28 Mayıs 2021

Bülent Ecevit - Bu Düzen Değişmelidir

Buduzendegismelidirbule.jpg Devlet masraflarındaki savurganlık, sosyal adaletsizlik, vergi adaletsizliği, devlet kapitalizmi, tasarruf açığı, plansızlık, hayat pahalılığı, enflasyon, tarım ve hayvancılık, köylünün sömürülmesi, Doğu Anadolu'nun sömürülmesi, öğretmenlere baskı, eğitimde fırsat eşitsizliği, tefecilik, yabancı sermaye sömürüsü, yeraltı kaynakları sömürüsü, partizanlık bu bütçeyi eleştiride ana noktalardır. Teşebbüs özgürlüğü devleti soyma özgürlüğü değildir. Kredi düzeninde kayırmacılık olmamalıdır. Toprak dağılımı adaletsizdir, eğitim adaletsizdir. İşçinin ve çiftçinin hakları ellerinden alınamaz. İşçiler yönetime katılmalı, halk sektörü güçlendirilmelidir...Bülent Ecevit 1968 
 

 “Türkiye’de düzen niçin ve nasıl değişmelidir?.. Bu soruyu cevaplandırabilmek için önce Türkiye’de bugün nasıl bir düzen bulunduğu; Türkiye’de bulunan düzenle Anayasa’nın öngördüğü düzen arasında ne gibi ayrılıklar olduğu saptanmalıdır. Kitap bir yandan bunu saptamakta, bir yandan da düzenin niçin ve nasıl değişmesi gerektiğini ayrıntılarıyla göstermektedir. Ortada bir bozuk düzen vardır. Toplumumuzda ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden gördüğümüz bütün aksaklıklar, temeldeki bu düzen bozukluğunun belirtileridir. Bu düzen bozukluğu, gelişme sürecinde bulunan, geri kalmışlıktan kurtulabilmek ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için gelişmesini hızlandırmak zorunda olan Türk toplumunu birtakım dar boğazlara veya çıkmazlara sokmaktadır. Düzen bozukluğunun köklerine inmeksizin yapılacak yüzeysel düzeltmelerle veya yönetsel tedbirlerle, o dar boğazları açmak, o çıkmazları aşmak mümkün olmayacaktır.” 

Bülent Ecevit, 1968 yılı bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, ülkedeki sosyo-ekonomik koşulları ayrıntılı biçimde eleştirmiştir. Daha sonra bu konuşmasını esas alarak Bu Düzen Değişmelidir adlı kitabı kaleme almıştır. Kitap, bütçe eleştirisini çok aşan bir etki yaratarak ardı ardına baskı yapmış, adı ise 1970’li yıllar boyunca Ecevit’in siyaset sahnesindeki en ayırt edici sloganlarından biri haline gelmiştir. 

 

Edip Cansever Seçme şiirler


Edip Cansever arşivleri | tabutmag Edebiyat, Sanat, Kültür, Şiir ve Kitap  
Amerikan Bilardosuyla Penguen
I.
Elleri el gibi kocaman
Beyazda bir nokta gibi kocaman
Kocaman boşluğun küçülttüğü her şey gibi
Biriyle kendini artırıyor durmadan
Biriyle koyunlar gibi güdüyor ötekini
Ayaklarını gizliyor bir köpekle
Evine dönerken sonsuza geçen
Göğü kullanıyorken maviye
Günümüzden sesler alıyor, sesleri
Sürekli, dingin, acısız
Acımaktan kurtulmuş yerlerine
Sonra duvardan duvara çizilerek
Ölü bir korkunçluğu taşıyor
Sen, hey, duvarlar gibi öldürülmek!
En yeni tam-tamları dünyamızın
Ya da kendisiyle bırakılması insanın
Sizi
Sizleri selamlıyor işte.

Doğrusu elinizden ne gelir ki
Siz dolgun yaşamaya bakın günleri.

II.
Çıkacaksanız çıkın, daha karar vermediniz mi?
Baktıkça bakıyorsunuz kendinize
Yetişir! bu da hiç konuşmayan adam yapıyor sizi
Körükler, dev kapılar, balık solungaçları gibi
Emiyor sizi yalnızlık
Kurtarıp rahata geçirin ellerinizi
İşte bir kadın kadına geçiyor yürürken
Sizi alıyor, sizi ölçüyor, sizi yapıyor kendinize
Açığa koyuyor sizi
Bilip de söyleyemediklerinizi
Eve dönmeyi, yemek yemeyi, uykuya dalmaları
Bana sorarsanız ters çevirin uykuları
Alın şu adını 'ben' koyduğunuz geceyi
Bakınca göreceksiniz, daha bakınca bir ötekini
Geceler, işte geceler
Gündüzler, işte gündüzler
Beyaza siyah penguen sürüleri gibi.

