27 Haziran 2016 Pazartesi

En Yüksek Kulenin Türküsü

Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.

Dayandım nasıl da
Unutamam bir daha artık,
O korkular, kaygılardı
Uçup gitti göklere.
Bir belalı susuzluk
Kabartıyor damarlarımı.

Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.

Bir çayır gibi tıpkı
Unutulmuş bir kıyıda,
Karamukların, günlüklerin
Çiçek açıp büyüdüğü,
O yabanıl uğultusunda
Korkunç pis sineklerin.

Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.


Tesirsiz Parçalar

Bazı geceler zaman, bir yerlerde takılıp kalır.  Bazı şarkılar sadece böyle zamanda dinleyelim diye vardır. Bazı şiirler ancak böyle zamanlarda anlaşılabilir. Bazı hikayelere sadece ve sadece böyle zamanlarda katlanılabilir. Bazı geceler zaman buzdan bir bıçak kadar sert, soğuk ve şeffaftır. Görünmez bir el onu ruhumuzun en hassas noktasına batırır.Yek bir sözle üzülmeler, tek bir sözle sevinmeler...kaygı ve sevgi ve özlem ve sarılma isteği...İlle de o sarılma isteği...Nasıl anlatılır bu? Sana sarılmak istiyorum. Yazınca olmuyor işte, söyleyince de eksik.Ne kadar uzak söylemek hissetmenin. Bazen insan bin küsür kilometre uzaktayken bile o kadar çok sarmak ister ki sonunda sarılır. Korkunç güçlü bir sarılmadır bu üstelik. Sert ve metafizik...Gerçek bir sarılma olmaz belki ama nedir ki zaten gerçek?
Unutur gibi olursun bazen... Bir süre... Ondan önce nasıl akıyorsa öyle akıyor gibi gelir hayat... Bir süre... Başka şeylerle uğraşıp, başka şeylere heyecanlanıp, başka şeylere üzülürsün. Ama bir süre... Oysa hepsi eksiktir. Her neyle meşgulsen tam da onun ortasında geliverir gülüşü aklına... O an aklını kaybedersin... 



Sɑğlık duygusu sɑğlığı, zenginlik duygusu zenginliği doğurur. Siz ne hissediyorsunuz?

Uyku halinde, bilinç ve bilinçaltınız aɾasındaki çatışmalaɾdan kaçının. Yine uyumadan önce, aɾzunuzun geɾçekleştiğini tekɾaɾ tekɾaɾ hayal edin. Huzuɾ içinde uyuyup keyifli uyanın.

Hɑyɑl gücü en büyük yeteneğinizdir. Güzel ve iyi olɑnı hɑyɑl edin. Siz hɑyɑl ettiğiniz kişisiniz.

Düşünceleɾinizi değiştiɾiɾseniz, kadeɾinizi de değiştiɾiɾsiniz!

Zihniniz gevşediğinde ve bir fikri kɑbul ettiğinizde, bilinçɑltınız bu fikri hɑyɑtɑ geçirmek için işe koyulur.
Zihinsel zorlɑmɑ ve ɑşırı çɑbɑ, endişe ve korkuyu göstererek dileklerinizin kɑrşılığını ɑlmɑnızı engeller. Rɑhɑtlık işi çözer.

Olumlama, öyle olduğunu söylemektiɾ. Zihnin bu tutumunu doğɾu kabul ettiğiniz süɾece, bunun aksi yönündeki bütün etkenleɾden bağımsız olaɾak, dilekleɾinizin geɾçekleştiğini göɾüɾsünüz.

Geleneksel yöntemlerden bɑğımsız düşünün ve plɑn yɑpın. Her sorunun bir cevɑbı ve çözümü olduğunu bilin.

Hɑyɑl gücü en büyük yeteneğinizdir. Güzel ve iyi olɑnı hɑyɑl edin. Siz hɑyɑl ettiğiniz kişisiniz.

Bilinçaltı kaɾanlık odanız haɾika yeni fikiɾleɾle doluduɾ; bu yüzden eskileɾin yeɾine yenileɾi koymaktan çekinmemize geɾek yok. Biɾ an önce doğɾu,güzel ve değeɾli şeyleɾi düşünmeye başlayın,etɾafınızda bunlaɾı göɾeceksiniz. Heɾ şey başlangıçta iyi niyetle yaɾatıldı, sizde eylemleɾinizde öyle yapmalısınız. Bunu yapmak size düşünceleɾiniz konusunda yeni ve sağlıklı biɾ bakış açısı kazandıɾacak; bundan sonɾa hiçbiɾ etkiniz olmadığını düşündüğünüz kötü tablolaɾın kuɾbanı olmak zoɾunda kalmayacaksınız.

Kalbinizin atışı, ciğeɾleɾinizin soluk alışı ya da vücudunuzdaki heɾhangi biɾ oɾganın fonksiyonlaɾı ile geɾeğinden fazla ilgilenmeyin. Bilinçaltınıza güvenin ve sık sık ilahi doğɾu eylemin geɾçekleşmekte olduğunu ifade edin.

Arzulɑrınız duɑnızdır. Gözünüzde ɑrzunun gerçekleştiğini cɑnlɑndırın ve gerçekliğini hissedin. Böylece duɑnızın kɑrşılığını ɑlmɑnın keyfini yɑşɑrsınız.

Paɾa kendi başına iyi yada kötü değildiɾ; sizin düşünceniz onun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu beliɾleɾ.

Ne kadaɾ çok paɾaya sahip oluɾsanız olun, tüm yüɾeğinizle istediğiniz biɾ şey vaɾdıɾ: Bu biɾ sağlık soɾunu olabiliɾ, çocuğunuzla ilgili soɾunlaɾ olabiliɾ, evde uyumsuzluk, huzuɾsuzluk yaşayabiliɾsiniz. O anda yoksunsunuz ve yoksulsunuz. Yoksulluğu bilmeyen zenginliği bilmez..
Bilgelik; bilinçaltındaki büyük manevi güçleɾin faɾkında olmak ve mutlu, dolu dolu biɾ yaşam süɾmek için bu güçleɾi nasıl kullanacağını bilmektiɾ.

