25 Mayıs 2017 Perşembe

MEDENİ BİLGİLER ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları



Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları


1- Türk Milleti; Halk idaresi olan Cumhuriyetle idare olunur bir devlettir.
2- Türk Devleti laiktir, her reşit dinini intihapta (seçmekte) serbesttir.
3- Türk Milletinin dili Türkçedir. Türk dili, dünyada en güzel en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Sizde mukaddes Türk Dli, Türk Milleti için bir hazine olun. Çünkü Türk Milleti, geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde, ahlakının ananelerinin hatıralarının, menfaatlerinin, elhasil bugün, kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafara olunduğunu görüyor. Çünkü dili Türk Milletinin kalbidir, zihnidir.




9- Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk Milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.
Türk’ler Arap’ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk’lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün



milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi lisanında değil Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin

manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince , karışık cahil hocalar ağzıyla, ateş ve arayı ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihar ettiler. Bir taraftan araplar zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan avrupada, Allah kelimesinin ilahi parolası altında, hristiyan milletlerin idareleri altına geçtiler. Fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmetleri yaptılar

ne onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısırda belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler.Hırkasıdır diye yalan bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. Gah şarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldıra saldıra Türk Milletini Allah için, peygamber için, topraklarını, menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler, his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadetin öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide

ve dini his millet uyandığı zaman onun şu acı hakikatı görmesine mani olmadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, dünyanın acısı duyuların tokatıyla, derhal Türk Milleti’nin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti..
Türk vicdani umumisi, derhal yüzlerce asırlık kudret ve küşayişle, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu..? Türk’ün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti, artık Türk cenneti değil,eski hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının

son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra.
10- Türk Milleti, milli hisi dini hisle değil, fakat insani hisle yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle muftehirdir.
Vicdanında milli hissinin yanında, daima insani hissinin şerefli yerini muhafaza etmekle muftehirdir. Çünkü Türk Milleti bilir ki; bugün medeniyetin şahrahında(büyük yolunda) müstakil ve fakat, kendilerine muvazi yürüdüğü umum medeni milletlerle, keşifleri,

mütekabil insani ve medeni münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. Ve yine malumdur ki, Türk milleti, her medeni millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle,ihtiralarıyla medeniyet alemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet aleminin, samimi bir ailesidir.

Bütün bu söylediklerimizi kısa bir çerçeve içine sokmak istersek şöyle diyebiliriz.
Türk Milleti’nin teessüsünde müessir olduğu görülen tabiri ve tarihi vakıalar şunlardır.
A- Siyasi varlıkta birlik
B- Dil birliği
C- Yurt Birliği
D- Irk ve menşe birliği
E- Tarihi karabet
F- Ahlaki karabet
Türk Milletinin teşekkülünde mevcut olan bu şartlar diğer milletlerde kamilen yok gibidir. Daha umumi bir tarif yapabilmek için, diyelim ki bir cemiyete

millet diyebilmek için bu şartlar aynı zamanda kamilen veya kısmen bir arada bulunmak lazımdır.
Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre, Türk Milletinde yaptığımız gibi, diğer her millet ayrı olarak mütalaa edilmedikçe, milliyet fikrini umumi ve fenni olarak tarif etmek güçtür.
Çünkü; tespit ettiğimiz şartlar insanların millet halinde teşekkülüne umumiyetle yardım etmişlerdir.
Fakat bu tarz teşekkülden başka adeta bu şartların tesini kale aldırmayan


millet teşekkülleride vardır. Mesela ingilizler ile şimali amerikalılar aynı dili konuştukları halde ayrı ayrı milletlerdir. Sonra, İsviçre’de lisanları menşe’leri başka başka, üç unsur vardır, Alman, Fransız, İtalyan, bunlar İsviçreli namı altında bir millet itibar edilmektedir. Cemahir müttehidede beyaz ırkla kırmızı derili insanlar dirsek dirseğe yaşayan Amerikalılardır. Bugün büyük asrî milletlerden olan Fransızların, İngilizlerin, muhtelif ırkların tesalübü neticesi olduğu malûmdur. Alman milliyeti Napoleon’a karşı yapılan muharebelerden; İspanya milliyeti, Mağrıbîlerle mücadelerden doğdu.

