albert einstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albert einstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2024

Dünyayı Nasıl Görüyorum?

Duyabileceğimiz en güzel şey, hayatın esrarlı yanıdır. (Evren nasıl varoldu, sorusudur.) Sanatın ve gerçek bilimin beşiğinde bu ana duygu vardır. Onu bilmeyen, dünya karşısında şaşkınlık ve hayranlık duymayan kimse, ne de olsa ölü ve gözü kapalı gibidir. Hayatın sırlarıyla karşı karşıya gelmek, korku ile de karışarak dinleri yaratmıştır…

Ulaşamayacağımız bir şeylerin varolduğunu bilmek, ancak en ilkel bir biçimde anlayabileceğimiz en derin aklın ve en parlak güzelliğin belirtilerini görmek; bu, bilginin ve gerçek dindarlığın ta kendisidir. İşte bu anlamda, ve yalnız bu anlamda, derinden dindar olan insanlara katılıyorum…

Hayatın sonsuzluğundaki sır ve gerçeğin akılları aşan kuruluşuna bakış, bir de tabiatta kendini gösteren aklın, ne kadar küçük olursa olsun bir parçacığını kavramak için göstereceğimiz o içten çaba yetiyor bana.

“Dünyamıza Bakış” – Albert EINSTEIN – Alan yy. 2.Basım. Mart/87. Çevirenler: S. EYÜBOGLU – A. ERHAT, V. GÜNYOL, İ. ÖZTÜRK, Y. ANDAY. Sf. 6-11, “Dünyayı nasıl görüyorum?” başlıklı yazıdan. 

 DüNYAMIZA BAKIŞ

Ekonomik ve toplumsal sorunları enikonu bilmeyen bir kimsenin sosyalizm üstüne birtakım düşünceler ileri sürmesi uygun düşer mi? Birçok bakımdan düşer bence...

Sosyalizm törel ve toplumsal bir amaca yönelmiştir. Ama, bilim ne amaçlar yaratabilir, ne de bunları insanlara benimsetebilir; olsa olsa, son amaçlara götüren bir takım araçlar sağlayabilir ancak.

Bu nedenlerden ötürü, insanla ilgili sorunlarda, bilim ve bilimsel yöntemi küçümsemekten kaçınmalıyız. Toplum düzenine değinen sorunlar üstünde yalnız uzmanların söz sahibi olduğunu da kabul etmemeliyiz.

-Einstein-

Albert Einstein’in (1879-1955) aşağıdaki sözleri bilim camiasının kendi içinde de bu tür derin kaygıların olduğunu göstermektedir: “Öte yandan, teknoloji, ya da uygulamalı bilim, insanlığı son derece ciddi bazı sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. İnsanlığın yaşaması bu sorunların yararlı bir yoldan çözümlenmesine bağlıdır. Yapılacak şey, yeni birtakım toplumsal kurumlar ve gelenekler yaratmaktır. Öyle kurumlar ki, onlar olmadıkça, yeni âletler, ister istemez insanlığın başına belâların en büyüğünü açabilir” (Einstein, 1987, s.27).

“Söylediğim birtakım sözlerin hoşunuza gitmediğini anlıyorum. Ama ben hiçbir zaman insanlık için bir kurtuluş yolu olmadığını söylemedim. Yeryüzündeki koşulların düzelmesi salt bilimsel buluşlardan çok insan geleneklerinin ve ülkülerinin gerçekleşmesine bağlıdır. Ahlâklı bir yaşama düzeninin gelişmesi bakımından Konfüçyüs’ün Buddha’nın, İsa’nın ve Gandhi’nin yaptıkları, bilimin herhangi bir zamanda yapabileceğinden çok daha önemlidir bence.” (Einstein, 1987, s.27).


27 Haziran 2024

Tesadüf Diye Bir Şey Yoktur

Her hareketiniz evrende bir dalga yaratır. Düşüncelerinizi bilinçsizce diğerlerine iletirsiniz. Eşzamanlılık bir olmanın kanunudur. Hepimiz birbirimize bağlıyız.  Herhangi biri veya herhangi bir şeyle sizin aranızda ayrım yok. Hepimiz bağlantılıyız.

Eşzamanlılık

Her tesadüfün size bir mesajı vardır.
Herşey, geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine bağlıdır. Hepimiz eşzamanlıyız. Ne kadar küçük olduğu önemli olmaksızın herhangi bir hareket sonunda hepimizce hissedilir.  Normalde bir şeyi, almaya hazır olduğunuzda aldığınızı fark ettiniz mi? Hiç her şeyin doğru gittiği mükemmel bir gün geçirdiniz mi? İnsanların ve şeylerin tam da doğru zamanda ortaya çıktığı bir gün? Bu, eşzamanlılıktır. Eğer birkaç saniye erken veya geç varmış olsanız bir şeyler aynı şekilde sonuçlanmazdı. Siz doğru zamanda doğru yerdeydiniz.  Bu şans veya talih değildi. Her şeyle mükemmel bir uyum içindeydiniz.
Dedikleri gibi, ''öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar''. İstediğiniz ''şey''le uyumlandığınızda, o ''şey''le karşılaşmanız daha olasıdır. Bu yüzden benzer insanlar her zaman karşılaşılaşırlar. Onlar aynı frekansa uyumludurlar.

Titreşiminiz aradığınız şeye uyuyorsa, onunla karşılaşmak kaderinizdir. Frekansınız isteğinizle aynı ise evren istediğiniz şeyi size vermek için her zaman bir yol bulacaktır. Radyoyu açarsanız, doğru frekansı ayarlamadığınız sürece  hiçbir şeyi net duyamayacaksınız.  Sadece uyumlandığınızda ''birliği'' hissedebilirsiniz. Siz bilinçli olarak çevrenizdeki dünyayı değiştiriyorsunuz.

Yoğunluk Anahtardır

Eşzamanlılık sıklıkla onun doğruluğuna inanan insanlar tarafından görülür. Neden? Eğer bir olayın şans ya da talih olduğunu söylüyorsanız, evrene zayıf bir mesaj ya da sinyal gönderiyorsunuz. Zihniniz sizin istediğinizi yapar ve evren dinler. Evren sizin inanmadığınız bir şeyi görmezden gelecektir. Sizin ilgilenmediğiniz bir şeyi size göstermeyecektir. Fakat ne kadar çok ilgilenirseniz o kadar çok göreceksiniz.

Eşzamanlılıkla, şeyleri oldurmak için çok çabalamazsınız. Sadece olmalarına izin verirsiniz. Sizin tarafınızdan bir zorlama gerekmez. Eşzamanlılıklar çok hızlı akar.

Eşzamanlılık bir aynadır ve neye inanırsanız o size geri yansıtılacaktır

Eğer eşzamanlılık kanununa katılıyorsanız o zaman daha derinden bağlantı kurar ve daha fazla tesadüf ve eşzamanlılık yaratan güçlü bir mesaj (dalga) gönderirsiniz.
Aradığınız şeyle uyum içindesinizdir. Eşzamanlılığın sırrı ve çoğu şey '' bilinçli olarak farkında'' olmaktır. Bilinçli olarak farkında olursanız , hemen başkalarının göremediği ve hissedemediği şeyleri görür ve hissedersiniz.

Eşzamanlılık önemli bir tesadüftür.  Niyetiniz ve frekansınız ne kadar yüksek ve keskinse, eşzamanlılığınız o kadar çabuk açığa çıkar.  Bilinçaltınızdaki birçok bilgi bilince çıkamaz çünkü bu bilgi çok geniş bir bilgidir. O yüzden bilinçaltınız sadece dünyanızı anlamanıza yetecek kadar açığa çıkar. Fakat siz bu bilgiyi almaya açık olmalısınız. Evrenle uyumlanmalısınız. Çevrenizdeki dünyaya ve düşüncelerinize dikkat etmelisiniz.

Yoğunluk her şeyin daha hızlı eş zamanlanmasına olanak verir.