Bilinçɑltınızɑ hɑngi düşünceleri, inɑnçlɑrı, fikirleri, teorileri, dogmɑlɑrı yɑzɑr, kɑzır yɑ dɑ iletirseniz, bunlɑrı koşullɑrın, durumlɑrın ve olɑylɑrın nesnel göstergeleri olɑrɑk yɑşɑrsınız. İçeriye ne yɑzɑrsɑnız, dışɑrıdɑ onu yɑşɑrsınız.

Replikler...

Gerçek kişiliğimizi yeteneklerimiz değil, yaptığımız seçimler gösterir...Harry Potter ve Sırlar Odası
İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır...Alice Harikalar Diyarında
İki fare kaymak kovasına düşmüş.Birinci fare çabucak pes edip boğulmuş.İkinci fare ise…hiç vazgeçmemiş.O kadar çok çırpınmış ki…o kaymağı tereyağı haline getirmiş…ve yüzeye çıkıp kurtulmuş...Catch me if you can
Eğer kaçamıyorsan ve başkalarına bağımlıysan, gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun...İçimdeki Deniz
Sadece hayatta kalmak önemli değil, asıl önemli olan “insan” kalabilmek..Nineteen Eighty-Four
Apaçık bir gerçek kadar yakalaması zor bir şey yoktur...Sherlock Holmes
Kalbin kırılabilir ya da dünyanın en güzel aşkını yaşayabilirsin. Ama denemediğin sürece, asla bilemeyeceksin...Aşk Çeşmesi
Alışmaktan korktuğun için dokunmaktan vazgeçtiğin insanlar vardır...La fille sur Le pont
Aptalca hayaller peşinde koşmayan bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim...Ölü Ozanlar Derneği
Kim olduğun, ne yaptığının yanında önemsizdir...V for Vendetta
Dünya bir oyun bahçesi, bunu çocuklar biliyor ama biz büyüyünce unutuyoruz...Bay Evet
Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir...Özgürlük Yolu
İçindeyken rüyalar gerçek gibidirler ama uyandığımız da bir gariplik olduğunun farkına varırız...Başlangıç
Hayatlarımızı bazen yakaladığımız fırsatlar belirler. Bazen de kaçırdığımız...Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi
Bazen üzüntüler, gözyaşlarının uzanamayacağı kadar derindedir...Bizi Ayıran Nehir
Herkesin bir zaman makinesi vardır. Bizi geçmişe götürenleri anılarımız, geleceğe götürenleri ise umutlarımızdır...Zaman Makinesi
Bir insan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil...Cehennem Silahı 3
O mükemmel değil. Sen de mükemmel değilsin. Asıl soru birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız...Can Dostum
İnsanlar size kim olduklarını anlatırlar ama inanmayız. Çünkü biz onların, olmasını istediğimiz kişiler olmalarını isteriz...Mad Men-Tv
Sahip olduğun her şeyi kaybetmeden asla özgür olamazsın...Fight Club
Kendin ol. Çünkü hayat, başkası olmak için çok kısa...Step Up 2: The Streets
Bu dünyada insanlar ikiye ayrılır. Boynuna ip geçirilenler ve o ipi geçirenler...The Good, the Bad and the Ugly
Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün...The Shawshank Redemption
Sadece hayallerini gerçekleştirebilen insanlara zengin derim ben...The Portrait of a Lady
Uzunca süre maske takarsan, altındaki kişiliği de unutursun...V for Vendetta
Hayat; nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur...Hitch
Söyleyecek çok şeyi olan bir kadın susuyorsa, sessizliği sağır edici olabilir...Anna And The King
Umut; insanın vazgeçemediği illüzyon. Aynı anda en büyük güç ve en büyük zayıflık kaynağınız...The Matrix Reloaded
Deneyim; insanın başına gelen değil, başına gelenle ne yaptığıdır...A Single Man
Sahip oldukların, sonunda sana sahip oluyor...Fight Club
Kimse sana özgürlük veremez. Kimse sana eşitlik veya adalet veya başka bir şey de veremez. Eğer istersen, sen alırsın...Malcolm X
Donnie : Neden o aptal tavşan kıyafetini giyiyorsun?
Frank : Neden o aptal insan kıyafetini giyiyorsun?..Donnie Darko
Arzu ettiğin şeyler, beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. Bu; hayatın ‘sen bakarken soyunamıyorum’ deme şeklidir...Shutter Island
Kalp atışı durduktan sonra beyin 7 dakika daha çalışır, biliyor muydun? Yani, 6 dakika daha oynayabiliriz!...A Nightmare on Elm Street
papaz: hayatı yok eden bir özgürlük, özgürlük değildir.
ötenazi hakkı isteyen kişi: özgürlüğü yok eden bir hayat, hayat değildir...Mar Adentro
Yeri gelir, hayatınız bir tek delice hareketiniz ile değişebilir...Jake Sully – Avatar
Acaba bir insan yanlış yaptığı şeyden pişmansa hayatında en mutlu olduğu ana geri dönüp orada yaşayabilir mi?..Yeşil Yol
Sakın bana masum olduğunu söyleme çünkü bu benim zekama hakarettir.­..The Godfather
Sürekli konuşmak iletişim kurmak demek değildir...Eternal Sunshine of the Spotless Mind
Hayatta asıl önemli olan; hala yaşıyorken, asla geç olmadığına inanmaktır...The Jacket
Eğer yarın uyanmayacak olsaydın ve ola ki bugün dünyadaki son günün olsaydı bu hayatta yaptıkların için gurur duyar mıydın? Çünkü eğer duymuyorsan doğru yolu bulmaya başlasan iyi olur...Legion
İnsanoğlu çiftlikte yaşadı, sonra şehirlerde yaşadı ve şimdi de internette yaşayacak!..The Social Network
Bir kadın ‘sorun yok’ diyorsa, sorun vardır. Bir kadın ‘sorun var’ diyorsa, büyük bir sorun vardır. Bir kadın‘hiç komik değil’ diyorsa, sakın gülme..! Simpsonlar
Ne kadar hızlı koşarsan koş, asla vicdanından kaçamazsın...Kelebek
Sadece zekanı bir film gibi düşün,durdurabilir,geriye alabilir,ağır çekimde istediğin detayları elde edersin...Kelebek Etkisi
Yaşayan pek çok kişi ölümü hakeder. Ölülerin bazıları da yaşamı. Yaşamı onlara geri verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile sonu göremez...Yüzüklerin Efendisi
Oyun böyle oynanır: Karşı tarafı doğru hamleyi kendisinin yaptığına ikna ederek...Adalet Peşinde
Yedi ölümcül günah vardır: Oburluk, öfke, hırs, kıskançlık, atalet, kibir ve şehvet...Seven (1995)
Kader seni güldürmüyorsa espriyi anlamadın demektir...Shantaram
Bazı insanları çevresi yaratır,bazı insanlar çevresini yaratır...The Departed / Köstebek (2006)
Korku, karanlık tarafa giden yoldur. Korku öfkeye; öfke nefrete; nefret ise acıya yol açar...(Yoda) Star Wars / Yıldız Savaşları

