11 Mart 2013 Pazartesi

Sırça Fanus


Yapmam gereken şeyleri neden yapmadığımı düşündüm. Yorgun ve hüzünlü hissettim kendimi. Sonra neden yapmamam gereken şeyleri de yapamadığımı da düşündüm ve kendimi daha da yorgun ve hüzünlü hissettim.
*
Sessizlik, yaşamımın çakıllarını, kabuklarını ve tüm darmadağın yıkıntısını çırılçıplak ortaya sererek çekiliyordu. Sonra, gerçekle hayalin sınırında, birden toparlandı ve bir tek kocaman dalga halinde beni uykuya sürükledi. 


Kırmızı Kahverengi Defter


 

Zaman, Yer, Sonra...Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan söz ediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzuma biniyor; toprağın değişmezliği, yapıların kalıcılığı, anaların istemi kadar tehdit edici yükler. Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor. Yeniden hatırlanıyor bir zamanın beyaz evleri, dudakların uyarısıyla sonu ertelenen aşkın iyicil kucağı açılıyor, öte dünyanın gerçek konutlarında.
 Çerçeveleri yalnızlıklarımızdan oluşan, kapıları acılardan örülmüş, toz, taş, geçmiş ve şimdiyi saklayan güzellik! Hiç bitmesin diyoruz dingin tavrımız, bir kez seçilmiş uğraşı yaşamdan ayırmamakla. Arınalım, arınalım artık yolsuzluklarından şu densiz yeryüzünün kalık çirkefinden; sevgi yazısıyla!...


Bir yaşamın düşe eklenmesiyle bir düşün yaşamdan çıkarılmasının hiç bir ayrımı yok. Bir de körler var kuşkusuz,kuşsuz. Hep karanlıkta düşünürler.


Acı mı? Değil! Bir tapınma biçimi yalnızca kürke!!  
Ölürken kahkahamı ona bırakacağım.


Benle benim aramdaki farkı görebiliyor musun?


 

Hasret

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri,
Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye:
Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,
Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye




Huzur İçin Küçük Sırlar


1 - Ufak şeyleri dert etmeyin.
2- Erkenden kalkmaya alışın.
3- Hayatı olduğu gibi kabul edin.
4- Tenkit etme isteğinizi bastırın.
5- Bırakın ara sıra canınız sıkılsın.
6- Rast gele İyilikler yapmaya çalışın.
7- Başkalarını suçlamayı artık bırakın.
8- Her şeye hâkim olmaya çalışmayın.
9- Her an bir şeyler öğrenmeye/açık olun.
1O-İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin.
11-Bırakın, çoğu zaman başkaları haklı olsun.
12-Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.
13-Her gün biraz vaktinizi, minnettarlık için harcayın.
14-Hizmeti, hayatın değişmez bir parçası haline getirin.
15-Sevgi kapasitenizi geliştirip, hayatınızı sevgi ile doldurun.
16-Gerçeği olduğu gibi kabul edin, çünkü hayat adil değildir.



Cezmi Ersöz

neye yarar sözcükler!.. kalpleri kanatmaktan başka!
beni sevdiğini söylemen, neye yarar!
neye yarar beni bir daha arasan ya da hiç aramasan,
neye yarar acı çeksen.. acı çeksem…
kaybettik birbirimizi..hayat gibi!



Aşk

  Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.

Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

Çocukluğun en güzel yanı, kırmızı böceklerin uğur getireceğine inanmaktı

Hayvanlara uzun uzun bakıyorum da ben de hayvanlaşıp onlar gibi yaşayabilirim diyorum hepsi kendi aleminde, öyle huzur içinde hallerinden sızlanmazlar, kan ter dökmezler karanlıkta gözleri açık uzanmıyorlar ve ağlamıyorlar günahlarına tanrıya olan borçlarını konuşup midemi bulandırmıyorlar hepsi hoşnut, hiçbirinin mal mülk hırsıyla gözü dönmüş değil ne biri diğerinin önünde diz çöker ne de binlerce yıl önce yaşamış kendi türünden birinin hiçbiri dünyanın en mutsuzu değildir ne de en saygıdeğeri... 


Dönüşüm

Gregor Samsa  
Işıkları kapatıp karanlığı tamamlıyorsun. 
Büyük bir gizlilikle yapıyorsun bunu. 
İbadet gibisin uzaktan. 
Benden bir aşk çıktı ve yenildim diyorsun. 
Bir bardak suya koşuyorsun. 
Mutfakla koridor arası ölme isteği. 
Bu isteğe sarılıyorsun. 
Hamamböcekleri beliriyor birden. 
Parçalanmış hayatlar. 
Kırgın yüzler. Bohem kişilikler. 
Gölgeler. Gölgeler. Gölgeler. 
Değişiyorsun kendine. bir hamamböceği oluyorsun. 
Sırtı yerde, ayakları yürüyor. 
Can çekişiyor sıkıştığı hayat. 
İçinden çıkmışsın. 
Burada, bu koridor karanlığında duruyorsun. 
Farkındasın. 
Senin yürüyüşünü anlamadı bu dünya. 
Gözlerin açıklanamaz bu halini seyrediyor. 
Kızgın değilsin. Acemi ve yeniksin. 
Çünkü bu dünya şairlere çok diyorsun. 
Bu yüzden Gregor Samsa diyorum sana. 


