teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Şubat 2024

Google Laplace’ın Şeytanı olabilecek mi?

Google + kendi isteğimiz, arzumuz ve hevesimizle geçmişimizi fişleyerek gelecekte ne istediğimizi, ne düşündüğümüzü hatta hayallerimizi bile tahmin edip karşımıza çıkaracak güce ulaşabilecek mi?

Laplace’ın Şeytanı Kimdir? 

Pierre-Simon Laplace tarafından, 1814’te yayınladığı bir makalesinde belirttiği, evrendeki her atomun yerini ve hareketini bilen ve bu sayede evrenin ve kainatın bütün bir geçmişi ve geleceğini bilen sanal bir varlığın mevcut olduğunu iddia eden düşünsel bir deneydir. 

Nedensel determinizmi kavramsallaştırdığı ifadesinin özgün hali ise şu şekilde açıklanabilir;“Evrenin şimdiki halini geçmişin sonucunu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve bunun bu verileri inceleyebileceğini düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecekte de, aynı geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir.”

Google’ ın Misyonu

Dünyadaki bütün bilgileri düzenlemek ve bunları herkes için erişebilir kılarak kullanışlı hale getirmektir.Google’ ın doğruluğundan emin olduğu söylediği on şey;

  1. Kullanıcıya odaklan; gerisi kendiliğinden gelir.
  2. En iyisi; tek bir şeyi gerçekten ama gerçekten iyi yapmak.
  3. Hızlı, yavaştan iyidir.
  4. Web’de demokrasi işliyor.
  5. Bir cevaba ihtiyaç duymanız için masa başında olmanız gerekmez.
  6. Kötülük etmeden de para kazanabilirsiniz.
  7. Daha keşfedilmeyi bekleyen pek çok bilgi var.
  8. Bilgi ihtiyacı sınır tanımaz.
  9. Takım elbise giymeden de ciddi olabilirsiniz.
  10. Sadece harika olmak yetmez.

Google bunu nasıl yapacak?

Google belki evrendeki bütün varlıkları en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katacak bir dataya ulaşamayacak, fakat Google’a kendi isteğimizle bireysel olarak verdiğimiz bütün bilgiler ve oluşturduğu datalar ile bizim için bir Laplace şeytanı olabilecektir.

Bunu yapabilecek istatistik bilgileri toplayabilir mi?

Olabilir ya da olmayabilir yerine size bilimsel bir cevap; 

Olasılık teorisi ve istatistik ;

1700'lerin başında, Londra’ da Abraham De Moivre adında Fransız bir istatistikçi istatistik bilim dalı henüz doğmadığından kumarbazlar için olasılıklar hesaplayarak geçimini sağlıyordu. Moivre şans diye bir şeyin olmadığına, şansın bir yansıma olduğuna inanıyordu. Hiçbir şeyin şans eseri olmadığını ileri sürdü. Sözde rastgele, gelişigüzel olan her şeyin aslında bir fiziksel nedeni olduğunu savundu. 

Örneğin; Bir parayı havaya atarsak paranın yazı ya da tura gelmesi şansa bağlı gibi görünür. Ama bunun şans olmadığı, parayı fırlattığınızda bunu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik, örneğin elin açısını, yerden yüksekliğini, fırlatmak için harcanan gücü, rüzgar veya hava akımını, paranın alaşımını gibi, o paranın yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirsiniz. Çünkü para da diğer her şey gibi, Newton’ un mutlak olan fizik kurallarından etkilenmektedir.

İnsanlar için tüm bu olasılıkları doğru hesaplamak en azından şimdilik imkansız gibi görünse de, sırf biz bu faktörleri hesaplayamıyoruz diye paranın yazı ya da tura geleceğinin şansa bağlı olduğunu söyleyemeyiz. 

Biz insanlar evrenin belli gerçeklerini ölçebilecek becerilere sahip değiliz. Olaylar her ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler. Bu düşünce akımına determinizm denir. 

Deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanırlar; her şey önceki bir sebebin sonucu ortaya çıkar, ama biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz. 