Ama elinizden ne gelir ki
Siz dolgun yaşamaya bakın günleri.

III.
Bu gözler onunla az mı yaşadınız gözleri
Bu dudaklar onunla az mı seviştiniz
Bana kalırsa gözleri saklamalı
Eliniz yok mu, bastonla iş görmeli
Ya da boşluğa takılmış bir eldiven
Asılın, kurtarın hemen
Az şey mi kurtarıp rahat etmek
Ellerle gözleri
Bir penguen
Nişanla pengueni
Siz kırmızı yerler, kırmızı saçlar severdiniz
O penguen
Bir anahtar, bir pencere, bir horoz tüyü
O penguen
Çay masaları, öğle yemekleri, gezintiler
O penguen
Ölmek mi diyoruz, susturun ölümleri
O penguen
Penguen penguen
Hiçlikle kesilen tahin helvaları gibi
Güneşi eriten çocuk başları gibi
Bir tramvay gibi, günümüzde köşe başları yapan
Serüvenler, hafta tatilleri
Penguen
Vur düşür pengueni

Ama elinizden ne gelir ki
Siz dolgun yaşamaya bakın günleri.

IV.
Her evde bir çekirdek gibi insan ağaçları
İnsan elleri
O penguen
Penguen penguen
Soğuk su tadında kadın yüzleri
Bir sabah denizinde belirsizliğe giden
Dörtnala atlar gibi bitmezlik içinde
Örülmeden kazağınız
Dokunmadan çorabınız işte
Hayata yerleşen peşin iplikler gibi
Sevinme iplikleri
Kıskançlık iplikleri
Beni biliyorsunuz ya, öyle sakin
İplikleri
Penguen penguen
Vur düşür pengueni
Ama nasıl, daha karar vermediniz ki.

Doğrusu elinizden ne gelir ki
Siz dolgun yaşamaya bakın günleri.

V.
Siz değil, o kadar ayrı gidiyor ki sizden
O ne mi, yaşadıklarınız belki
Bir umut oluyorlar sizden önce
Bir aşk oluyorlar, belki de bir ürperti
Siz sabahları şehirlere bakarsınız
Siz sabahları dünyalara bakarsınız şehirlerden
Bir deniz, bir itfaiye eri
Bir pencere sokağa girdi girecek
Damları çiziyordur istemenin elleri
Bir çocuk kiremitlerle karışıyordur
Cam kırıklarıyla bir kedi
Bir vapur girintiler yapıyordur anılarda
Yaşamanın hızları gibi
Eski bir gündüzü açıyordur bacaklarınız
Ve elleriniz
Sevişenleri avlıyordur bir bitmeyende
Ölüler gülüyordur ölüler
Kırın şu sürahileri !
Soğukta durdurulmuş boyunlar gibi
Ve işte
Sizi gösteriyordur sizi
Bu yoksulluk odası
Bu kupkuru tahta
Tahtaya geçiyordur düşünme sürüleri
Bir yağmur bir yağmur.

Ama elinizden ne gelir ki
Siz dolgun yaşamaya bakın günleri
 
Gül Dönüyor Avucumda
I
O akşam söylediydim ona
Gördüm Hümakuşunun iskeletini
Haber de saldıydım Pegasos'un sırtındaki ozana
Seyretsin diye ölümün bu sırça gelinliğini
Duyan da var bunu duymayan da.

O gün bugündür ıslık çala çala
Gelip geçiyor kapımın önünden
Konuşuyoruz da arasıra. Geçen gün dedi ki
Farketmez gözyaşı kimseyi, ruhsa
Başıboşbir deniz gibi anlamsız yatar
Kocaman bir ıssızlığı yonta yonta