26 Haziran 2016 Pazar

Sonra Yapılacak Tek Şey Var

Sen. Makine başındaki adam ve atölyedeki. Sana yarın su boruları ve vanalar yerine
çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse, yapılacak bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Tezgahı ardındaki kız ve bürodaki kız. Sana yarın bomba doldurmanı ve keskin
nişancı tüfekler için hedef dürbünleri monte etmeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Fabrika sahibi. Sana yarın pudra ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Sana yarın eski yaşama karşı yeni bir ölüm icat
etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Odasındaki ozan. Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Hastası başındaki doktor. Sana yarın savaşa adam yazmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Kürsüdeki din adamı. Sana yarın savaşa dair kutsal sözler söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Vapurdaki kaptan. Sana yarın buğday yerine top ve tank taşımanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Havaalanındaki pilot. Sana yarın kentler üzerine bomba ve fosfor yağdırmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Sana yarın üniformalar dikmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Cübbesi içindeki yargıç. Sana yarın savaş mahkemesine gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. İstasyondaki adam. Sana yarın cephane treni ve kıt'a nakli için kalkış sinyali vermeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Kentin varoşlarındaki adam. Sana yarın gelir de siper kazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Normandiya'daki ana ve Ukranya'daki, sen Frisko ve Londra'daki ana. Sen Hoangho ve Missisippi' deki
ve Hamburg ve Kore ve Oslo'daki ana., bütün toprak parçaları üzerindeki analar, dünyadaki analar, sizden
yarın yeni kırgınlar için hemşireler ve çocuklar doğurmanızı isterlerse, dünyadaki analar, yapacağınız bir tek şey var:
HAYIR deyin!... Analar, HAYIR deyin!...

Çünkü eğer hayır demezseniz, eğer hayır demezseniz analar, sonra, sonra:

Gürültülü vapur dumanlarıyla yüklü liman kentlerinde büyük gemiler inildiye inildiye sessizleşecek, dev mamut
kadavraları gibi su üstünde ölgün ve hantal, su yosunu, deniz bitkileri ve midye kabuklarıyla kaplı, önceleri
öyle ipildeyip çınlayan gövdesi mezarlık ve çürümüş balık kokusuyla yüklü, yıpranmış, hasta ve ölü gövdesi
rıhtım duvarlarına karşı, ölü ve yalnız rıhtım duvarlarına karşı yalpalanacak.

Tramvaylar beyinsiz, ışıltısız, cam gözlü kafesler gibi yamru yumru olacak. Çürümüş hangarların arkasında, büyük
çukurlar açılmış yitik caddelerde raylar öylece duracak.

Çamur grisi, pelteleşmiş, kurşuni bir sessizlik dönenecek ortalığı, her şeyi unutarak, büyüyecek okullarda ve üniversitelerde
ve tiyatro salonlarında büyüyecek, stadyumlarda ve çocuk parklarında, korkunç ve hırslı kesintisiz bir sessizlik büyüyecek.

Güneşli taze bağlar yıkık yamaçlarda çürüyecek, kuraklaşan toprakta kuruyacak, pirinç ve patates ekilmeyen tarlalarda
donacak ve sığırlar katılaşmış bacaklarını devrilmiş iskemleler gibi dikecek gökyüzüne.

Enstitülerde büyük doktorların dahi buluşları asitlenecek, çürüyüp, mantarsı küfle kaplanacak.

Mutfaklarda, hücre odalarda ve kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda son torba un, son kase çilek, kabak
ve diğerleri bozulup gidecek, ekmek ters çevrilmiş masaların altında, parça parça olmuş tabakların üstünde yemyeşil kesilecek,
ortalığa yayılan yağ arap sabunu gibi kokacak, tarlalarda buğday paslanmış karasabanların yanına düşüp kalacak, yok edilmiş
bir ordu gibi ve tüten tuğla bacalar, demirci ocakları ve yıkık fabrika bacaları sonsuz çimle kaplanarak ufalanacak, ufalanacak,
ufalanacak.

