che guevara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
che guevara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2022

“Tek bir kişinin hayatı, dünyadaki en zengin insanın mal varlığından milyonlarca kat daha değerlidir.” Ernesto Che Guevara


Doğum tarihi:  14 Haziran 1928 Guevara'nın resmî doğum tarihi olsa da gerçek doğum tarihi olmayabilir. Resmî görüş anne ve babası evlendikten sekiz ay sonra doğduğudur, ancak bazı kaynaklar annesinin evlenirken hamile olduğunu ve doğum tarihinin 14 Mayıs olduğunu belirtir. 

Bask:  Guevara soyadının kökenleri-- "Bask: Bask Gebara adının ispanyolcalaştırılmış hali. Gebara, Bask eyaleti olan Araba'da bir yer adıdır. Bu adın kökeni ve anlamı bilinmemektedir. MS 2. yüzyılda coğrafyacı Batlamyus tarafından bu yerin adı Gebala olarak kaydedilmiştir. İspanya'da az bulunan bir soyadıdır." Dictionary of American Family Names (Amerikan Soyadları Sözlüğü), Patrick Hanks, London: 2003 baskısı, Oxford University Press. Annesi Celia de la Serna, Bask soyundan geldiği belgelenen Peru'nun son naib kralı General José de la Serna e Hinojosa'nın soyundan gelmektedir. 

Galway:  Lynch ailesi Galway'in ünlü 14 klanından biridir. Ana María Isabel Lynch'in İrlanda'da doğduğu genel bir yanlış anlamadır, aslında 1868 yılında San Fransisco, Kaliforniya, ABD'de doğmuştur. Babası Francisco Lynch Altına Hücum yıllarında Arjantin'den gelmiştir. Francisco yaklaşık 1860 yılında genç Kaliforniyalı dul Eloísa Ortiz ile evlendi ve Ana Isabael'den başka Amerika doğumlu çocukları da oldu. Ana Isabel'in evleneceği kişi olan Roberto Guevara Castro da Kaliforniya, ABD doğumludur. Babası Arjantinli, annesi de İspanyol Kralı tarafından büyük araziler verilmiş olan İspanyol soylusu Don Luís Peralta'nın torunudur. Ana Isabel ve Roberto aileleri Arjantin'e dönene kadar birbiriyle tanışmamıştır. Büyükannesi Ana Isabel'in o zamanlar Kaliforniya'daki yaşantısı üzerine anlattıklarını dinlemek, Che'nin çocukluğu sırasında en büyük zevklerinden biriydi. 

Neruda:  Neruda'nın, daha sonraları düşmanı olacak olan Fulgencio Batista'yı övdüğü şiirlerini aşina olup olmadığı bilinmemekle birlikte, Bolivya'da yakalandığında sırt çantasından Neruda'nın bir şiir kitabı çıkmıştır. 

Diploma:  "12 de junio de 1953.- La Facultad de Ciencias Médicas de la Universidad de Buenos Aires le expide a Ernesto Guevara de la Serna el certificado de haber concluido la carrera de medicina. Esto se refleja en el legajo 1058, registro 1116, folio 153. Después participa en una fiesta de despedida que sus compañeros de la Clínica del doctor Salvador Pisani le hacen en la hacienda de la señora ." (12 Haziran 1953. Buenos Aires Üniversitesi Tıp Bilimleri Fakültesi, tıp eğitimini tamamlaması nedeniyle bu diplomayı Ernesto Guevara de la Serna'ya vermiştir. Bu diploma 1058 nolu dosyada, 1116 sicil nosu ile 153 nolu sayfada kaydedilmiştir. Daha sonra Duhaulu Amalia María Gómez Macías'ın evinde doktor Salvador Pisani'nin kliniğindeki arkadaşları tarafından verilen veda partisine katılmıştır.) Che en el tiempo

İber-Amerika:  24. yaşgünü nedeniyle Peru'daki San Pablo cüzzamlılar evinde yaptığı kısa konuşmada Guevara şöyle demiştir: "Böyle soylu bir davanın sözcüleri olmak için çok önemsiz de olsak, inanıyoruz ki bu yolculuk Amerika'nın dengesiz ve aldatıcı uluslara bölünmesinin tam bir kurgu olduğu görüşünü kanıtlamıştır. Bizler, Meksika'dan Macellan Boğazı'na kadar, etnografik yönden önemli ölçüde benzeşen tek bir mestizo ırkıyız. Bu nedenle tüm darkafalı taşralılık anlayışından kurtulma çabası adına Peru ve Birleşik Amerika şerefine kadeh kaldırmak istiyorum." Kaynak: Ernesto Che Guevara, Motorcycle Diaries, London: Verso Books, 1995. 

Sırt çantası:  "Quizás esa fue la primera vez que tuve planteado prácticamente ante mí el dilema de mi dedicación a la medicina o a mi deber de soldado revolucionario. Tenía delante de mí una mochila llena de medicamentos y una caja de balas, las dos eran mucho peso para transportarlas juntas; tomé la caja de balas, dejando la mochila ..." (Türkçesi: "Belki de bu tıbba olan bağlılığımı mı yoksa devrimci bir asker olmanın gereklerini mi yerine getirmeyi seçme konusunda hayatımda karşılaştığım ilk çelişkidir. Ayaklarımın dibinde tıbbî malzeme dolu bir sırt çantası ile bir cephane sandığı vardı. İkisini birden taşıyamayacağım kadar ağırdılar. Tıbbı geride bırakarak cephaneleri yakaladım...) İlk olarak 26 Şubat 1961'de Havana, Küba'da Verde Olivodaki bir makalede, daha sonra da bir kitapta yayınlanmıştır: Guevara, Ernesto Che. Pasajes de la Guerra Revolucionaria, Havana, Küba: 1963, Ediciones Unión. 

Comandante:  Türkçesi binbaşı olan "Comandante" rütbesi 26 Temmuz Hareketi'nin askerî yapılanmasındaki en yüksek rütbeydi.

Çocukları:  Hilda Gadea'dan (8 Ağustos 1955'te evlendi; 22 Mayıs 1959'da boşandı): bir kız çocuk, Hilda Beatriz Guevara Gadea, 15 Şubat 1956'da Mexico City'de doğdu; 21 Ağustos 1995'te Havana, Küba'da öldü.

Aleida March'dan (2 Haziran 1959'da evlendi):

  • Dr Aleida Guevara March,24 Kasım 1960'ta Havana, Küba'da doğdu.
  • Camilo Guevara March, 20 Mayıs 1962'de Havana, Küba'da doğdu.
  • Celia Guevara March, 14 Haziran 1963'te Havana, Küba'da doğdu.
  • Ernesto Guevara March, 4 Şubat 1965'te Havana, Küba'da doğdu.

Lilia Rosa López'den (evlilikdışı): bir erkek çocuk, Omar Pérez, 19 Mart 1964'te Havana, Küba'da doğdu.

INRA:  7 Ekim 1959'da National Institute for Agrarian Reform (Tarım Reformu Ulusal Enstitüsü Sanayileşme Direktörlüğü'ne atanmıştır.

BNC:  26 Kasım 1959'da Küba Merkez Bankası Başkanlığı'na atanmıştır.

MININD:  23 Şubat 1961'de Sanayi Bakanlığı'na atanmıştır.

Cezayir:  İspanyol Saharası diye bilinen bölgeyle ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle Fas'ın savaş ilan etmesi üzerine 1962 Eylül'ünde Cezayir Küba'nın yardımını istedi. Küba, Cezayir kuvvetlerini desteklemek için 686 asker ve subay ile 60 tanktan oluşan bir birlik gönderdi. Küba birliklerinin Vahran'a inmesinin basına yansımasından kısa süre sonra Fas Kralı II. Hasan Cezayir Başkanı Bin Bella ile ateşkes imzalamayı kabul etti. Küba birlikleri altı ay boyunca Cezayir'de kalarak getirdikleri askerî ekipmanları kurarak Cezayirli meslektaşlarını eğittiler. Guevara Küba kuvvetlerinin konuşlanmasını örgütleme ve gerçekleştirmede önemli rol oynamıştır. Kaynaklar: Piero Gliejeses, "Cuba's First Venture in Africa: Algeria, 1961–1965", Journal of Latin American Studies, no. 28, London: Cambridge University Press, Spring 1996, s. 188 ve Castañeda, s. 244-245.