Şans aleyhinize de çalışabilir

Murphy Kanununu duydunuz mu? Kötü gidebilecek her şey kötü gidecektir, ve mümkün olan en kötü zamanda.  Eşzamanlılık tersine de işleyebilir ve anlamlı tesadüfler hoş olmayabilir. '' Ben şanssızım'' veya ''geç kalacağım'' derseniz o zaman eşzamanlılık kanunu sizin aleyhinize işler. Eğer kötü şeylerin olacağını düşünürseniz negatiflikle uyumlanırsınız.  Aynı anda ne kadar çok kötü şeyin olabileceğini fark ettiniz mi? Bu olur çünkü siz bilinçli olarak bunu istiyorsunuz ve istemediğiniz şeyi destekliyorsunuz.

Şansın Gizemi

Şansla (tesadüf) ilgili çok sınırlı bir anlayışımız var. Bilim, bir şey sayılamıyor veya hesaplanamıyorsa doğru değildir der. Buna '' deneysel metod'' denir. Fakat bilim her şeyi açıklayamaz. Zihniniz görme, koklama, duyma, tat alma ve dokunma ile ilgili beş duyunun ötesini görür. Zihniniz zamanda ve uzayda istediği yere seyahat etmekte özgürdür.

İnanılmaz bir tesadüfi buluşma yaşadınız mı? Alışılmadık bir yerde biriyle karşılaştınız mı? Bunun gibi bir şey olduğunda biz buna talih, şans, tesadüf diyoruz. Sırf siz bir şeyin olmasının altında yatan sebebi veya bağlantıyı göremediğiniz için, bu, hiç bağlantı olmadığı anlamına gelmez. Her zaman bir bağlantı, bir sebep vardır. Tesadüf sadece bir ilüzyondur.

Her bir şey, geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine bağlıdır. Siz bir şans olayının neden olduğunu göremeyebilir veya anlamayabilirsiniz fakat bir sebep vardır. Sebep zamanda bir noktada görünür hale gelir.

Carl Jung

Bağlantısı olmayan olaylar ve insanlar arasındaki şans olaylarını tanımlamak için '' eşzamanlılık'' terimini ilk kullanan kişi psikolog Carl Jung'tı. Jung'ın kullandığı diğer bir terim ''kollektif bilinçaltı'' idi. Hepimiz bilinçaltı zihinlerimizle birbirimize bağlıyız. Bilinç ve öz birbirine bağlıdır.
Farklı görünüşe sahip olabiliriz ama hepimiz aynı maddeden yapıldık. Bir dağ, bir ağaç, bir insan, hepimiz aynı maddeden yapıldık. Bu yüzden hepimiz birbirimizle bağlantılıyız. Bir atomu parçalarsanız çok büyük bir gücü serbest bırakırsınız.

Fransız fizikçi Alain Aspect tarafından 1982 de yapılan bir deney gösterdi ki, iki atom (foton) birbirinden ayrıldığında ve birine farklı bir yük verildiğinde (negatif ya da pozitif) diğer atom da zamanda herhangi bir gecikme olmadan,  anında yükünü değiştirdi.
Atomların bir mil veya milyonlarca mil uzaklıkta olmaları önemli değildi. Bu Albert Einstein'ın hiçbir şey ışık hızından daha hızlı hareket edemez kanununa ters düşer.
Einstein buna, '' uzaktan ürkünç eylem'' adını vermiştir.

Evren sizinle konuşuyor

Hayatınızdaki görünmeyen güçlere dikkat edin.
Önemli bir tesadüf, evrenin sizinle konuştuğu an gerçekleşir.  Dinliyor musunuz? Dinlemek ve almaya hazır olmak inanılmaz eşzamanlılığı yaratır. Fırsatları dikkatlice arayın, tesadüfler doğru yöne gittiğinizi bilmenizi sağlar.  Doğru yolu takip ediyorsunuz. Tesadüfteki mesajı bulmaya çalışın.  Sezginizle uyumlu mu?

Yüksek benliğinizi dinleyin. Zihninizi sessizleştirin ve dinleyin.

Çoklu tesadüfler yaşıyorsanız bu sizin evrenle mükemmel bir şekilde uyumlandığınız anlamına gelir. Bunun her zaman olmamasının tek sebebi, birçoğumuzun bu inanılmaz durumların neden olduğunu bilmemesi ve eşzamanlılığa inanmayı reddetmesidir. Daha derinden bağlantı kurdukça, daha çok eşzamanlılıkla karşılaşacaksınız.  Eşzamanlılık hakkında daha çok şey öğrendikçe, eşzamanlılıkları görmek daha kolay olacak.

Eşzamanlılıklar

Hayatınızda sınırsız eşzamanlılıkların olması için öncelikle geçmiş inançlarınızı bırakmalısınız. Daha sonra, her şeyin yerli yerine oturduğu ''farklı bir dünyaya gireceksiniz.'' Çok ileriyi planlamamaya çalışın. Böylece aldıklarınıza daha açık olacaksınız. Sonuç, çoğunlukla beklediğinizden daha iyi çıkacaktır.

Sadece bir gün boyunca eşzamanlılığa odaklanın ve ne olacağına bakın. Kaybedeceğiniz hiçbir şey yok, kazanacağınız çok şey var. Hayatınız bir daha asla aynı olmayacak. Eşzamanlılık içinizden başlar. Düşünceleriniz eşzamanlılığı yaratır.

Eşzamanlılık aynı zamanda spiritüel uyanışın bir işaretidir

Bu sayfayı okuyor olmanızın sebebi eşzamanlılık. Sizi buraya ne getirdi? İçinizde ne değişti?

Spiritüel yolculuğunuzun tadını çıkarın. 

Çev:Burcu Sipahi
Makale:web sitesinden alınmıştır.Yazarı belli değildir.
www.thetreeofawakening.com/synchronicity

20 Nisan 2022

Albert Einstein

 
 
“İnsan kendisi için, dünyanın basitleştirilmiş ve anlaşılır bir resmini, kendisine en uygun tarzda yapmaya çalışır. Sonra, bir ölçüde, deneyimler dünyasının yerine bu kendi kozmosunu koymaya, böylece onu yenmeye çalışır... Bu yolla, kişisel deneyimin dar girdabında bulamadığı sükut ve huzuru bulmak için, bu kozmosu inşa etmeyi ruhsal yaşamının ekseni haline getirir.. En büyük amaç.. kozmosun saf tümdengelimle kurulabileceği evrensel temel yasalara ulaşmaktır. Bu yasalara giden mantıksal yollar yoktur; onlara yalnızca sezgiyle, deneyimin sempatik kavranışı ile varılabilir... Evrim, herhangi belirli bir anda, akla uygun yapılar içinden yalnızca birinin, daima ötekilerden kesinlikle üstün olduğunu kanıtladığını göstermiştir.” 
 
 

21 Ocak 2022

Albert Einstein "Bedenden bağımsız bir ruh fikri anlamsız ve boştur.”

"Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır."

"Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım..."

18 Nisan 2021

Albert Einstein, e=mc2 formülünü dost sohbetlerinde yarattı

Einstein, bilim dünyasında ‘Mucizeler yılı’ olarak da anılan 1905 yılındaki devrimsel teorileri için ne paraya ne de akademik teşvike ihtiyaç duymuştu. Ünlü fizikçi dahiyane fikirlerini dost sohbetlerine borçlu. 

 5 Şubat 1902 yılında Anzeiger für die Stadt Bern gazetesinde ‘Politeknik uzmanlık diploması sahibi Albert Einstein’dan, lise ve üniversite öğrencilerine özel matematik ve fizik dersi’ ilanının çıkmasından sonra Bern’e yeni taşınan Einstein ve fizik için en verimli dönemler başladı. ‘Uzman öğretmen’, üç yıl sonra parlak fikirler fişeğini ateşleyecekti.

Einstein, Bern’deki patent dairesinde çalışırken, geride kalan zamanlarda ‘Mucizeler yılında’ bilim dünyasında fırtınalar koparan teorilerini üretti.


Mart 1905 tarihinde ışık kuantum hipoteziyle, kuantum teorisinin en önemli tetikçisi oldu.