Kalabalık bir sokakta yürürken bir tanıdığına çarpmak da şans eseri değildir. Diyelim ki, hem senin aklından geçenleri ve beynini, hem de arkadaşınınkilerini okuyabilen bir bilgisayar olsun. Eğer o bilgisayar aynı zamanda tüm dünyadaki tüm çevresel koşulları da bilse, o zaman nerede ve nasıl karşılaşacağınızı da bilirdi. Yani şans eseri karşılaşma aslında şans eseri olan bir şey değil, bu tahmin edilebilir bir gerçektir. Böyle bir bilgisayar olmadığı için ya da henüz yapılamadığı için böyle bir olayı önceden göremeyiz ve bilemeyiz.

Daha da ileri gidelim;

De Moivre öleceği günü öngörmüştü ve öngördüğü tarihte de öldü. Hayatının son birkaç ayında Moivre her gece onbeş dakika fazla uyuduğunu fark etti. O bir determinist olduğu için o veriyi doğal sonucuna kadar hesapladı. Eğer uykusu her gece onbeş dakika uzarsa, o zaman 24 saat uyuyacağı gece ölecekti. Bu günü de 27 Kasım 1754 olarak belirledi. Ve o gün, aynen hesapladığı gibi de ölmüştü.De Moivre çok ünlü bir Fransız matematikçi olan Simon Pierre Laplace’ ın çalışmalarının temelini oluşturmuştu. 

İstatistik ve olasılık arasındaki fark; olasılık teorisi sözde şansa bağlı olguları inceler. Zarlar, yazı tura gibi. İstatistikte ise gerçek olaylar hesaplanır, doğum oranları, ölüm oranları gibi. Diğer bir deyişle olasılık teorisi denklemler oluşturmak içindir, bunlar da istatistikleri elde etmekte kullanılır.

Olasılık teorisinin işlemesi ile ilgili, Laplace gerçeği tahmin etmenin en iyi yolunun doğru cevabı hesaplamak değil de, en az yanlış olan cevabı hesaplamak olduğunu kanıtladı.Olasılık teorisi, bilim adamları bir cevaptan %100 emin olmasalar da doğru olduğunu söyleyebilmelerini sağlar. Çünkü olasılık teorisine göre yanılma payı çok ama çok az olduğu zaman gerçeği buldunuz demektir.

Laplace evrenin deterministik olduğunu varsaydığı için, biri eğer fizik kurallarını ve bir an için evrendeki her şeyin konumunu bilirse, o kişi olan herşeyi bilebilir ve gelecek tüm tarihi de bilebilir diyor. 

Hiç bir şey imkansız değildir. Belirli şeyler olasılık dışıdır, ya da olasılıksızdır.

Google şimdiden Laplace’ ın Şeytanı oldu bile

Sonuç olarak, bahsetmiş olduğumuz bilimsel teori verilerden yola çıkarak Google’ ın hayatımızda Laplace’ ın şeytanı olduğunu şu anda kısmen de olsa söyleyebiliriz. Kısa vadede, nelerden hoşlandığımızı, hangi ürünü satın almak isteyeceğinizi, sizin ihtiyacınız olan ve almayı isteyebileceğiniz kurguda size özel reklam kampanyalarını siz düşünürken önünüze çıkartacak. 

Orta vadede, ihtiyacınız olan ve hayır diyemeyeceğiniz ürünü siz daha istemeden kapınıza getirecek bilgiye ulaşacak. 

Uzun vadede, hayallerinizi ve düşlerinizi %100 de olmasa bile tahmin eden, size özel ve tam sizin istediğiniz gibi bir hayat sunan Laplace’ın şeytanı.

Dünyada İnternet kullanıcılarının %80’ni Google kullanıcısı. Türkiye'de, 50 Milyona yakın İnternet kullanıcısı olduğunu ve bu kullanıcıların %98’inin Google kullandığını düşünürsek, neyi ne kadar istediğinize verdiğiniz bilgilerin miktarı ve doğruluğu ölçüsünde siz karar vereceksiniz.

Ya da Google’dan başka bir Laplace’ ın Şeytanını tercih edeceksiniz.

 kobitek.com

09 Ocak 2021

"İstediğimize inanmakta özgürüz " Stephen Hawking

"Eğer insanlık galaksi içindeki tek akıllı yaşam formuysa hayatta kalmayı güvence altına almalıyız" diyen Hawking, “Uzun vadede insan türünün geleceği uzaydadır”  görüşünü  ortaya attı. Hawking nükleer savaş, genetik olarak tasarlanmış virüsler, küresel ısınma gibi tehlikelerin yeteri kadar ciddiye alınmamasından yakınıyordu.