Anlattı sonra uzun uzun.
Nasıl onardığını eski tekneyi
Nasıl kalafata çektiğini, boyasını
Hangi dağ çiçeklerinden kardığını. (Bir çocuk dişi parladıydı.. Çekmişti onu
kırmızı bir akşamüstünün dişetlerine. Ya direkleri? özenli bir kılıfa
girer gibi girmişti göğe. Doğrusu görkem iki parmak arasında büyüyen
ama hiç gölgesi olmayan uçsuz bucaksız bir bitkiydi. Giz olmayan bir
gizdi belki. Evleri dolaşan cinsiyetsiz bir tanrı da olamazdı ki.
İnandıydı bu yüzden kanının tekneyi dolaşıp şafakları çevirdiğine. Ve
gördüydü yer değiştirdiğini gövdesiyle teknenin böylece ruh olduğunu
anladıydı bira köpüğü gibi altınsı altınsı parlayan tahtalara. Ve
yetinmedi. Bir öğleüstü konservesini yedi. Çekti bıçağını sapladığı
yerden kaldırdı havaay. Birden parladı bıçak dünya zamanından başka
bir zamanla ve noktalandı uzayın çilekleri işbaşındayken. Besbelli bir
uzay tapınağındaki ilk duaydı bu. Ve seyretti uzun uzun tarihte yeri
olmayan bu titreşimi. Bir şey ki artık birdenbire her şeydi. Ve yazdı
bordasına İki Parmak diye İki Parmaktı çünkü teknenin ismi.)

II
Ey iki el arasındaki çaresiz vakit
Yıkanmış çekmiş çamaşırlar gibisin
Azsın, öyle çok kıyılısın ki genişliğime
İçinde asfaltların dondurmaların eridiği bir salı
Mühürler gibi kazılmış çarşambanın üstüne
Tuz uzun, bakışlarımsa bir avuç tuzla orantılı
Tam yüreğimin hizasında o otel
Bir otel ki sabah akşam buruşturan kıyıyı
Dönüp dönüp arkama baktığım işte
Severek bir ıslak battaniyeyi belki
Didiklenmiş bir saati, yıpranmış
Tırnak uçlarını ve her şeyi.

Oysa ey denizlerin ıslak geçidi
Her yandan sızan şeridi akarsuların
Balığın dil bilmeyeni ben
Neden hep tuzdan anlardım o zaman
Tuzdan mı, evet tuzdan
Denizin merasından yani.

Uzat elini artık, kutla kendini
Götür bir bardak sonsuz suyu ağzına
Bak
Gördün mü, hem de nasıl
Bir gül dönüyor öteki avucunda.

III
Ağrıtmayan böylece dindirmeyen o sabah
Puhukuşu muydu, neydi, öttü uzun uzun
Biçimini vermeye çalıştı bir yıkıntıya
Biz geçince dönüp baktı arkamızdan üç çocuk
Üçü de
Bir tahta perdenin önündeki ömründe
Gözleri dümdüz, kireç kıyıları gibi
Bir yanıp bir sönüyordu umuda ve ezikliğe.

Farketmez deniz de gözyaşını, dedim ustama
Ve gözyaşı denizi
Ey göstergelerinen güzeli, göster ki beni
Ben ıssızı yonta yonta gürültüler ederim
Kendimi yonta yonta dağılan bir mermerim

O sabah demir atmış bulduk
Tekneyi bütün kıyılarda.
 
Tahtakale
Gövdesi ince uzun, eliyse peynir ekmekli
Beni mi süzüyor ne, çay mı içiyor ne, anlamadım
Bir asker, öyle bir asker ki, doğduğu günden beri izinli
Dünyaya izinli, kadına izinli, sevmeye izinli
Bilmem ki nasıl olmuş her yerden çıkıvermişler
Ürkek ve devamlı insan yüzleri.

Güneşler gidiyor camlarda, Bayburt'ta akşam yemeği
Kolunu kaldırıyor biraz, yüzünü ekşitiyor biraz,
biraz da Donkişotvari
Biriyse elini atmış durmadan karıştırıyor
Cebini karıştırıyor, güldükçe gülüyor kadının biri
Güldükçe gülüyor ya da gülmüyor işte güldükçe
Adamla sıkıntı çatılmış silahlar gibi.

Çocuksun, anlamıyorsun, süslemişler her yeri
Dokunsan ağlayacak, konuşsan
susmayacaklar bir daha
Elleri vardır bilseniz, durmadan bizi gösterir elleri
Baksanız bakılırlar, sevseniz sevilirler kimseye benzemeden
Biri de bir kadındır alınmış efsanelerden
Bir kadındır güzelim unutmuş erkekleri.

Bu sandık, tahta sandık, üstünde gül resimleri
Yanında bir adamla sanırım doğu illerinden
Üç asker tıraş olmuş, beyaza kesmiş yüzleri
Şeker mi yiyorlar ne, düş mü kuruyorlar ne, anlamadım
Belki de bir Tanrısı var acının, hüznün, ayrılığın
Ki durup dururken öyle ansızın yürüdükleri...
 