Nisan ayında, parçacıkların statiksel hareketleriyle ilgili doktora çalışmasını tamamlayarak, atomların varlığıyla ilgili dolaylı bir kanıt sundu.

Haziran ayında özel görelilik kuramını, bir müddet sonra da o ünlü E=mc2 formülünü açıkladı.

Bu bilimsel yaratıcılık patlaması nasıl ortaya çıkmıştı? Tarihten, gelecekteki yenilikçiliği teşvik programları için bir kural çıkartılabilir mi?

Naif arkadaşlar

Einstein çığır açan fikirlerini devlet desteği veya burslar sayesinde değil, amatör bilimci sayılabilecek dostlarıyla iletişim kurarak üretmiştir. Einstein’ı fiziğin temel kurallarını altüst eden düşüncelere götüren onların naif görüşleri olmuştu. Bu grubu da bir gazete ilanıyla kurdu.

Bern gazetesindeki ilana başvuranlar onun ilk çalışma arkadaşları olacaktı. Einstein, Üniversite öğrencisi Maurice Solovine ve Conrad Habicht ile ‘Akademie Olympia’ isimli bir tartışma grubu kurdu.

Sucuk, İsviçre peyniri, bilim ve felsefenin tartışıldığı gruba katılan bu üçlü, Ernst Mach, Henri Poincaré ve David Hume okuyordu. Akademideki ‘esprili geceler’ böylece fizikteki devrim için gerekli inovasyon ortamını doğurmuştu.

Habicht 1904 yılında Bern’den ayrılınca Einstein onun yerine Michaele Besso’yu buldu. Makine mühendisi, Einstein’ı coşturan fikirler için ideal bir rezonans odası oluşturur: Hareketli gövdelerin elektrodinamiği.

Newton’a göre (aynı biçimde) hareket eden sistemlerdeki doğa kanunları aynı olmasına rağmen, elektrodinamikte durum farklı idi.

Teşekkürler sana!

Bern’deki köprüler üzerinde dolaşırken Einstein meraklı Besso’ya hep bu problemi sorar: Dünyadaki bir gözlemci bir ışını, bir ışık kaynağı üzerinde uzaya giden kişiden farklı mı algılar?

Işık hızına sahip gözlemci ışık kaynağını ‘sakin mekansal olarak salınan elektromanyetik bir alan olarak algılamalı’ der Einstein. Ancak ‘böyle bir şey ne deneyimler ne de Maxwell denklemleriyle mümkün değildir.’

Besso, bu sorunu iyice kurcalar. Bir gözlemci diğerinin ne gördüğünü nereden biliyor? Zaman nasıl ölçülür? Gözlemcilere göre ‘eş zamanlı’ olan ne?

Bu tür fikirler Einstein için altın değerindedir. Mayıs 1905 tarihindeki bir konuşma sırasında yüzü birden bire aydınlanır. Einstein alelacele vedalaştıktan sonra ertesi gün Besso’ya şunları söyler: ‘Teşekkürler sana, problemi tamamen çözdüm.’

Özel Görelilik kuruluyor

Ve beş hafta sonra Elektrodinamiğe göre hareket eden cisimler makalesini Annalen der Physik dergisinde yayımlar ve böylece özel görelilik teorisini de kurmuş olur.

Makalenin altında tek bir kaynak bile yoktur, sadece Besso’ya bir teşekkür bulunur.

Yazı makaleden çok bir patent yazısına benzer, der tarihçi Peter Galison.

Einstein’ın Saatleri, Poincaré’in Kartları adlı kitapta ise Harvard profesörü Peter Galison, Einstein’ın teknik sorulardan esinlendiğine dikkat çekmiştir Ğmesela birbirine uzak istasyonlardaki saatlerin senkronize edilmesi problemi gibi.

Newton gibi genel bir ‘mutlak bir zamandan’ yola çıkmak yerine Einstein şöyle der: Zaman, saatin üzerinde okunandır. Ve iki saati birbiriyle karşılaştırmak için (mesela bir ışın ve dünya üzerindeki) bir gözlemci bir saatten diğerine bakabilmeli Ğki bu da zaman gerektirir. Işık hızından daha hızlı bakmak mümkün değildir.

Parıldayan düşünce

İşte bu tür düşünceler Einstein’ı parlak bir sonuca götürdü: Zaman ve uzay mutlak değil, bir sistemin hareketine bağlıdır. Sabit olan,. tüm sistemlerde aynı değeri taşıyan ışık hızıdır.

İnanılmaz bir düşünce.

Ayrıca teori, paradoks sayılabilecek özelliklere sahip -mesela zamanın hareketli bir sistem içinde sakin bir sistemden daha hızlı aktığı veya bir uzay yolcusunun dünyadakilerden daha geç yaşlanması gibi.

Fakat Einstein teorik sezgilerine ‘sağlıklı insan aklından’ daha çok güvenir.

Kuşkusuz devrim çok iyi hazırlanmıştı. Işın üzerinde yolculukla ilgili fikir alıştırması, Einstein’ın gençliğinde okumuş olduğu Aaron Bernstein’ın Popüler Doğa Bilimleri Kitapları’nda vardı.

Hatta görelilik kuramının temelini bile ondan önce bir başkası düşünmüştü: Hollandalı fizikçi Hendrik Antoon Lorentz. Einstein’a geriye bu teoriyi tepe takla etmek ve Lorentz formüllerini tamamen farklı bir şekilde yorumlamak kalmıştı.

Büyük yürek

Aynı şey, Einstein’ın 1905 yılında bilim dünyasını büyülemiş olduğu diğer çalışmaları için de geçerlidir. Poincaré ve Lorentz görelilik kuramının babaları sayılırken, Einstein Brown hareketleri çalışması için Ludwig Boltzmann’a ve ışık kuantum teorisi için Max Planck’a başvurmuştu.

Böylece Mucizeler Yılı’ndaki çalışmalarla o zamanki fizik disiplinlerinin sınırları aşılmış oldu. Ve sadece Einstein gibi kendisini akademik alanda kanıtlamak zorunda olmayan ve belli bir disiplinden sorumlu hissetmeyen özgür bir deha, fizikten uzak bu alanları bir araya getirme yürekliliğine sahipti.

Görelilik kuramı, mekanik ve elektrodinamik arasındaki köprüyü oluştururken, Einstein, ışık kuantum hipotezi ile sıcaklık öğretisini elektrodinamikle birleştirecek yaz boz parçasını bulmuştu.

‘Doktoran çok kısa!’

Brown moleküler hareketler teorisi, sıcaklık öğretisi ve mekanik arasındaki bağlantıyı kurmuştu.

Einstein’ı bu teoriye teşvik eden ise Michele Besso ile yaptığı çay sohbeti olmuştu. Einstein, çaydaki akıcılığın şeker moleküllerinin büyüklüğüyle ne şekilde ilgili olabileceğini düşünmüştü çünkü.

Bu çalışmalar sayesinde Planck ve Poincaré gibi fizikçilerin değerini bildi.

Die Zeit’da yayımlanan yazıda şöyle deniyor: Bilim adamlarının çoğu, Bern’deki One-Man-Think-Tank’in teorilerini anlamak için daha fazla zaman harcadılar. Einstein buna şaşırmadı. Doktora tezini Zürich Üniversitesine verdiği zaman, kısa olduğu gerekçesiyle geri çevrilmişti.

Buna rağmen çalışmasına sadece tek bir cümle ekledi. Ve tezi dört gün sonra kabul edildi.

‘Size biraz zor gelebilir ama...’

Bilim dergileri ve fizik enstitüleri neredeyse günden güne bilimde yeni devrimler yaratacak raporlar sunarlar. Kimi zaman görelilik kuramı çürütülür, kimi zaman da Perpetuum mobile ilan edilerek dünya formülü olarak kabul edilir.

Bu tür makaleler genelde taktir edilmediklerini düşünen ve bir atılım yaparak kendilerini ispatlamaya çalışan bilim adamlarına aittir.

Albert Einstein da yaşamının son yıllarında bu tür mektuplar almıştı. 1954 yılında Almanya’daki amatör bir araştırmacıya yazmış olduğu mektup evrensel geçerliliğini bugün de korumakta.

