marcus aurelius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marcus aurelius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2021

Marcus Aurelius - Kendime Düşünceler

  Kendime Düşünceler Ta Eis Eauton 

 Roma İmparatorlarının en büyüklerinden biri olan Marcus Aurelius aynı zamanda önemli bir filozoftu. Hiç kuşkusuz tarih boyunca gelmiş geçmiş en büyük hükümdar filozoflardan biriydi.

Kendime Düşünceler kimileri tarafından Eskiçağ’ın en önemli felsefi metinlerinden biri ve Epiktetos ile Epikuros gibi filozofların etkilerini taşımasına rağmen özgün bir eser olarak kabul edilir.


Kendime Düşünceler’de imparator sadece kendi siyasi görüşlerini değil, zamanlar ötesinde bir evrenselliğe sahip her zaman aynı berraklıkla okunabilecek bir felsefenin hayata bakışını da yansıtmaktadır.


Kendime Düşünceler dünyanın bütün sorumluluğunu omuzlarına almış bir adamın hatıratı, kendi kendine yaptığı telkinlerin bir toplaması gibidir. Ve ünlü imparatorun öğütleri aslında evrensel bir ders olarak da okunabilir.


“Bir insan bile bile gerçeği görememezlik edemez.“


“Kendi amaçlarınla ilgilen, diğer insanlarla değil. Yaşadıklarını evrenin doğası öyle istediği için yaşıyorsun.“


“Kendi içini kaz. Çünkü iyilik içinde, sen kazdıkça o fışkıracak.“ “insanları sevmeyen birine, onun insanlara davrandığı gibi davranma.“


13 Haziran 2021

Irvin D. Yalom - Günübirlik Hayatlar

 Pegasus Yayınları Günübirlik Hayatlar - Irvin D. Yalom Fiyatı, Yorumları -  Trendyol
Gerçek Psikoterapi Öyküleri Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, “Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok,” diye yazmış. İşte ünlü psikiyatr Irvin Yalom da bu sonsuz varoluşun küçük bir parçasını işgal eden günübirlik hayatları, yani bizi yazıyor… Yalom yıllarca üzerinde çalıştığı bu kısa hikâyelerde hastalarının mücadelelerini konu ettiği kadar kendi sarsıntılarını da anlatıyor ve iki önemli sorunun üzerine gidiyor: Kısa da olsa nasıl anlamlı bir yaşam sürüp her günün tadına varabiliriz? Ve kaçınılmaz son olan ölüm gerçekten ne ifade ediyor? Öfke sorunu yaşayan bir kadın, her istediğine sahip ancak bir türlü mutlu olmayı bilmeyen bir iş adamı, insanın bu dünyadaki konumu üzerine düşünen ve bir yandan da kendi acısıyla başa çıkmaya çalışan yeni mezun bir psikolog… Irvin Yalom’un gerçek psikoterapi seanslarından derlediği bu hikâyeler, zorlukları ve tatlı anlarıyla yaşamı bir bütün olarak kabullenmeyi öğretirken aynı sayfaya her baktığınızda farklı şeyler görebileceğiniz bir başucu kitabı olduğunu kanıtlıyor. 
 
 
“Hepimiz bu hayatta bizi anlayacak birilerine ihtiyaç duyuyoruz, ancak öncesinde farkına varmamız gereken birçok şey var. Günübirlik Hayatlar kendimizi, insanları ve dünyayı anlamamız için bize lekesiz bir ayna tutuyor.” George Vaillant, Harvard Üniversitesi Psikiyatri Profesörü 
 
“Bu kitabı okumak, kendi zihninizi önünüze koyup sayfalarını çevirmek gibi… En derinlerde sakladığımız soruları öyle delici bir güçle bulup çıkarıyor ki!” Steven Pinker, Psikolog ve Yazar 
 
“İnsan olmanın ne anlama geldiği sorusuna ışık tutan, maddi ve manevi güçlüklerle dolu bu yolda bize ihtiyaç duyduğumuz yardım elini uzatan hikâyeler…” Daniel Menaker, Yazar 
 
“Bilge bir terapistin kaleminden çıkan dokunaklı ve hepimizi ilgilendiren gerçek deneyimler… Irvin Yalom’dan öğrenecek çok şey var.” Abraham Verghese, Tıp Doktoru 
 