Sonra son insan dökülüp parçalanmış barsaklarıyla ve kirlenmiş ciğerleriyle zehir gibi kızaran güneşin altında yalnız ve yanıtsız
ve yalpalayan yıldızların altında bir yanılgı gibi ordan oraya dolaşacak, o kocaman beton yığınları, tenha kentlerin soğuk putları
ve gözden kaçması olanaksız toplu mezarlar arasında yalnız, son insan, kupkuru, delirmiş, allaha küfrederek, yakınarak o korkunç
soruyu soracak : NEDEN? Bu ses bozkır derinliğinde yiterek duyulmaz bir hale gelecek, yıkıntılar üzerinde esecek, çatlaklar
arasından akacak, bu ses, ibadethane enkazları içinde ve sığınaklara çarparak şaklayacak, kan birikintileri üzerine düşecek,
duyulmayacak, yanıtlanmayacak, son insan-hayvanın son hayvanca bağırışı.

Tüm bunlar olacak, yarın, yarın belki, belki hemen bu gece, belki bu gece, eğer-eğer-eğer siz.
HAYIR demezseniz!...


23 Haziran 2016 Perşembe

Yaşar Nuri Öztürk'ün ANISINA Saygıyla...

IŞIKLAR İÇİNDE UYU GÜZEL İNSAN...
Laiklik, sadece devletin dinden, dinin de devletten elini çekmesini sağlamıyor, din sınıfının dini yaşamak isteyen kitlelere tasallutunu da önlüyor. Bu açıdan bakıldığında laiklik dine en büyük hizmetin kurumudur. Ve laiklik, dindarların âdeta huzur ve mutluluk gemisidir. Dinci sömürücüler laikliğe, esas bu ikinci anlamı yüzünden düşmandırlar. Çünkü onların kitleler üzerindeki şeytani hegemonyalarını kıran, laikliğin bu ikinci anlamıdır. Bu anlam, din bezigânlarının korkulu rüyalarının ve saltanatlarını yitirme kaygılarının esas sebebidir. 


21 Haziran 2016 Salı

Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir.



İnsan, İnsan olmadığı sürece, insanlar insan gibi yaşayamaz...
*
Umutsuzluk susar..Kaldı ki susmak bile,eğer gözler konuşuyorsa bir anlam taşır... 
*
Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir...
*
Önemli bir bilimsel doğruyu bulan Galilei, yaşamını tehlikeye soktuğu anda bulgusunu kolaylıkla yalanlamıştır. Bir anlamda iyi de yaptı. Bu doğru diri diri yakılmaya değmezdi. Dünya mı güneşin çevresinde döner yoksa güneş mi dünyanın çevresinde döner, hiç önemli değil bu. Ne olursa olsun bu önemsiz bir sorundur. Buna karşılık yaşamın yaşanmaya değmediğini düşünerek ölen birçok insan gördüm...
*
İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu... 
*
Laf yetiştirmekte çok başarılı kişiler,
kendini yetiştirmede çok başarısızdır... 
*
Aşkın öldürdüğü de olur , hem de kendinden başka hiçbir gerekçe olmaksızın.. Birini sevmenin başkalarını öldürmek olduğu bir sınırı bile vardır.. Bir bakıma aşk , kişisel ve mutlak suçluluk olmadan olmaz.. ama bu suçluluk yalnızdır.. Aklın tanıklığından yoksun , ağır bir yüktür..
İnsan seviyorsa , yalnızca karar vermesi ve gerçek aşkın pek sonucuna yapayalnız karşılık vermesi gerekir.. Bu serüven dolu yalnızlığı , insan isteksiz bir kalbe ve ahlaka yeğler.. İnsan kendinden korkar ve kendisi için korkar.. Durumunu reddederek , kendini esirgemek ister.. Başlıca kaygısı , suçluluğunun ağırlığını biraz dindirecek bir gerekçe aramaktır.. Madem ki suçlu olmak gerekiyor , en azından , yalnız kalmasın..


Aşktaki ölçüsüzlük azizlere özgüdür , gerçekten istenen tek şeydir.. Toplumlar , nefrette ürettikleri ölçüsüzlüğün dışında bir ölçüsüzlüğü asla üretemediler.. Bu nedenle , onlara uzlaşmaz bir ölçü salık vermek gerek.. Ölçüsüzlük , çılgınlık , uçurum , bunlar bazıları için , belli edilmemesi , ya da olsa olsa , yalnızca zihinde yaratılması gereken , gizler ve tehlikelerdir..
İşte bu nedenle şiir sonsuz besindir.. Gizlerin gözetimini ona emanet etmek gerekir.. Herkese ait olan bir dilde yazan bize gelince , iki bilgelik olduğunu bilmek ve bazen , en yüksek düzeydeki bilgeliklerden birini bilmezden geliyormuş gibi yapmak zorundayız... 

*
Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle -yani yoklukla- sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim, aldım-verdim, benim-senin kavgasının anlamı?... 
*
İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu...
*
Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız... 

14 Haziran 2016 Salı

Her şey enerjidir...

Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. İstediğin gerçekliğin frekansına uyumlandığında; bu gerçekliği yaşamaktan başka bir şey gelmez elinden. Başka yolu yoktur. Bu bir felsefe değil fiziktir.


Motosiklet Günlüğü...

 
Doğum Günün Kutlu Olsun! Che Guevara

Bu film dünyanın en bilinen isimlerinden biri olan Che Guevara’ nın gençlik yıllarında arkadaşıyla yaptığı uzun bir yolculuğu konu alıyor. Bu film birçok insanın hayatını değiştirmiş Che Guevara’ nın filmi değil. Bu film tıp öğrencisi olan Ernesto Guevara de la Serna’ nın nasıl yollardan geçerek devrimci bir lider olduğunun filmidir. Bir nevi Ernesto’ nun kendi içinde yaşadığı devrimin filmidir.




