve yazgıya karşı koymanın anlamsızlığını vurguluyor. Ay ve Şenlik Ateşleri özlemlerin ve olağanüstü bir hüznün romanı.

Cesare Pavese - Acı

Sokaklarda dolaşacağım yorgunluktan tükenene dek
yalnız yaşamayı bileceğim ve geçen her yüzün
gözlerine gözlerimi dikmeyi ve aynı kalmayı.
Damarlarımda beni aramaya çıkan bu serinlik
sabahları hiç böylesine gerçek olarak yaşamadığım bir
uyanış: Yalnızca, kendimi bedenimden daha güçlü
Duyuyorum
ve sabahıma daha soğuk bir titreme eşlik ediyor.

Yirmi yaşında olduğum sabahlar uzak.
Ve yarın, yirmi bir: yarın sokaklara çıkacağım,
her taşı ve göğün çizgilerini anımsıyorum.
Yarından sonra insanlar beni yeniden görmeye başlayacak
ve ayağa dikilmiş olacağım ve durup
vitrinlerde kendime bakabileceğim. Bir zamanların sabahları
gençtim ve bunu bilmiyordum, geçenin ben olduğumu
bile bilmiyordum- bir kadın, kendi kendisinin
efendisi. Bir zamanlar ki zayıf çocuk
yıllar süren bir ağlayıştan uyandı:
şimdi sanki o ağlayış hiç olmamış gibi.
 

Ve yalnızca renkleri algılıyorum. Renkler ağlamıyor,
bir uyanış gibi: yarın renkler
dönecek. Her kadın sokağa çıkacak,
her beden bir renk- çocuklar bile.
Açık kırmızı giyinmiş bu beden
onca solgunluktan sonra kendi hayatına yeniden kavuşacak.
Çevremde bakışların kaydığını hissedeceğim
ve kendim olduğumu bileceğim: bir bakış fırlatarak
kendimi insanlar arasında göreceğim: Her yeni günle
yollara çıkacağım renkleri arayarak.

12 Şubat 2013

Cesare Pavese - Ölüm Gelecek Ve Senin Gözlerinle Bakacak


Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak - 
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.

Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
 
 GELECEK ÖLÜM - GÖZLERİ GÖZLERİN OLACAK
Gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
sabahtan akşama dek, gözünü kırpmadan,
sağırcasına, eski bir vicdan acısı gibi
saçma bir alışkanlık gibi
ardımızdan kovalayan bu ölüm
gelecek bir gün
Boş bir sözden ayrımsız olacak gözlerin
aynada kendini gördüğünden ayrımsız her sabah,
suskun bir çığlık, bir sessizlik olacak.
Ey sevgili umut, o gün biz de bileceğiz
hem yaşam hem hiçsin sen bile, ey sevgili umut!

Herkese birdir bakışı ölümün
Gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
bir alışkıyı bırakırcasına
ölü bir yüzün belirdiğini görürcesine aynada
kenetli bir dudağı dinlercesine
sessizce ineceğiz o dipsiz burgaca.

31 Ocak 2013

Yaşama Uğraşı

 "Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda.
Yazıyorum: Ey, Sen, acı.
Peki sonra? Bütün gerekli olan, biraz cesaret. Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşama içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor.
Kolay sanmıştım ilk düşündüğünmde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil. Tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım..."

18 Ağustos 1950

Önemini, güncelliğini hiç yitirmeyen, sanat ve hayat üzerine yazılmış günlükler.

 ***

Pavese’yi hiç mi hiç anlamadılar diye kadınları suçlayacak halimiz yok elbette ama keşke anlasalardı da içimize evlat acısı gibi işleyen bu günlüklerden mahrum kalsaydık.

Edebiyat dediğimiz tuhaf nesnenin, sanat dediğimiz yorucu çabanın, yeryüzünün içli çocuklarının acılarından mürekkep olduğunu ve bizim o acıların kıyısına geçip şenlikler derlemeye çalıştığımızı daha erken farkedebilsek, hayatlarımız belki de farklı bir seyir takip ederdi. Evlerimizi, odalarımızı dolduran kütüphanenin karşısına geçip, başbaşa kalacağımız acılı bir insan seçiyoruz kendimize ilkin, arkasından da o acılı insanın kılavuzluğunda, yeni acılara doğru kanat çırpıyoruz ve düşünme zahmetine bile katlanmıyoruz: Değer mi hiç? Pavese’nin cevabını merak ediyor musunuz gerçektende...    