İptidai insanların, tabiatın herşeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez.
İptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. Memnular ve hurafeler üzerine kurulan bir çok adetler ve ananeler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. Cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati Allah namına idare ederdi.

bütün bunlarla beraber, din hürriyetine, umumiyetle vicdan hürriyetine karşı taassup yükünden korunmuşmudur bunu anlayabilmek için, taassupsuzluğun ne olduğunu tetkik edelim. Çünkü bu kelimenin delalet ettiği manayı zihniyeti herkes kendine göre anlamaya çok meyillidir.
Dini hürriyeti bir hak telakki etmeyen acaba kalmadı mı ?
Vicdan hürriyetini, insan ruhunun, Allah’ın ali hüküm ve nüfuzu altında, dini hayatı idare için malik olduğu haktan ibaret


 YORUM...
Atatürk’ü anlamak bugünün dünyasını ve geleceğin dünyasını anlamaktır. Osmanlı 1700’lerden beri dünyada tek başına hiçbir problemi çözmüş bir millet değildir. Türkiye bugünün dünyasında gelişmiş batı medeniyetlerinde kendine yer arayan bir ülkedir. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de dini söylemleri siyasete alet ederek Türk milletinin gönlünü kazanmış ve iktidara gelmiştir. Arkasına Türk milletinin siyasi reyini alarak hür bir irade ile istediğini yapacağını zannetmiştir. Batının mantığı şudur:
“Dini kullanarak içeride siyasette güç kazanıp bize kafa mı tutmak istiyorsun ey Erdoğan? Al sana ISID, al sana DAEŞ dini senden daha beter kullanan terör örgütleri. Hadi bakalım el mi yaman sen mi yaman.” Diyerekten Erdoğanı kendi silahıyla vurmaktadır. Dünyada Rönesanstan sonra artık aydınlanma devri başladı. Türkler orta çağın ortalarında islam dininin yakınlaştırıcı rolüyle ilimde ve bilimde Eski Mısırın ve onun kalıntılarını taşıyan Romanın bilimini alıp daha ötelere taşıdılar. Ancak daha sonra saray dini halkın üzerinde bir afyon gibi kullandı. Bakınız dünyada dinini başka bir dilde pratik eden belkide tek ülke Türkiyedir. Sıradan halk asırlarca hiç bilmediği bir dilin sureleri duaları 7 yaşına kadar çocuklarına ezberletti. Bu çocuklar günde 40 defa okuduğu surenin ne anlama geldiğini bile bilmeden reşit oldular.
Atatürk bunları gördü. Bazı ahmakların gücüne gidecek bu yazdıkları söyledikleri. Ama tarihte bazı yanlışları düzeltmek için Atatürk’ün sahip olduğu güce sahip başka ülke liderleri milyonlarca kan dökerek bu mantaliteyi değiştirmişlerdir. Bugün çemkiren ağızları hala ortalarda dolaşıyorlarsa Atatürk’ün Lenin ve Stalin kadar gaddar bir insan olmamasına borçludurlar. Dini bir sakız gibi nereye çekerseniz oraya uzar. Müslüman dediğin adam Hz. Muhammed’i Allah’ın resulü olarak bilir ve son peygamber olarak tanır. Ama dini kullanarak fakirliğinden dolayı az eğitim almış ve din hakkında bütün bildiği camideki hocadan dinlediği vaaz veya din adamı olarak geçinen bazı kimselerin verdiği sohbetlerle sınırlı olan halkı öyle bir kıvama getirirsiniz ki fethullah diye bir imam bir anda Hz. Muhammed’den sonra gelen, Kuran’ın eksiklerini düzeltmek için Allah’ın görevlendirdiği elçisi oluverir.
Din her türlü sapkınlığa açık olan bir öğretidir. Alimler asırlarca çalışıp dine karşı yönetilen her türlü eleştirinin cevabını bir mantık çizgisine oturtmaya çalışmış olabilirler. Bunu yaparken de insanlığın geliştirdiği bilimden faydalanırlar. Kuranın dini taa Hinduism’e kadar gider. Tevrat, incil daha ortada yokken bu kutsal kitapların bahsettiği öğretiler eski dünyada bilinen ve ilahi olarak yazıya dökülen şeylerdi. Yazının milattan önce 4000’lerde filan bulunduğu sanılır. Ama daha öncesinde yazı kullanılıyor muydu bunu bilemeyiz. Şurası açıktır ki bu semai dinler bir anda ortaya vahiyle çıkmış dinler değildir. Başka dinlerin kutsal metinlerine ve teolojiye biraz girerseniz bu öğretilerin çok daha eskilere dayandığını göreceksiniz. Ha bazılarınız diyecektir, bu islam dininin Ademle geldiğinin kanıtıdır işte. Eyvallah, nasıl yorumlarsanız öyledir, orası beni alakadar etmez. Ancak şunu iyi bilin ki insanın sosyolojik hayatı evrimleştikçe dini öğreti sürekli kendini yenilemek için sorulara cevaplar üretir. Ancak sıradan bir insanın bir dini bulunduğu çağda kendi mantığı çerçevesinde tutarlı olarak yaşayabilmesi için dininin kurallarının hepsini bilmesi mümkün değildir. Bir insanın bir dinin mensubu ve pratikçisi olarak yaşayabilmesi için evinde her biri binlerce sayfadan oluşan onlarca cilt eserden faydalanmak gerekir.