“Irvin Yalom’a hayran olmamak elde değil. İnsanlığın kederini ve neşesini usta bir romancı gibi işlerken hayatlarımızdaki küçük detayların önemini fark etmemizi sağlıyor.” Jay Parini, Yazar ve Akademisyen
 
 

26 Nisan 2021

Marcus Aurelius’un Ruhsal Öğretileri / Aurelius Düşünceler

   İnsanı Mutsuz Eden Nedenler

Her yeni güne başlarken, kendine şunu anımsat: ‘Bugün yine, meraklı, nankör, kendini beğenmiş, hilekâr, kıskanç ve bencil bir sürü insan çıkacak karşıma.Onları bu duruma getiren, iyi ile kötüyü ayırt edemeyecek kadar cahil olmalarıdır.

Utanmazın biri seni incitirse, hemen şunu sor kendi kendine:Dünyada utanmazların bulunmaması olanaklı mıdır?Olanaksızdır. Öyleyse olanaksız olanı isteme; çünkü bu insan da dünyada var olması kaçınılmaz olan utanmazlardan biridir. Bu düşünceyi, bir hırsızla, bir hainle, ya da başka bir kötü insanla karşılaştığında da aklında tut, çünkü bu tür insanların var olmamalarının olanaksızlığını anımsar anımsamaz, onlara daha kolay katlanırsın. 

Sana sıkıntı veren yüzeysel şeylerden kendini kurtarmaya gücün yeter; çünkü bunlar yalnızca senin imgeleminde vardır; o zaman tüm evreni kucaklamak, öncesiz sonrasız zamanı kavramak, her şeyin hızla dönüşümünü ve doğumla ölüm arasındaki mesafenin ne denli kısa, doğumdan önceki zamanın ne denli uzun olduğunu, ölümün ardından gelecek zamanın da nasıl eşit ölçüde sınırsız olacağını kavramak için geniş bir yer açacaksın kendine.

Birisi sana bir haksızlık ederse, hangi iyi ve kötü kavramının ona bunu yaptırdığını düşün hemen. Böyle düşünürsen, ona acırsın, artık ne şaşkınlık duyarsın, ne öfke. Çünkü ya onunla aynı iyi kavramına sahipsindir, ya da benzer bir kavramına; o zaman onu bağışlamak zorunda kalırsın, çünkü benzer koşullarda sen de onunla aynı biçimde davranırsın. Ama onunla artık aynı iyi ve kötü kavramına sahip değilsen, şeylerin çarpıtılmış görülerine sahip olan kişiye hoşgörü göstermen daha kolay olacaktır.

Birisinin hatasına öfkelendiğinde derhal kendine bak ve kendinin de nasıl hata yaptığını düşün; örneğin iyinin paraya ya da hazza ya da bir parçaşöhrete eşdeğer olduğunu düşünmen gibi. Bunun bilincine vardığında, özellikle de seni öfkelendiren kişinin gergin olduğunu ve yapabileceği pek başka bir şey olmadığını ayrımsadığında, öfkeni hemen unutursun. Ve eğer bir yolunu bulabilirsen, karşındaki insanın gerginliğini gidermelisin.

İnsanlar birbirleri için dünyaya gelmişlerdir. Bu nedenle onları eğit ya da katlan onlara.

Bu dünyadan yalanı, ikiyüzlülüğü, uçarılığı, kendini beğenmişliği hiç tatmadan ayrılmak kuşkusuz en bilgece şey olurdu; en azından, son soluğunu bunlardan tiksinmiş olarak vermek, şanssız bir deniz yolculuğundan sonra acil manevra yapmak gibidir. Yoksa kötülüklerine bağlı kalmayı mı yeğliyorsun, deneyimin seni bu beladan kaçmaya razı etmedi mi hala? Çünkü zihnin bozulması, bizi kuşatan havanın bozulmasından, kirlenmesinden daha ciddi bir vebadır. O veba salt hayvanları etkiler, bu ise insanlığımızı ortadan kaldırır.  