"Tanrı var olabilir ama bilim, evreni bir yaratıcının varlığına ihtiyaç duymadan açıklayabiliyor" görüşü Hawking'in bu konudaki en bilinen sözüydü.

Evrenin bilimin kanunları tarafından yönetildiğine inanan Hawking, "Otoriteyle yönetilen din ile gözlem ve akıl ile yönetilen bilim arasında esaslı bir ayırım vardır. Bilim kazanacaktır, çünkü işe yarıyor" demişti. "İstediğimize inanmakta özgürüz" diyen Hawking, muhtemelen ölümden sonra bir yaşamın olmadığını, elimizdeki tek yaşamın bu olduğunu ve bunun için minnetter olduğunu anlatmıştı.

Ünlü fizikçi, yapay zeka çalışmalarının önemini anlatmakla beraber yapay zekanın gelişimine temkinli yaklaştı. Yapay zekanın insan zekasını geçebilecek bir düzeye gelmesinden endişe ettiğini belirten Hawking, bunun insanlığın sonunu getirebileceğini söylemişti.

Hawking'e göre yapay zeka kendisini geliştirmeyi sürdürebilir, hatta kendisini yeniden biçimlendirebilir, ancak son derece yavaş bir biyolojik evrimle sınırlı olan insanlar, bu tür bir güçle yarışamaz. Yapay zekanın çok güçlü otonom silahlar veya baskı kurmada yeni yöntemler geliştirme olasılığını Hawking'in altını çizdiği başlıca tehlikeler.


Albert Einstein'dan sonra dünyanın en önemli fizikçisi olarak görülen  Stephen  Hawking,  Oxford'ta fizik, Cambridge'de evrenbilimi eğitimi aldı. Kuantum fiziği ve kara delikler ile ilgili araştırmalar yapan Hawking, 21 yaşında sinir sistemini felç eden ALS hastalığında yakalandı. 75 yaşındaki Hawking, hayatını tekerlekli sandalyeye bağlı olarak geçiriyor ve kendisi için hazırlanan özel bir bilgisayar ile iletişim kurabiliyordu. Cambridge Üniversitesi'ne 1962'de giren Stephen Hawking, "Genişleyen Evrenlerin Özellikleri" başlıklı doktora tezini 1966'da 24 yaşındayken yazmıştı. Ekim 2017'de internet ortamında kamuya açılan Hawking'in doktora tezi milyonlarca kişiye ulaştı. Hawking, çalışmalarının ışığında bazıları çok popüler olan çok sayıda kitaba imza attı. 1988'de yayımlanan "Zamanın Kısa Tarihi" en çok bilinen eseri oldu. 40'tan fazla dile çevrildi, yaklaşık 10 milyon sattı. Evrenin geçmişini ve gelecekti evreni anlattığı kitabında Hawking uzay bilimi, zaman, Büyük Patlama, kara delikler, ışık konikleri gibi kavramları okurlara basit bir şekilde açıklamaya çalışmıştı.

 Stephen Hawking ölmeden önce bu uyarıları yapmıştı Bilimsel çalışmalarının yanı sıra bilimi herkesin anlayacağı bir dille de anlatması Stephen Hawking'i dünya çapında tanınır bir isim haline getirdi. İşte beş soruda Stephen Hawking...(Kaynak: DW Türkçe) 

07 Şubat 2018

Dan Brown "Bizi birleştirmeyi vaat eden teknoloji bile bizi birbirimizden ayırıyor. Artık her birimiz tüm dünyayla elektronik bağlantı içindeyiz ama aslında son derece yalnızız."

Küçük beyinler, büyük zekalardan daima korkar.

Korku, tüm savaş silahlarından daha hızlı yaralar.

Gerçek, sadece ölümün gözlerinden görülebilir.

Ölümden korkmuyorum...Çünkü ölüm hayalcileri şehit mertebesine yükseltir... Asil fikirleri güçlü eylemlere dövüştürür.

"Primum non nocere." Tıp etiğinin temel kuralını tekrar etmişti: "Öncelikle, hiçbir zarar verme.".

 Söz konusu dünya meseleleri olduğunda inkar, küresel bir salgın haline gelmişti.

Mantık ile kalp arasındaki yüz yıllık savaş, nadiren aynı şeylerin gerçekleşmesini ister.