Kabila:  Mayıs 1997'de, Laurent-Désiré Kabila Mobutu Sese Seko hükûmetini devirdi ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin başkanı oldu. 16 Ocak 2001'de suikasta kurban gidene kadar bu görevde kalan Kabila'nın yerine oğlu Joseph Kabila geçmiştir.

Kamp:  Eğitim kampının Ñancahuazú bölgesinde satın alınması Guevara'nın kampın Alto Beni bölgesinde alınmasına yönelik emrine doğrudan karşı gelmeydi. Bu fait accompli (oldu bittiyle) karşılaştığında başlangıçta şikayet etse de Bolivya Komünistlerinin Ñancahuazú bölgesinde aldığı kampı, Alto Beni'de yeni bir yer alınana kadar zaman kaybetmemek için kullanmaya karar verdi.

ABD Askerî yardımı:  "Bolivya'daki ABD askerî personeliı hiçbir zaman 53 danışman geçmemiştir. Bu danışmanların arasında Panama Kanal Bölgesi'ndeki Fort Gulick'te konuşlanmış olan 8. Özel Harekât Grubu'ndan on altı kişilik bir MobilEğitim Timi de bulunmaktaydı. Binbaşı Ralph ('Pappy') Shelton tarafından komuta edilen bu tim Santa Cruz yakınlarında eğitim kamplarını kurdular. 29 Nisan'da gelen danışmanlar Bolivya 2. Ranger Taburu için 19 haftalık bir isyana karşı koyma eğitim programı düzenlediler. Bu yoğun kursun içinde silah eğitimi, yakın dövüş, manga ve takım taktikleri, devriye ve isyan bastırma üzerine dersler verildi. Bolivyalılar eğitime çok iyi katılım sağlayarak kısa süre içinde kendine güvenen, cesaretli ve etkili bir kontrgerilla birimi haline geldiler." -- Che Guevara in Bolivia by Major Donald R. Selvage.

Mesaj:  Örneğin, 31 Ağustos 1967'de Che günlüğüne şöyle yazmıştı: "Hay mensaje de Manila pero no se pudo copiar.", yani "Manila'dan (Manila Havana'nın kodadıydı) şifreli bir radyo mesajı var ama bunu kaydedemedik." Bu mesajın içeriğinin ne olduğu açıklanmamıştır, ama kritik öneme haiz olduğu sanılmaktadır çünkü hemen sonra Castro ve gerillaların tedarik ağını yöneten Kübalılar, gerillaların düştükleri zor durumdan haberdar olmuştur.

Barrientos:  Barrientos Guevara'nın bulunduğu yerde öldürülmesini emretmesinin ardındaki nedenleri açıklamasa da, onunla çalışanlar bu kararın nedenleri olarak Bolivya'nın üzerine istenmeyen uluslararası ilgiyi çekecek bir mahkeme şovunu engellemek, Bolivya hapishanelerinde uzun süreli hapis cezası alabilecek olan Guevara'nın kaçması ya da (Fidel Castro'da olduğu gibi) salıverilmesi sonucu tekrar gerilla eylemlerine dönmesini engellemek olabileceğini gösterdiler.

Ampütasyon:  Castañeda, Jorge G., Che Guevara: Compañero, New York: 1998, Random House, pp. xiii - xiv; pp. 401-402. Guevara'nın kesilmiş elleri formaldehit içinde saklandı ve birkaç ay sonra Fidel Castro'nun eline geçti. Castro'nun kesik elleri sergilemek istediği ama Guevara'nın ailesinden gelen şiddetli tepki sonucu vazgeçtiği söylenir.

Anıtmezar:  30 Aralık 1998'de Bolivya'da Guevara'nın yanında çarpışmış on gerillanın gömüldüğü yerler bulunmuş ve cesetlerinden artakalanlar Santa Clara'daki "Che Guevara anıtmezarına" defnedilmiştir. Anıtmezarın içinde Guevara'nın Castro'ya yazdığı ünlü "Veda mektubunun" aslı da bulunmaktadır.[1] Bu mektupta Guevara, devrim uğruna savaşmak için Küba'dan ayrıldığını, tüm parti, askerî ve hükûmet görevlerinden istifa ettiğini ve Küba vatandaşlığından vazgeçtiğini yazmaktadır. 

 tr.wikipedia.org

14 Ekim 2021

Che Guevara ve Fidel Castro neden iki Rolex saat birden takıyordu?




 

“Fidel neden çift Rolex takıyordu? Eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, yolsuzluk soruşturmasında gözaltına alınıp çıktıktan sonra yaptığı açıklamalarından çok, bürosunda asılı Fidel Castro fotoğrafı konuşuldu. Fotoğrafta “Comandante Fidel” sol kolunda çift Rolex takılı halde görünüyordu. Sarkozy gibi sevimsiz ve çöpe atılmış bir politik figürden çok insanlar “Fidel neden çift saat takıyor” sorusunu sordular. Latin Amerika’daki devrimci askeri liderlerin Rolex taktığı bir sır değildir. Eski Halk Orduları komutanları bugün Nikaragua devlet başkanı Sandinist lider Ortega, El Salvador Devlet Başkanı FMLN lideri Ceren hatta Bolivya Devlet Başkanı Moıales, Ekvador Devlet Başkanı Correa (ve sağlığında Comandante Chavez) aynı saati kullanır.

2010 Eylülünde Kolombiya’da FARC’m Halk Ordusu askeri şefi “El Mono Jojoy” bir ABD bombardımanında öldürüldüğünde kolunda bulunan Rolex aynı şekilde konu edilmişti. Bu geleneğin başlangıcı 2 Aralık 1956’da Granma teknesiyle 82 öncünün Küba’ya yaptığı çıkarmaya dayanır. Fidel teknede içlerinde Che’nin de olduğu komutanlara Rolex dağıtmıştı. Arazi koşullarına dayanıklı çelikten üretilen bu saat Sierra Maestra dağlarında en çok ihtiyaçları olacak şeydi. Birçok fotoğrafta Che ve Fidel çift saatle görülür. Fidel bunun nedenini yaptığı bir konuşmada şöyle açıklıyor: “Devrimin başlangıcında, savaş sırasında, hep çift saat kullanıyorduk; çünkü tecrübemiz göstermiştir ki tek saat durur. Askeri tipteki operasyonlarda ise dakiklik hayati önemdedir. Üstelik bir saat bozulduğunda tamire gidip gelmesi haftaları alabilir. Bu nedenle hep çift saat kullandık. Sonra da çift saat kullanmaya alıştım” (7 Haziran ORI Söylevi, Parque Central, Regional Tunas).

Fidel’in eşi ve silah arkadaşı Celia da onu tam bir “saat bozma ve camını kırma uzmanı” olarak tanımlıyor. Che de Bolivya Harekatı sırasında infaz edildiğinde kolunda Fidel’in verdiği çift Rolex vardı. Bu saatlerin biri operasyon sırasında Bolivya’da bulunan CIA ajanı Felix Rodriguez tarafından alınmıştı. Kübalı karşı devrimci 2005’te Miami (ABD)’de açtığı “Domuzlar Körfezi Müzesi’nde saati sergiliyor. Diğerine ise Bolivyalı faşist yarbay Andres Selich tarafından el konulmuştu. Yarbay Selich, Che’nin cesedinin sergilenmesi sırasında onun naşına tüküren komutan olarak ün yapmıştı. Ne gariptir ki kendisi de 1973’teki darbe sırasında linç edilerek öldürüldü. Galiba zafer kazanan devrimci liderler kullandıkları saatin markasından çok dayanıklılığına önem veriyor. Bir de devrimin saatini halkın saatine denk düşürmeye…”

 

15 Haziran 2019

Che Guevara

Devrimci Tıp Üzerine

Che Guevara’nın 19 Ağustos 1960’da Kübalı Milislere hitaben yaptığı konuşma:

Küba halkının, devrimci kanunların sağladığı ilerlemeleri, tam bağımsızlık yolundaki yürüyüşünü ve özgürlüğünü kutladığı yüzlerce kamusal etkinlikten bir diğeri olan bu sade tören beni özel olarak ilgilendiriyor.