Yazmak Üzerine 8 madde


-Kısa cümleler yaz. Her zaman kısa bir cümleyle başla. Dinamik bir dilin olsun. Pozitif ol, negatif  olma.

-Kullandığın dil yaşadığın zamana ait olmalı, yoksa işe yaramaz.

-Sıfatların aşırı kullanımdan kaçın; özellikle de "harika, büyük, muhteşem, inanılmaz" gibi sıra dışı durumları söyleyenlerinden.

-Gerçekten yeteneği olan ve söylemek istediği şeyler hakkında samimiyetle hissettiklerini yazan hiç kimse bu kurallara uyarak kötü bir şey yazamaz.

-Yazabilmek için, ben ilk yazmaya başladığım otel odasındaki o eski yalnızlığımı getiririm hatırıma. Sen de herkese bir otelde kaldığını söyle ama gerçekte başka bir otelde kal. Nerede kaldığını keşfederlerse kırlara, doğaya taşın. Orayı da bulurlarsa gidecek başka bir yerin olsun hep. Bütün gün çalış, o kadar çalış ki, artık yapmayı göze alabileceğin tek şey günlük gazeteleri okumak olsun. Sonra bir şeyler ye, tenis oyna ya da hiçbir şey yapma, yahut yalnızca bağırsaklarını çalıştırmana yarayacak kadar yorulacağın bir işle uğraş ve ertesi gün yeniden yazmaya başla.

-Yazarlar tek başlarına çalışmak zorundadırlar. Yalnızca sonunda eserlerini bitirince kendilerini göstermeleri gerekir, yalnızca o zaman ama, daha fazla değil. Yoksa New Yorklu yazarlara dönerler. Bir şişenin içinde yaşayan solucanlar gibi, birbirleriyle ve şişeyle olan ilişkilerinden beslenmeye çalışırlar. O şişenin bazen artistik bir biçimi olur, bazen ekonomik, bazen dini bir biçime bürünür. Bir kere şişenin içine düştüler mi, artık hep orada kalırlar. Kendilerini şişenin dışında yalnız hissederler. Kendilerini yalnız hissetmeyi istemezler. İnandıkları şeylerde yalnız olmak onları korkutur…

-Bazen yazmak bana zor geldiğinde, ihtiyaç duyduğum cesareti bulmak için kendi kitaplarımı okurum ve o zaman onları yazmanın da bana hep zor, hatta bazen imkânsız geldiğini hatırlarım.

-Bir yazar, eğer gerçekten işe yarar bir yazarsa, betimlemez. İcat eder ya da kendisi kurar; kişisel veya kişisel olmayan bilgilerinden yola çıkarak yapar bunu.


 

Bildirir

George, evinin çevresinde hırsızları farkeder ve hemen polisi arayarak durumu bildirir. Polis ona hırsızların evin icinde olup olmadığını sorar. George 'Hayır.' der. Bunun üzerine polis 'Şu anda tüm birimler meşgul. Kapınızı kilitleyin. Memurlardan biri müsait olduğunda yanınıza gelecektir.' der.

George 'Tamam.' der. Telefonu kapatır ve 30'a kadar sayar. Ardından tekrar polisi arar ve der ki 'Merhaba, birkaç saniye önce bahçe kulübemde hırsızlar olduğunu bildirmek için aramıştım. Bu konu hakkında daha fazla endişelenmenize gerek kalmadı çünkü az önce hepsini vurdum.' ve telefonu kapar.

Beş dakika içerisinde, altı polis arabası, bir SWAT Ekibi, bir helikopter, iki itfaiye aracı, bir paramedik ve bir ambulans Phillips'lerin evindeydi ve hırsızlar suçüstü yakalanmışlardı.

Polislerden biri George'a, 'Yanılmıyorsam onları vurduğunu söylemiştin!' der.

George ise şöyle yanıtlar; 'Yanılmıyorsam tüm birimlerin meşgul olduğunu söylemiştiniz!'




Küvet

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl
belirliyorsunuz?
Doktor:
…Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey
veriyoruz.
Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl
boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz NE yapardınız?…
Adam:
OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova
kaşık ve fincandan büyük.
Doktor cvp verir :
Ulan gerizekalı Normal bir insan küvetin tıpasını çeker