‘İndirilen din’ ve ‘uydurulan din’


Başlık, İslam düşünür ve aksiyoneri İbn Teymiye’nin ‘münzel din ve müevvel-mübeddel din’ deyimlerinin bugünkü dile aktarılmış şeklidir. Kelimelere bağlı kalırsak, deyimin tam karşılığı şu olur: ‘Allah tarafından vahyedilen din, insanların tevil ve uydurmalarıyla oluşmuş din.’ Kısacası, gerçek din ve sahte din.
İbn Teymiye’nin savaşı, Allah’ın tekelinde olan yaradılış dininin, hurafelerini Allah’a ve peygambere fatura eden birtakım sapık veya hesapçı zümreler tarafından yozlaştırılması ve bir tür örtülü putperestlik haline getirilmesine karşı olmuştur. Kutsalın sömürülmesine en uygun zemin olan tasavvufa çok ağır ithamlar yöneltmesi de bundandır. Ancak şunu unutamayız:
İbn Teymiye, bir tasavvuf düşmanı değildir, tarikatlar tasavvufuna düşmandır.
Daha doğru bir ifadeyle, tasavvuf adı altında türbeperestlik, şeyhperestlik yapanlara karşıdır. Tasavvuf tarihinin ‘önder’ diye andığı Bağdatlı Cüneyd (ölm. 298/910) ve ekolünce temsil edilen ruhsal hayat anlayışını takdir etmiştir. Ona göre, tasavvuf, Kur’an’a dayandığında Allah dostu, Kur’an’dan koparıldığında şeytan dostu yetiştiren nazik bir kurumdur. Bu nazik kurumu, indirilen dinin kaynağı Kur’an’daki boyutlarıyla korumak, Kur’an dininin selameti bakımından çok hayatî bir önem taşır.
Dinin kurucusu ve koyucusu Allah’tır. Peygamberler kurucu değil, tebliğ edici, tanıtıcıdırlar. Din gönderme, din adına emir ve yasaklar belirleme, kısaca, dinde hüküm Allah’ındır. Kur’an burada tam bir tekelden bahseder. Bu tekele şöyle veya böyle, şu veya bu gerekçeyle burnunu sokan, Allah’a ortak koşmuş yani şirke batmış olur. Bu noktada şu ilkenin altı doğrudan ve dolaylı, defalarca çizilir:
“Saf, temiz ve erdirici din Allah’ın tekelindedir.” (Zümer, 3)
Buna bağlı olarak, haram kılma yetkisi de Allah’ın faaliyetlerinden biri olarak ilan edilir. Peygamberlerin bile bir şeyi haram ilan etme yetkileri yoktur. (Tahrîm, 1; En’am, 119, 140; A’raf, 32; Mâide, 87) Haram ilan etme yetkisini kullanmaya kalkmak da Yaratıcı din koyucu kuvveti ikileştirir, din adı altında şirke götürür. Varlık ve oluşta esas olan mubahlık yani serbestliktir. Bu yaradılış kuralına istisna getirmek, yani bazı şeyleri haram ilan etmek, sadece Allah’ın elindedir ve bunu benimseyip yaşatmak tevhidin gereğidir.

DİNDE VAHYÎLİK İLKESİ
Dinin içeriği ve çerçevesi vahiy tarafından belirlenecektir. Ben buna ‘Kur’an dininin vahyîlik ilkesi’ diyorum. İslam’da bu belirlemeyi, ilahî kelam adını taşıyan Kur’an yapar. Kur’an, Yaratıcı Kudret tarafından din adına insanlığa ulaştırılan mesajların toplamıdır. Bu mesajlar, zaman tarafından aşındırılamıyacak bir içerik ve tertiptedir. Onlarda zamana yenik düşecek, değişmeye cevap veremeyecek düzenlemeler yoktur. Onlar evrensel ilkelerdir.
Zamanüstülüğün insana dayalı faaliyetinin adına, Kur’an düşüncesinde içtihat denir. İçtihat, Kur’an’ın hayat damarlarından biridir.
İndirilen dine bağlı iman adamının her devirde bir numaralı işi, indirilen dinin kaynağı olan Kur’an denetiminde, uydurulan din kalıntılarını temizlemek olmuştur. Bu yapılmazsa uydurulmuş din, indirilmiş dini örter ve kitle, Allah’ın dini adı altında geçmiş asırların eskimiş kabullerine teslim olmak gibi bir talihsizliğe itilir.
Ne acı kaderdir ki uydurma dini sömürmede din yobazıyla dinsizlik yobazı, esrarlı bir paralellik içindedir. İkisinin de saltanatı, uydurulmuş dinin canlı tutulmasına bağlıdır. İndirilen din, ikisine de yaramaz. Çünkü ikisinin de referansları uydurulmuş dine çıkar. Biri “Din budur” diye saldırırken uydurma dine sığınacak, ötekisi hesaplarına çarpanları cehennemlik ilan etmek için uydurma dine sarılacaktır. Kısacası, sermaye aynı, sermayenin kullanımı farklıdır.



Şef Seattle'ın Mektubu

 Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir.
Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir.
Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.
Şef Seattle her ne söylerse, Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne inandığı ölçüde inanabilir.
Washington'daki büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığını biliyoruz. Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.
Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kuru yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.
Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.
Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.
Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz, öldükten sonra yıldızlar alemine göç ettiği zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz. Çünkü Kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır.
Washington'daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor.
Bu bizim için büyük bir fedakarlık olur. Büyük Beyaz Reis, bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz Kızılderililerin ise onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz.
Ama yine de bunun kolay olmayacağını itiraf ederim.Çünkü bu topraklar bizim için kutsaldır.
Nehirlerin ve ırmakların suyu, bizim için sadece akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda.
Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek.
Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize ?
Biliyorum beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur.
Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz.
Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama, benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların, ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne değeri olur ?
 