Hemen hemen herkes, yıllar önce kariyerime bir doktor olarak başladığımı biliyor. Ve ben bir doktor olarak yola çıktığımda, tıp okumaya başladığımda, ideallerim arasında şu an bir devrimci olarak sahip olduğum fikirlerin çoğu yoktu.

Herkes gibi başarmak istedim. Ünlü bir tıp bilimcisi olmanın hayalini kurdum; insanlığa yardımı dokunabilecek bir şeyler -fakat, bana kişisel zaferler kazandıracak şeyler- keşfetmek için durmaksızın çalışmanın hayalini kurdum. Ben de, tüm hepimiz gibi, içinde bulunduğum ortamın çocuğuydum.

Mezuniyetten sonra, özel sebeplere ve belki de karakterime bağlı olarak, Amerika’yı baştan başa gezmeye başladım, ve Amerika’nın tamamıyla tanıştım. Haiti ve Santa Domingo dışında, diğer tüm Latin Amerika ülkelerini bir şekilde ziyaret ettim. Seyahat ettiğim koşullar sayesinde, önce bir öğrenci sonra da bir doktor olarak, yoksullukla, açlıkla ve hastalıkla yakından tanıştım; parasızlık yüzünden bir çocuğu tedavi ettirememekle; sürekli açlığın ve eziyetin kışkırttığı ve bir babayı oğlunun ölümünü önemsiz bir kazadan saymasına vardıran şaşkınlıkla tanıştım. Ki bu durumlara kıtamızın ezilen sınıfları arasında sıklıkla rastlanıyor. Ve o anda, benim için, ünlü olmak yada tıp bilimine çok önemli katkılarda bulunmak kadar önemli şeyler olduğunu fark etmeye başladım: o insanlara yardım etmek istiyordum.

Ama ben, her zaman hepimiz için geçerli olduğu gibi, yine içinde bulunduğum koşulların çocuğuydum ve o insanlara kişisel çabalarımla yardım etmek istedim. Epeyce seyahat etmiştim –o zamanda Guatemala’daydım, Arbenz’in Guatemala’sı- ve devrimci doktorun yönünü tayin edecek bazı notlar almaya başlamıştım. Devrimci bir doktor olmak için ne gerektiğini araştırmaya başlamıştım.

Ama saldırı (darbe) patlak verdi, saldırının arkasında United Fruit Company, ABD Dışişleri Bakanlığı, [CIA şefi] John Foster Dulles –gerçekte ikisi aynı şey- ve Castillo Armas adlı kuklaları vardı. Saldırı başarılı oldu, çünkü halk Küba halkının bugün bulunduğu gelişim seviyesine ulaşmamıştı. Herhangi başka bir gün gibi güzel bir gün, iltica yoluna çıktım, ya da en sonunda, Guatemala’dan uçuş yoluna çıktım, çünkü orası benim ülkem değildi.

Sonra önemli bir şey fark ettim: Devrimci bir doktor olmak için ya da sadece bir devrimci olmak için, öncelikle ortada bir devrim olması lazım. Yalıtık bireysel çaba, tüm saf ve temiz amaçlarına karşın yararsızdır ve en yüksek idealler için bütün bir hayatı adama isteği eğer biri yalnız başına çalışıyorsa -Amerikanın herhangi bir köşesinde, yalnız başına- ilerlemeyi engelleyen kötü hükümetlere ve toplumsal koşullara karşı mücadele açısından anlamsızdır. Bir devrim yaratmak için, şu an Küba’da olan şeye sahip olmak gerekir –kolların ve birliğin değerini anlamak için kollarını kullanarak ve militan birliği uygulayarak öğrenen, bütün bir halkın seferberliği.

Ve şimdi, şu anda önümüzde duran sorunun çekirdeğine inmek zorundayız. Nihayet, bugün bir insan, her şeyden önce, devrimci bir doktor yani kendi mesleki teknik bilgisini devrimin ve halkın hizmetinde kullanan biri olma hakına ve görevine sahiptir. Fakat şimdi eski sorun yeniden açığa çıkıyor: Toplumsal refah işi gerçekte nasıl hayata geçirilebilir? Kişisel çabayla toplumun gereksinimleri nasıl birleştirilebilir?

Hepimiz tek tek kendi yaşamlarımızı gözden geçirmeliyiz, doktorlar olarak ya da herhangi bir kamu sağlığı görevinde ne yaptık ve ne düşündük. Bunu son derece eleştirel bir istekle yapmalı ve sonuç olarak geçmiş dönemde düşündüğümüz ve hissettiğimiz her şeyin raflara kaldırılmakta ve yeni bir insan tipinin yaratılmakta olduğu bir karara varmalıyız. Eğer her birimiz bu yeni insan tipinin oluşumu için maksimum enerjimizle çabalarsak, halk için onu yaratmak ve yeni Küba’nın örneği olmasını sağlamak çok daha kolay olacaktır.

Şu an burada bulunan Havana sakinlerine vurgulamaktan mutluluk duyarım ki, Küba’da, burada başkentte yeterince değerlendiremediğimiz ama ülkenin dört bir köşesinde bulunabilecek yeni bir insan yaratılıyor. 26 Temmuz’da Sierra Maestra’ya gidenleriniz hiç bilinmeyen iki şeyi görmüş olmalı. Birincisi, çapalı kazmalı bir ordu; en büyük gururu, Oriente’deki yurtsever festivallerde, asker yoldaşları tüfeklerle yürürken çapalarını ve kazmalarını kaldırarak yürümek olan bir ordu. Fakat daha da önemli bir şeyi görmüş olmalısınız. Çoğu 13-14 yaşlarında olmasına rağmen bedensel gelişimleri 8-9’unda gösteren çocukları görmüş olmalısınız. Onlar Sierra Maestra’nın en gerçek çocukları, açlığın ve sefaletin en gerçek evlatlarıdır. Onlar yetersiz beslenmenin yarattıklarıdır.

Dört ya da beş televizyon kanalı ve yüzlerce radyo istasyonuyla, modern bilimin bütün ilerlemeleriyle bu küçücük Küba’da, bu çocuklar ilk olarak gece vakti okula vardıklarında ve yanan ampullerini gördüklerinde o gece yıldızların çok alçakta olduğunu haykırdılar. Ve o çocuklar, bazılarınız görmüş olmalısınız, kolektif okullarda okumaktan ticarete kadar çeşitli hünerler ve elbette devrimci olmanın zorlu bilimini öğreniyorlar.

Onlar Küba’da doğmakta olan yeni insanlar. Onlar izbe alanlarda, Sierra Maestra’nın değişik bölgelerinde ve de kooperatiflerde ve iş merkezlerinde doğuyorlar. Bütün bunlar bugün üzerine konuştuğumuz şeyle, yani doktorların ya da diğer sağlık işçilerinin devrimci hareketle bütünleşmesiyle çok yakından ilgili. Çocukların eğitimi ve beslenmesi görevi, ordunun eğitilmesi görevi, -bir zamanların- büyük toprak sahiplerine ait olan arazilerin aynı topraklar üzerinde ondan faydalanamadan hergün çalışan insanlara dağıtılması görevi, Küba’da hayata geçirdiğimiz toplumsal tıbbın başarılarıdır.

Hastalığa karşı mücadelenin temel ilkesi sağlıklı bir beden yaratmaktır; fakat sağlıklı bir bedeni bir doktorun zayıf bir organizma üzerindeki çalışmasıyla değil; daha çok, sağıklı bir bedeni toplumun/kolektivitenin tamamının bütün toplumsal kolektivite üzerinde çalışması yoluyla yaratmaktır.

