03 Şubat 2021

Halil Cibran "Yasalar"


Yasalara Dair Sonra bir hukukçu dedi ki, Fakat ya Yasalarımız, üstat? O da yanıtladı: Yasa koymaktan haz alıyorsunuz. Ama onları çiğnemekten aldığınız haz daha fazla. Okyanus kıyısında oynayan, durmaksızın kumdan kuleler yapıp, sonra da kahkahalar atarak onları yıkan çocuklar gibi. Fakat sizler kumdan kulelerinizi yaparken okyanus kıyıya daha fazla kum taşıyor ve siz kuleleri yıkarken okyanus da sizlerle birlikte gülüyor. Gerçekten de okyanus hep masumlarla birlikte güler. Fakat ya hayatı okyanus, insan yapımı yasaları da kumdan kuleler olarak görmeyenler, hayatı bir kaya ve yasayı da kayaya kendi suretlerini yontmak için kullandıkları bir keski olarak görenler? Ya dansçılardan nefret eden kötürüm? Ya ormanın rengeyikleriyle karacalarını doğru yoldan ayrılmış, serseri şeyler sayan, boyunduruğuna âşık öküz? Ya derisini değiştiremeyip, herkese çıplak ve arlanmaz diyen kocamış yılan? Ya düğün şölenine erken gelen ve tıkabasa doyup yorgun düşünce bütün şölenleri kanunsuz ve şölene katılanları yasa bozucu ilan edip kendi yoluna giden? Bunlar hakkında ne diyebilirim, onların da gün ışığında durduklarından, ama güneşe sırtlarını çevirdiklerinden başka? Sadece kendi gölgelerini görüyorlar ve gölgeleri de yasaları.

Onlar için güneş gölgeyi yaratandan başka ne ki? Yasaları kabul etmek de, toprağa düşen gölgelerinin izini eğilip çizmekten başka ne ki? Fakat siz yüzlerini güneşe dönerek yürüyenler, toprağa çizili hangi imge sizi yolunuzdan alıkoyabilir? Siz rüzgârla yolculuk edenler, rotanızı çizebilecek rüzgârgülü var mıdır? Boyunduruğunuzu kırarsanız kimsenin hücresinin kapısına ilişmeden, hangi insan yasası sizi bağlayabilir? Dans ederseniz kimsenin prangalarına takılmadan, çekinmeniz gereken bir yasa olabilir mi? Giysinizi yırtıp atar ama kimsenin yolu üzerine bırakmazsanız kim yargılayabilir sizi? Orphalese halkı, davulun sesini boğabilir, lirin tellerini gevşetebilirsiniz ama tarlakuşuna şakımamasını kim buyurabilir?

"Ermiş" 

 

Rönesans

15. yüzyılda İtalya’da başlayan bu aydınlanma dönemi Dünya’nın bilim, sanat, arkeoloji, tarih, edebiyat, insan sevgisi (hümanizm), kültür ve daha birçok alanda geliştiği bir dönemdir.

Bilgeliğin ve insan düşüncesinin ön planda tutulmasıyla birçok olgu değişmiş ve gelişmiştir.  Matbaanın yayılması ile birlikte ülkedeki okur, yazar sayısı artmış ve birçok yabancı eserlerden yapılan çevirilerle halkın okuması desteklenmiştir. Bu dönemin başlamasına neden olan en büyük avantajlardan birisi de, Avrupa’nın sosyal ve ekonomik açıdan bir anda büyümeye başlamasıdır. Avrupa’nın cehalet ve gericiliğinin son bulduğu dönem olmuştur. Peki, İtalya’da başlayan bu dönem nasıl oldu da diğer Avrupa ülkelerine kısa sürede yayıldı diye soracaksınızdır. Bu dönemde tüccarlar zekalarını kullanarak birçok ülkeyi araştırmış ve hangi ülkenin neyi çok sevdiğini, hangi milletin en çok nelere ihtiyacı olduğunu tespit ederek daha sonrasında bu ülkelere gidip ticaret yapmışlardır. Ülkelerle yapılan bu ticaret sonrası ekonomik hayatın düzene girmesiyle Edebiyat ve Bilim dahil birçok alanda gelişme sağlamıştır. Rönesans başlangıç olarak Floransa, Venedik’de başlamış sonra İngiltere, Portekiz, Hollanda gibi büyük ülkelere yayılmıştır. 

