5 Nisan 2017 Çarşamba

Venizelos’un 1934’te Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday göstermiş olması da Pontus Rum Soykırımı yalanını boşa çıkartacak diğer bir olgudur. Venizelos’un Nobel Ödül Komitesi Başkanı’na mektubu şöyledir:




Avustralya’da Atatürk’e ve Türklüğe Karşı Propaganda...Cengiz Özakıncı

Türklerin 1914-1923 arası Ermenilere, Rumlara, Sür - yanilere soykırım uyguladığı yalanını yayan odaklar, pek çok ülkede olduğu gibi, Avustralya’da da yoğun bir çalışma içerisinde. 

Venizelos’un 1934’te Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday göster - miş olması da Pontus Rum Soykı - rımı yalanını boşa çıkartacak diğer bir olgudur. Venizelos’un Nobel Ödül Komitesi Başkanı’na mektubu şöyledir:




Atina, 12 Ocak 1934
“Bay Başkan, Yedi yüzyıla yakın bir süre boyunca Yakın Doğu ve Orta Avrupa’nın büyük bir bölümü kanlı çarpışmalara sahne olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu ve sultanların mutlakiyetçi yönetimleri bunun başlıca nedeniydi. Hristiyan milletlerin İmparatorluğa bağlanmaları ve bundan kaynaklanan Haç’ın Hilâl’e karşı yaptığı kaçınılmaz mücadeleler, kurtulma amacı ile bu milletlerce yapılan isyanlar, Osmanlı İmparatorluğu sultanların yönetiminde kaldığı sürece devamlı tehlike kaynağı oluşturan bir durum ortaya çıkarıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın muhasımlarına karşı yaptığı milli harekâtın galibiyetle sonuçlanması ardından 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, bu istikrarsız duruma son verdi. Bir milletin yaşamında bu kadar kısa bir süre içinde böylesine köklü bir değişme seyrek gerçekleşmiştir. Teokratik bir rejim içinde yaşayan, din ile hukuk kavramlarının birbirine karıştığı çökme yolundaki bir imparatorluğun yerini güç ve hayat dolu modern ve milli bir devlet almıştır. Büyük devrimci Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı hızla, mutlakiyetçi sultanlar rejimi yıkılmış ve gerçekten laik bir devlet kurulmuştur. Millet tümüyle çağdaş uygarlıkların önünde yer almak için şevk ile ilerleme yolunda bir atılım yapmıştır. Barışı pekiştirme hareketi yeni ve seçkin Türk devletine bugünkü görüntüsünü veren tüm iç reform hareketleriyle birlikte yürümüştür. Türkiye Osmanlı’nın yabancı unsurlarla meskûn vilâyetlerini terk etmek konusunda tereddüt etmemiş ve antlaşmalarda belirtildiği üzere kendi milli sınırları ile samimi biçimde yetinerek Yakın Doğu’da barışın gerçek bir savunucusu olmuştur. “ Barışın borçlu olduğu bu değerli katkının sahibi kişi Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'dır” Kanlı mücadeleler nedeni ile uzun yıllar Türkiye ile düşman durumunda kalan biz Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini alan bu ülkede vuku bulan bu köklü değişikliğin etkilerini duyan ilk kimseler olduk. Anadolu faciasının hemen ardından kendini yenileyen Türkiye’ye bir anlaşma fırsatı görerek elimizi uzattık. O, bu uzanan eli içtenlikle kabul etti. Ciddi anlaşmazlıklarla ayrılmış olan milletlerle içten bir barış örneği veren bu yakınlaşmadan sadece, iki ülke için olduğu kadar Yakın Doğu barışı için de yararlı sonuçlar doğmuştur. Barışın borçlu olduğu bu değerli katkının sahibi kişi Türkiye Cumhurbaş- kanı Mustafa Kemal Paşa’dır. Bu nedenle 1930 yılında Yunan Hükümet Başkanı olarak ben Türk-Yunan Paktı’nın imzası ile Yakın Doğu’da barışa doğru yeni bir dönem başlarken, Mustafa Kemal Paşa’yı Yüksek Nobel Barış Ödülü için aday göstermekle şeref kazanırım.

Yüksek Saygılarımın kabulünü rica ederim, Bay Başkan. İmza: E.K. Venizelos ”




Başkanlık anayasası bir ABD-CIA projesidir


CIA eski Türkiye şefinin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu bir Türkiye raporu var. Raporda, ‘Eğer ABD’nin çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulmasıysa, mutlaka ve öncelikle yargıyı, orduyu, meclisi ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Tek adamı ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır’ deniyor. Sonuç olarak bu Anayasa değişiklik paketi, bir ABD projesidir.
Mehmet Dülger

 

İnsanların tepkisizliği



Ünlü virtüöz piyanonun başına oturmuş ve salonu hıncahınç dolduran seyircilerin önünde, konserine başlamıştı.
            Ancak tuşlara basıp çalıyor görünmesine rağmen,  telleri önceden sökülmüş olan piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu!
            Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı.
             İki saat süren sessiz konserden sonra ünlü virtüöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı.
             Salon sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu.
             İngiltere’de yaşanan bu olaydan sonra piyanist, kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine: "İNSANLARDAKİ TEPKİSİZLİĞİN NEREYE KADAR  VARACAGINI ÖGRENMEK İSTEDİM, MEĞER SINIRI YOKMUŞ..."diyordu.


Andre Maurois