‘Çok saygıdeğer bayım: Yazınızı okurken derin düşünce yetiniz dikkatimi çekti. Fikirlerinizi bilimsel alanda kullanamamanız çok yazık. Kavramlarınızdaki sözcük vurgusu çok belirsiz ve yaratıcı bir insan tarafından ele alındığında daha da aldatıcı oluyorlar. Madde ve enerjiden vb konulardan bunların ne olduğunu bilen bir kişi gibi söz ediyorsunuz. Matematik ve fizikle ilgili temel öğretim kitapları, yani kısa ama öz açıklamalar veren okul kitaplarıyla çalışın. O zaman ihtiyacınız olan temiz kavramlara ulaşabilirsiniz. Bu size başta zor gelebilir, fakat bir müddet sonra seveceksiniz.

Selamlarımı sunarım

Albert Einstein

Einstein bir ticari marka oldu

Einstein’ı pazarlamak isteyenler önce, işi sadece ölü pazarlamak olan ve Tarzan’dan Rubinstein’a kadar çok sayıda ölünün patentini elinde bulunduran bir Hollywood ajansından izin almak zorunda.

Geride bıraktığımız sevgililer gününde Albert-Einstein figürleri, kırmızı güller, cicili bicili yastıklar ve bu özel günün tüm pırıltısını yansıtan diğer birçok alternatif hediyelerin yanında pek tutuldu. ‘Görelilik kuramı buluşçusu bebekleri’ her zaman çok güzel kazanç sağlıyor. Sertleştirilmiş vinilden üretilmiş, beyaz dağınık saçlı 13cm’lik bebeğin her satışıyla lisans ücretleri artıyor. Albert Einstein’ın görüntüsünü kullanan bir üretici, oyuncak veya hediyelik eşyadan elde ettiği kazancın %8-12’sini gözden çıkarmak zorunda.

Bundan Roger Richman sorumlu. Hollywood’da 26 yıl önce kurulan Roger Richman ajansının şefi, dünya starları için en alışılmamış ajanslardan biri olarak kabul edilir. Einstein gibi diğer müşterilerinin de tümü ölü.

Film, müzik, tarih ve spordan 52 ölü kahraman Richman’la sözleşmeli. Tarzan’dan (Johnny Weissmuller) besteci Leonard Bernstein’a, Marx Kardeşlerden, ‘Hırsız Baron’ Andrew Carnegie ve operanın divası Maria Callas’a kadar birçok ünlünün bulunduğu bu hayali çevre içine, bilim dünyasından sadece Einstein ve Sigmund Freud girebilmiştir.

Lincoln ve Elvis

Amerika’da ünlü ölüler sektörü alabildiğine canlıdır. Mesela bir Amerikan denizcilik şirketinin Abraham Lincoln ile reklam yapması, eski otomobil yarışlarının kahramanı Steve McQeen’in bir Ford Mustang reklamında görülmesi çok doğaldır.

Ve Rock’n Roll kralı Elvis Presley, şov dünyasında hala yılda 30 ila 40 milyon dolar götürüyor. Bu kahramanlardan birinin bir reklam kampanyasında görülmesi veya resimleri fincan, oyuncak vb ürünlerde kullanılması halinde Roger Richman gibi ajanslar para sayıyor ya da izinsiz kullanım nedeniyle kazançlarını avukatlarla paylaşıyorlar. Geriye kalanlarsa mirasçılara kalıyor.

Einstein’ın mirasçısı Kudüs’teki Hebrew Üniversitesi. Üniversitenin kuruluşunda katkısı bulunan Einstein, tüm resim haklarını bu kuruma bırakmıştı. Resimler, Steven Spielberg’in Yapay Zeka filmindeki küçük bir bölüm, Pepsi-Cola ve Apple bilgisayar reklamlarından aldığı telifler ve tabii ki Albert Einstein figürleri sayesinde de bugüne değin 10 milyon dolar kazandı üniversite. Ama asıl büyük kazanç şimdi 2005 Fizik ve Albert Einstein yılından bekleniyor.

Einstein’ın mirasçıları her zaman cömert davranmasalar da Einstein markası gerektiğinde iyi niyetli amaçlar için bedavaya veya çok ucuza satılabilmekte. Fakat üniversite ve Richman ajansı kimi zaman ticari teklifleri geri çevirmişler. Mesela Einstein’ın dehasıyla bilgisayar pazarlamak sorun olmazken, saç bakım malzemeleri, votka, ekmek gibi ürünlerde kullanılmasına izin vermediler. Sonuçta Richman’ın da dediği gibi ‘Einstein efsanesi’nin korunması gerekiyor. Özellikle de markanın korunması üzerinde çok duruluyor.

18 Nisan 2020

Albert Einstein dini görüşleri

Einstein çeşitli röportajlarında ve mektuplarında hiçbir dine inanmadığını ve bütün dinleri çocukça batıl inançlar olarak gördüğünü söylemiştir. Fakat kendisini bir ateist ya da panteist olarak tanımlamayıp değişik zaman dilimlerinde agnostik veya deist görüşler belirtmiştir. Katı bir determinizme inanan Einstein, evrenin yasalarını anlamayı bir tür dini duyguya benzetmiştir. Ancak kendisinin dini fikirleri konusunda tartışmalar halen devam etmektedir. Kendisi bir kitabında dini şu şekilde tanımlamıştır: Gerçeğin ve onun insan aklına eşsiz biçimde erişebilmesinin mantıklı yapısına duyulan bu inancı "din" kelimesinden daha iyi ifade edecek bir şey bulamadım. Bu inancın olmadığı yerde bilim, yavan bir süreç haline gelir. Eğer rahipler bunu kendi çıkarları için kullanacaklarlarsa bırakalım da bunu şeytan düşünsün. Bunun için herhangi bir ilaç yoktur.  

Albert Einstein, kendi Tanrı görüşünü de şu şekilde dile getirmiştir: Daha yüksek bir düzenin bütün bilimsel çalışmasının arkasında dünyanın mantıklı veya anlaşılabilir şekilde yaratılmış olduğuna dair, dini duyguya benzer, bir inanç olduğu kesindir... Kendisini deneyim dünyasında ortaya koyan üstün bir akıl içerisinde yer alan bu sağlam, derin duygulara sıkı sıkıya bağlı inanç benim Tanrı anlayışımı anlatmaktadır.  

50. yaş gününde, George Sylvester Viereck'e verdiği bir röportajda Tanrı ve din ile ilgili fikirlerini şu şekilde özetlemiştir: Ben bir ateist değilim ve kendime bir panteist de diyebileceğimi düşünmüyorum. İlgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile Tanrı'ya göstereceği yaklaşımdır. Biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz, ancak bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz.

29 Mart 2020

Victor Emil Frankl "Yaşamda anlam bulmanın bir diğer yolu, olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamak yani onu sevmektir."


Viktor E. Frankl

Frankl’a göre hayattaki anlamı üç farklı şekilde keşfedebiliriz:

1. Bir iş yaparak veya bir iş yaratarak: Toplama kamplarında hayatta kalan insanlara bakarsak bazılarının yarım kalmış eserlerinin olduğunu görürüz. Frankl’da bunlardan birisi ve yarım kalmış eserleri tamamlama inancı bu insanları hayatta tutabilmiştir. İnsan olarak kendimiz bir eser üretmeye veya bir konu üzerinde çalışmaya başladığımız zaman hayatımızı nispeten anlamlandırmış ve buna bağlı olarak mutlu olmuş oluruz.

2. Bir kişi ile karşılaşarak ya da etkileşimde bulunarak: Bu madde bir insana duyulan sevgi anlamına geliyor. Frankl kampta zorlu şartlar altında işkence ve açlık altında çalıştırılırken hayata karısının hayali ve ona karşı duyduğu yoğun sevgi sayesinde tutunmuştur. Bu şunu gösteriyor bir kişiye duyulan sevgi onun fiziksel varlığından bağımsızdır ve sadece hayali bile kişiyi en umutsuz anlarda mutlu edebilir.