Varolan ve doğan her şeyin nasıl hızla geçtiğini, yok olup gittiğini düşün sık sık. Çünkü madde durmadan akan bir ırmağa benzer, etkinlikleri sürekli dönüşüme uğrar, değişkeleri sonsuzdur, hemen hemen hiçbir şey dural değildir, elini uzatsan tutabileceğin kadar sana yakın olan şey bile. Geçmişin ve geleceğin, içinde her şeyin yok olup gittiği sınırsız uçurumunu düşün. Öyleyse, bütün bunların ortasında gurura kapılmak, çırpınmak, yakınmak aptallık değil midir, sıkıntılarımız uzun bir zaman sürmeye yazgılıymış gibi.

Bütün bunları ne zamandır ertelediğini ve kaç kez Tanrılardan yeni kayralar almana karşın onlardan yararlanmadığını anımsa. Nasıl bir evrenin parçası, dünyayı yöneten hangi varlığın türemesi olduğunun; sana ödünç verilen zamanın sınırlılığının, onu zihninin sislerini dağıtmak için kullanmadıkça, bu sınırlı zamanın yokolup gideceğinin, senin de yok olup gideceğinin ve o zamanın bir daha eline geçmeyeceğinin bilincinevarmanın vakti geldi, geçiyor. 

Varolan şeyler arasından en hoşuna gidenleri seç, eğer olmasalardı, onları nasıl isteyeceğini düşün. Ama sahip olmaktan mutluluk duyduğun şeyleri aşırı değerlendirmemeye alıştır kendini; yoksa bir gün onları yitirirsen sarsılırsın.

İyi insanın nasıl olması gerektiğini anlatmayı bırak artık; anlattığın insan ol.

Akılcı insanın iyiye ya da kötüye doğru değişmesi, düşündükleriyle değil davranışlarıyla olur. Öyleyse biz de bir insanın mükemmelliğini ve yanlışlarını onun düşüncelerine göre değil davranışlarına göre değerlendirmeliyiz.

Akılcı bir insanın yapısında, adalete ters düşen hiçbir erdem göremem; ama zevk düşkünlüğüne karşı bir erdem görürüm, bu da kendine hâkimiyettir.

Sorun çözme ? Bugün kendimi sorunlarımdan uzaklaştırdım, daha da iyisi sorunlarımdan kurtuldum. Çünkü onlar benim dışımda değil, içimdeydi. Özellikle de zihnimin yargılarından kaynaklanıyordu.

Fevri olmamak ? Eğer bir şey doğru değilse yapma, eğer bir şey doğru değilse söyleme. Fevri hareketlerine hakim ol.

Kendini kontrol ? Fantezilerinden kurtul. Arzularının avucunda oynattığı bir kukla olmaktan kurtul. Doymak bilmez iştahını bastır. Asıl kişiliğinin gücünü korumasını sağla. Yeryüzünde alacağın, vereceğin son nefesleri düşün. Bırak bir insanın yaptığı hata, onun hatası olarak kalsın?

Başına gelenleri ve senin yazgında bulunanları yalnızca sev. Bundan daha uygun ne olabilir?

 

30 Nisan 2020

Düşünceler - Marcus Aurelius


Marcus Aurelius'un en çok yinelediği temalar; Stoacılığın, evren, us, usa uygun yaşamak, yönetici ilke, yaşam, ölüm, za­man, her şeyin akıcılığı, evrende her şeyin sürekli bir değişim içinde oluşu, ün, mal mülk gibi dünyasal değerlerin geçiciliği, insanların kukla gibi içgüdüleri tarafından oynatılması, yaşa­mın oyuna, insanların oyunculara benzetilmesi, insanın evre­nin bir parçası olduğu, tüm insanların birbirleriyle akraba, gi­derek kardeş oldukları gibi temalarıdır.
Evrenin birliği: "Her şey birbirine bağlıdır, onları birbirine bağlayan bağ kutsaldır: hemen hemen hiçbir şey insana yaban­cı değildir. Çünkü her şey birbirleriyle ilişkili olarak düzenlen­miş olup birlikte evrenin düzenini oluştururlar. Varolan bütün şeylerden oluşan bir tek dünya vardır, onları kuşatan Tanrı tek­tir, öz tektir, yasa tektir, tüm düşünen varlıklarda ortak olan us tektir; gerçek de tektir, eğer aynı türden olan ve aynı usu payla­şan tüm varlıkların yetkinliği doğruysa." 