Tangolar Kendisiymiş
Tangolar kendisiymiş, kim kime ne deseymiş
Her yer tanrı gibiymiş, bir sonsuz pistmiş.

Denirmiş
Çalmış o kemanları ki parmakları kalmış
Bakmış da yıllarca sanki günlerin hiç değişmeyen huyuna
Örneğin ilk yaz buz rengi bir alanmış
Basıp üstüne geçmiş, pespembe topukları kalmış
Geçmiş mi yalnız, hayır, tatmış da o kalabalıkları
Her şey öyle tamammış ki bir anlaşılması kalmış
Biri mi tanıştırmış onu ne kendi düşüyle
Öyle ki, kendisi gitmiş, düşüyle başbaşa kalmış.

Her şey uzunca bir yolculukmuş ve anlatılmış
Belki bir çay molasında. Belki
Gözleri takılmış da kırık bir kayığa
Sazların arasında
Birinden birini pek anlamamış
Boyası dökülmüş bir kayık olmuş bütün anlatılanlar
Ne çıkarmış
Bırakmış kayığını son durakta
Kente karışmış
Düşünü unutmuş bu kez de kendisi kalmış.

Tangolar kendisiymiş, kim kime ne deseymiş
İlkyaz mı? Bir beyaz ceketle bir mavi kravatmış
Dökülen belleğinden daha sonra da
Ve batan gözkapaklarına
Bir bahçe kapısında üvez kurusu
Mor, sarı, bir sürü ufacık cammış
Tangoyu bırakmış kemanlarına dalmış
Üzülmüş bir denizmiş, çok sessiz bir denizmiş de
Sanki en küçüğünden bir balık kalmış
Geçmiş de yaşamın en saydamına çoktan
Oralardan
Denirmiş, bu şiirler öylesi bir haber salmış.
 

Mario Puzo - Omerta

 


  ???

Mario Puzo'nun son kitabı Omerta, adını örgüt üyelerinin onurunun simgesi olan 'suskunluk yasası'ndan alıyor. New York'un Mafya liderlerinden Raymonde Aprile bir suikaste kurban gider. Aprile, "Merhamet kötü bir alışkanlıktır. Sahip olmadığımız güçler için hak iddia etmektir ve kurbana karşı işlenen affedilmez bir suçtur." düşüncesiyle hareket etmiştir yaşamı boyunca ve merhamet etmeme sırası, kendi yerine geçmesi için yetiştirdiği yeğeni Astorre'dadır şimdi. Ama Baba Aprile'in katili kimdir? Mafya liderlerinin çoğunu hapse atan FBI ajanı Kurt Cilke mi? Bir türlü köşeye sıkıştırılmayan bir başka Mafya lideri Timmona Portella mı? Uluslararası karanlık ilişkilerin bir numaralı adamı diplomat Marriano Rubio mu? Yoksa bilinmeyen başka güçler mi?
Ne var ki, 'Omerta Yasası' yürürlüktedir. Hem de her yerde!... Ama Astorre, okuru korkunun, gerilimin ve ölümün soğuk labirentlerinde dolaştırmaya çoktan karar vermiştir.
Omerta, Mario Puzzo'nun "son" başyapıtı...

 

Tarihte erdem ve sivil itaatsizlik ile özdeşleşen Sokrates’in ölümü, bu alanda çalışan teorisyenlere temel kavramları miras bırakmıştır.

Bilinçli ve Tarafsız ve Farkında. Sosyal medyada ve her yerde____________  #sözler #bilinçli_tarafsiz_ve_farkında #bilim #felsefe #düşü… | Socrates,  Facebook sign up

 “Sizden dileyeceğim bir şey daha kaldı: çocuklarım büyüdükleri zaman, Atinalılar, erdemden çok zenginliğe yahut herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşınız, onları cezalandırınız; kendilerine, kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bir hiç oldukları halde kendilerini bir şey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, siz de onları öyle azarlayınız. Bunu yaparsanız, bana da, okullarıma da doğruluk etmiş olursunuz. Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisi daha iyi? Bunu Tanrı’dan başka kimse bilemez (Eflatun, 1998: 91) diyerek  erdemli  ve sorumlu   bir   yaşamı   yüceltir.  


Ralph Waldo Emerson - Özgüven


 
 
"Yıldızı kendisidir insanın
Ve dürüst ve mükemmel insanı
Ortaya çıkaran ruh,
Hükümdarıdır her etkinin, kaderin, ışığın;
Bir şey ona ne erkendir  ne de geç
Bizim meleklerimiz işlerimizrdir, iyi ya da kötü

Hala terkimizde yürür ölümcül gölgeleden bir güruh."