3. Kaçınılmaz olan acıya karşı bir tavır geliştirerek: Kişisel acılarımızı yok saymadan onları anlamlandırarak hayatımıza devam etmemiz gerektiğini söyler. Acılarımız bize özeldir ve kimse bu acıyı bizim kadar hissedemez. Biz eğer bu acıları anlamlandırarak başarıya ulaşırsak, acı sadece mutluluğumuzun bir yan ürünü olarak kalır.

 

İkinci  defa  yaşıyormuşçasına  ve  ilk  kez  şimdi  yapmak  üzere olduğunuz gibi hatalı hareket etmişçesine yaşayın! Bu algı kişiyi, yaşamın sınırlı oluşuyla olduğu kadar, hem kendi yaşamıyla hem de kendisiyle ne yapacağının belirleyiciliğiyle karşı karşıya getirir.

Olgun insan için eşi „nesne‟ değildir; o,eşini daha çok başka bir özne, başka bir insan olarak değerlendirir. Onu, insan oluşuyla görür ve onu gerçekten  seviyorsa,eşinde  başka  bir  insanı  bile  görür.  Yani  onda, onun eşsizliğini görür. Bu eşsizlik, insanın kişiselliğini oluşturur ve bir insanın  başka  bir  insanı  bu  şekilde  yakalamasını  sağlayan  şey  de sadece sevgidir.

Yaşamının anlamsız olduğunu düşünen bir kişi sadece mutsuz değildir; aynı zamanda güçlükle yaşamaktadır...Albert Einstein

Bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir. Hiçbir kimse sevmediği sürece bir başka insanın özünün tam olarak farkına varamaz. Sevgisi yoluyla insan, sevilen kişideki temel kişilik özelliklerini ve eğilimlerini görebilecek duruma gelir ve buna ek olarak gerçekleşmemiş olan ve ancak gerçekleştirilmesi gereken potansiyelleri görür. Kişi, sevdiği insanın ne olabileceğinin ve ne olması gerektiğinin farkına varmasını sağlayarak potansiyellerini gerçekleştirmesini sağlar (Frankl, 1992)
 

 “Acılar, sadece gelişiyorsan bir anlam taşır.”

 “Yaşanmış olan güzel şeyler artık var olmasalar bile sonsuza kadar sizindir, o yaşanmışlığı kimse sizden alamaz.”

 “İnsan kendisi için karar verir. Bu yüzden eğitimin amacı karar verme yeteneğini geliştirmek olmalıdır.”

 “İnsanı en çok yaralayan şey fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.”

 “Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkar.”

 “Yaşamak acı çekmektir. Yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır. Eğer yaşamda bir amaç varsa, acıda ve ölümde de bir amaç olmalıdır. Ama hiç kimse bir başkasına bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bunu kendi başına bulmak ve bulduğu yanıtın öngördüğü sorumluluğu üstlenmek zorundadır.”

 “Mizah duygusu geliştirme ve olayları mizahi bir ışık altında görme çabası, yaşama sanatında ustalaşırken öğrenilen bir hiledir.”

 “Hiçbir insan ve hiçbir kader, bir başka insanla ya da kaderle kıyaslanamaz. Hiçbir durum kendini tekrarlamaz ve her bir durum farklı bir tepki gerektirir.”

 “İnsanın temel uğraşı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmaktır.”

 “Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı.”

 “İkinci kez yaşıyormuşsun ve ilkinde yanlış davranmışsın gibi yaşa.”

 “Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.”

 “Varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışa vurur. İnsanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkûm olduğunu söyleyen Schopenhauer’i anlayabiliriz.”

 “Kişi hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar gerçekleştirir. Kendini gerçekleştirme denilen şey, hiç de ulaşılabilir bir şey değildir. Bunun da basit bir nedeni vardır: Kişi buna ulaşmak için ne kadar çok uğraşırsa, bunu o kadar çok kaçıracaktır. Başka bir deyişle, kendini gerçekleştirme, sadece kendini aşmanın bir yan ürünü olarak olasıdır.”

 

15 Mart 2020

Aforizmalar - Albert Einstein

 Aforizmalar 

Einstein’ın Yaşam, Ölüm, Savaş, Barış, Bilim, Din, Tanrı ve Diğer Şeyler Üzerine yazdığı, not ettiği hâlâ güncelliğini koruyan aforizma tadında denemeleri.

 Ben gelecek için hiç endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor zaten

 Eğer ödenecek bir bedel yoksa, bir değer de yoktur.

 Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsun bir amaca bağlan, insanlara ya da eşyalara değil.

 Din olmadan bilim eksiktir, bilim olmadan din kördür.

 

15 Mart 2019

Albert Einstein "Bir şeyi basitçe açıklayamıyorsan, yeterince iyi anlamamışsın demektir."


Önemli olan soru sormayı bırakmamaktır. Merakın varoluş nedeni vardır. Kişi yardım edemez ama sonsuzluğun, yaşamın, hakikatin muhteşem yapısının gizemlerini tefekkür ettiğinde huzursuz olur. Her gün bu gizemin birazını anlamaya çalışmanız yeterlidir.

Fırsat, zorlukların arasında yatar.


04 Ocak 2019

Albert Einstein - Benim Gözümden Dünya


Benim Gözümden Dünya'da, Albert Einstein'ın hayata, yaşadığı dünyaya ve bilimsel çalışmalarına dair görüşlerini bulacaksınız. Büyüleyici, esprili ve zekice gözlemler, büyük bir kalbi ve az rastlanır bir aklı açığa vuran samimi itiraflar...Benim Gözümden Dünya, bu özel kişiliği, kendi yazdığı ya da başkası tarafından kaleme alınan hiçbir kitapla kıyaslanmayacak bir açıklıkta gözler önüne seriyor. Einstein insanlığa, yardımlaşmanın hakim olduğu barış dolu bir dünyaya ve bilimin yüce amaçlarına inanıyordu. "İyi ve Kötü", "Din ve Bilim", "Aktif Pasifizm", "Hıristiyanlık ve Yahudilik" , "Azınlıklar" ve "Bir Arap'a Mektup" gibi farklı konu başlıklarının ele alındığı Benim Gözümden Dünya, işte bu inançların savunması niteliğindedir.

"İnsanın gerçek değeri kendi kendisinden özgürleşmeyi ne ölçüde ve ne anlamda becerebildiği ile belirlenir."
- A. Einstein

 *

 Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir... Einstein

"Yaşayabileceğimiz en güzel duygu mistik duygudur. O tüm gerçek sanatın ve bilimin gücüdür. Bu duygunun kendisine yabancı geldiği kişi bir ölü kadar iyidir. Bizim kavrayamadığımız şeyin gerçekten mevcut olduğunu, kendini en yüce bilgi ve en ışıltılı güzellik olarak gösterdiğini, bizim körleşmiş yetilerimizin onu ancak en ilkel formlar içinde algılayabildiğini bilmek, -bu bilgi, bu duygu gerçek dindarlığın merkezi(nde)dir- bu bağlamda ve sadece bu bağlamda kendimi halis dindarlar mertebesine ait hissediyorum."

    "İnsan teki bütünün bir parçasıdır… Kendini, duygularını, düşüncelerini geri kalan her şeyden ayrı bir şeymiş gibi duyumsar -bu bilincinin bir çeşit optik yanılsamasıdır- Bu yanılsama onun için bir çeşit hapishanedir. Bizi kendi kişisel arzularımızla ve çevremizdeki birkaç insanın ilgi ve sevgisiyle sınırlandırır. Bizim görevimiz, sevecenlik çemberimizi tüm canlı varlıktan ve bütün güzelliğiyle tüm doğayı, kuşatacak derecede genişletmek suretiyle bu hapishaneden kendimizi kurtarmaktır. Hiç kimse bunu tam olarak başaramaz, ama böyle bir başarı için mücadele etmek kendi başına kurtuluşun bir parçası ve içsel güvenlik için bir temeldir. " (Einstein, The World as I See It)


18 Nisan 2018

Albert Einstein “Sürekli karışıklık içinde bir başarının peşinde koşmaktansa, sakin ve mütevazı bir hayat daha fazla mutluluk getiriyor.