Tanrı tüm dualara cevap verir ama fakat cevabı bazen hayırdır.


Fizik kuralları, Tanrı'nın şaheserini boyamak için yeryüzüne yaydığı tuvaldir.

 Ölümün ardından doğum gelir. Cennete ulaşmak için insanın cehennemden geçmesi gerekir.

 Kendimiz için yaptığımız şeyler, bizimle beraber ölüp gider. Başkaları ve dünya için yaptıklarımızsa ölümsüzdür.

Liderler savaş ilan etmeden önce ölümü herkesin tadacağını hatırlasalardı, dünya çok daha farklı bir yer olabilirdi, diye düşündü.

Sevmeyi öğrenirsen, yaşamayı unutursun. Eğer sevmezsen, hayatına yıllar katarsın ama yıllarına katacak bir hayat bulamazsın.

En iyi kandırmacalar, mümkün olduğu kadar gerçek dünyaya bağlı kalarak yaratılır.

Doğru ellerde ateş aydınlanma sağlayabilir... Ama yanlış ellere geçtiğinde ateş yıkıcı olabilir.

 Unutma, yokuş aşağı inmek kolaydır ama manzara tepeden seyredilir.

Bir fikrin geniş kitleler tarafından kabul edilmesi, onun gerçekliğinin ispatı değildir.

Her bir neslin buluşlarının yanlış olduğu, bir sonraki neslin teknolojisiyle ispatlandı. İnsan öğrendikçe, bilmediğini anlamıştı.

Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.

Tarih bize bir şey öğrettiyse o da bugün alaya aldığımız garip düşüncelerin bir gün kabul edilen gerçeklere dönüştüğüdür.

İnsan aklı, bedeninden çok daha büyük acılar çekebilir.

Bizi birleştirmeyi vaat eden teknoloji bile bizi birbirimizden ayırıyor. Artık her birimiz tüm dünyayla elektronik bağlantı içindeyiz ama aslında son derece yalnızız.

Ruhlarımızı ayakta tutan gizem ve meraktır.

Dünyanın anlamının farkına varmadan dünyada yaşamak, kitaplara dokunmadan büyük bir kütüphanede dolaşmaya benzer.

Kendimiz için yaptığımız şeyler, bizimle beraber ölüp gider. Başkaları ve dünya için yaptıklarımızsa ölümsüzdür.

13 Ağustos 2017

Atatürk "Bilim ve Teknoloji"


Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924

Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur. Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922

Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923

Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923

Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923

İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.

İlerlemek yolunda yapılacak her önemli teşebbüsün, kendine göre önemli sakıncaları vardır. Bu sakıncaların en az dereceye indirilmesi için tedbir ve teşebbüslerde hata yapmamak lazımdır. 1927(2-600)

İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.  1930(15-262)

Manevî kuvvet ise özellikle ilim ve iman ile yüksek bir şekilde gelişir.  1922 (4-223)

Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir; mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.  (13)

Her yeni yetişen kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o zaman gelecek nesiller birbirinden kademe kademe yüksek seviyede bir yükselme grafiği meydana getirebilir ki, insanlığın ilerlemesinin amacı da budur.  1918(40)

Bir millet için mutluluk olan birşey diğer millet için felâket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mutlu ettiği halde diğerini mutsuz edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade edelim, ancak unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz. Milletimizin tarihini, ruhunu, geleneklerini gerçek, sağlam, dürüst bir görüşle görmeliyiz.  1923 (5-141)

Hayati gerçekleri bilerek, bilmeyenlere de uygun bir yol ile veya zor ile anlatarak amacımıza yürüyeceğiz... Bizi o amaca varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak için ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat çiftçi arkadaşlar, muhterem babalar, bizim için bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır: O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren memleketini seven, gerçeği gören kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizde böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, ya memleketini sevmeyen kötüler, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kasdetmiyoruz. Kastettiğim ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de, özellikle sizlerin içinizde görüldüğü gibi gerçeği gören gerçek bilginler çıkar.  1923 (5-132)

Sanayileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve mutlu Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zorunluluktur.  1937 (4-381)

Memleket için kaçınılmaz olan sanayiinin kurulması bitmedikçe her yönden kalp huzuru duymamıza imkân yoktur. Bu sebeple, memleketin sanayiye ait donanımını tamamlamak için, bütün gayret ve dikkatinizi çekmeyi yerinde buluyorum.  1933 (4-359)