Birgün, bu yüzden, tıp kendini hastalıkları önleyen ve halkı tıbbi görevlerini yapması konusunda yönlendiren bir bilime dönüştürmek zorunda kalacak. Tıp sadece, yaratmakta olduğumuz yeni toplumun becerileri dışında kalan çok uç, kritik durumlarda ameliyat yapmak yada benzeri bir şey için müdahale etmelidir.

Bugün Sağlık Bakanlığına ve ilgili organizasyonlara düşen görev kamu sağlık hizmetlerini mümkün olan en yüksek sayıdaki insana ulaşmak için geliştirmek, önleyici bir tıp programı geliştirmek ve halkı sağlıklı yaşam konusunda yönlendirmektir.

Fakat, tüm devrimci görevler için olduğu gibi bu görev için de esasında ihtiyaç duyulan şey bireyseldir. Devrim kolektif istek ve kolektif girişimi standartlaştırmaz. Tersine, kişinin bireysel becerisini özgürleştirir. Ve bizim görevimiz tüm sağlık uzmanlarının yaratıcı yeteneklerini toplumsal tıppın görevlerine yönlendirmektir.

Biz bir çağın sonundayız ve sadece Küba’da da değil. Tersine ne söylenirse ya da umut edilirse boşuna; içinde büyüdüğümüz, altında ezildiğimiz, bildiğimiz kapitalizm tüm dünyada mağlup edilmektedir. Tekeller devriliyor, kolektif bilim hergün yeni ve önemli zaferlere imza atıyor. Uzun zaman önce diğer zaptedilmiş kıtalarda, Asya ve Afrika’da başlayan bir özgürlük hareketinin Amerika’daki öncüleri olma görevi ve gururuna sahibiz. Böylesi büyük bir toplumsal değişim, halkın zihniyetinde de aynı büyüklükte bir değişim gerektirir.

‘Bir sosyal çevrede tek başına bir insanın bireysel eylemi’ şeklinde bir bireycilik Küba’da yok olmalıdır. Bireycilik, gelecekte, bireyin tamamının kolektivitenin mutlak yararı için etkin kullanımı olmalıdır. Hepiniz ne söylediğimi anlıyorsunuz ve bugünün, geşmişin ve geleceğin nasıl olması gerektiği konusunda biraz düşünmeye hazırsınız; bu da bu fikrin bugün anlaşılması için yeterli. Bir düşünme biçimini değiştirmek için, büyük içsel değişimlere uğramak ve büyük dış değişimlere şahit olmak gereklidir, özellikle de topluma karşı sorumluluklarımız ve ödevlerimizi yerine getirirken.

O dış değişimler Küba’da hergün meydana geliyor. Devrim’i tanımanın ve halkın içinde uzun süredir uyumakta olan birikmiş enerjinin farkına varmanın bir yolu, tüm Küba’yı gezerek şu an yaratılmakta olan kooperatif ve iş merkezlerini görmektir. Sağlık sorununun kalbine inmenin bir yolu ise sadece Küba’yı gezip bu kooperatifleri ve iş merkezlerini yapan insanları tanımak değil, bu insanların hastalıklarını, çektikleri acıları, yıllardır süren kronik sefaletlerini, baskı ve boyun eğme altında geçen yüzyılların mirasını bulup çıkarmaktır. Doktor, sağlık işçisi yeni görevinin çekirdeğine gitmelidir; bu da kitlenin içindeki insan, kolektivitenin içindeki insandır.

Her zaman, dünyada ne olursa olsun, doktor hastasına çok yakındır ve onun ruhunu derinliklerine kadar bilir. Çünkü o acıya/ıstıraba müdahale eden ve onu dindirendir, toplum için paha biçilmez bir emek sarfeder.

Birkaç ay önce, Havana’da, burada, yeni mezun bir grup doktor ülkenin kırsal bölgelerine gitmek istemedi ve gitmek için daha fazla ücret talep ettiler. Geçmişin bakış açısına göre böyle bir şeyin yaşanması dünyadaki en mantıklı şeydir; en azından bana öyle geliyor, ben bunu gayet iyi anlayabilirim. Bu durum, bana birkaç yıl önce ne olduğumu ve ne düşündüğümü hatırlattı. Benimkisi isyancı gladyatörün yeni baştan başlayan hikayesi, daha iyi bir gelecek ve daha iyi koşulları güvence altına almak ve insanların ona ihtiyacı olduğunu göstermek isteyen dayanışma savaşçısının hikayesi.

Peki aileleri tarafından okul masrafları yıllar boyu karşılanabilen bu çocuklar değil de daha az şanslı, sıradan çocuklar okullarını bitirmiş ve mesleklerini icra etmeye başlamış olsalardı ne olacaktı? Üniversite koridorlarında, iki-üç yüz köylü belirseydi, farz edelim öyle olsaydı ne olacaktı?

Ne mi olacaktı, bu köylüler kendi kardeşlerine yardım etmek için hemen ve içten bir heyecanla koşacaklardı. Yıllar boyu aldıkları eğitimin boşuna olmadığını göstermek için en zor ve en büyük sorumlulukları gerektiren işleri isteyeceklerdi. Ne mi olacaktı, önümüzdeki altı ya da yedi yıl içinde her meslek dalında yeni öğrenciler, işçilerin ve köylülerin çocukları mezun olduklarında ne olacaksa o olacaktı.

Fakat geleceğe kaderci bir gözle bakmamalı ve insanları işçilerin-köylülerin çocukları ve karşı devrimcilerin çocukları diye ayrımamalıyız, çünkü bu basite indirgemektir, çünkü doğru değildir, çünkü onurlu bir insan yetiştirmesi için bir devrim içinde yaşamaktan daha iyisi yoktur. Hiçbirimiz, Granma’ya ulaşıp Sierra Maestra’ya yerleşen ve birlikte yaşayarak köylüye ve işçiye saygı duymayı öğrenen ilk gruptan hiçbirimiz köylü yada işçi sınıfı kökenli değildik. İçimizde çalışmak zorunda kalmış olanlar, çocukluğunda kimi yoksunluklar çekmiş olanlarımız doğallığında vardı; ama açlık, gerçek açlık denen şey hiçbirimizin daha önceden tattığı bir şey değildi. Fakat Sierra Maestra’daki iki uzun yıl boyunca bunu öğrenmeye başladık. Ve ardından çoğu şey oldukça netleşti.

Zengin bir köylünün yada toprak sahibinin dahi mülkiyetine dokunulduğunda şiddetle cezalandıran biz, bir gün Sierra’ya on bin baş sığır getirdik ve köylülere basitçe şöyle dedik, “Yiyin.” Ve köylüler, yıllar ve yıllar boyu ilk kez olmak üzere, bazıları da hayatlarında ilk kez sığır eti yediler.

O on bin baş sığır için kutsal özel mülkiyet hakkına duyduğumuz saygıyı silahlı mücadele kursunda yitirdik ve şunu gayet iyi anladık ki sıradan bir insanın hayatı dünyanın en zengin adamının bütün mülkiyetinden milyon kez daha değerlidir. Ve biz, ne işçi sınıfından ne de köylü sınıfından olan biz bunu öğrendik. Peki biz ayrıcalıklılar, dört rüzgara Küba’nın geri kalanının bunu öğrenemeyeceğini mi anlatacağız? Öğrenebilirler, hatta devrim bugün onların öğrenmesini istiyor, birinin komşusuna hizmet edilmesinin gururunun iyi bir maaştan çok daha önemli olduğunun iyice anlaşılmasını istiyor; birisinin biriktirebileceği tüm altınlardan daha nihai ve daha kalıcı olan şey bir halkın minnettarlığıdır. Ve her doktor, kendi faaliyeti çerçevesinde o kıymetli hazineyi, halkının minnetini toplayabilmeli ve toplamalıdır.

