10 Şubat 2020

Rüzgara Yazdım Adını - Refik Durbaş

Adını, vadilerin cemresinde
yolunu yitirmiş sulara yazdım
Saçlarına kırağı düşmüş ovalara
Göçmen kuşların konağı ovalara
Rüzgara yazdım bir de...
Seni o rüzgar getirdi bana
Gördüm seni bir daha
gençliğimin ilkçağının
gözleriyle gördüğüm gibi...
O yıllarda da böyle miydi
dudaklarının ve ağzının iklimi
kirpiklerinin karası
alnının serin serinliği
saçlarının ilkbaharı?
Yüreğimde aşkın ve yarası...
Yüreğim çarpardı
Ben çarpardım yüreğimi
çıkmaz ve ara sokaklara
Denizlerin tuzuna
gurbetlerin hüznüne
hüzünlerin sılasına...
Gözlerin,gözlerindi melhem
yüreğimin yarasına...
Alıp gitmek vardı seni o an
'Bana bir şiir oku' dediğinde
Alıp gitmeliydim seni...
Bedeni haritalardan silinmiş
bir park kanepesinde oturur
başımı omuzuna koyardım
sana şiirler okurdum
Senin şiirini okurdum
Gökyüzünün en karanlık gecesinden
en aydınlık yıldızını çalar
ve kalbinin üzerine koyardım
O yıldızın aydınlığı ile aydınlanırdı
senin geçmişin ve benim geleceğim
O yıldızın aydınlığıyla
sana sevdalar biçerdim
bana karasevdalar...
Sana sevinçler ve bana hüzünler...
Ah, geçmişimin hatırasından
hatırıma bir daha gelen sevgili
Kalbimin hangi kuytusunda
saklamalıyım şimdi seni?
Hangi vadilerin rüzgarına
yazmalıyım adını ve aşkını?
Hangi rüzgarın elvedasına...
Çık gel şimdi nasıl gelirsen gel
ben beklemedeyim
Bir telefonun sessiz teline
bir mektubun puluna değil
rüzgarlara yazdım adını...
Rüzgarla bekliyorum seni... 

 

19 Nolu Sonnet - Bertolt Brecht


Yalnızca benden kaçma yeter
Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
Sağır olsan gönlüm sözlerini ister
Dilsiz olsan gördüğünü.

Kör olsam, seni görmek isterdim
Sen yanımda yol gösterici oldun
Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı
Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı

'Bırak beni yaralıyım' desen de boşa
Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
Başka bir yerde değil, yalnızca burda

Bilirsin özgür değildir gereksinilen kimse
Gönlüm herşeyden önce seni ister
Biz de diyebilirim, ben yerine.