Türkiye'de devlet madenciliği, milli kalkınma hareketiyle yakından ilgili, önemli konulardan biridir. Genel sanayileşme düşüncemizden başka, maden arama ve işletme işine, her şeyden önce dış ödeme vasıtalarımızı, döviz gelirimizi artırabilmek için devam etmeye ve özel bir önem vermeye mecburuz. Maden Tetkik ve Arama Dairesinin çalışmalarına en yüksek gelişme hızım vermesini ve bulunacak madenlerin, verimlilik hesapları yapıldıktan sonra planlı şekilde hemen İşletmeye konulmasını temin etmemiz lazımdır. Elde bulunan madenlerin en önemlileri için, üç yıllık bir plan yapılmalıdır. 1937 (4-382)

İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur.  1923 (5-91)

Harp sanayi kuruluşlarımızı, daha çok geliştirme ve genişletme için alınan tedbirlere devam edilmeli ve sanayileşme çalışmamızda da ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır...Bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayimizin de bu esasa göre geliştirilmesi gerekir. Hava Kuvvetlerinin kazandığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmayı planlaştırmak ve bu konuyu layık olduğu önemle milletin görüşünde canlı tutmak lazımdır. 1937 (4-387)

İlim, tercüme ile olmaz, inceleme ile olur. (70-167)

Ben, manevî miras olarak hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz (ödün) vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları biledeğişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver (eksen) üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.  (129-18)

 

22 Temmuz 2017

Bilim, Yapay ‘Organizmalar’ Üretmek İçin Büyük Bir Adım Daha Attı!


Disiplinler arası uzun süren çalışmalar sonucunda ulaşılmak istenen nihai hedefe doğru en büyük adım atıldı: Büyük DNA yığınlarını programlamak için yeni bir yol keşfedildi.
Hiç şüphesiz “organik” bilgisayarlar oluşturmak bilim dünyasının en büyük hedeflerinden. Söz konusu bilgisayarlar denilince aklınıza hemen kutu şeklinde kasalar ve laptoplar gelmesin. Zira bu organizmalar, programladığı işe göre hareket edip hastalıkları iyileştirebilecek. Ancak çok büyük bir engel var: İhtiyacımız olan yaşam formunu verecek kapsamlı genetik değişiklikleri yapmak oldukça zor.

Araştırmacılar genomların "geniş uzantıları"nın sentetik DNA ile yeniden yazmanın bir yolunu buldular. Geliştirilen yöntemle salmonella bakterileri yeniden programlanabildi. Nispeten basit ve tek hücreli bir organizmada yapılan deneylerle büyük başarı elde ettiler. Elde edilen programlanmış bakterilerin büyük kısmı gayet sağlıklıydı. Tamamen doğal ortamlarındaki gibi hızlı büyüyüp çeşitlenmeye bile başladılar.

Ancak araştırmanın arkasındaki genetikçiler bunu kapsamlı şekilde uygulamak için henüz çok erken olduğunu söylüyorlar. Nitekim tek hücreli canlıların programlanması, karmaşık yapıdaki canlılardan daha kolay gerçekleşiyor. AYrıca laboratuvar deneylerindeki sonuçlarla, gerçek dünya arasındaki sonuçların birbirine yakın olmaları için uzun yıllar çeşitli deneyler yapılmalıdır.

Basitçe ifade etmek gerekirse, bu keşif genetik mühendisliğinin daha kapsamlı işler yapmasını mümkün kılacak. Genetikçiler, küçük değişiklikler yapmak yerine DNA kesitlerini o kadar büyük oranda yeniden yazdırabilir ki, orijinal ile kıyaslandığında sonuç neredeyse ayırt edilemez olabilir. 

Bir dipnot: Bu keşiflerin sayesinde edinilen bilgi ve teknolojik deneyimler, yapay zeka tabanlı öğrenen makinelerle birleştiğinde, bir gün insan organizmasını bile programlamak mümkün olacak. Gün geçtikçe, kitaplarda okuduğumuz ve filmlerde izlediğimiz bilim kurgu dünyalarına daha çok yaklaşıyoruz.