Avrupa devletleri tarafından Müslümanlardan kurtulmak için yapılan Haçlı Seferleri sırasında, yani 11. yüzyılda yapılan askeri seferlerde Avrupa, Doğu medeniyetini ilk defa tanımış ve birçok şey öğrenmiştir. Endülüs Emeviler’i döneminde medeniyet Avrupa’ya geçmiştir. Bu dönemde İslami alimlerinin, bilim alanındaki birçok eseri çevrilmiş ve Avrupa’da bilimsel ve sosyal alanda köklü bir gelişim sağlanmıştır. Rönesans’ın ilk defa İtalya’da başlamasında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in büyük bir payı vardır. Şöyle ki İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, isteyen Bizans bilim adamlarının Avrupa’nın herhangi bir ülkesine gitmelerine izin verilmiştir. Bunun üzerine İtalya’ya giden birçok bilim adamı, Antik Yunan ve Helenistik Çağa ait birçok eseri tercüme etmiş ve böylece aydınlanma başlamıştır. Doğu ülkeleriyle çok sık ticaret yapan İtalyan gemiciler, bu ülkelerdeki zenginlik, refah, adalet ve nizam unsurlarını öğrenerek bu kavramaları ülkelerine kazandırmaları Rönesans Dönemi’nin başlamasına katkıda bulunmuştur. Pusulanın keşfi ile Coğrafi Keşifler için en önemli adımlar atılmıştır. Antik mısırın muhteşem tarih ve bilim eserleri Arapça’dan başka dillere tercüme edilmiştir. Tarihe baktığımız zaman İtalya ekonomik yönden zengin bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun sebepleri arasında Haçlı ordularının Cenova, Venedik,  Piza, Floransa gibi yerlerde konaklaması ve baharat ihtiyacının çoğunluğunun bu yerlerden karşılanması da etkili olmuştur. Bu şehirlerdeki prens ve zengin kesimler sanatı önemsemiş ve insanları sanata yönlendirmiştir. Rönesans ile birlikte eski düşünceler değişmiş ve değersiz bir varlık olarak görülen insan bir anda değer kazanmış ve düşünceleri önemsenmiştir.  Rönesans’tan önceki dönem, dinin insanlar üzerindeki etkisi çok büyüktü, öyle ki kilisenin büyücülükle veya dinsizlikle suçladığı herhangi bir insan kasaba meydanında yakılırdı. Böylesine karanlık bir dönemde Papalar insanlara, para karşılığında cennette yer satıyor ve onları kilisenin himayesine alarak dinsel iktidarlarını daha da güçlendiriyorlardı. Kilise tarafından kurulan Engizisyon mahkemelerinde, parası haksız yere alınan insanlar ve suçsuz yere mahkum edilerek öldürülen insanlar bulunuyor ve bu durum insanların kiliseye olan inançlarının yitirmelerine neden olmuştur. Galileo, Dünya’nın döndüğünü iddia etmiş ve bu yüzden kilise tarafından yapılan mahkemeden sonra suçlu bulunarak aforoz edilerek, işkencelerle hayatını kaybetmiştir. Özetlemek gerekirse Rönesans; düşünsel, sosyal, ekonomik ve kısacası hayatın her alanına getirdiği yenilikler ve adalet anlayışıyla kısa sürede benimsenmiş ve bu karanlık dönemin kurtarıcısı olmuştur. Rönesans’ın Avrupa ülkelerine yayıldıktan sonra getirdiği yeniliklere kısaca değinelim:

Eğitim olağanüstü bir derecede önemsenmeye ve ilerlemeye başlamıştır. Bilim, sanat, edebiyat, tarih ve daha birçok alanda hızlı ve olumlu değişimler yaşanmıştır. Ekonomi canlanmış ve yeni kazançlar elde edilmiştir. Skolastik (kilisenin dar görüşü) önemini yitirmeye başlayıp yerini Pozitif (bilimsel) düşüncelere bırakmıştır. Reformu ve gelişimini hızlandırmıştır. Avrupa’da Mesen (aydın) sınıfı ile halk arasından birçok kişi, sanata değer veren sınıflar oluşturmuşlardır. Din adamları eski güçleri yitirmeye başlamıştır.  