Marcus Aurelius'un Düşünceler'inde, evrenin tek bir tanrı­sal organizma olduğu, bunun içerdiği tanrısal usun bu organiz­maya can verdiği fikri sık sık yinelenmektedir: "Evreni, tek bir maddeyi ve tek bir ruhu içinde barındıran biricik bir canlı yara­tık olarak düşün; bütün şeylerin bu varlığın bilinci tarafından özümlenmiş olduğunu; her şeyin tek bir dürtü sayesinde olup bittiğini ve bütün bu şeylerin nasıl bir araya gelip her şeyin or­tak nedenini oluşturduklarını, onların birbirine nasıl zincirlen­diklerini, nasıl bağlandıklarını düşün." Evrenin bu birliğinden; bütünün iyiliğinin, onu oluşturan parçaların iyiliğinin sıkı sıkıya birbirlerine bağlı olduğu çıkar- sanır. Örneğin, V. Kitap 30. bölüm'de, şöyle diyor Marcus Aure­lius: "Evrenin zihni toplumsaldır. Bundan dolayı, aşağı varlık­ları üstün varlıkların yararı için yaratmıştır, üstün varlıkları da birbirlerine uyarlamıştır. Bunların her birine nasıl boyun eğdir­diğini, onları nasıl eşgüdümlü kıldığını, nasıl yeteneğine göre her birine ona düşen payı verdiğini ve en iyilerinin, nasıl karşı­lıklı uyum içinde olmalarını sağladığını düşün." 

Marcus Aurelius, toplumsal etiğini, evrenin bu deterministik görüşü üstüne kuruyor: İnsanın doğası da ussal ve toplum­sal ve tüm öteki varlıklarda ortak olduğu için, bütün insanları gözetmek doğa ile uyumludur."Evrensel doğanın ne istediğini görüp kendilerini ona göre eğitselerdi, ardından giderdim onların; ama yalnızca sahnede kasıla kasıla rol yapan oyun kişileri gibi rol yaptılarsa, hiç kim­se onları taklit etmeye yargılı kılmadı beni. Felsefenin işi yalın ve onurludur; boş böbürlenmelere kışkırtmayın beni." 

Atomlar, tanrılar: Marcus Aurelius, Demokritos'un atom kuramından etkilenmişti. "Madem ki sana bağlı, bunu niye ya­pıyorsun? Eğer başkasına bağlıysa kimi suçlayacaksın? Atom­ları mı yoksa tanrıları mı? İster birileri olsun, ister ötekiler, saç­ma bir şey olurdu bu. Hiç kimseyi suçlamamalısın. Eğer elin­den geliyorsa, insanı düzelt; gelmiyorsa sorunun kendisini; onu da yapamıyorsan, suçlamak neye yarar? Çünkü hiçbir şey amaçsız yapılmamalı." 

"Ya, her şey, tek bir varlıkta olduğu gibi, tek bir ussal kay­naktan doğar, ki o zaman hiçbir parça, bütünün çıkarma olan şeye kusur bulmamalıdır; ya da yalnızca atomlardan ve rastge- le birleşip dağılmalardan başka bir şey yoktur." 

"Atomlar olsun, doğa olsun, her şeyden önce, benim doğa tarafından yönetilen bütünün bir parçasını oluşturduğum ve doğası benimkiyle aynı olan öteki parçalara bir akrabalık ba­ğıyla bağlı olduğum açıktır."

"Evrenin dölyatağma döndüler ya da parçalanıp atomlara ayrıldılar." 

Yaşam: "... her birimizin yalnızca şimdiki zamanda, bu kı­sacık anda yaşadığını unutma; geri kalan günlerimiz ya çoktan geçip gitmiştir ya da bilinmeyen gelecektedir. Dolayısıyla her birimizin yaşamı kısadır..." 