 Tık   Webtekno

29 Haziran 2017

Penrose merdiveni

Penrose merdiveni veya imkansız merdiven, Lionel Penrose ve oğlu Roger Penrose tarafından oluşturulan imkansız bir nesnedir. Penrose üçgeni'nin merdiven şeklindeki varyasyonu kabul edilir. Bu yanılsamada 90 derecelik dönüşlerle yükselen (veya alçalan) bir merdiven 2 boyutlu olarak tasvir edilmiştir. Bir kişinin bu merdivenleri çıktığı hayal edildiğinde sonuçta herhangi bir yükselme ya da alçalma olmadığı hep başladığı yere döndüğü sonsuza kadar devam eden bir döngü ortaya çıkmaktadır. Üç boyutlu uzayda açıkca imkansız olan bu merdivene Penrose merdiveni denir.


08 Aralık 2014

Bilgisayar Oyunları Beynimizi Nasıl Bağımlısı Yapıyor

Bu kişisel bağlılığının oyun oynayan insanları izleyerek öğrenebileceğimiz psikolojik ve nörolojik dersler ile nasıl değiştirilebileceği ile ilgili. Ancak aynı zamanda müşterek bağlılık ve neyin insanların büyük ölçekli bir oyunda tıklamasına ve çalışmasına ve oynamasına ve bağlanmasına sebep olduğunu gözlemlemek için emsalsiz bir labaratuvar hakkında. Ve eğer bu şeylere bakıp onlardan ders alabilirsek ve onları nasıl dışa çevireceğimizi görebilirsek o zaman elimizde gerçek anlamda evrimsel birşeyin olduğunu düşünürüm.

 


25 Kasım 2014

Teknoloji Devleri Çocuklarını Teknolojiden Uzak Tutuyor

Steve Jobs’un evinin her yerinde dokunmatik ekranların olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Ya twitter’in kurucusunun evi senin hayalinde bir teknolojisi üssümü. Teknolojinin devleri çocuklarını teknolojinin kucağına bırakmıyor.

Steve Jobs Apple’ı yönetirken, yeni çıkan bir makale dolayısıyla gazetecilerin sırtını sıvazlamak için onları bazen ofisine çağırırdı. Ama gazetecileri ofisine en çok çağırma sebebi, yaptıklarını nasıl yanlış anladıklarını onlara anlatmaktı. Ben de bu davetlerden birine katılmıştım. 2010 yılında iPad’deki bir eksiklikle ilgili yazdığım bir makale dolayısıyla beni bir güzel azarladıktan sonra Steve Jobs’un ağzından, belki de şimdiye kadar söylediği en şaşırtıcı sözler döküldü.

Sırf konuyu değiştirmek için “Çocuklarınız iPad’e bayılıyor olmalılar değil mi?” diye sordum.Firmanın ilk ürünü raflarda yeni yerini alıyordu. “Daha hiç kullanmadılar” diye cevap verdi bana. “Çocuklarımızın evdeki teknoloji kullanımını kısıtlıyoruz.”

Muhtemelen ağzım bir karış açık ve şaşkınlıktan dili tutulmuş bir şekilde sessizce karşısında dikilip durdum. Oysa ben Jobs’ların evini zeki ve inek bir öğrencinin tuhaf cenneti gibi hayal etmiştim: Duvarlarda dev dokunmatik ekranlar, iPad resimli kaplamalarıyla koca bir yemek masası ve yemek sonrası konuklara tepside kahvenin yanında sunulan iPod’lar… Hayır, dedi Bay Jobs bana. Böyle bir dünyanın yakınından bile geçmiyorlardı.

Teknoloji CEO’ları Çocuklarına Zaman Sınırı Koyuyor

O günden sonra, benzer şeyler söyleyen çok sayıda teknoloji CEO’su ve yatırımcısı ile tanıştım: Hepsi de çocuklarının ekran sürelerini katı bir şekilde kısıtlıyor, okul akşamlarında genellikle tüm teknolojik araçları yasaklıyor ve hafta sonları da yalnız başlarına sadece belli zaman sınırları içinde kullanmalarına izin veriyorlardı.

Bu tarz bir ebeveynlik anlayışı kafamı karıştırmıştı. Sonuç olarak ailelerin çoğu tam tersi bir yaklaşımı tercih ediyor gibi görünüyordu: Çocuklar tablet, akıllı telefon ve bilgisayar ekranlarının ışığında adeta banyo yapıyor ve aileleri de buna gece gündüz izin veriyordu.