Rönesans dönemindeki  değerli eserleri ve çeşitli alanlarda oluşan ilerlemeler. Rönesans döneminin yazar, düşünür, mimar ve birçok güzel sanatlar alanında, günümüzde dahi olarak bilinen ve bazı sanat eserlerinin halen bile sırrını koruduğu sanatçılar yetişmiştir. Bu dönemde dünyanın en iyi sanat görüşlerine ve tekniklerine sahip olan kişilerin tarih sahnesine çıktığı dönemdir. Mimaride Gotik tarzın terk edilip Barok ve Rokoko üslubuna geçilmesiyle estetik ve yaratıcı yapılar görülmeye başlanmıştır. Bu dönemin eserlerinin genel özelliği Mimarisinin sadeliği ve doğallığı yansıtmasıdır. Rönesans ruhunu yaşayan sanatçılar ülkeler bazında çeşitli dallarda Dünya Kültür Mirasına katkıda bulunmuşlardır. Bu ülkelerden Fransa sanat, Almanya dini tablo ve resimler, İngiltere edebiyat, İspanya resim alanında çok değerli eserler kazandırmışlardır. Günümüzde dünyada evrensel olarak değerli sayılan birçok eser bu dönemde ortaya konulmuş, bu eserler mükemmel perspektif ve sanatsal teknik ile etkileri yüzyıllar boyunca sürecek şaheserlerdir. Eski Yunan ve Roma düşünür ve sanatçılarından; Virgil, Domestan, Platon, Çiçero, Sophokles, Tacitus’un eserleri tanıtılmış ve yayılmıştır. İtalyan yazar ve düşünürlere baktığımızda; Machiavelli, Tasso, Rafael, Ronsard, Leonardo da Vinci, Mikelanjelo, Monteigne, Aristo, Jean Bullant, Pierre Locot, Rabelais gibi isimler bulunmaktadır. Almanya daha çok insan düşünce ve insan sevgisi (hümanizm) üzerine çalışmıştır. Sanatçıları; Erasmus, Röklen, Luther, Elbrecht Dürer. Tiyatro alanında ise, William Shakespeare, Cervantes, Velasguez, Rembrandt, Kopernik gibi sanatçılar ve daha birçoğu bulunmaktadır.

Gördüğünüz gibi Rönesans Avrupa’yı tamamıyla değiştirmiş ve gelişmiştir. Peki, bu yeniliğin yani Rönesans’ın oluşumdaki temel düşünceler neydi? İşte Rönesans’ın oluşumuna etki eden düşünceler; insan güçlü bir varlıktır ve başarabilir. Gerçek güzeldir. Bu anlayışlara bağlı olarak da yaşadığımız dünya o kadar ilgi çekici bir yerdir ki, 'Başka dünyaları düşünmenin hiçbir anlamı yoktur' anlayışı hakimdir. Yer yüzü çok güzel ve ilgi çekici olup araştırılmaya değerdir. Hümanizm yani insan sevgisi daha ön plandadır. İnsan düşünen bir varlık olarak şartlarını ve çağını ileriye taşımak zorundadır. Bunun için bilimsel yöntemlerin, evrenin bilinmeyen sırlarının ve çağının en büyük korkusu olan başarısızlığın üstüne giderek yeni rotalar çizmek mecburiyetindedir. İnsan bir varlık olarak nasıl ki Mısır Medeniyetinde mumyalamayı, Anadolu da Medeniyet kurmayı ve okyanus ötesine uzanarak yeni kıtalar keşfetmeyi başarabiliyorsa günümüzde uzay teknolojisi ve bilimsel terminolojideki ilerleyiş ve başarıları asla tesadüf değildir. Çağın bir parçası olmak isteyen bilim adamları tarihten ders almak zorundadırlar, tarih hiç kuşkusuz tekerrürden ibarettir. Bilim adamlarının buluşları açıklandığında hiç kuşkusuz Nikola Tesla’dan bir dokunuş veya gözlerini kapattıklarında hayal dünyalarında patlayan o şimşeklerin izlerini taşımalıdır.  

Reform

Reform kelime olarak yenilik veya ıslahat anlamına gelmektedir. 16. yüzyılda gittikçe olumsuzlaşan dini şartlar ve kilisenin haksızlıkları karşısında Rönesans’ın da etkisiyle önce Almanya’da başlatılan ve kiliseleri dini değişiklik yapmaya zorlayan harekettir.

16. yüzyıla baktığımız zaman Hristiyanlık, Katolik ve Ortodoks olmak üzere iki mezhebe bölünmüştür. Katolik mezhebinin merkezi Roma’da bulunan Vatikan’dır ve dini liderlerine ise Papa adı verilmiştir. Ortodoks mezhebinin merkezi ise İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’dir, dini liderlerine ise Patrik adı verilmiştir. Bu dönemde din, kilise tarafından tamamen insanları sömüren ve dini inançları kullanan bir kurum haline getirilmiştir. Rönesans’ın etkisiyle,  halk arasında özgür düşünceler harekete geçmiş ve Hümanizm (insan sevgisi) ön plana çıkmıştır.