Denize - Aleksandr Puşkin

Elveda, ey özgür yaradılış!
Son kez karşımdasın işte;
Yuvarlayarak mavi dalgalarını
Parıldıyorsun gurur dolu bir güzellikle.
Hazin mırıltısı gibi bir dostun,
Veda saatinde ümitsiz seslenişi gibi,
Son kez işitiyordum hüzünlü uğultunu
Yalvaran, beni çağıran seslerini.
Ey, can attığım sınırı benliğimin!
Ne kadar çok senin kıyılarında
Dolaştım, sessiz ve başım dumanlı,
Gizli bir kararın hüznü ruhumda.
Nasıl seviyordum seslenişlerini,
Boğuk sesleri, o uçurum yankısını;
Ve akşam saatindeki sessizliği,
Ve delişmen atılışlarını!
Uysal bir balıkçı yelkenlisi
Bir an öyle istedin diye sen
Dalgırlarda yiğitçe kayıp gider;
Fakat coşup kükredin mi birden
Batar birbiri ardına gemiler.
Elimden gelmedi sonsuzca bırakmak
Karayı; bu iç karartan devinimsiz yurdu;
Ve seni coşkularla selamlayarak
Elimden gelmedi yüceliklerine
Yöneltmek şiirsel koşumu.
Bekliyordun sen, çağırıyordun...
Ruhum boş yere çırpınıyordu prangasında;
Güçlü bir tutkuyla büyülenmiş,
Kalakaldım kıyılarında...
Kaygısız yolumu
Nereye yöneltirdim ki şimdi?
Bir şey var ki çölünde senin
Ruhumu altüst etmeye yeterdi.
Bir kaya parçası, şanlı bir varlığın
Mezarı olan; ve yüce anılar da
Orada soğuk bir uykuya dalıyordu:
Napolyon sönüp gidiyordu orada.
Ve öldü acılar içinde;
Ve onun ardından, gürültüsüyle fırtınanın
Yitirdik bir başka dehayı da
Bir başka hükümdarını akıllarımızın.
Yitip gitti, başındaki çelengi
Bırakarak ve gözyaşlarına boğarak özgürlüğü.
Kabarsın dalgalar, kopsun fırtına,
O senin, ey deniz, türkücündü.
İmgen onda bulmuştu anlamını,
Ruhuyla o senin cevherindendi:
Senin gibi, güçlü, derin ve karanlık,
Senin gibi, hiçbir şeyle bükülmezdi.
Boşaldı dünya... 
Şimdi beni
Alıp da nereye götürsün okyanus?
Yeryüzü yazgısı aynı her yerde,
Nerede birazcık iyilik varsa
Ya aydınlanma, ya tiran tetikte.
Elveda öyleyse ey deniz!
Utkulu güzelliğin yaşayacak belleğimde.
Ve uzun süre, uzun süre işiteceğim
Uğultunu akşam saatlerinde.
Ormanlara, ıssız bozkıra
Taşıyacağım, beni dolduran varlığını;
Kayalarını senin, körfezlerini
Ve parıltını,ve gölgeni,ve dalgaların konuşmasını.

1824

Montesquieu



Başarılı olmak için çaba gösterirsen şans seninledir. Tembeller için şans diye bir şey yoktur.

Laf yetiştirmekten, kendini yetiştirmeyi unutmuş insanlar var.

Bir milletin gençleri ne zaman bozulur biliyor musunuz? Yetişkinleri bozulduğu zaman.



Doktor Jivago - Boris Pasternak


"Ne kadar büyük bir aşktı yaşadıkları!

Özgür, eşi benzeri olmayan bir aşktı. Başkalarının ancak şarkılarda söylediklerini onlar yüreklerinde hissetmişlerdi. Birbirlerine olan sevgilerinin nedeni, uyduruk tanımlarda betimledikleri gibi, 'yakıcı tutku' ya da 'karşı koyulamayan duygular' değildi. Evrendeki her şey; ayaklarının altındaki toprak, başlarının üstündeki gökyüzü, bulutlar, ağaçlar birbirlerini sevmelerini istedikleri için bağlanmışlardı birbirlerine. Birbirlerine olan aşkları kendilerinden çok çevrelerini, sokakta karşılaştıkları tanımadıkları insanları, uzun yürüyüşlerinde gördüklerini, yaşayıp buluştukları odaları mutlu etmişti belki de." Ülkemizde romancı olarak tanınan ama Rus edebiyatının büyük şairi Boris Pasternak'ın tek romanı: Doktor Jivago. 1917 ihtilalinin gölgesi altında üç hayat. Jivago, Lara ve Tonya.

1956'da SSCB tarafından yayımlanması uygun görülmeyen, 1957'de gizlice kaçırıldığı İtalya'da ilk kez yayımlanan ve 1958 Nobel ödülünü Pasternak'a kazandıran kitap, 50 yılı aşkın bir süre sonra, ilk kez eksiksiz bir biçimde ve doğrudan Rusçadan çevrildi. Jivago'nun yazdığı şiirler ekiyle birlikte.

"20. yüzyılın ortasında, 19. yüzyılın büyük Rus romanı, Kral Hamlet'in hayaleti gibi, geri dönüp bizi ziyaret ediyor. Boris Pasternak'ın Doktor Jivago'sunun bizde uyandırdığı duygu işte bu."
-Italo Calvino-
(Tanıtım Bülteninden)