Sonra, tüm eski kavramlarımız silmeli ve halka daha da yakınlaştırmalı ve gittikçe bilinçlenmeliyiz. Onlara eskisi gibi yaklaşmamalıyız. Hepiniz diyeceksiniz ki, “Hayır. Ben halkı severim. İşçilerle ve köylülerle konuşmaktan hoşlanırım ve Pazar günleri onları görmeye oraya buraya giderim, falan.” Bunu herkes yaptı. Ama bunu hayırseverlik için yaptık ve bugün hayata geçirmemiz gereken şey dayanışmadır. İnsanlara gidip şunu söylememeliyiz, “İşte buradayız. Size kendi varlığımızın hayrını sunmaya, size bizim bildiklerimizi öğretme, hatalarınızı, kültürsüzlüğünüzü, cahilliğinizi göstermeye geldik.” Bunun yerine araştırıcı bir zihin ve alçakgönüllü bir ruhla halkın devasa bilgelik kaynağında öğrenmeye gitmeliyiz.

Sonra, çok defa, bizim bir parçamız haline gelecek ve düşüncemizin otomatik bir parçası olacak kadar alıştığımız kavramlarda yanıldığımızın farkına varacağız. Sık sık kavramlarımızı değiştirme ihtiyacı duyacağız; sadece sosyal ve felsefi alandaki genel kavramlarımızı değil bazen tıp alanındaki kavramlarımızı da değiştirme ihtiyacı duyacağız.

Hastalıkların her zaman büyük-şehir hastanelerinde olduğu gibi tedavi edilmesine gerek olmadığını göreceğiz. Bir doktorun tarımsal ve potansiyel anlamda dünyanın en zegin ülkelerinden biri olan Küba’nın oldukça yoksul ve sınırlı olan besin yapısını zenginleştirmek ve yeni yiyecek talebini karşılayabilmek için aynı zamanda bir çiftçi olmak ve yeni gıdalar yetiştirmek zorunda olduğunu göreceğiz. Sonra, nasıl olmak zorunda olduğumuzu göreceğiz; biraz eğitsel, zaman zaman da çok eğitsel. Politikacılar olmak gerekecek ve o zaman ilk yapmamız gereken şey halka bilgeliğimizi sunmak için gitmek olmamalı. Biz, aslında, halkla birlikte öğreneceğimizi, o büyük ve güzel ortak tecrübemizi yani yeni bir Küba’nın inşasını birlikte başaracağımızı göstermek için gitmeliyiz.

Halihazırda pek çok adım atıldı. 1 Ocak 1959’la bugün arasında bildik geleneksel ölçülerle hesaplanamayacak bir mesafe var. Halkın çoğunluğu uzun zaman önce anladı ki burada devrilen sadece bir diktatör değil bir sistemdi. Şimdi de halkın öğrenmesi gereken bölüm geliyor, çürümüş bir sistemin yıkıntıları üzerinde halkın mutlak mutluluğunu getirecek yeni bir sistemin inşası.

Geçen yılın ilk aylarında bir zaman, yoldaş Guillen’in Arjantin’den gelişini hatırlıyorum. Belki kitaplarının çevrildiği diller bugünkünden bir yada iki daha azdı –ki hergün dünyanın bütün dillerinden yeni okurlar ediniyor- ama O, yine bugünkü büyük şairdi. Ne var ki, Guillen için şiirlerini, halkçı şiir olan eserlerini, halkın şiirlerini burada okumak zordu, çünkü o zaman henüz ilk dönemdi, ön yargıların dönemiydi. Ve yıllar ve yıllar boyu hiç kimse şair Guillen’in olağanüstü şiirsel yeteneğini halkına ve inandığı davaya adadığını düşünmek için sabit fikirlerini bir kenara bırakıp bir an olsun duraksamadı. Halk onu Küba’nın onuru olarak değil yasaklı bir siyasi partinin temsilcisi olarak gördü.

Şimdi, bütün bunlar unutuldu. Eğer ortak bir düşmanımız ve ortak bir hedefimiz varsa, ülkemiz içindeki bazı farklı yapıların farklı bakış açılarının ayrılıklara sebep olmayacağını öğrendik.

Üzerinde anlaşmamız gereken şey, ortak bir düşmanımız olup olmadığı, ortak bir hedef için uğraşıp uğraşmadığımızdır.

Şu an itibarıyle, ortada kesinlikle ortak bir düşman olduğuna kani olmamız gerekiyor. Hiç kimse, tekellere karşı bir fikir beyan etmeden ya da “Bizim düşmanımız, ve tüm Amerika’nın düşmanı, tekelci ABD hükümetidir” diye açıkça konuşmadan önce omzunun üstünden bir kulak misafiri olan –belki elçilikten, istihbarat taşıyacak bir ajan- var mı diye bakmıyor. Eğer şimdi herkes düşmanın kim olduğunu biliyorsa ve o düşmana karşı savaşan herhangi birinin bizimle ortaklığı olduğu anlaşılmaya başlıyorsa, artık ikinci bölüme geliyoruz. Küba için hedeflerimiz nelerdir? Ne istiyoruz? Halkın mutluluğunu istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Küba’nın tam ekonomik özgürlüğü için savaşıyor muyuz savaşmıyor muyuz?

Herhangi bir askeri bloka dahil olmadan, burada alınacak herhangi bir iç ve dış kararla ilgili olarak dünya üzerindeki herhangi bir süper gücün elçiliğine danışmak zorunda olmadan, özgür uluslar içinde bir özgür ulus olmak için mücadele ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Eğer çok fazla şeyi olanlardan alıp hiçbir şeyi olmayanlara vermek için zenginliği yeniden bölüştürmeyi planlıyorsak; eğer yaratıcı çalışmayı mutluluğumuzun gündelik, dinamik kaynağı haline getirmek istiyorsak, artık ulaşmak için çalışacağımız hedeflerimiz vardır. Ve aynı hedeflere sahip olan biri bizim dostumuzdur. Eğer onun ayrıca başka fikirleri de varsa, eğer kimi organizasyonlara ya da bir başka şeye dahilse bunlar önemsiz şeylerdir.

Büyük tehlike anlarında, büyük gerilim ve büyük yaratılış anlarında önemli olan büyük düşmanlar ve büyük hedeflerdir. Eğer şimdi anlaştıysak, eğer hepimiz nereye gittiğimizi biliyorsak –ve bırakın bu kimi üzerse üzsün- artık işimize başlayabiliriz.

Size, bir devrimci olmak için öncelikle bir devrime sahip olmanız gerektiğini anlatıyordum. Biz buna zaten sahibiz. Sonra, birlikte çalışacağınız halkı tanımalısınız. Henüz iyice tanışmadığımızı düşünüyorum, öyle ki bu yolda bir süre daha ilerlememiz gerekiyor. Bana, halkı tanımanın kooperatiflerde onlarla birlikte yaşamak ve çalışmaktan başka yolları nelerdir diye soracaksınız. Herkes bunu yapamaz ve sağlık işçisinin varlığının çok önemli olduğu pek çok yer var. Devrimci milis kuvvetleri Küba halkının dayanışmasının en büyük tezahürlerinden biridir diyeceğim. Milis kuvvetleri şimdi doktora yeni bir görev veriyor ve onu, kısa bir süre öncesine kadar geçerli olan şeye, Küba için üzücü ve hemen hemen ölümcül olan gerçekliğe, yani büyük çaplı bir askeri saldırıya maruz kalacağımız gerçeğine hazırlıyor.

Sizi şu konuda uyarmalıyım; doktor bir devrimci ve asker görevindeyken her zaman bir doktor olmalıdır. Bizim Sierra’da düştüğümüz hatanın aynısına siz düşmemelisiniz. Ya da belki de o bir hata değildi, fakat o dönemden bütün sağlıkçı yoldaşlar bunu biliyor. Yaralı birinin ya da bir hastanın yanında kalmak bize onursuzluk gibi göründü ve bir tüfek kapıp yapabileceklerimizi savaş alanında ispatlamaya gitmenin bir yolunu/mümkününü aradık.

Şimdi koşullar farklı, ve ülkeyi savunmak için kurulan yeni ordular değişik taktiklerin orduları olmalı. Yeni ordunun planı içinde doktorun çok büyük bir önemi olacak. O, varolan en güzel ve bir savaşın en önemli görevlerinden biri olan doktorluğa devam etmelidir. Ve sadece doktorlar değil, hemşireler, laboratuar teknisyenleri ve kendini bu çok insani işe adayan tüm herkes son derece önemlidir.