Bu özgür düşünceli insanlar arasında haksızlıkları tahammül edemeyen cesur biri vardı ki, düşünceleriyle tüm dünyanın gidişatını değiştirmiştir. Bu kişi Martin Luther den başkası değildir. Martin Luther, 1517 yılında Roma’ya yaptığı bir yolculukta kilisenin insanları sömürdüğünü, din adamlarının güç ve statü için dini duyguları kullandıklarını fark etmiştir. Kilise’ye olan inancını tamamen yitiren Martin Luther, Almanya’ya döndüğünde 95 maddelik bir metin hazırlamış ve kilisenin duvarına asmıştır. Bu metinde kısaca ifade edilenler şunlardır;

1)- Tanrı ve kul arasına kimse giremez.

2)- Günahları sadece Tanrı affedebilir.

3)- Papalığın af yetkisi bulunmamaktadır.

4)- Endüljans belgesi satan din adamları sahtekar ve suçludur.

Bu metinden sonra Martin Luther, Papa X. Leon tarafından aforoz edilmiştir. Sonrasında Avrupa’ya yayılmaya başlayan bu metin, halkta büyük yankı uyandırmıştır. Ve Martin Luther’i destekleyen insanlar Protestan adında yeni bir mezhep kurmuşlardır. Kurucusu da Martin Luther olarak kabul edilmiştir.

Bu başkaldırış kilisenin, halk ve yönetim üzerindeki korkunç oyunlarından dolayı gerçekleşmiştir. Cennetten para karşılığı yer satışları, Endüljans belgesi ile günah bağışlama, suçsuz insanların sırf para için öldürülmesi, din adamları keyif sürerken halkın sefalet içinde yaşaması ve daha birçok neden bu başkaldırışı gerektirmiştir. Bu mücadele sonrasında, Protestan ve Katolikler arasında imzalanan Ogsburg Antlaşması, Protestanlığın kabulünü ve doğuşunu simgelemiştir.

Fakir Baykurt "Nasıl bir hüzün kaplamış memleketin üstünü! Çıkarlarına uygun yasaklarla insanların elini kolunu nasıl bağlamışlar! "

Çağına yakışır yaşamayı Sevmeyi, düşünmeyi, çalışmayı Kısıtlayan tüm yasaklar Yasalardan değil, Sözlüklerden bile atılmalı...rıfat ılgaz

Bir deli rüzgar da benim ülkeme esse,  
Bunca acıyı, kederi, üzüntüyü, kalp kırıklığını alıp götürse ...ü.yaşar oğuzcan

Üç seçeneğimiz var:
Ya olup bitenleri yok sayacağız,
Ya uzaktan seyredip sadece şikayetçi olacağız,
Ya da bir ucundan tutmak için işin içine gireceğiz...türkan saylan
 
Cehennem kutsal kitapların bahsettiği gibi odunlu ateşli bir yer değildir, cehennem insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir...dostoyevski
 
 Kimin hıncıdır dünyayı ikiye bölen? Kimdir dumanları yükselten mezbahaların kızıllığı üstünde? Yoksa bir tek güneş yetmiyor mu herkese? Ya da üstümüzdeki gök yeterince mavi değil mi? vladimir mayakovski

İncinme değil bu Öfke değil Ah! Değil Ötesi Çok ötesi. İnsana olan inancını yitirme...şükrü erbaş

Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecek olanları iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar. Demokrasi despotluğa dönüşür...Platon

Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle Demokrasiye geçilirse Oligarşi olur. Devam edilirse Demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar. Demokrasi, despotluğa dönüşür...platon

Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim Beni çağırın gülümserken uykunun bir yerinde Eliniz beyazken uzatın isterim Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmedim...gülten akın

 Bu dünyanın daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok. Aksine bu dünyanın acilen ve her türden barışçı, iyileştirici, onarıcı, öykücü ve sevgi dolu insanlara ihtiyacı var...dalai lama

Yeneceğiz, Çünkü insanlar mutluluğu özlüyor, Bir elin sıcaklığını, dostluğu, Hayata güvenmenin tadını arıyorlar…ilya ehrenburg

Acı olan, bizim gerçekten özgür olmayı bilemeyişimiz. Başkaları adına isteklerimizden vazgeçmeye yanaşmadığımız gibi, bedelini başkasına ödettiğimiz bir özgürlük istiyoruz... Andrey Tarkovski 

P.J.O'Rourke... Ne uyuşturucu ne de alkol toplumun temel sorunlarını yaratıyor. Eğer başımızdaki belaların kaynağını araştıracaksak, insanları uyuşturucu testine değil, aptallaık,cehalet,hırs ve iktidar aşkı testine tabi tutmalıyız.