Ölüm: 
Stoacılık, evrende varolan her şeyi, bu arada kendi yaşamını tam bir içtenlik, dingin bir zihinle kabul edebilen in­san usunun; yaşamını evrenin düzenine uydurabileceğini, ölü­münü de evrendeki olaylar zincirinin zorunlu bir halkası olarak dinginlikle kabul edebileceğini savunur. Ölüm düşüncesi, Düşünceler'in başından sonuna dek sık sık yinelenmekte, nere­deyse yapıtın tümüne iz düşürmektedir:"İnsan ömrü bir an sürer, özümüz artsız aralıksız bir akış," algımız belirsiz, tüm bedenimiz bozulmaya yazgılı, ruhumuz bir kargaşa, yazgımız öngörülmez, ünümüz güvenilmezdir."

 "...insan yaşlı da ölse genç de ölse, ölünce aynı şeyi yitirir: şimdiki zaman insanın yoksun kalabileceği biricik şeydir, çün­kü sahip olduğu biricik şeydir, hiç kimse sahip olmadığı bir şe­yi yitiremez." 

"Ölüm ânında kendi kendine şöyle diyebiliyorsan, şu dün­yadan çekip gitmek senin için daha kolay olacaktır: 'Çok tuhaf bir yaşamı ardımda bırakıyorum; uğrunda onca çaba harcadı­ğım, onlar için onca yakardığım, öylesine özen gösterdiğim ar­kadaşlarım bile, belki de, ölümümden ötürü bir anlamda ferah­layacaklarını umarak, çekip gitmemi istiyorlar/ Öyleyse bu dünyada daha uzun yaşamak için neden var mı? Ama bunun için, arkadaşlarından daha az sevgiyle ayrılmamalısın, tersine, kişiliğine uygun olarak, onlara dostluk, iyilik, sevecenlik gös­termelisin."

Zaman: Zamanın hızla akıp geçmesi karşısında yapılması gereken şey, "an"ı, "şimdi"yi yaşamaktır. Ama bu, Epikurosçularm anladıkları anlamda "an"ı yaşamak değildir. Marcus Au­relius'un dediği, zamanın akışı karşısında "an"m değerini ver­mek, ama bunu kuşkusuz, Stoacı ahlâkın ilkelerine göre yap­maktır. Marcus Aurelius, zamanın hızla akışını: "insanın uçar­ken görüp gönül verdiği bir serçenin daha ona sevdalanır sev­dalanmaz, kanat çırparak gözden yitip gidişine" benzetiyor. 

Her şeyin sürekli bir akış içinde olması: Düşünceler'in bir­çok yerinde karşılaştığımız, "akan ırmak" ya da "akan madde" imgesi, "Panta rei" (her şey akar) diyen Herakleitos'tan esinlen­miş olsa gerek: "Özümüz artsız aralıksız bir akış"tır, diyor Marıcus Aurelius. "Kimi şeyler doğma, kimileriyse ölme telâşında; doğmakta olan şeyin bir parçası şimdiden ölüyor, ya da çoktan öldü bile; ama bu sonsuz akış ve dönüşüm dünyayı sürekli ola­nık yeniler, tıpkı artsız aralıksız akıp giden zaman ırmağının sonsuzluğu yenilemesi gibi." 

Aşağıdaki alıntılarda, hem her şeyin durmadan aktığı, hem nisan ömrünün bir ancık sürdüğü, hem de felsefenin bize ka­hin tek avuntu olduğu düşüncesini buluyoruz: 

"Tek sözcükle, bedenimize ait olan her şey akan bir ırmak- lır, ruhumuza ait olan her şey de salt düş ve yanılsamadır; ya­lımımız yabancı bir ülkede savaş zamanı ve yolculuktur, ölümden sonraki ünümüz ise unutuluştur. Bize koruyacak ne kalıyor geriye? Tek, biricik şey, felsefe."

"Varolan ve doğan her şeyin nasıl hızla geçtiğini, yokolup I’ittiğini düşün sık sık. Çünkü madde durmadan akan bir ırma­ğa benzer, etkinlikleri sürekli dönüşümlere uğrar, değişkeleri sonsuzdur, hemen hemen hiçbir şey dural değildir, elini uzatsan tutabileceğin kadar sana yakın olan şey bile." 

"Kumulların üst üste yığılarak öncekileri gizlemeleri gibi, yaşamda da geçmişteki olayların, ardından gelenlerce hızla giz­lenip yokolduklarmı düşün...." 