Her ne kadar gizli tehlikeyi biliyor ve atmosferde hala var olan bu saldırı havasını def etmek için kendimizi hazırlıyorsak da, bunun hakkında düşünmeyi bırakmalıyız. Eğer ilgi merkezimizi savaş hazırlıkları olarak belirlersek, kendimizi yaratıcı çalışmaya adamamız mümkün olamaz. Askeri bir eylem için yapılan tüm çalışma ve maddi yatırımlar çöpe atılmış emek ve çöpe atılmış paradır. Ama maalesef bunu yapmalıyız, çünkü kendilerini buna hazırlayan başkaları var. Fakat şurası gerçek ki –ve bir asker olarak şerefim üzerine tüm samimiyetimle söylüyorum- harcamalar içinde beni en çok üzen, Ulusal Bankanın kasasından birkaç silah daha alınsın diye çıktığını gördüğüm paradır.

Bununla birlikte, milis kuvvetlerinin barış zamanında da bir görevi vardır; milis kuvvetleri, yoğun nüfuslu merkezlerde, halkı birleştirmenin bir aracı olmalıdır. Doktorların milis kuvvetlerinde olağanüstü bir dayanışma hayata geçirilmelidir. Tehlike zamanlarında, hemen yoksul Küba halkının sorunlarını çözmeye gitmelidirler. Ama milis kuvvetleri aynı zamanda, bir ünformayla birleştirip eşitleyerek, Küba’nın bütün sosyal sınıflarından insanlarla birlikte yaşamak için bir olanak da sunar.

Eğer biz sağlık işçileri –bir zamanlar unutmuş olduğum bu ünvanı bir kez daha kullanmama izin verin- başarılıysak, eğer dayanışmanın bu yeni silahını kullanıyorsak, eğer hedefleri biliyorsak, düşmanı biliyorsak ve gitmemiz gereken yönü biliyorsak artık bizim için geriye sadece bu yolun her bir gün aşılacak parçasını / adımını bilmek kalıyor. Ve bu adımı bize hiç kimse gösteremez; bu adım her bireyin kendi özel yolculuğudur. Bu adım, kişinin kendi bireysel deneyiminden edinecekleri ve halkın iyiliğine adanmış işini yaparken kendinden verecekleridir.

Şimdi geleceğe doğru yürüyüşümüz için tüm her şeye sahipken, hadi Marti’nin tavsiyesini hatırlayalım. Şu an için ben bunu bilmezlikten geliyorsam da, biri daima örnek almalı “Anlatmanın en iyi yolu yapmaktır.” Hadi, artık, Küba’nın geleceğine doğru yürüyelim.


yazının orijinal başlığı “Devrimci Tıp Üzerine-On Revolutionary Medicine”dir
[Ocak 2005 tarihli Monthly Review dergisinden sendika.org tarafından çevrilmiştir]


10 Ekim 2018

Ernesto Guevara’dan “Che”ye giden yol

Dünya onu “Che” olarak tanıdı. Oysa bu bir isim bile değil, Kübalı yoldaşlarının ona takılmak için kullandıkları bir seslenişti. Zira Ernesto Guevara, La Plata çevresinde doğan tüm Arjantinliler gibi “dost” anlamına gelen “che” seslenişini sık sık kullanırdı. Sesin kökeni Apache, Tehuelche, Mapuche, Picunche benzeri Amerikan yerli adlarında “halk-kişi” anlamında görülür. La Plata nehri çevresindeki en büyük halk olan Guarani dilinde “ben, benim” gibi anlamlara gelen bu sesleniş Arjantin’de günlük dile yerleşmiştir. Ama Karayiplerde bu biçimde konuşmak komik kaçmaktadır. Başlarda yoldaşlarının onunla dalga geçmek için kullandıkları bu sesleniş halkın onu “Che” olarak benimsemesiyle bir isme dönüştü.  

                                                       Bilim ve Ütopya


20 Haziran 2018

Che Guevara " Yepyeni bir dünya kuracağız... Ve dört bir yana yazacağız; Gerçekçi ol, imkansızı iste."



Her şey çocuklara daha mutlu bir Dünya bırakabilmek içindi.

Tek amacım, gittikçe soğuyan bu dünyada üşüyen halkların ısınabileceği, paylaşılan ateşler yakmaktı.

Dünyanın neresinde olursa olsun, haksız yere birisinin suratına atılan tokadı kendi suratında hissetmeyen kişinin insanlığından şüphe ederim.

Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir!



04 Ağustos 2017

Che Guevara ile Fidel Castro arasındaki diyalog

Küba’da devrim yapılmış,  yürütülen mücadelenin ekonomik atak safhasına geçme gereği doğmuştur. Devlet bakanlıklarına ve ekonomik gidişata ilişkin toplantıda Fidel kürsüden:

"ekonomiyi düzeltmeliyiz, kaynakları etkin kullanmalıyız"

yönünde söylev verirken

"aranızda iyi bir ekonomist var mıdır?"


der. Koca salonda bir tek Che'nin eli havadadır. Fidel bunun üzerinde Che ye

"senin ekonomiden anladığını bilmiyordum"

der. Che tarihi yanıtını verir

"ben senin: aranızda iyi bir komünist var mı? dediğini sanmıştım..."


    NOT: Burada püf nokta İspanyolca'da "economista" ile "comunista" arasındaki okunuş benzerliğidir.

    Meksikada Castro ile Che'in bir dostlarının evinde yediği yemek sonrasında geçtiği diyalog:

(Asıl konu şudur; Castro Kübada yapmak istediklerini anlatır. Sonra Ernesto'ya "Sen de benim ile bu yola çıkacak mısın?"dır)

Castro: "Ernesto, Şimdi benimle Kübaya gelip devrimi yapacak mısın?"

Ernesto: "Sen biraz delisin! Devrimi yapacağız halkı kurtaracağız."

(Birbirlerine bakıp gülerler)

Castro: "Evet Ernesto, cevabını bekliyorum "

Ernesto: "Tamam geleceğim ama bir şartım var; Küba'dan sonra Bütün Latin Amerikada sonrada dünyada yapacağız bu devrimi!"

Castro (Gülümseyerek): "Ben biraz deliyim; fakat dostum, sen zır delisin!"

tr.wikiquote.org 


03 Haziran 2017

Nazım Hikmet ölümsüzlüğünün 54. yılında

Ernesto Gómez Abascal

Tarih 6 Temmuz 1958 Cuma günü, Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara, Meksika Şehrinde bir hapishanede mahkumlar. Hükümete karşı gizli fesat ve yasadışı yollardan silah temin etmekle suçlanıyorlar. Gerçekten de; birkaç ay sonra Granma gemisiyle Sierra Maestra’da gerilla mücadelesini başlatmak üzere 82 genç devrimciden oluşan bir grupla bir yolculuk örgütlemekteydiler.

Che, hapisten ailesine yazdığı aynı tarihli mektubunda; halkını ezen, emperyalizm yanlısı diktatörlükten Küba’yı kurtarmak üzere Kübalı devrimcilere katılmaya karar verdiğini anlatmıştır. Bu görev uğruna hayatını kaybetme ihtimali karşısında, Che şöyle yazmıştır: “Şimdiden ölümümü bir başarısızlık olarak görmüyorum, hatta (Nazım) Hikmet’in de dediği gibi: “YALNIZ YARI KALMIŞ BİR ŞARKININ ACISINI TOPRAĞA GÖTÜRECEĞİM”.

Şiire tutkun ve kendisi de bir şair olan, Che, Nazım Hikmet’i okumuştu, hatta hapisteyken ve idam cezasına çarptırılma tehdidiyle karşı karşıyken karısına yazdığı “1. Mektup” başlıklı şiirinde kendisinden bahsetmiştir.