Bir Kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz Kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava ? Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı ?
Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlardık buffalo'ları.
Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.
Şu gerçeği iyi biliyoruz:
Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki herşey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.
Bildiğimiz bir gerçek daha var:
Sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz.
Ama hepimizi yaratan Tanrı için Kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve Kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır.
Beyaz adamı bu topraklara getiren ve Kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı Buffalo'ların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.
Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş.
İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.
Gündüz ve gece bir arada olamaz.
Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız.
Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Bu geniş topraklara yerleşmiş ve mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz, daha önce bizden daha güçlü ve daha umut dolu yaşamış insanlarımızın mezarları başında yas tutacaklar. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez.
Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son Kızılderili yok olup, kabilemin hatıraları Beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.
Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen işsiz bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir
zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır. Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir. Ölü mü dedim?
... ! Ölüm diye bir şey yoktur ki, sadece dünya değiştirir insan.

Şef Seattle, 1854

3 Haziran 2016 Cuma

Nazım Hikmet'in 53. ölüm yıldönümü ANISINA...

HİÇBİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR
Topraktan ateşten ve denizden doğanların en mükemmeli doğacak bizden... ....................................... ....................................... ....................................... ve insanlar ellerini korkmadan düşünmeden birbirlerinin ellerine bırakarak yıldızlara bakarak: - "Yaşamak ne güzel şey!" diyecekler; bir insan gözü gibi derin bir salkım üzüm gibi serin bir ferah bir rahat bir işitilmemiş şarkı söyliyecekler... Hiçbir ağaç böyle harikulâde bir yemiş vermemiş olacaktır Ve en vadedici bir yaz gecesi bile böyle sesler böyle inanılmaz renklerle sabaha ermemiş olacaktır. Topraktan ateşten ve denizden doğanların en mükemmeli doğacak bizden...


2 Haziran 2016 Perşembe

İncitme Gönül

 
Çiçeklerle hoş geçin,balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için,dalı incitme gönül..
Başın olsada yüksek,gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek,yolu incitme gönül...
Mevla verince azma,geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma,külü incitme gönül..
Dokunur gayretine,karışma hikmetine
Sahibi hürmetine,kulu incitme gönül..
Sevmekten geri kalma,yapan ol,yıkan olma
Sevene diken olma,gülü incitme gönül..
Konuşmak bize mahsus,olsada bir güzel süs,
Ya hayır de,ya da sus,dili incitme gönül....



Mutlu olmak için...

Tam anlamıyla mutlu olmak için gereken tek şey içinde bulunduğumuz anı, geçmişteki diğer anlarla karşılaştırmaktan vazgeçmektir.

 

Sosyalizm ve İnsan


Ondokuzuncu yüzyılın insanına karşı tepkimiz bizim yirminci yüzyılın kokuşmuşluğu içine saplanıp kalmamıza sebep oldu; bu düzeltilemeyecek bir yanlış değildir, fakat revizyonizme açık kapı bırakmamak için bunun üstesinden gelmemiz gereklidir.

Büyük kitleler gelişmelerini sürdürüyorlar; yeni düşünceler toplum içinde güç kazanmaya devam ediyor; toplumun tüm üyelerinin tam olarak gelişimi için maddi olanaklar bulunması, görevimizi daha da verimli kılıyor. Şimdi mücadele zamanıdır; gelecek bizimdir.

Özetleyecek olursak, sanatçılarımızın ve aydınlarımızın yanlışı onların en başta gelen kusurlarından doğar; bunlar gerçek devrimciler değillerdir. Kara-ağaçları armut verecek şekilde aşılayabiliriz, fakat aynı zamanda armut ağaçları da yetiştirmeliyiz. Bu büyük kusuru taşımayacak olan yeni nesiller gelecektir. Kültür alanının ve kendini ifade etme olanaklarının genişlediği ölçüde, büyük sanatçıların ortaya çıkması olasılığı da büyük olacaktır.

Görevimiz şimdiki kuşağı, kendi çelişkileri yüzünden birbirinden kopup yozlaşmaktan ve yeni kuşakları da yozlaştırmaktan korumaktır. Ne “özgürlük”ten yararlanan fakat resmi görüşleri körükörüne kabul eden hizmetkârlar ne de devlet hesabına yaşayan okul öğrencileri yetiştirmeliyiz. Şimdiden, halkın gerçek sesiyle yeni insanın türküsünü söyleyecek olan devrimciler yaratılıyor. Fakat bu zaman alacak bir süreçtir.

Toplumumuzda gençlik ve parti önemli bir rol oynamaktadır.

Gençlik özellikle önemlidir çünkü eski yanlışların hiçbirini taşımayan yeni insanın oluşturulacağı, işlenmesi kolay bir kildir. Gençlik bizim isteklerimize uygun olarak yetiştirilir. Eğitimi giderek daha tam yapılır, başlangıçtan beri gençliğin işgücüne katılmasını da unutmayız. Okul öğrencilerimiz, eğitimleri sırasında ya da tatillerinde bedeni çalışmalar yaparlar. Çalışma bazı hallerde bir ödül, diğer bazı hallerde ise bir eğitim aracıdır, fakat hiçbir zaman ceza değildir. Yeni bir kuşak doğmaktadır.

Parti öncü örgüttür. En iyi işçilerin partiye kabulü, diğer işçiler tarafından önerilir. Parti azınlıktadır, fakat kadrolarının niteliği nedeniyle büyük bir otoriteye sahiptir. Dileğimiz partimizin bir kitle partisi halini almasıdır, fakat bu ancak kitleler öncünün düzeyine eriştiğinde yani komünizm için eğitildiklerinde mümkün olacaktır.