Değişim-dönüşüm, Düşünceler'in birçok yerinde geçiyor. Örneğin: IX. Kitap 19. bölümde: "Her şey dönüşür, sen de sü­rekli bir dönüşüm içindesin ve bir anlamda, sürekli bir çözülme içinde. Tüm evren de böyledir." 

İnsanlarm kukla gibi oradan oraya çekiştirilmesi: "...dürtü­ler tarafından kuklalar gibi oradan oraya oynatılmak..." (III. Ki­tap, 16. böl.)"...bedeninin köle olmasına, ya da bir kukla gibi bencil dürtülerce oradan oraya sürüklenmesine (...) izin verme. " 

"Varlığının iplerini devindiren gücün kendi içinde gizli ol­duğunu unutma: bu, etkinliğin, yaşamın, denebilirse insanın kendisidir." 

Platon da kullanmıştır bu imgeyi, ama değişik bir biçimde: insanların, ideal olarak, usun ya da yasanın 'altın ipleri'ne bo­yun eğmeleri anlamında. 

Ünün geçiciliği: "En uzun süren ünler bile kısadır; (...) kısa bir süre sonra ölmeye yazgılı bir zavallı ölümlüler kuşağından ötekine geçer onlar da." (III. Kitap 16. böl). VII. Kitap 34. bö­lümde ise şöyle diyor: "İyi şeyler yapmak, ama karşılığında kötü bir ün kazanmak bir hükümdarın yazgısıdır." Bu sözlerin buruk bir tınısı varsa da, Marcus Aurelius'un bir filozof-imparator olarak "iyi ününün" neredeyse iki bin yıldır süregelmesinin onun bu düşüncesini boşa çıkarması, bir anlamda bir ironi bile sayılabilir. 

"Ölümünden sonra ün kazanmayı tutkuyla isteyen kişi; onu anımsayacak kimselerin her birinin çok geçmeden, sırası gelince öleceğini, onların ardından gelenlerin de başına aynı şe­yin geleceğini, anısının, sürekli olarak bu kişilerin birinden öbürüne geçerken, sırayla bir yanıp bir sönerek sonunda tam bir yokoluşa varacağını düşünmez." 

İnsan ilişkileri: Yaşamını bir imparator yalnızlığı içinde geçi­ren Marcus Aurelius, insan ilişkilerinin değerini derinden duyu­yordu: "Bugüne dek, tanrılara, ana babana, kardeşine, karma, ço­cuklarına, öğretmenlerine, eğitmenlerine, arkadaşlarına, akraba­larına, hizmetçilerine nasü davrandın? Şimdiye dek onların hep­sine 'hiç kimseye doğru olandan başka hiçbir kötü şey söyleme, hiçbir kötü şey yapma' ilkesine uygun olarak mı davrandın? Ne­relerden geçtiğini, nelere katlanma gücü bulduğunu usunda tut; yaşamöykünün neredeyse sonuna geldiğini, hizmetinin tamamı­na erdiğini anımsa." "Ne güzel şeyler gördüğünü, ne çok haz ve acıyı küçümsediğini, ne çok ün kazanma fırsatmı dikkate alma­dığını, kaç vefasıza gönül borcu duyduğunu anımsa." 

İçine çekilme: "... İstediğin anda kendi içine çekilebilirsin; çünkü insanın çekilebileceği hiçbir yer kendi içinden daha din­gin, daha erinçli olamaz; her şeyden önce de, içlerinde yalnızca düşünmenin bile kusursuz bir erinç verdiği ilkeleri varsa. Erinç derken, içsel düzenden başka bir şeyi kastetmiyorum. Öyleyse, sürekli olarak kendini bu sığınacak yere uyarla, orada kendini yenile." 

İzlenimler: "Şu anda zihnimde bir iz bırakan nesne aslında nedir? Neden oluşur? Varlığını ne kadar zaman sürdürmeye yazgılıdır? Onunla yüz yüze gelmek için hangi erdeme (örne­ğin, yumuşaklık, yüreklilik, içtenlik, sadakat, yalınlık, kendi kendine yeterlik ve ötekiler) gerek vardır?" 