O zamanlar, Nazım Hikmet, zaman içerisinde tüm dünyanın emperyalist hakimiyet ve adaletsizlikle mücadele sembolüne dönüşecek, Latin Amerikalı genç bir devrimcinin, şiirlerini okuduğunu bilemezdi.

1961’in ilkbaharında Havana’da bulunduğu süre içerisinde, ne Che Guevara’yla ne de Fidel Castro’yla buluştuğuna dair hiç bir fikrim yok. Küba’da Nazım’la şahsen ilgilenen, Kübalı büyük şair Pablo Armando Fernandez, kısa bir süre önce Türkiye’ye geldi ve ben de kendisine bunu sordum ve o da devrimci yöneticilerle yaptığı olası görüşmeleri bilmediğini söyledi,  yine kendisinin belirttiği üzere ama kesinlikle olmadığı söylenemez.

Nazım’ın, Haziran 1963’de Moskova’da hayata veda ettiğinde, Küba’ya ikinci bir seyahat hazırlığında olduğunu okudum. İlk ziyaretinde, Adada henüz başlatılmış, özgürlükçü ve devrimci esere hayranlığının gerçek bir türküsü olan “Havana Röportajı” adlı şiirini bıraktı. Şimdi ise; bu tarihi olayın farklı yönlerini bir araya getiren bir de belgesel film hazırlandı.

Moskova’da ve diğer Avrupa Başkentlerinde bulunduğu süre içerisinde “Sürgünün zor zenaatını” paylaştığı, Küba’nın ulusal şairi Nicolas Guillen’in yakın dostu olmuştur, eserleri altmışlı yıllarda Küba’da yayınlanmış ve tanınmıştır ve halkların davasına gönül veren ve yalın diliyle genç yazarlar arasında çok büyük takdirle karşılanmıştır.

Nazım Hikmet’i Küba’yla ilişkilendiren diğer bir tarihi olay daha mevcuttur, ama bu olaydan daha önce bahsedip bahsetmediğimi bilemiyorum.

Kübalı vatanseverler, otuz yıl kadar süren, İspanya’dan bağımsızlıklarını almak üzere başlattıkları savaşın tam sonlarına gelmek üzereyken, Sultan II. Abdülhamit, çok büyük bir ihtimalle aynı dönemde Girit’te karşı karşıya kaldıkları ayaklanmada uygulamak üzere, bu savaşa dair tecrübe edinilmesi amacıyla Küba’ya bir Komisyon gönderir. Osmanlı Ordusundan Enver Paşa’yı , bu görevi yerine getirmesi için Özel Elçi olarak seçer.

Türkiye’ye sığınmış ve Rusya’yla yapılan bir savaşta hayatını kaybeden, Polonyalı bir Kondun oğlu olan, Osmanlı Paşası, Küba’daki görevi esnasında bilinmeyen bir sebepten ötürü yaralanmıştır. Adadaki duruma dair gönderdiği şifreli raporları, İstanbul’daki Osmanlı arşivlerinde muhafaza edilmektedir. Bir raporunda, eğer Amerika Birleşik Devletleri Küba’ya müdahalede bulunursa, İspanyol sömürgeciliğine karşı savaşan Kübalı vatanseverlerin, yeni işgalciden kendilerini savunmak üzere silahlarının yönünü değiştireceklerini bildirmiştir. Gerçekten de; başta Jose Marti olmak üzere, Küba’nın bağımsızlık mücadelesinin en önemli fikir insanları, Kuzeydeki komşumuzun ihtiraslarını anlatan tehlikeleri uyarmıştır.

Daha sonra ise; Enver Paşanın, büyük Türk ozanının büyük babası olduğunu öğreniyoruz. Efsane Nazım ailesinden bir kanının, ülkelerimiz arasındaki tarihi bağların gelişmesi için hizmet ettiği de söylenebilinir.

Ankara
1 Nisan 2008

Bu Enver Paşa, daha sonra Atatürk döneminde bakanlık yapan Enver Paşa değildir.

nazimhikmet.org.tr


09 Ekim 2016

Bolivya’daki savaş mevzisinden gönderdiği mesajda Che Guevara?

"Emperyalizmin bir dünya sistemi olduğunu, kapitalizmin son aşaması olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız ve o dünya çapında yenilgiye uğratılmak zorundadır. Bu mücadelenin stratejik sonu, emperyalizmin yıkılması olacaktır. Bize, bu dünyanın sömürülenlerine ve az gelişmişlerine düşen pay, emperyalizmin temellerini ortadan kaldırmaktır: biz ezilen uluslar, onlara sermaye, hammadde, teknisyen ve ucuz emek vererek ve onlardan yeni egemenlik araçları olan yeni sermaye, silah ve her çeşit materyal alarak mutlak bir bağımlılık içine sürüklenmekteyiz.

“Bu stratejik hedefin temel unsuru tüm halkın gerçek kurtuluşu olacaktır. Pek çok olayda bu kurtuluş silahlı mücadeleyle gerçekleşecek ve Bizim Amerika’da sosyalist devrim kaçınılmaz olacaktır.

“Emperyalizmin yıkılması hedeflenirken, onun başını kimin çektiği kesinlikle belirlenmek zorundadır. Bu, ABD’den başkası değildir.

 düşmandan nefret etmeyen bir halk vahşi bir düşmanı yenemez.

“Ve insanlığın kurtuluşu uğruna verilen savaşın bayrağı altında, uluslararası proleter ordularla gerçek bir proletarya enternasyonalizmi geliştirmeliyiz.

“Eğer dünyada ölümün kendi paylarına düşen kısmıyla ve müthiş trajedileriyle, her günkü kahramanlıklarıyla, emperyalizme bitmez tükenmez darbeler indirerek, dünya halklarının artan nefretiyle emperyalizmin güçlerini parçalamak için iki, üç daha fazla Vietnam gün ışığına çıksaydı, geleceğe daha güvenli bakabilirdik!”

“Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş marşıdır.”

 

14 Haziran 2016

The Motorcycle Diaries – Motosiklet Günlüğü (2004)

 

Bu film dünyanın en bilinen isimlerinden biri olan Che Guevara’ nın gençlik yıllarında arkadaşıyla yaptığı uzun bir yolculuğu konu alıyor. Bu film birçok insanın hayatını değiştirmiş Che Guevara’ nın filmi değil. Bu film tıp öğrencisi olan Ernesto Guevara de la Serna’ nın nasıl yollardan geçerek devrimci bir lider olduğunun filmidir. Bir nevi Ernesto’ nun kendi içinde yaşadığı devrimin filmidir.


02 Haziran 2016

Sosyalizm ve İnsan - Che Guevara

Ondokuzuncu yüzyılın insanına karşı tepkimiz bizim yirminci yüzyılın kokuşmuşluğu içine saplanıp kalmamıza sebep oldu; bu düzeltilemeyecek bir yanlış değildir, fakat revizyonizme açık kapı bırakmamak için bunun üstesinden gelmemiz gereklidir.

Büyük kitleler gelişmelerini sürdürüyorlar; yeni düşünceler toplum içinde güç kazanmaya devam ediyor; toplumun tüm üyelerinin tam olarak gelişimi için maddi olanaklar bulunması, görevimizi daha da verimli kılıyor. Şimdi mücadele zamanıdır; gelecek bizimdir.

Özetleyecek olursak, sanatçılarımızın ve aydınlarımızın yanlışı onların en başta gelen kusurlarından doğar; bunlar gerçek devrimciler değillerdir. Kara-ağaçları armut verecek şekilde aşılayabiliriz, fakat aynı zamanda armut ağaçları da yetiştirmeliyiz. Bu büyük kusuru taşımayacak olan yeni nesiller gelecektir. Kültür alanının ve kendini ifade etme olanaklarının genişlediği ölçüde, büyük sanatçıların ortaya çıkması olasılığı da büyük olacaktır.

Görevimiz şimdiki kuşağı, kendi çelişkileri yüzünden birbirinden kopup yozlaşmaktan ve yeni kuşakları da yozlaştırmaktan korumaktır. Ne “özgürlük”ten yararlanan fakat resmi görüşleri körükörüne kabul eden hizmetkârlar ne de devlet hesabına yaşayan okul öğrencileri yetiştirmeliyiz. Şimdiden, halkın gerçek sesiyle yeni insanın türküsünü söyleyecek olan devrimciler yaratılıyor. Fakat bu zaman alacak bir süreçtir.