Siz bu kitapları karıştırıp acaba göte parmak soksak oruç bozulurmu sorusuna cevap ararken elin oğlu petrolle çalışan buhar makinesini icat etti ve aldı yürüdü. Ingiliz buhar makinesini icat edip buharlı gemiler yaparken ve dünyayı istila edebilecek bir güce kavuşmak için donanmasını sil baştan metal gövdeli gemilerle yenilerken, Osmanlı sahip olduğu topraklarda fışkıran siyah sıvının ne olduğunu bile bilmiyordu. Dinin insan beynini nasıl uyuşturduğunun, insanı bilmediği bir dildeki metinleri papağan gibi anlamadan nasıl tekrar ederek bir devleti zombi cumhuriyetine dönüştürdüğünün en acı örneği Osmanlıdır. Hani derler ya bir gece de harfleri değiştirdiler bütün halk cahil oldu. İşte bu gerçeği gizlemek için kullandıkları yalandır. Hangi alimi yetiştirdiniz, neyi icat ettiniz bu harfler değişmeden diye sorduğunuzda da mal gibi bakarlar. Atatürk bu harfleri değiştirmeden 1,5 asır önce, Newton gravitasyonu bulmuştu, hareket kanunlarını, eylemsizliği, momentumu tanımlamıştı. Optik biliminin matematiksel temellerini atmıştı. Faraday doğru akım elektiriğininin kanunları üzerine harıl harıl çalışmıştı, Maxwell elektromanyetiği matematikleştirmişti, Newton, Leibniz, Gauss sonrasında Reimann ve daha niceleri matematiğe ve geometriye yeni uzaylar kazandırmış, lineer cebiri, türevi, integrali, diferansiyel denklemleri, eğrisel uzayı tanımlamıştı. Ruslar, Italyanlar daha 19 yy. bitmeden radyoyu bulmuşlardı. Einstein diye bir adam çıktı, görecelik prensibini, ışığın hızını, fotoelektriği ve daha bir çok yeniliğe imza attı. O bunları yaparken almanyada diğer bazı bilim adamları quantum mekaniğinin temellerini attılar. Biz 1910’larda balkan savaşlarındayken, donanmada batıdaki hızlı metallik gövdeli savaş gemilerinin bir muadili bile elimizde yokken Rusya’da bu gemilerin konstrüksiyonunun tasarımının ilkelerini ortaya koyan enstitü açılmıştı (Krilov). Dahası almanyadan para verip ulan bizim de yeni gemimiz olsun diyerekten aldığın iki tane götü kırık gemiyle gidip yukarıda sözünü ettiğim enstütünün sahibi Rusyanın limanını bombaladın ve savaşa girip ziyan oldun.
Tarih din merkezli düşünerek bir yerlere gelmeye çalışanlara daima büyük dersler vermiştir. Başbakan Binali Yıldırım Yavuz Sultan Selim köprüsünü açarken suratındaki ifadesine, heyecanlı ağzından tükürükler fışkırarak meydana toplanmış cahil halka karşı yaptığı konuşmayı bir daha izleyin. Bir köprü açıyorsun yahu. Bir köprü açarken zannedersin dünyaya meydan okuyor. NASA’da bilmiyorum tesadüfen belki internette tıklayıp bu adamın konuşmasını dinleyen basit bir çalışan herhalde kıçıyla gülüyordur başbakanın bu heyecanına.
FETÖ diye bir örgütten cahil de olsa doğruyu kavrayacak kadar sağduyulu ve savaşçı/cesur olan halkımızla başa çıkabildik. Ancak bir dinci örgütten kurtulup başka dinci bir yapılanmanın kucağına kendinizi bırakmayın.
Bu ülkeyi muasır medeniyetlerin üstüne çıkarma yolunda dönüp dolaşıp geleceğiniz çizgi Atatürk çizgisidir. Bunları yaparken dinle ilgili tabuları teker teker yıkacaksınız. Insanların beyinlerini özgürleştireceksiniz. 7 yaşına kadar çocuğunuza 10 tane sureyi ezberletmek yerine kendi dilinde okuma, yazma, basit matematiksel işlemleri yapmayı, yabancı dilde birkaç kelimeyi, bilgi teknolojilerini kullanmayı öğretin. Masal anlatmayın, tarih anlatın, bilim tarihi anlatın. Bu ülke böyle uygarlaşır.
Yoksa Atatürk şöyle yazmıştı diye burada çemkirerek tek bir kazancınız olur: terörist grupların köpeği olursunuz, iki gün sonra da çatışmada geberir, leşinizi de kurtlar kargalar yer.
Türkiye’yi muasır medeniyetlerinin üstüne çıkaracak formül ümmet dini filan değildir. Bütün halkı en çağdaş bilgilerle donatacaksın. Topyekün bir eğitim hareketi başlatmak lazım. Elimizde ne petrol var, ne gaz, ne altın, ne uranyum ne bitmek bilmeyen kömür yatakları ne uçsuz bucaksız tundra ormanları ne de devasa tatlı su gölleri, istanbul boğazı genişliğinde akan nehirler. Önümüzdeki 50 yıl bizi bir yere getirecek elimizdeki tek nimet genç nüfusumuz. Eğer bu nüfusa en iyi eğitimi verirsek 50 sene sonra bugünün Güney Kore’sinin, Japonyanın yaptığı atılımı yaparız. Yok eğer bu nimeti iyi kullanmazsak ve gene beyinlerini Kuran ayetleriyle ve bir sürü dini öğretiyle doldurursak Pakistan oluruz.
Seçim size ait. Kafanızı kullanın. Beyin bedava.