       UMUTSUZ DİRENİŞİN KIRILMA NOKTASI
       “Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. Kimi zaman da başarır bu işi. Ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.”
       Bu hüzünlü başlayıp acıklı bir hale dönüşen satırların yazarı, hemen her duyarlı erkek gibi ömrünü kadınları anlamaya, onlar tarafından sevilmeye adamış bir bildik bir isim: Cesare Pavese. Kadınlarını anlama çabaları başarısız kaldıkça; bu başarısızlık da sevgisizlik yani yeryüzü yoksunluğu yani evren sürgünlüğü anlamına geldikçe “Yaşama Uğraşı”ndan adını düşüren Cesar Pavese...
       Aslında nereden bakılırsa bakılsın, Pavese’nin kısa süren ilginç yaşamı, yeryüzünde henüz pek fazla değişmemiş bulunan kadın kültürüne verilmiş keskin bir cevaptır. Hayır, keskinliği, Pavese’nin “herşeyden tiksindiğini” belirterek Torino’da bir otel odasında intihar etmesiyle ilgili bir husus değil. Keskinlik, Pavese’nin ömür boyu sürdürdüğü çabadan kaynaklanıyor. “Günlükler” titiz bir gözle okunduğunda, öfkelerinde, kırgınlıklarında, kızgınlıklarında bile, Pavese’nin yüzünü kadınlara dönme çabasından vazgeçmediği görülebilir rahatlıkla. Çünkü sevgi ihtiyacı içindedir ve sevilmeyen ya da yeterince (Buradaki “yeterlilik,” sadece ve sadece sanatçının karar verebileceği bir dengeye tekabül eder ve ne yazık ki, yeryüzünün kayıt kabul koşulları dolayısıyla kesinlikle gerçek niteliğine kavuşamaz. Belki de asıl trajedi budur.) sevilmeyen her insan gibi yalnızdır. Muayenehanelerinde, modern insanın sıkıntılarına çare aradıklarını savunan psikiyatr ve psikologlar, sanatçının evrendeki yalnızlığının yansıma biçimlerine dair dişe dokunur ve adam içinde okunur bir araştırma yapmadıkları için, yalnızlığın bu boyutu üzerinde pek fazla durulmaz genellikle. Durulmazsa ne olur? Ne olacak, birkaç Pavese daha çekilir aramızdan, kendilerine yaşatılan laneti kusarak üzerimize...
       
“YALNIZ KADINLAR ARASINDA”
       “Gençliğimin sona erdiğini haber veren belirtiler arasında en önemlisi artık edebiyata karşı büyük bir ilgi duymayışım. Bir zamanlar her şeye rağmen duyduğum, manevi doğrular bulma umuduyla açmıyorum kitapları artık. Okuyorum, daha da çok okuyabilmek istiyorum, ama bir zamanlar yaptığım gibi, kitaplarda bulduğum çeşitli yaşantıları ne heyecanla karşılıyorum, ne de bunları parlak, şiir öncesi ussal bir gürültüye dönüştürüyorum. Torino sokaklarında dolaşırken de aynı şey oluyor. Bu yerleri artık yaratma çabasını hızlandıran romantik, simgesel bir güç kaynağı olarak görmüyorum. Her keresinde, ‘önceden yapılmış bu’ demek geliyor içimden. Ezilmelerimi, saplantılarımı, yorgunluklarımı ve dinlenmelerimi iyice gözden geçirince, açıkçası hayata yeni buluşlar getirecek bir alan olarak bakmıyorum artık, şiir daha az ilgilendiriyor beni bu açıdan; sadece düşünülecek ve çözümlenecek olan sıkıcı bir malzeme gözüyle bakıyorum her ikisine de.”
       1936 yılında yani intiharından 14 yıl önce yazıyor bunları Pavese ve insan ister istemez, “Hayatını adadığı edebiyata olan ilgisini de yitirdikten sonra nasıl tahammül etti bu kadar yıl?” sorusunu soruyor kendine. Aslında “beklenti ya da umut” gibisinden sefilin sefili bir cevabı vardır bütün bu tahammül serüveninin ve ne yazık ki, Pavese için de geçerlidir bu. Çünkü, iki kırılganlık arasındaki gidiş gelişlerden, hayatı sürdürmek konusunda çok fazla destekleyici ayrıntı elde etmek mümkün değildir. Olsa olsa, bir kıyıdan karşı kıyıya geçiş imkânlarını araştırırken, kişinin karşısına çıkan kanat müsveddelerinin şakırtısına denk düşen bir aldanıştan ibarettir hepsi de.
       Pavese de bunu dile getirir zaten:
       “Hayatın alaycı yasalarından biri de şudur: Sevilen kimse, veren değil, alan insandır. Sevilen kimse vermez, çünkü seven verir. Bu da anlaşılmayacak bir şey değildir; çünkü vermek almak kadar kolay unutulmayan bir zevktir; kendisine bir şey verdiğimiz insan bizim için gerekli, yani sevdiğimiz bir insan olur. Vermek bir tutku, neredeyse bir kusurdur. Kendisine bir şeyler verebileceğimiz bir insan olması gerekli.”
       