Einstein'ın mutluluk formülü açık arttırmayla satıldı
Albert Einstein’ın 1922 yılında Tokyo Imperial Hotel’de valizlerini taşıyan ve kendisinden bahşiş bekleyen genç çocuğun eline tutuşturduğu notlarında yaşam ve mutluluğa ilişkin görüşlerini yazdığı öğrenildi.

Einstein, bir gün bu notların standart bahşiş miktarını aşacağını söylediği belboya notları iyi muhafaza etmesini tavsiye etti.

Fizikçinin anadili Almanca olarak yazdığı notların birincisinde, “Sürekli karışıklık içinde bir başarının peşinde koşmaktansa, sakin ve mütevazı bir hayat daha fazla mutluluk getiriyor,” ikincisinde ise, “Eğer irade varsa mutlaka bir çıkış yolu vardır” ifadeleri yer alıyor.

Ünlü fizikçinin bu olayın gerçekleştiği sırada Japonya’da akademik bir gezide olduğu ve Nobel ödülü aldığını henüz öğrendiği belirtiliyor.

İsrail’de yapılan bir müzayedede açık arttırmayla satışa çıkan Einstein’ın notlarının ulaştığı değerin açık artırma öncesi tahmin edilenin üzerinde olduğu da ifade edildi.

Öte yandan notların yeni sahiplerine ilişkin açıklama yapılmazken, kimlik bilgileri gizli tutuldu.


04 Ağustos 2017

Albert Einstein 10 Maddelik HAYAT Dersi

1- Merakınızın peşinden gidin!

“Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.”

Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız

    2- Azim paha biçilmezdir!

“Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.”

Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.

    3- Bugüne odaklanın!

“Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.”

İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.

    4- Hayal gücü güç verir!

“Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.”

Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: “Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil”. Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.

    5- Hata yapın!

“Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir.”

Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.

    6- Anı yaşayın!

“Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir.”

Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.

    7- Değer yaratın!

“Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın.”

Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.

    8- Farklı sonuçlar beklemeyin!

“Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.”

Hergün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.

    9- Bilgi deneyimden gelir!

“Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir.”

Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.

    10 - Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın!

“Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.”

Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!
 



14 Haziran 2016

Albert Einstein "Her Şey Enerjidir ve Her Şey Bundan İbarettir."

 
Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. İstediğin gerçekliğin frekansına uyumlandığında; bu gerçekliği yaşamaktan başka bir şey gelmez elinden. Başka yolu yoktur. Bu bir felsefe değil fiziktir.

”Everything is energy and that’s all there is to it. Match the frequency of the reality you want and you cannot help but get that reality. It can be no other way. This is not philosophy. This is physics”.

Her Şey Enerjidir ve Bu Enerji Her Şeydir: İstediğiniz Gerçekliğe Uyum Sağlayın !”

Enerji ve Gerçeklik Arasındaki Bağlantı

Her şey enerjidir. Evrenin temel yapısı, her varlıkta bulunan bu evrensel güçtür. Fiziksel dünya, atomların ve moleküllerin etkileşimiyle şekillenir ve bu etkileşimler enerji akışını oluşturur. Enerjinin doğası, gerçeklikle doğrudan bir ilişkiye sahiptir ve bu bağlantı, modern fizik ve kuantum mekaniği tarafından da desteklenir.

Enerji Frekansları ve Gerçeklik

Albert Einstein’ın ünlü E=mc^2 denklemi, enerjinin kütle ile ilişkisini açıklar. Aynı şekilde, enerjinin frekansı da gerçekliği etkiler. Düşüncelerimiz, hislerimiz ve inançlarımız, belirli enerji frekansları üretir ve bu frekanslar, çevremizdeki gerçekliği etkiler. İstediğimiz gerçekliği yaşamak için, o gerçeklikle aynı frekansı oluşturmalıyız.

Enerji Frekanslarını Anlama

Enerji frekansları, duygularımızın ve düşüncelerimizin kalitesiyle belirlenir. Olumlu düşünceler ve duygular, yüksek frekanslar üretirken, olumsuz düşünceler ve duygular düşük frekanslar yayar. Örneğin, sevgi, neşe ve şükran gibi olumlu duygular, yüksek frekanslı enerji üretirken, korku, öfke ve endişe gibi olumsuz duygular düşük frekanslı enerji üretir.

Kuantum Fiziği ve Gerçeklik Yaratma

Kuantum fiziği, gerçekliğin yaratılmasında düşüncelerin ve bilincin önemli bir rol oynadığını gösterir. Gözlemcinin bilinci, kuantum dünyasındaki parçacıkların davranışını etkiler. Yani, düşüncelerimizle çevremizdeki olayları etkiler ve gerçeklik yaratırız. İstediğimiz gerçekliği elde etmek için, pozitif düşünceler ve inançlar geliştirmeli ve bu enerji frekansını çevremize yaymalıyız.

Enerji Frekanslarının Hayatımıza Etkileri

Enerji frekanslarının hayatımıza olan etkisi oldukça derindir. Negatif düşünceler ve düşük frekanslar, sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilir ve stres, anksiyete ve depresyon gibi sorunlara neden olabilir. Pozitif düşünceler ve yüksek frekanslı enerji ise sağlığımızı destekler, mutluluk ve huzur getirir.

Enerji Frekanslarının İlişkilerimize Etkisi

Enerji frekansları, ilişkilerimizi de şekillendirir. Sevgi, anlayış ve hoşgörü gibi yüksek frekanslar, ilişkilerimizin güçlenmesine ve sağlıklı iletişim kurmamıza yardımcı olur. Düşük frekanslar ise çatışmalara ve anlaşmazlıklara yol açabilir. Kendimizi ve başkalarını anlamak için enerji frekanslarını dikkate almalı ve olumlu bir bağ kurmaya çalışmalıyız.

Enerji Frekanslarını Dengede Tutma

Titreşim seviyesini dengede tutmak, yaşamda sağlık ve başarının deneyimlenen bir gerçeklik olması için çok önemlidir. Olumlu düşünceler geliştirmek, hayatımızdaki enerji akışını olumlu yönde etkiler.

Gerçekliğinizi Değiştirin: İstediğiniz Hayatı Yaratın

Gerçeklik, içsel dünyamızdaki enerji frekanslarının yansımasıdır. Eğer istediğiniz bir gerçeklik yaşıyorsanız, frekansınız zaten uyumlu demektir. Eğer, yaşadıklarınızda hoşunuza gitmeyen ayrıntılar varsa, enerjinizin titreşim değerlerini değiştirmenin zamanı gelmiş demektir.

İstediğiniz Gerçekliği Belirlemek

İlk adım, istediğiniz gerçekliği net bir şekilde belirlemektir. Hedeflerinizi ve hayallerinizi tanımlayın. Ne tür bir yaşam istediğinizi ve hangi alanlarda başarıya ulaşmak istediğinizi düşünün. Bu, enerji frekanslarınızı hedefe yönlendirmek için önemlidir.

Olumlu Düşünceler ve İnançlar Geliştirin

Olumlu düşünceler ve inançlar, yüksek frekanslı enerji üretmeye yardımcı olur. Kendinize güvenin, başarabileceğinize inanın ve olumsuz düşüncelere kapılmaktan kaçının. Kendinize olan inancınızı güçlendirmek için olumlamalar kullanabilirsiniz.

Negatif Düşüncelerle Başa Çıkma

Negatif düşünceler her zaman kaçınılmazdır, ancak onlara takılıp kalmak zorunda değilsiniz. Negatif düşünceler geldiğinde farkındalık geliştirin ve bunları olumlu düşüncelerle değiştirin. Kendinizi eleştirmeden, kendinizi anlamaya ve affetmeye odaklanın.

Duygularınızı Yönetin

Duygularınız da enerji frekanslarınızı etkiler. Olumsuz duyguların sizi ele geçirmesine izin vermeyin. Stres, öfke veya kırgınlık gibi duygularla başa çıkmak için meditasyon, spor yapmak veya doğa ile zaman geçirmek gibi yöntemler deneyebilirsiniz.