Marcus Aurelius'un dili, içtenlikli, özentisiz, yer yer çetin­leşip çetrefilleşse de, genellikle açık seçik. Şiirsel olma çabası gütmesede kitabı kendisi için yazdığına göre şiirsel olma ça­bası gütmediğini söyleyebiliriz bir çeşit kendiliğinden şiirsel dile dönüşüyor zaman zaman. Kimileri, dilin ara ara çetrefil­leşmesini Yunancasmm çok iyi olmayışına yormuşlardır. Ne var ki, Marcus Aurelius'un dile büyük bir özen gösterdiğini, hocası Fronto'nun ona yazdığı bir mektupta açıkça görüyoruz. Fronto örnekler vererek birbirine çok yakın anlamlı birkaç söz­cük arasından en doğru, en yerinde olanı seçmenin önemini vurguluyor. Marcus'un bu konuda gösterdiği titizliği övüyor. 

Bütün bir 20. yüzyılla 21. yüzyılın ilk yıllarına geniş bir gö- rüngeden bakıldığında, insanlığın gidişi hiç de umut verici gö­rünmüyor: doğanın durmadan örselenmesi, giderek tüm doğal kaynaklan bilinçsizce tüketme, bunun da ötesinde doğayı ala­bildiğine sömürme tutkusunun gittikçe ivme kazanması; açlı­ğın alabildiğine yaygınlaşması, biricik değerin gittikçe artan öl­çüde neredeyse tüm insanlar için "çıkar" ve "kâr" a dönüşme­si... Bunca olumsuz, iç kapatıcı koşullarda, erdemi "biricik iyi" sayan, onu usla temellendiren bir felsefî öğretiyi benimseyip yaşam boyu onun ilkelerine bağlı kalan, "doğru" yaşamayı il­ke, bilgeliği ideal edinen, bu uğurda yılmadan çaba harcayan, sürekli olarak kendini denetleyen, kendi kendisiyle hesaplaşan bir filozof imparatoru, yaklaşık iki bin yıl önce yaşamış Marcus Aurelius'u okumanın, kuşkusuz yalnızca yöneticilerde değil, tüm insanlarda, iyi, dürüst, ussal bir yaşam sürüp sürmedikle­rini irdeleme isteği uyandırabileceğini, onları günümüzde nere­deyse sözlüklerden çıkarılmayı hak edecek bir anlam yoksullu­ğuna uğrayan, içi boş bir sözcüğe dönüşen "etik" kavramı üs­tünde düşündürebileceği umudunu taşıyorum.
Şadan Karadeniz

26 Nisan 2018

Marcus Aurelius "Kendisiyle uyum içinde yaşayan, evrenle uyum içinde yaşar"

-Olaylara, sana düşüncelerini kabul ettirmek isteyen insanlara baktıkları açıdan bakmak değil, kendi gördüğün açıdan bak.
 
-Bir şey doğru değilse onu yapma, bir şey gerçek değilse onu söyleme.
 
 -Algılarını, isteklerini ve içgüdülerini sona erdirirsen ruhun özgürdür.
 
-Dalgaların art arda gelip çarptıkları kaya gibi ol: Sağlam, kıpırtısız, çevresinde kaynayan suların dinginleşmesini seyreden.
 
-Dimdik durmalısın, başkaları seni ayakta tutmasın.
 
-Güç zihninizdedir, - dışarıda bir yerlerde değil. Bunu anladığınızda dayanıklılık gücünüzü de bulacaksınız.
 
 -Hayatımız düşüncelerimizin eseridir.
 
-İnsanlar kır evlerinde, deniz kenarlarında ve dağlarda inzivaya çekilecek yer arar; sen de buna şiddetli bir özlem duyuyorsun. Fakat bu özlem çok cahilcedir. Eğer inzivaya çekilme isteği duyuyorsan, gayet mümkün ve basittir bu: İn­san dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse.
 
 -Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.
 
-ve üzüntü, bize, bizi öfkelendiren ya da üzen şeylerin kendilerinden çok daha fazla zarar verir.
 
-Ruhunun yapmak istediği şeyleri yapmadığın için acı çektin.
 

10 Ocak 2015

Marcus Aurelius "Hayatımız düşüncelerimizin eseridir."