BAŞTAN KAYBEDENLER
       Yine çırpınışların kıyısında Pavese, yine hızla sürüklendiği sahile karşı direnmeye çalışıyor. Ama beyhûde bir çabadır bu, yeryüzünün en içli çocuklarından biri olan bu insan, yanına sürmelenmiş acılar almak istedikçe reddedilir. Üstelik, hayatın önemli bir bölümü, hatta neredeyse tamamı, sürekli “Yalnız Kadınlar Arasında” geçmiştir. Temel hareket noktasında, “yalnız kadınlar”ın ihtiyaç duydukları şeylerle, “yalnız erkekler”in ihtiyaç duydukları şeyler arasında belirgin bir fark yoktur. Fark belki de, yalnızlıklarını bir din gibi benimseyen yeryüzü sürgünlerinin, birbirlerine doğru emekleme konusundaki hareket kabiliyetlerini daha doğuştan yitirmiş olmalarıdır. Ki bu da bir başka acıklı durumdur...
       “Bir erkekle bir kadın arasında aşktan daha önemli ne olabilir? Bu, insanın bir başkasını kendisiyle bir tutabileceği anlamına gelir: onun her davranışını ve hareketini kendi davranışı ve hareketi gibi görmek, hayatın tadını çıkarmasından hayatın tadını kendimiz çıkarıyormuşuz gibi sevinmek, bizim başkalarıyla yaptığımız şeyleri o başkalarıyla yapıyor diye kendimizi bir şeyden yoksun kalmış hissetmemek, başka bir deyişle, öbür insanları da kendimizi sevdiğimiz kadar sevmek. Bu sevgiye iyilik deniyor. Ama ya o insan kaybolursa? Kendimizin kaybolan bir parçasını sevebilir miyiz? Bunun için kimsenin hiçbir zaman kaybolmadığına, ölüm diye bir şey olmadığına inanmamız gerekir. Peki. ama sen ölümü kendin için kabul ediyorsan, bir başkasının da kendisi için kabul etmesine nasıl karşı çıkabilirsin? Bu da iyiliktir. Hiçliğe varabilirsin, ama pişmanlığa ve nefrete değil. Şunu her zaman hatırla: Sana hiç kimse bir şey borçlu değil. Kendinde neye hak görüyorsun? Doğduğunda hayat üzerinde herhangi bir iddian var mıydı?”
 
 Çeviren: Cevat Çapan-Kemal Atakay 
 M. Salih Polat

05 Kasım 2012

Cesare Pavese - Yaşama Uğraşı

Acı çekmek hiçbir anlamda bir ayrıcalık, bir soyluluk belirtisi, Tanrı'yı haırlatan bir özellik değildir. Acı çekmek hayvanca, insanı hırpalayan, sıradan, gereksiz ve hava gibi doğal bir şeydir. Elle tutulamayacak bir şeydir acı; insan ne kavrayabilir, ne de karşı çıkılabilir; zaman içinde vardır- zamanla aynı şeydir; olmadık zamanlarda insanın karşısına çıkması sadece kendisini izleyen anlarda, insanın son işkence anını yeniden yaşadığı ve bir sonraki nöbeti beklediği sürede acı çeken kimseyi savunmasız bırakmak içindir. Bu nöbetler gerçek anlamda acı değil, bize gerçek acının süresini, sıkıcı ve bıktırıcı sonsuzluğunu duyuran sinirsel canlılık anlarıdır. Acı çeken kimse her zaman daha sonraki ve ondan sonraki nöbetin bekleyişi içindedir. O an, acının onu beklemekten yeğ tutabileceği sırada gelir. O an, insanın boş yere zamanın akışı kesmek için, bir şey olduğunu hissetmek için, bu hayvanca acının sonsuz etkisini bir an için bozma amacıyla haykırması gelir - bu haykırış acıyı daha da korkunçlaştırsa bile.

Ara sıra, ölümün ve cehennemin de böyle zaman ve sonsuzluk içinde değişmeden, anlara bölünmeden, bir daha hiç ölmeyecek bir gövdede akan kan gibi durmadan akan bir acı olduğu kuşkusuna kapılır insan.

Ah! Şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.

- - - - - -

“İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır. İntihar düşüncesine –bir alışkanlık haline gelen intihar düşüncesine– yol açan manevi çöküntü kadar aşağılık bir şey yoktur. Sorumluluk, vicdan, irade gelişigüzel yüzüp durur bu ölü denizde, sulara gömülse bile rasgele bir akıntıyla yeniden ortaya çıkar. 

Asıl başarısız insan, büyük işleri gerçekleştiremeyen değil –bunu kim başarmıştır ki– bir yuva kurmak, bir dostluğu, bir kadınla mutlu bir ilişkiyi sürdürmek, ekmek parasını kazanmak gibi küçük şeylerde başarısızlık gösteren insandır. Başarısızlığın en acısı budur.”

Oysa başarısız bir hayat değildi görünen. Ülkesinin en büyük edebiyat ödülü Strega’yı aldıktan birkaç hafta sonra bir otel odasında son verdi yaşamına Pavese... Belki de bu konudaki anahtar söz, “bir otel odasında”dır; yalnızlığını anlatırcasına... Belki satır aralarına gizlenen düş kırıklıklarındadır... 

Yaşama Uğraşı yazarın direnişle, siyasal mücadeleyle, kırık aşklarla, gönül yorgunluğuyla, sırtından vurulmalarla, kızgınlıklarla geçen yaşamını, entelektüel birikimini anlattığı, paylaştığı günlüğü... Paylaşmak istemediklerini zaten otel odasında küller halinde bırakmıştı...