Gençlik özellikle önemlidir çünkü eski yanlışların hiçbirini taşımayan yeni insanın oluşturulacağı, işlenmesi kolay bir kildir. Gençlik bizim isteklerimize uygun olarak yetiştirilir. Eğitimi giderek daha tam yapılır, başlangıçtan beri gençliğin işgücüne katılmasını da unutmayız. Okul öğrencilerimiz, eğitimleri sırasında ya da tatillerinde bedeni çalışmalar yaparlar. Çalışma bazı hallerde bir ödül, diğer bazı hallerde ise bir eğitim aracıdır, fakat hiçbir zaman ceza değildir. Yeni bir kuşak doğmaktadır.

Çalışmalarımız sürekli olarak bu eğitimi amaçlar. Parti canlı bir örnektir; kadroları sıkı çalışmanın ve fedakârlığın öğreticileri olmalıdır. Kadrolar, eylemleriyle, kitlelere sosyalizmin kuruluşunun güçlüklerine, sınıf düşmanlarına, geçmişin hastalıklarına ve emperyalizme karşı yıllar süren amansız bir mücadele gerektiren devrimci görevin tamamlanmasında öncülük etmelidirler.

Şimdi, tarihi yapan kitlelerin bireysel lideri olarak insanın, insan kişiliğinin oynadığı rolü açıklamak istiyorum.

Burada anlattığım bizim deneyimizdir; yoksa izlenmesini önerdiğimiz bir yol değildir.

Fidel ilk yıllarda devrime itici gücünü kazandırdı, devrimin liderliğini yaptı. Şimdi de devrimi güçlendirmeyi sürdürüyor; fakat aynı yolda seçkin önderler olacak şekilde gelişen iyi bir grup da var, yine liderlerini izleyen büyük bir kitle de var, çünkü liderlerine inanırlar, inanmalarının nedeni liderlerinin onların isteklerini dile getirebilmesidir.

Sorun bir kişinin kaç kilo et yiyebileceği, yılda kaç kez plaja gidebileceği ya da aldığı ücretle dışarıdan ne kadar süs eşyası getirtebileceği değildir. Gerçekte gerekli olan, bireyin kendini daha mükemmel hissetmesi, daha büyük bir iç zenginliğine sahip olması ve daha büyük bir sorumluluk taşımasıdır.

Ülkede, önderlik öncü rolünü de yüklenmelidir ve kişinin kendini tümüyle adadığı ve hiçbir maddi ödül beklemediği gerçek bir devrimde, devrimci öncülük görevinin, aynı zamanda hem şerefli hem de kahredici olduğu büyük bir içtenlikle söylenebilir.

Okuyucuya acayip gelse de, gerçek devrimciyi harekete getirenin büyük bir aşk olduğunu söyleyebilirim. Bu nitelikten yoksun büyük bir devrimci düşünülemez. Bir önderin karşılaştığı en karmaşık durumlardan biri, tutkularıyla soğukkanlılığını birleştirmek zorunda oluşu ve kılı kıpırdamaksızın en zor kararları alabilmesidir. Öncü devrimcilerimiz, bu halk sevgisini yüceltmeli ve bu en kutsal davayı tek ve bölünmez hale getirmelidirler. Onlar, günlük duyguların ufak kırpıntılarıyla sıradan insanların sevgilerinin düzeyine inemezler.

Devrimin önderlerinin yeni yürümeye başlayan, babalarının adlarını bile öğrenemeyen çocukları, devrimin tamamlanması için hayatlarındaki genel fedakârlıkların bir parçası olarak ayrı kalmak zorunda oldukları kanları vardır; arkadaş çevreleri kesinlikle devrimci yoldaşlarının sayısıyla sınırlıdır. Onlar için devrimin dışında başka bir hayat yoktur.

Bu koşullarda, kişi, büyük bir insanlık sevgisine ve aşırı dogmatizm ve soğuk bir skolastisizme düşmemek, kitlelerden kopmamak için güçlü bir adalet ve gerçekçilik duygusuna sahip olmalıdır. Bu insanlık sevgisinin günlük bir işe, örnek olacak eylemlere, harekete geçirici bir güce dönüşmesi için hergün çaba göstermeliyiz.

Bizim durumumuzda ortalama insanın çocuğunun sahibolduğu şeylere bizim çocuğumuzun da sahibolmasıyla ve ortalama insanın çocuğunun yoksun olduğu şeylerden bizim çocuğumuzun da yoksun olmasıyla yetiniriz, ailelerimiz de bunu anlamak ve bu düzeyde kalmaya çalışmak zorundadır. Devrimi insanlar yapar, fakat insan devrimci ruhunu günden güne çelikleştirmelidir.

Bu büyük kalabalık örgütleniyor; programının açıklığı örgütlenme ihtiyacının bilincinde olduğunu gösteriyor. Artık bu kitle dağınık, elbombası parçaları gibi uzayda binlerce parçaya bölünmüş, ne pahasına olursa olsun belirsiz bir geleceğe karşı korunmaya çabalayan, yoldaşlarıyla birlikte umutsuz bir mücadele içinde çırpman bir güç değildir.

Önümüzde fedakârlıklar bulunduğunu ve öncü ulus olarak kahramanca eylemimizin bedelini ödememiz gerektiğini biliyoruz. Biz önderler, Amerika’nın başı olan bir halkın başında olduğumuzu söylemeyi haketmenin bedelini ödemek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Her birimiz, karşılığında görevini yapmış olmanın hazzına ulaşacağımızın, ufukta güçlükle seçilen yeni insanın görüntüsüne doğru birlikte ilerleyeceğimizin bilincinde olarak fedakârlık payımızı yerine getirmek zorunda olduğumuzu biliyoruz.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim:

Biz sosyalistler daha mükemmel olduğumuz için daha özgürüz, daha özgür olduğumuz için daha mükemmeliz.

Tam özgürlüğümüzün iskeleti şimdiden kurulmuştur. Eksik olan eti ve elbiseleridir. Onları da yaratacağız.

Özgürlüğümüz ve onun günü gününe sürdürülmesi kanla ve fedakârlıklarla ödenmiştir.


Yoldaş
Özgürlüğünüz ve onun günü gününe sürdürülmesi kanla ve fedakarlıklarla ödenmiştir. Fedakarlığımız bilinçlidir; yarattığımız özgürlüğün bedelidir. Yol uzundur ve bir kısmı hiç bilinmemektedir. Gücümüzün sınırını biliyoruz. Biz, kendimiz, yirmi birinci yüzyılın insanını yaratacağız. Günlük eylem içinde, yeni bir teknolojiye sahip yeni insanı yaratırken kendimizi çelikleştireceğiz. Kişilik, halkın en yüksek erdemlerini ve istediklerini temsil ettiği ve yoldan ayrılmadığı sürece, kitlelerin harekete geçirilmesinde ve yönetilmesinde rol oynar. yolu açan öncü grup, iyilerin en iyisi olan partidir. İşlediğimiz temel ham madde gençliktir. Umudumuzu gençliğe bağlıyor ve onu elimizden bayrağı almaya hazırlıyoruz. Ya özgür vatan ya ölüm!
 
Fedakârlığımız bilinçlidir; yarattığımız özgürlüğün bedelidir.

Yol uzundur ve bir kısmı hiç bilinmemektedir. Gücümüzün sınırım biliyoruz. Biz, kendimiz, yirmibirinci yüzyılın insanını yaratacağız.

*

Eğer bu anlaşılmaz mektup, bir şeyleri açıklayabiliyorsa amacına erişmiş demektir. Sözlerime el sıkışma kadar alışılmış olan selamımızla son veriyorum: Ya özgür vatan, ya ölüm.

“Bizim savaşçılarımızın davranışlarında geleceğin insanını sezmek mümkündür.”

— Che GUEVARA