Çalışmalarımız sürekli olarak bu eğitimi amaçlar. Parti canlı bir örnektir; kadroları sıkı çalışmanın ve fedakârlığın öğreticileri olmalıdır. Kadrolar, eylemleriyle, kitlelere sosyalizmin kuruluşunun güçlüklerine, sınıf düşmanlarına, geçmişin hastalıklarına ve emperyalizme karşı yıllar süren amansız bir mücadele gerektiren devrimci görevin tamamlanmasında öncülük etmelidirler.

Şimdi, tarihi yapan kitlelerin bireysel lideri olarak insanın, insan kişiliğinin oynadığı rolü açıklamak istiyorum.

Burada anlattığım bizim deneyimizdir; yoksa izlenmesini önerdiğimiz bir yol değildir.

Fidel ilk yıllarda devrime itici gücünü kazandırdı, devrimin liderliğini yaptı. Şimdi de devrimi güçlendirmeyi sürdürüyor; fakat aynı yolda seçkin önderler olacak şekilde gelişen iyi bir grup da var, yine liderlerini izleyen büyük bir kitle de var, çünkü liderlerine inanırlar, inanmalarının nedeni liderlerinin onların isteklerini dile getirebilmesidir.

Sorun bir kişinin kaç kilo et yiyebileceği, yılda kaç kez plaja gidebileceği ya da aldığı ücretle dışarıdan ne kadar süs eşyası getirtebileceği değildir. Gerçekte gerekli olan, bireyin kendini daha mükemmel hissetmesi, daha büyük bir iç zenginliğine sahip olması ve daha büyük bir sorumluluk taşımasıdır.

Ülkemizde birey, içinde yaşadığı dönemin fedakârlık dönemi olduğunu bilir; feragata alışıktır. Fedakârlık ilk kez Sierra Maestra’da ve daha sonra savaşılan her yerde öğrenildi; sonra da bütün Küba onu öğrendi. Küba, Amerika’nın öncüsüdür ve öncü görevi yaptığı için, Latin Amerika halklarına tam özgürlüğün yolunu gösterdiği için fedakârlık yapmak zorundadır.

Ülkede, önderlik öncü rolünü de yüklenmelidir ve kişinin kendini tümüyle adadığı ve hiçbir maddi ödül beklemediği gerçek bir devrimde, devrimci öncülük görevinin, aynı zamanda hem şerefli hem de kahredici olduğu büyük bir içtenlikle söylenebilir.

Okuyucuya acayip gelse de, gerçek devrimciyi harekete getirenin büyük bir aşk olduğunu söyleyebilirim. Bu nitelikten yoksun büyük bir devrimci düşünülemez. Bir önderin karşılaştığı en karmaşık durumlardan biri, tutkularıyla soğukkanlılığını birleştirmek zorunda oluşu ve kılı kıpırdamaksızın en zor kararları alabilmesidir. Öncü devrimcilerimiz, bu halk sevgisini yüceltmeli ve bu en kutsal davayı tek ve bölünmez hale getirmelidirler. Onlar, günlük duyguların ufak kırpıntılarıyla sıradan insanların sevgilerinin düzeyine inemezler.

Devrimin önderlerinin yeni yürümeye başlayan, babalarının adlarını bile öğrenemeyen çocukları, devrimin tamamlanması için hayatlarındaki genel fedakârlıkların bir parçası olarak ayrı kalmak zorunda oldukları kanları vardır; arkadaş çevreleri kesinlikle devrimci yoldaşlarının sayısıyla sınırlıdır. Onlar için devrimin dışında başka bir hayat yoktur.

Bu koşullarda, kişi, büyük bir insanlık sevgisine ve aşırı dogmatizm ve soğuk bir skolastisizme düşmemek, kitlelerden kopmamak için güçlü bir adalet ve gerçekçilik duygusuna sahip olmalıdır. Bu insanlık sevgisinin günlük bir işe, örnek olacak eylemlere, harekete geçirici bir güce dönüşmesi için hergün çaba göstermeliyiz.

Devrimin ideolojik itici gücü olan devrimci, sosyalizmin kuruluşunun dünya ölçüsünde tamamlanmasına kadar ancak ölümüyle bitecek olan kesintisiz çalışması içinde tükenir gider. En âcil görevler yerel ölçüde tamamlandığında devrimci çabalarını yavaşlatır ya da proletarya enternasyonalizmini unutursa, önderlik yaptığı devrim, esinlendirici bir güç olmaktan çıkar ve devrimci amansız düşmanımız olan emperyalizmin çok iyi yararlanacağı rahat bir uyuşukluğa düşer. Proletarya enternasyonalizmi hem bir görev hem de devrimci bir zorunluluktur. Biz halkımızı böyle eğitiyoruz.

Elbette ki şimdiki durumda, bazı tehlikeler vardır, bunlar yalnız dogmatizmin yada büyük görevin ortasında iken halkla olan bağların gevşemesinin yarattığı tehlikeler değildir. Zayıflık tehlikesi de vardır. Eğer bir insan bütün hayatını devrime adamak istiyorsa, bazı şeylerden yoksun olduğu, yada çocuğunun ayakkabılarının eskidiği yahut da ailesinin bazı ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi endişeleri olmamalıdır, yoksa zihnini gelecekteki yozlaşmanın tohumlarının etkisine açık tutan bir düşünce yapısına sahibolur.

Bizim durumumuzda ortalama insanın çocuğunun sahibolduğu şeylere bizim çocuğumuzun da sahibolmasıyla ve ortalama insanın çocuğunun yoksun olduğu şeylerden bizim çocuğumuzun da yoksun olmasıyla yetiniriz, ailelerimiz de bunu anlamak ve bu düzeyde kalmaya çalışmak zorundadır. Devrimi insanlar yapar, fakat insan devrimci ruhunu günden güne çelikleştirmelidir.

