20 Aralık 2012 Perşembe

Su



Set çek seline
yavaş yavaş ilerle
damla damla birik.

Ak geç ıslattığın kayalardan:
duraksama - uçurur güneş seni.
Atla takıldığın çavlanlardan:
duraksama - savurur rüzgar seni.

Aldırma kumlara, çakıllara:
çöker onlar dibe nasılsa -
ilerle yavaş yavaş
birik damla damla
set çek seline.





Kıymetini Bil Herşeyin


İnsanlar her yerde –çok farklı koşullarda– kendilerine "Neredeyiz?" sorusunu soruyor. Bu coğrafi değil, tarihi bir soru. Neler yaşıyoruz? Nereye sürükleniyoruz? Neler kaybettik? Güvenilir bir gelecek öngörüsü olmaksızın yaşamaya nasıl devam edeceğiz? İnsan ömrünün ötesine uzanan bir tahayyüle sahip olma kabiliyetimizi nasıl yitirdik?



Ece Ayhan


Öyle insanlarla birlikte olacaksın ki; Onlar için "iyi mi ?" diye sormadan "iyi ki" var diyebilesin.

Deniz Musikisi



Ey! Üzerinde yıllar vadedilmiş
Mavilikler ortasındaki ada
Bu sonbahar günü ruhumda geniş
Ve karanlık hatıran canlanmada

Bu ürkek, sakin sonbahar akşamı
Denizlere doğru taşıyor ruhum
Denizler doldurmuş bütün dünyamı
Sana denizlerden sesleniyorum

Ben denizlere aşinayım artık
Yabancım değil deniz musikisi
İlk aşk kadar temiz bu aşinalık
Deniz sevgililerin en iyisi

Deniz insanlarının hepsi cömert
Denizler, denizler doldurdu beni
Denizler mavi, denizler lacivert
Deniz insanlarının gönlü gani.

Denizlerin beyaz gemileri var
Dağlar misali heybetli küpeşte
Işıkla nurla yoğrulmuş dalgalar
Deniz insanları yanmış güneşte

Anlıyorum köpüklerin dilinden
Onlar ki sonsuzluğa gönül vermiş

Martılar bir kıtanın sahilinden
Bambaşka bir kıtaya kanat germiş

Dalgalar... Dalgalar... Dağlardan yüce
Bulutlardan beyaz ve hür dalgalar
Benim avare ve mahzun gönlümce
Zamanla beraber yürür dalgalar

Her saat benimle beraber deniz
Keskin poyrazları içime dolar
Söyleyin, söyleyin neredesiniz
İyi yürekli tayfalar, muçolar

Sana geliyorum deniz beni sar
İçimde mesafelerin korkusu
Renkten besteler, köpükten çalgılar
Ey emsalsiz musiki! Ey tuzlu su

Gönlüm maviliğin sonsuzluğunda
Düşüncem deniz kenarına gider
Gemiler görürüm deniz ufkunda
Yelkenleri alev alev gemiler

Ey neşeli ve bahtiyar tayfalar
Deniz şarkıları söyleyin bana
Kapansın şu hasret dolu sayfalar
Gidelim bir limandan bir limana

Rüyalar gibi deniz yolculuğu
Güneşle beraber çıkılır yola
Bir türkü tutturur deniz çocuğu
"Heyamola, dalgalar heyamola..."

Her akşam düşsün gözbebeklerime
Masmavi denizlerin aydınlığı
Dövmeler işletip bileklerime
Söyleyeceğim bu mavi şarkıyı

Bütün şehirleriniz sizin olsun
Ben aşığım dalgaların sesine
Tapınırcasına, ölürcesine
İçimde ne varsa denizin olsun

 

Büyük İskender'in Aristotales'e Yazdığı Mektup

Büyük İskender, felsefenin duayeni sayılan Aristo'ya bir mektup yazar. "Zapt ettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım ?'' diye görüş beyan eder;
-Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi  göndereyim?
-Ülkenin ileri gelen insanlarını hapse mi atayım?
-Ülkenin ileri gelen insanlarını kılıçtan mı geçireyim? 
Aristo’nun cevabı: 
Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar, Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar, Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar. Çözüm olarak şu nasihati verir:

“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin, birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin ama anlaşmaya giden bu yolları tıkayacaksın.” 


Susmak




Anladım ki susmak bir cüsse işi…
Derin denizlerin işi…
Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor..
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…

Derin denizlerin sükutu büyüler beni.
İçimi bir heybet hissi kaplar.
Benliğimi hasret duyguları istila eder.
Kalbim ürperlerle dolar.
Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana.
Göklerin suskunluğu da öyle. Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep.
Sükut her zaman daha manalı, daha derindir.

Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar.
İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.
İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı.
Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı.
Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır.
Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır.
Sözü ise ancak bir zaruret..

Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan.
Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım.
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum.
Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu.
O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin,
Sınır yerine vardım
Halin bana da geçsin!
Diye ona yalvardım
Bir çılgın vesvesede,
İçim didiklense de,
Olaydım o cüssede,
O’nun gibi susardım..

Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.
O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.


 

Buhran



insanlar yorgun,
hayat tarafından cezalandırılmış,
ya sevgiyle ya da sevgisizlikle
sakatlanmış. 



müşfik davranmıyor insanlar birbirine.

Budala



İyi yürekli akılsız bir aptal, kötü yürekli akıllı aptallar kadar mutsuzdur. Bilinen bir gerçek bu...

İnsanların basitliği, günlük yaşamlarının değişmeyen yalınlığında gizlidir. Bunlar basitliklerinin, sıradan oluşlarının çemberini kırmak için bazen bütün güçlerini kullanırlar, ama sonunda gene sıradan birer insan olarak kalmaktan öteye gidemezler.


Ayna



Hayatta iki değer var ki, paylaştıkça artıyor:Sevgi ve Bilgi.
Sevgisini ve bilgisini paylaşan insanlar en büyük zenginliğe kavuşan insanlardır. 
Hayatta mutluluk olumlu düşünce ile başlar, olumlu söylem ve eylemlerle gelişir, paylaşılan sevgi ve bilgiyle doruğa erişir.



 Dr. Yılmaz Argüden