 

Entüisyonizm /Fenomenoloji

 Entüisyonizm (Sezgicilik)
    Entüisyonizm doğru ve kesin bilginin sezgi yoluyla elde elebileceğini savunan felsefi görüştür. Sezgi gerçeği birden kavrama yetisidir.
           İmam-ı Gazali | diyarbakır söz Gazali (1058-1111): Gazali felsefeye şüphe ile başlar. Ona göre bilginin amacı mutlak hakikate (doğruya) ulaşmaktır. Bu hakikati bize ne duyularımız ne de aklımız verebilir. Çünkü duyularımız aldatıcıdır, aklımız ise çelişkili yargılar verebildiğinden yanıltıcıdır. Bu nedenle doğru bilgiye yalnız iman (inanç) ile ulaşabiliriz. İmanda kaynak olarak kalpten beslenir. Mutlak bilgi Tanrı’da var olduğuna göre bu bilgiye yalnız kalp gözü ile ulaşabiliriz. Kalp gözü ile kavramak sezgi ile kavramaktır.Kalp gözünün açılması için kalbi, arzu, istek ve tutkulardan temizlenmek gerekir. Kalp gözü açılan insan dış dünyayı ve metafizik sahayı bilir.
          Henri Bergson - Turkcewiki.org Henri BERGSON (1859-1941): Bergson sezgiyi zekadan ayrı tutar ve onun içgüdüden doğduğunu söyler. Sezgi ve zeka birbirine karşıttır. Zeka; statik, hareketsiz bir varlık olan maddeyi bilebilir. Ama dinamik, canlı ve değişken olan hayatı bilemez. Çünkü hayat zaman içinde kavranabilir. Zaman ise mekan gibi ölçülüp hesap edilecek nitelikte değildir. O bir değişme, bir oluş ve bir süredir. Öyleyse zaman ve mekan karşıtlığı aynı anda madde ve hayat karşıtlığını ifade eder.
          Maddeyi zeka araştırır ve bundan da bilimler oluşur. Fakat gerçekte var olan madde değil hayattır. Hayat ise değişmeyi, eylemi ve yaratmayı ifade eder. Sürekli bir oluş ve hayat atılımı (elan vital) olan akışın bilgisini sezgi elde edebilir.


 Fenomenoloji (Görüngü Bilim = Öz Bilim)
         Yunanca görünüş, görüngü demek olan fenomen sözcüğünden gelir. 20.yy en önemli akımlarından biridir. Kurucusu Alman filozofu Edmund HUSSERL’dir.
            Edmund Husserl - Vikipedi Edmund HUSSERL (1859-1938): Fenomenoloji felsefeni, pozitivizmi eleştirerek kurar. Ona göre pozitivm sadece duyu verilerine dayanarak yanılgıya düşmüştür. Oysa insanlar nesne ve varlıkların özlerini kavrar. Bu özlere salt öz denir. Örneğin kırmızı, yeşil, üçgen birer fenomendir. Biz fenomenin içinde var olan özü bilimcimiz ile yakalayabiliriz.
            Husserl bilimleri, olgu bilimleri ve öz bilimleri olarak ikiye ayırır. Örneğin Psikoloji olgu bilimi, mantık öz bilimdir.
            Fenomenoloji aynı zamanda öze ulaşmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu yönteme göre bir olayın özüne ulaşabilmek için onun özüne ait olmayan tüm raslantısal ve ilgisiz özelliklerin bir  yana atılması gerekir. Husserl buna ‘’paranteze alma’’ adını verir. Bu yolla özlerin kendisine ulaşılır. Örneğin masayı düşünüyoruz. Masanın rengini, şeklini bir kenara attığımızda, bilincimizde masayı masa yapan saf özü kalır. Bu özler zaman ve mekana bağlı değildir, ölçülüp tartılamazlar. İşte bu öze Husserl ‘’salt öz’’ adını verir.
              Paranteze alma üç türlüdür.
1-Tarihle ilgili paranteze alma
2-Özle (varoluşla) ilgili paranteze alma
3-İdelerle ilgili paranteze alma


Küçük İskender - Kolay Değil Elbette

kolay değil elbette
karşı koymak yüzün küçülürken aynalarda
yaşama karşı, bir avuç gelen yüreğinle..
kolay değil elbette
gece büyürken ayın çevresinde katlanarak
acı da çekeceksin, korku da duyacaksın
ezilecek sesin
herşeye göğüs germesini ögrenip sevgilim
insanları seveceksin! ..