Hayatınızı Çevreleyin

İstediğiniz gerçekliği yaratmak için çevrenizi de ona uygun şekilde düzenleyin. Pozitif, destekleyici ve ilham verici insanlarla zaman geçirin. Negatif etkilerden uzak durun ve kendinizi olumlu enerjilere açın.

Enerji Frekanslarınızı Yükseltmek İçin İpuçları

  • Düzenli olarak meditasyon yapın ve zihninizi sakinleştirin.
  • Olumlu düşünceler geliştirmek için olumlamaları kullanın.
  • Sağlıklı beslenme ve egzersiz yapmaya özen gösterin.
  • Yaratıcılığınızı keşfedin ve hobiler edinin.
  • Sevdiklerinizle zaman geçirin ve onlarla bağlarınızı güçlendirin.

Enerji ve Gerçeklik Arasındaki Sonsuz Bağlantı

Unutmayın, her şey enerjidir ve enerji frekanslarınız gerçekliğinizi belirler. İstediğiniz hayatı yaratmak için enerjinizi doğru yönlendirin ve frekanslarınızı yükseltin. Fiziksel dünyanın ötesinde, düşüncelerinizin gücünü ve gerçeklik yaratmadaki etkisini keşfedin. Hayal gücünüzün sınırı yoktur ve istediğiniz gerçekliği yaratabilirsiniz.

 

03 Nisan 2016

Albert Eınsten’ın Kızına Mektubu

ALBERT EINSTEIN KIZINDAN BU MEKTUBU TOPLUM SÖZLERİNİ KABUL ETMEYE HAZIR OLUNCAYA KADAR SAKLAMASINI İSTEDİ
1980’lerin sonunda ünlü dahinin kızı Lieserl Albert Einstein tarafından yazılan 1400 mektubu Hebrew Üniversitesine bağışladı, içeriklerini onun ölümünden yirmi yıl sonrasına kadar yayınlamamalarını istedi. Bu mektup onlardan biri, Lieserl Einstein’a yazılmış.

Görelilik teorisini önerdiğim zaman, beni çok az insan anladı ve insanlığa aktarılmak için şimdi bildireceğim şey de dünyada yanlış anlama ve önyargı ile karşılaşacak.

Gerekli olduğu sürece mektupları korumanı istiyorum, yıllar, on yıllar boyu, toplum aşağıda açıklayacağım şeyi kabul etmek için yeterince ilerleyinceye kadar.
Son derece güçlü bir kuvvet var ki, şimdiye kadar bilim bunun için resmi bir açıklama bulmadı. Bu, tüm diğerlerini dahil eden ve yöneten bir kuvvettir ve hatta evrende işleyen tüm fenomenlerin arkasındadır ve bizim tarafımızdan henüz tanımlanmamıştır. 

Bu evrensel kuvvet SEVGİdir.

Bilim insanları evrenin birleşik teorisini aradıkları zaman, en güçlü görünmeyen kuvveti unuttular. Sevgi, onu alanı ve vereni aydınlatan Işıktır. Sevgi yerçekimidir, çünkü bazı insanların diğerlerine çekildiklerini hissetmelerini sağlar. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduğumuz en iyi şeyi çoğaltır ve insanlığın kendi kör bencilliğinde yok olmamasını sağlar. Sevgi gözler önüne serilir ve her şeyi ortaya çıkarır. Sevgi için yaşarız ve ölürüz.

Sevgi Tanrıdır ve Tanrı Sevgidir.

Bu kuvvet her şeyi açıklar ve hayata anlam verir. Bu belki sevgiden korktuğumuz için, çok uzun zamandır görmezden geldiğimiz değişkendir, çünkü insanın isteğiyle harekete geçirmeyi öğrenmediği evrendeki tek enerji sevgidir.

Sevgiye görünürlük sağlamak için, en ünlü denklemimde basit bir düzeltme yaptım. 
Eğer E = mc2 yerine, dünyayı iyileştiren enerjinin ışık hızının karesi ile çarpılan sevgi vasıtasıyla elde edilebildiğini kabul edersek, sevginin var olan en güçlü kuvvet olduğu sonucuna ulaşırız, çünkü sevginin sınırları yoktur.

İnsanlığın bize karşı dönen, evrenin diğer güçlerini kullanmaktaki ve kontrol etmekteki başarısızlığından sonra, kendimizi başka türde enerjiyle beslememiz acil bir durumdur.
Türlerimizin hayatta kalmasını istiyorsak, hayatta anlam bulacaksak, dünyayı ve dünyada yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi sadece tek yanıttır.
Belki, gezegeni harap eden nefreti, bencilliği ve açgözlülüğü tamamıyla yok edecek kadar güçlü bir alet, sevgi bombası yapmaya hazır değiliz.

Ama, her birey kendi içinde enerjisi salıverilmeyi bekleyen küçük, ama güçlü bir sevgi üreteci taşır.

Sevgili Lieserl, bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman, sevginin her şeyi fethettiğini, her şeyi aşabildiğini onaylamak zorunda olacağız, çünkü sevgi yaşamın özüdür.

Senin için tüm yaşamım boyunca kalbimde sessizce çarpan şeyi ifade edemediğim için derinden pişmanlık duyuyorum. Belki özür dilemek için çok geç, ama zaman göreli olduğundan, seni sevdiğimi söylemeliyim, nıhai yanıta ulaştığım için sana teşekkür ederim.

Baban,
Albert Einstein

(Çeviri: Saffet Güler)


12 Temmuz 2015

Albert Einstein “İnsan, “Evren” dediğimiz bütünün bir parçasıdır."


1- İnsanoğlu, evren denilen bütünün bir parçasıdır. Uzay ve zamanla sınırlanmış bir parçanın. Kişiliğini, düşüncelerini, duygularını, geri kalandan ayrıymış gibi algılar. Orada söz konusu olan, bilincini etkileyen Bir çeşit optik yanılsamadır. Bizim için, bu yanılsama, bize yakın bazı kişilere karşı olan sevgimiz kadar, kişisel arzularımızı da sınırlayan bir hapis gibidir. Görevimiz, bütün canlıları ve tüm güzelliğiyle doğayı içine Alacak kadar, merhamet çemberimizi genişleterek Bu hapisten kurtulmak olmalıdır. Kimse bu noktaya tam olarak gelemeyebilir ama, Böyle bir amacın peşinden koşmak, içinde yine de, kısmen bir özgürlük ve temelde iç huzuru barındırır. 
 
* * *
 
2- “İnsan, “Evren” dediğimiz bütünün bir parçasıdır. Ve bu parça zaman-uzay düzlemi içinde sınırlıdır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını bütünden ayrı ve bağımsız olarak deneyimler – ve bu deneyim bilincinin bir tür optik yanılsamasıdır. Bu yanılsama bizim için bir tür hapishanedir; bizi kişisel arzularımızla ve bize en yakın bir kaç kişiye karşı gösterdiğimiz sevgi ve şefkatle sınırlandırır. Görevimiz, tüm canlıları ve tüm doğayı güzelliğiyle kucaklamak için şefkat çemberimizi genişleterek kendimizi bu hapishaneden kurtarmak olmalıdır. Kimse bunu tam olarak başaramaz, ancak böyle bir başarı için çabalamak kendi başına özgürlüğün bir parçası ve iç güvenliğin temelidir. "

17 Temmuz 2014

Genç öğrencinin adı Albert Einstein’dır.