***

Size bir gün birileri, Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabındaki “din eleştirilerini” gösterip, “Bakın işte Atatürk dinsizdi!” derse ona bu yazımı okutun…
“Atatürk, 1930 yılında Afet İnan’a Medeni Bilgiler adlı bir kitap “dikta ettirmiştir”. Bu kitabın yazılış amacı, adı üstünde topluma “medeni bilgiler” vermektir. Tarihi, sosyal, toplumsal ve dinsel konularda yoğunlaşan Medeni Bilgiler kitabında Atatürk, “devrimci bir yaklaşımla” yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını “evrensel bilgilerle” tanıştırmak istemiştir. Bu kitabın temel amacı, akıl ve bilime vurgu yaparak, çağdaş ve demokratik bir devletin yurttaşlarını bilinçlendirmektir. Radikal bir devrimci olan Atatürk, Osmanlı toplumunda “akıl ve bilimin” önünü kapatan şeyin “din” daha doğrusu “dinin çarpıtılmış yorumları” olduğunu bilmektedir. Bu durumda en çabuk biçimde akıl ve bilimin önünü açmak için, “kendisine dinsiz denilmesini bile göze alarak”, genelde dinleri özelde de İslam dinini ağır biçimde eleştirmiştir. Dünya tarihinde hiçbir Müslüman devrimcinin cesaret edemeyeceği bu “din eleştirileri”, Atatürk’ün kendisini toplumuna feda ettiğinin en açık kanıtlarından biridir.” — Sinan Meydan