Evet, teknoloji CEO’ları bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyor gibiler.

Wired dergisinin eski yayın yönetmeni ve 3D Robotics’in CEO’su Chris Anderson, evindeki her teknolojik cihaz için zaman sınırı ve aile kontrolü getirdiğini söylüyor.

“Çocuklarım beni ve eşimi faşist gibi davranmakla ve teknoloji hakkında aşırı endişeli olmakla suçluyor. Ayrıca arkadaşlarının hiçbirinin aynı kurallarla yaşamadığını söylüyorlar” diye anlatıyor Anderson yaşları 6 ile 17 arasında değişen beş çocuğunun teknoloji ile ilişkisini.

“Çocuklarıma böyle davranıyorum, çünkü biz teknolojinin zararlarını ilk elden görüyoruz. Ben bunu kendimde de gördüm, aynı şeyin çocuklarıma da olmasını istemiyorum.”

Anderson’ın bahsettiği tehlikeler, pornografi ve başka çocukların zorbalıklarına maruz kalmayı ve belki de en kötüsü tıpkı anne babaları gibi kullandıkları aletlere bağımlı hale gelmelerini kapsıyor. Teknoloji odaklı iletişim ve marketing şirketi OutCast Agency’nin CEO’su Alex Constantinople, hafta içi 5 yaşındaki en küçük oğlunun teknoloji cihazlarını kullanmasının yasak olduğunu söylüyor. 10 ve 13 yaşındaki diğer çocuklarının ise bunları okul akşamları günde sadece 30 dakika kullanmalarına izin var.

 Blogger, Twitter ve Medium’un kurucularından Evan Williams ve eşi Sara Williams ise iki küçük çocuğunun iPad yerine ne zaman isterlerse alıp okuyabilecekleri yüzlerce kitabı (evet gerçek kitaplar) olduğunu söylüyor.

14 Yaşından Önce Akıllı Telefon Yok

Peki teknoloji anneleri ve babaları çocukları için en uygun sınırları nasıl belirliyorlar? Genel olarak bu sınırlamalar yaşa göre yapılıyor.

10 yaşın altındaki çocuklar bağımlı olmaya en elverişli olanlar. Bu yüzden bu aileler hafta içi hiçbir şekilde teknoloji cihazlarının kullanımına izin vermeyerek sınırı çiziyor. Hafta sonları ise iPad ve akıllı telefon kullanımı için 30 dakika ile iki saat arası değişen izin süreleri var. 10 ila 14 yaş arasındaki çocukların ise okul akşamları bilgisayar kullanmalarına izin veriliyor, ancak sadece ödev yapmak için.

“Çocuklarımız için hafta içi katı bir ekran yasağı kuralımız var” diyor bir teknoloji medya ilişkileri ve analizleri firması olan SutherlandGold Group’un kurucusu ve CEO’su Lesley Gold. “Ancak büyüdükleri zaman ara ara izin vermek zorundasınız çünkü okul için bilgisayara ihtiyaç duyuyorlar.”

Bazı aileler ergenlik çağındaki çocuklarının sosyal medyayı kullanmasını da yasaklıyor. İzin verdikleri tek şey, Snapchat gibi gönderdikten sonra mesajları silen servis sağlayıcılar. Bir üst düzey yönetici, bu sayede çocuklarına online olarak söyledikleri sözlerin ileride bile hayatlarını etkilemesi endişesinden kurtulduklarını anlatıyor.

Teknoloji karşıtı aileler arasında bile 8 yaşına gelen çocuklarına akıllı telefon verenler tanısam da, teknoloji dünyasının içinde çalışan aileler çocukları 14 yaşına gelene kadar bekliyor. Bu gençler telefonla konuşabiliyor ya da mesaj yazabiliyor ancak 16 yaşına kadar başka bir şey yapamıyorlar.

Farklı görüşler olsa da görüştüğüm tüm teknoloji aileleri için tek bir evrensel kural bulunuyor: “Bir numaralı kural: Yatak odasında ekran tamamen yasak. Asla. Nokta.”

Ekran Başında ‘Üreterek’ Zaman Geçirmek

Bazı teknoloji aileleri sadece zaman sınırlamaları koysa da, bazıları çocuklarının ekran karşısında neleri yapıp neleri yapamayacakları konusunda çok daha kuralcı ve katı.