Işık ve Karanlık 
Bir üniversite profesörü öğrencilerine şu soruyu sorar:
          “Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?”
Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar:
         “Evet, her şeyi Tanrı yarattı!”
Profesör sorusunun yineler ve öğrenci “Evet efendim.” Diye yanıtlar tekrar.
Profesör devam eder;
        “Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan var olduğuna göre şeytanı da Tanrı yaratmış olur ve çalışmamızda uyguladığımız “Kesinleştirme Prensibi”ne göre de Tanrı şeytandır.”
Öğrenci böyle bir önerme karşısında şaşırır ve yerine oturur. Profesör ise öğrencisine bir kez daha Tanrı’ nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur. Bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve
        “Bir soru sorabilir miyim profesör?” der. Profesör de sorabileceğini söyler. Öğrenci ayağa kalkar;
      “Soğuk var mıdır?” diye sorar.
Profesör;
-          “Nasıl bir soru bu böyle; tabi ki vardır.” Diye yanıtlar. “Sen hiç soğuktan üşümedin mi?”
Öğrenci;
        “Aslında fizik yasalarına göre soğuk yoktur. Yaşamda/realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz. Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde iletiliyorsa onu deneyimler. Örneğin Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur. (Hiç olmadığı seviyedir.) Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir. Soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir.” der ve devam eder; “profesör, karanlık var mıdır?”
Profesör;
          “Tabi ki vardır.”
Öğrenci yanıtlar;
          “Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim. Çünkü karanlık da yoktur. Yaşamda/realitede, karanlık ışığın yokluğudur. Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız. Gerçekte, biz Newton’un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz. Ama karanlığı ölçemeyiz. Bir basit ışık ışını, karanlık bir mekanı aydınlatarak karanlığı kırmış olur, yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekanın/uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? Işığın miktarını ölçersiniz! Bu doğrudur değil mi? Karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer/mekan için kullanılan bir kelimedir. Son olarak öğrenci profesöre gene sorar; “Efendim, şeytan var mıdır?”
Bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte yanıtlar;
          “Tabi ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde görürüz. Şeytan/kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğin bir örneğidir. O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlar da şiddette yer alır. Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey de değildir.” der.
Öğrenci devam eder;
          Şeytan yoktur efendim. Yani kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak Tanrı’nın yokluğudur. O aynen karanlık ve soğuk da olduğu gibi insanın Tanrı’nın yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir. Tanrı şeytanı yaratmadı. Şeytan/kötülük insanın Tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir.”

Profesör yerine oturur. Genç öğrencinin adı Albert  Einstein’dır.


18 Ağustos 2013

Albert Einstein

Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır. 
İfade özgürlüğünü, yasalar tek başına garanti edemez. Herkesin kendi düşüncesini, cezalandırma olmaksızın açıklayabilmesi için toplumda hoşgörü mevcut olmalıdır. 
Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım.

21 Mayıs 2013

Albert Einstein Seçme Sözler

A'yı hayatta başarı olarak tanımlayalım, o zaman A = X + Y + Z' dir; X çalışmaktır, Y oyundur Z ise çenesini tutmayı bilmektir.
    
Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır.
    
Aynı anda hem savaşa hazırlanıp, hem de savaşı önleyemezsiniz.
    
Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.
    
Azim paha biçilmezdir: "Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum."
    
Başarılı bir adam olmak için çalışmayın aksine önemli bir adam olmak için çalışın.
    
Bazı erkekler kadınları anlamaya çalışır, diğerleri kendilerini daha basit konulara adarlar, örneğin görelilik kuramına...
 
Ben gelecek için hiç bir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor.
    
Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim. Ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.
    
Bilgi deneyimden gelir: "Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir."
    
Bilim atom bombasını üretti, fakat asıl kötülük insanların beyinlerinde ve kalplerindedir.
    
Bilim, her günkü düşünmelerimizin saflaşmasından başka bir şey değildir.
    
Bir hatayı iki defa tekrar etmeyen en mükemmel insandır.
    
Bir kum tanesinin sırrını çözmeyi başarsaydık, bütün dünyanın sırrını öğrenmiş olurduk.
    
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
    
Bu dünyada beni birkaç kişi anladı, onlar da yanlış anladı.
    
Bugüne odaklanın: " Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir."
    
Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum.
 
Çok fazla okuyan ve beynini çok az kullanan bir adam, basit düşüncenin tembel alışkanlıkları içinde kalır.
    
Dahiliğin mutlak bir sınırı vardır, aptallığın asla.
    
Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın.
    
Dehanın 10'da 1'i yetenek 10'da 9'u da çalışmaktır.
    
Delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemektir.
    
Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden.
    
Dünyada bir tane dahi çocuk mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler yoktur.
    
Eğer gerçeği açıklamak istiyorsan, zarafeti terziye bırak.
    
Eğer ne yaptığımızı biliyor olsaydık, buna araştırma denmezdi öyle değil mi?
    
Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.
    
En değerli kişiler alçakgönüllü olanlardır.
 
Gelecekte başarılı olacak insanlar, geçmişten çalışarak ulaşmalıdır.
    
Gençliğimizde düşüncelerimizi oluşturan tüm konular sevgiyle ilgilidir, sonraları ise tüm sevgimiz düşüncelerimiz olur.
    
 Genelde insanlığın kaderi, hak ettiği olacaktır.
    
Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir.
    
Gerçeğin bilgisi deneyle başlar, deneyle biter.
    
Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur.
    
Gerçek yalnızca bir ilüzyondur, ama bitmek bilmeyen bir ilüzyon.
    
Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek, Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek, Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.   (Fransız Felsefe Cemiyeti'ne konferansından 6 Nisan 1922.)
 
Günde yüz kez kendime iç ve dış yaşamımın, yaşayan ya da ölü başka insanların emeğine dayandığını hatırlatıyorum; çok derinlere dalmadan günlük yaşamdan biliyoruz ki, bir insan başkaları için vardır.
    
Güzel gençler doğanın eseridir, güzel yaşlılar ise sanatın.
    
Hayat iki şekilde yaşanır: ya hiç mucize yokmuş gibi ya da herşey birer mucizeymiş gibi.
    
Hata yapın: "Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir."
    
Hayal gücü güç verir: "Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir."
    
Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka ekler.
    
Her şeyi olabildiğince sade yapın, ama basit değil
    
Herkesin fikir birliğine vardığı bir akşam, kayıp bir akşamdır.
 
İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.
   
 İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye ulaşamaz.
    
İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, prensipleri ve inançlarıdır.
    
İnsanlar kendileri karşı çıkmadıkça, hiçbir şey savaşları ortadan kaldıramaz.
    
İnsanlığın buluş ruhu, son yüzyılda bize öyle şeyler armağan etti ki; yönetimdeki gelişmeler de teknik gelişmelere ayak uydurabilseydi üzüntüsüz ve mutlu bir yaşama kavuşurduk.
   
 İki şey sonsuzdur; İnsanoğlunun aptallığı ve evren. Fakat ikincisinden emin değilim.
    
Kuantum mekaniği konusunda çok çalışmak gerekir. Ama, içimden bir ses bana bunun her şeyin çözümü olmadığını söylüyor. Bu teoriyle birçok şey açıklanıyor; ama hala O'nun sırrını çözebilmiş değiliz. Ben yine de, O'nun zar atıp kumar oynadığını, hiç mi hiç zannetmiyorum.
 
Matematikçiler, Görelilik Kuramına el attıktan sonra, ben kendi kuramımı tanıyamaz hale geldim.
    
Merakınızın peşinden gidin: "Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım."
    
Neden beni hiç kimse anlamıyor; ama herkes beni seviyor?
    
Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.
    
Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.
    
Propagandayla zehirlenmedikleri sürece kitleler asla savaş düşkünü değildirler.
    
Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım.
    
Sağduyu, onsekizine kadar edindiğimiz önyargılar toplamıdır.
    
Savaş insan toplulukları arasındaki çatışmanın en azgın biçimidir; aynı zamanda en trajik.
    
Sorunlar, onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez.
 
Tabiatta öylesine yüksek bir akıl kendini gösteriyor ki, insanın en ince düşünceleri ve buluşları bu aklın yanında sönük bir gölge gibi kalır.
    
Hayal gücü bilgiden daha önemlidir; çünkü bilgi sınırlıdır.
    
Yanlış yapmayan insan yoktur; insanlık yanlışını kabul ve düzeltmekle olur.
    
Yüksek ruhlar, her zaman sıradan akılların şiddetli muhalefetleriyle karşılaşırlar.
    
Yolculuk etmeyi seviyorum ama varmaktan nefret ederim.
   
 Zorlukların göbeğinde fırsatlar yatıyor.