    
 Algılarını, isteklerini ve içgüdülerini sona erdirirsen ruhun özgürdür.

    Dalgaların art arda gelip çarptıkları kaya gibi ol: Sağlam, kıpırtısız, çevresinde kaynayan suların dinginleşmesini seyreden.

    Dimdik durmalısın, başkaları seni ayakta tutmasın.

    Güç zihninizdedir, - dışarıda bir yerlerde değil. Bunu anladığınızda dayanıklılık gücünüzü de bulacaksınız.
     
    Hayatımız düşüncelerimizin eseridir.

    İnsanlar kır evlerinde, deniz kenarlarında ve dağlarda inzivaya çekilecek yer arar; sen de buna şiddetli bir özlem duyuyorsun. Fakat bu özlem çok cahilcedir. Eğer inzivaya çekilme isteği duyuyorsan, gayet mümkün ve basittir bu: İn­san dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse.

    Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.

    Öfke ve üzüntü, bize, bizi öfkelendiren ya da üzen şeylerin kendilerinden çok daha fazla zarar verir.

    Ruhunun yapmak istediği şeyleri yapmadığın için acı çektin.

28 Aralık 2014

Marcus Aurelius'un Ruhsal Öğretileri - Mark Forstater

Mark Forstater’in Türkçe olarakda yayımlanan "Marcus Aurelius’un Ruhsal Öğretileri" isimli kitabı onun la ilgilidir.. 

 (Dharma Yayınları, Çeviren: Nafiz Güder.)

 
     "Bir şeyi yapmak yalnızca sana zor geliyor diye bunun bir insan için olanaksız olduğunu düşünme. Eğer bir şey insan için olanaklıysa ve insan doğasına uygunsa, senin tarafından da yapılabileceğine inan."

 

      "Birisine bir iyilik yaptığında ne bekliyorsun? Doğru şeyi yaptığından ötürü hoşnut olman ve bu iyiliğin karşılığını beklememen gerekmez mi?"

 

      "İnsanlar birbirleri için yaratılmıştır. Ya onlara doğru yolu göster ya da onlara karşı anlayışlı ol."

 

      "Birisinin hatasına öfkelendiğinde derhal kendine bak ve kendinin de nasıl hata yaptığını düşün; örneğin iyinin paraya ya da hazza ya da bir parça şöhrete eşdeğer olduğunu düşünmen gibi... Bunun bilincine vardığında, özellikle de seni öfkelendiren kişinin gergin olduğunu ve yapabileceği pek başka bir şey olmadığını ayrımsadığında öfkeni hemen unutursun. Ve eğer bir yolunu bulabilirsen, karşındaki insanın gerginliğini gidermelisin."

 

     "Eğer birisi yanlış yapıyorsa, ona nazikçe yol göster ve nerede yanlış yaptığını anlat. Eğer bu da onu düzeltmiyorsa kabahati kendinde ara, hatta daha iyisi hiç kimsede arama."

 

      "Sağlıklı bir göz, görülebilen her şeyi görebilmelidir ve ‘yalnızca iyi olan şeyleri görmek istiyorum’ demez; çünkü bu ancak hastalıklı bir gözün durumudur. Sağlıklı bir kulak ve sağlıklı bir burun, işitilebilecek ve koklanabilecek her şeyi algılamalıdır."


     "Şunu unutma ki, düşünceni değiştirmek ve senin yanlışlarını düzelten birisinin söylediklerine uymak özgürlüğünden ödün vermek anlamına gelmez. Çünkü bu değişiklik, senin iradenle olmuştur, kendi arzuna, değerlendirmene ve anlayışına uygun olarak yapılmıştır."

 

      "Şunu asla aklından çıkarma, ister üç bin yıl yaşa, ister otuz bin yıl, şu anda sahip olduğundan başka bir yaşamı yitiremezsin ve mevcut yaşamın sona erdikten sonra yeni bir yaşama da sahip olamazsın."

 

      "Eğer gerçekten sahip olduğumuz biricik şey içinde bulunduğumuz an ise ve sahip olmadığımız bir şeyi yitirmemiz de mümkün olmadığına göre, birisinin elimizden alabileceği tek şey yaşadığımız andır.