Facebook, Dropbox ve Zappos’un danışmanı ve iLike’ın kurucusu Ali Partovi‘ye göre ekran başında YouTube izlemek ya da oyun oynamak gibi “tüketerek” zaman geçirmek ile “üreterek” zaman geçirmek arasında güçlü bir ayrım olmalı.

“Boya fırçalarıyla, piyanosuyla ya da yazı yazmakla zaman geçiren bir çocuğa bu konuda sınır koymayı nasıl hayal bile edemiyorsam, video üretmek ya da program yazmak gibi bir bilgisayar sanatı ile uğraşan bir çocuğun zamanını kısıtlamayı da o kadar saçma buluyorum” diyor Partovi.

Bazıları ise yasaklar koymanın geri tepebileceğini ve bu çocukların ileride birer dijital canavara dönüşebileceklerini söylüyor.

Örneğin Twitter’ın CEO’su Dick Costolo, eşiyle birlikte ergenlik dönemindeki iki çocuğunun oturma odasında oldukları sürece sınırsız teknoloji kullanımına izin verdiklerini söylüyor. Onlar da çok fazla zaman sınırlamasının, çocukları üzerinde ters tepki yaratabileceğini düşünenlerden.

“Michigan Üniversitesi’ndeyken yandaki yurt binasında kalan biri vardı. Odasında kasalarca ama kasalarca Coca-Cola ve gazoz vardı. Bir süre sonra bunun sebebinin anne babasının büyürken onun bunları içmesine asla izin vermemesi olduğunu öğrendim. Eğer çocuklarınızın bu tür şeylere biraz maruz kalmalarına izin vermezseniz, bu ileride ne tür problemlere sebep olur?” diye anlatıyor Costolo kendi görüşlerini.

Steve Jobs’a çocuklarının kendi yaptığı cihazları kullanmak yerine ne yaptığını asla sormadım. Ama sonradan “Steve Jobs” kitabının yazarı ve Jobs ailesinin evinde bolca zaman geçirmiş biri olan Walter Isaacson’a sordum bu soruyu.

“Steve her akşam mutfaktaki büyük ve uzun yemek masasında ailece yemek yerken kitaplardan, tarihten ve daha pek çok konudan konuşmaya çok önem verirdi. Şimdiye kadar kimsenin ortaya iPad ya da bilgisayar çıkardığını görmedim. Çocuklar bu tür cihazlara bağımlı gibi görünmüyorlardı.”
kisiselbasari.com

30 Aralık 2012

İletişim ve Etkileşim - Ömer Doğan

Bilgisayar Acemisi (Gerçek Olay)

World Perfect’in yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşması. Bu konuşma sonrası help desk elemanı işinden kovuluyor. Kovulduktan sonrada şirketi kendisini (gerekçesiz) işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İşte telefon konuşması;

- Yardım Hattı; Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var...
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti…
- Gittimi?
- Yok oldu.
- Ekranda su anda ne görüyorsunuz?
- Hiçbirşey.
- Hiçbirşeymi?
- Yazdığım hiçbirşey ekrana cıkmıyor.
- Hala world perfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir c harfi görüyor musunuz?
- Bir hecemi?

 - Boşverin, ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
- Söyledim ya, hiçbir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?
- Bilmiyorum…
- Monitörün arkasına bakın oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım görebiliyor musunuz?
- Evet
- Harika!! O kabloyu takip edin, duvarda elektriğe bağlımı bana söyleyin.
- Bağlı
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablomu gördünüz, yoksa 2 tanemi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım…
- Evet buldum.
- Tamam şimdi onu takip edin. Bilgisayara bağlımı diye bakın.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlımı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Birşeyden destek alıp, eğilip bilgisayarın arkasına baksanız…
- Eğilmek dert değil. Karanlık olduğu için bakamıyorum..
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor…
- Ofisin ışıklarını yakın…
- Yanmaz!!
- Neden?

 - Elektrikler kesik...
- Elektrikler mi kesik? Tanrım... (Kısa bir sessizlik)
- Bilgisayarın kutusu, kitapları, herşey duruyormu?
- Evet dolapta…
- Şimdi bilgisayarı sökün. Aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötümü?
- Korkarım öyle…
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- BEN BİLGİSAYAR KULLANAMAYACAK KADAR APTALIM DİYECEKSİNİZ...

İletişim ve Etkileşim