Böylelikle ilerliyebiliriz. Bu muazzam kervanın başında -söylemekten ne korkarız, ne de utanırız- Fidel gelir. Ondan sonra partinin en iyi kadroları, onların hemen arkasından da büyük güçlerini duyacağımız kadar yakından bizi tümüyle halk izler; bu sağlam kitle, ortak amaca doğru yürüyen, ne yapılması gerektiğinin bilincine varmış olan bireylerden, yoksulluktan kurtulup özgürlüğe kavuşmak için mücadele eden insanlardan oluşur.

Bu büyük kalabalık örgütleniyor; programının açıklığı örgütlenme ihtiyacının bilincinde olduğunu gösteriyor. Artık bu kitle dağınık, elbombası parçaları gibi uzayda binlerce parçaya bölünmüş, ne pahasına olursa olsun belirsiz bir geleceğe karşı korunmaya çabalayan, yoldaşlarıyla birlikte umutsuz bir mücadele içinde çırpman bir güç değildir.

Önümüzde fedakârlıklar bulunduğunu ve öncü ulus olarak kahramanca eylemimizin bedelini ödememiz gerektiğini biliyoruz. Biz önderler, Amerika’nın başı olan bir halkın başında olduğumuzu söylemeyi haketmenin bedelini ödemek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Her birimiz, karşılığında görevini yapmış olmanın hazzına ulaşacağımızın, ufukta güçlükle seçilen yeni insanın görüntüsüne doğru birlikte ilerleyeceğimizin bilincinde olarak fedakârlık payımızı yerine getirmek zorunda olduğumuzu biliyoruz.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim:

Biz sosyalistler daha mükemmel olduğumuz için daha özgürüz, daha özgür olduğumuz için daha mükemmeliz.

Tam özgürlüğümüzün iskeleti şimdiden kurulmuştur. Eksik olan eti ve elbiseleridir. Onları da yaratacağız.

Özgürlüğümüz ve onun günü gününe sürdürülmesi kanla ve fedakârlıklarla ödenmiştir.

Fedakârlığımız bilinçlidir; yarattığımız özgürlüğün bedelidir.

Yol uzundur ve bir kısmı hiç bilinmemektedir. Gücümüzün sınırım biliyoruz. Biz, kendimiz, yirmibirinci yüzyılın insanını yaratacağız.

Günlük eylem içinde, yeni bir teknolojiye sahip yeni insanı yaratırken kendimizi çelikleştireceğiz.

Kişilik, halkın en yüksek erdemlerini ve isteklerini temsil ettiği ve yoldan ayrılmadığı sürece, kitlelerin harekete geçirilmesinde ve yönetilmesinde rol oynar.

Yolu açan öncü grup, iyilerin en iyisi olan partidir.

İşlediğimiz temel hammadde gençliktir. Umudumuzu gençliğe bağlıyor ve onu elimizden bayrağı almaya hazırlıyoruz.

Eğer bu anlaşılmaz mektup, bir şeyleri açıklayabiliyorsa amacına erişmiş demektir. Sözlerime el sıkışma kadar alışılmış olan selamımızla son veriyorum: Ya özgür vatan, ya ölüm.


Uzun Beyaz Bulut Gelibolu







Benim arzum, bu milletin çektiği çilelerin, Çanakkale´de pek çetin şartlar altında geçen bu muharebelerin gelecekteki Türk gençliğine ibret olmasıdır. Yoksa yazık olur! Çok yazık olur...
*
Bilinç ki, farkına vardırır; bilinç ki, anımsatır; bilinç ki, acıtır...
*
Özgürlük temiz hava gibidir. Herkese, her zaman gereklidir...


Hakikat...







Günün adamı olmaya çalışma, hakikatin adamı olmaya çalış. Çünkü gün değişir, hakikat değişmez.



Orhan Veli Kanık

Tarihin beğenerek andığı insanlar, daima dönüm noktalarında bulunanlardır. Onlar bir ananeyi yıkıp yeni bir anane kurarlar...

Melih Cevdet Anday

Geri bırakılmış halkın beğeni düzeyine seslenmek halkçılık değil, yeteneksizliğin örtbas edilmesidir...


Madem ki insansın…


Madem ki insansın…Madem ki duyuyor, düşünüyor ve seziyorsun…
Büyük hakikati bulmak için gönlünü ve idrakini yoracaksın.
Duyduklarını ve bulduklarını söyleyeceksin.
Sen söyleyemezsen, ruhunun vasıl olduğu sırları
şiirlere, sazlara ve semalara söyleteceksin.
Bütün bunlarla dahi söylenemeyecek ölçüde büyük sırlara erdiğin zamansa;
işte o zaman susacaksın.


Gönül...

Bin kapıdan,yüzbin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin demiştir Hz.Ali

O küçücük gönülde tüm kainatın bilgisi ve sırrı saklıdır. Gönül Âlemlerin Rabb'ine açılan bir Işık yoludur. Çünkü şah damarından daha yakın olan,aynı zamanda "benimle kulum arasına kimse giremez" diyendir. Rabb'i ile kul arasındaki Işık yolu gönüldür. Kendi gönlüne girebilen tüm gönüllere girer.Çünkü gönüller bir olandır. Birlik gönüldedir., farklılık ve çeşitlilik suretlerde. Gönül bir nokta gibi insanın kalbine yani gönlüne yerleşmiştir. Gönül Rabb'in evidir.


Ruh...




Biz ruhun bütün yaratıklara verilmiş olduğuna,
her canlının,kendisi bunun bilincinde olmasa bile, bir ruha sahip olduğuna inanırız.
Ağaç, şelale, boz ayı, her biri cisimlenmiş bir ruhtur ve her biri saygıya layıktır.

 
Ohiyesa, Sioux Kabilesi






Bilim ve sanat



Bilim ve sanat bir kuşun kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. 'Tavuk toplum', önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.