11 Ocak 2015 Pazar

Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyenlere inan.. Çünkü insanın sessizliği sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe.

Dün, hayat çemberinde düzensizce ürpererek dalgalanan bir zerre olduğumu hayal ettim. Oysa bugün kesinlikle biliyorum ki çember benim ve hayat bütünüyle düzenli zerreler halinde benim içimde hareket ediyor.

Bir tür kavuşmadır hatırlayış;unutuş, bir tür özgürlük.

Yalnızca sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.

İnsanın hayali ile elde edişi arasında yalnızca tutkusunun aşabileceği bir mesafe bulunur.
İnsanın değeri ulaşmak istediğiyle ölçülür, ulaştığıyla değil.

Bir düşünceyle sarhoş olan kimse en bayağı bir şekilde bile onu ifade etmeyi hakiki şarap sanır.

İnsanın hakikati sana gösterdiğinde değil, göstermediğindedir.bundan ötürü onu tanımak istersen onun dediklerine değil demediklerine kulak ver.

Uygun fırsatları kullanmayı öğrendiğinde mizahı da öğrenirsin.

Söylediklerimin yarısının anlamı yok. Ancak bunları sana, diğer yarısının anlamı tamamlansın diye söylüyorum.

Kelimeler zamanın zincirleriyle bağlanamazlar.

Konuşacağın ya da yazacağın vakit sana yaraşan, bu hakikati gözünün önünde bulundurmandır.

Şair tahtından edilmiş hükümdar. Oturmuş sarayını külleri arasına, külden bir saray yapıyor.
Şiir, çokça sevinç, ızdırap ve hayrettir;biraz da söz.

Düşünce daima şiirin yol üzerindeki engeldir.

Dostluk daima hoş bir sorumluluktur; benciller için bir fırsat değil.

Kirli ellerini elbisene silen kimseye ver gitsin elbiseni. Ona ihtiyacı olabilir. Seninse olmayacak.

Sanat eseri kalıba dökülmüş sistir.

Aslında hiç kimseye hiçbir şey borçlu değilsin. Herkese her şeyi borçlusun.

Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.

Neden bazı insanlar sizin denizinizde yaşayıp, dereleriyle övünüyorlar.

Anlayışlı olan beni anlayışlı, aptal olan ise aptal bulur. Bence ikisi de haklıdır.evet, bir nirvana var; o, köyunlarını yeşil bir otlağa yaymanda, çocuğunu uyutmanda ve şiirinin son dizesini yazmandadır.

Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir. Ve kahkahanızın yükseldiği aynı kuyu, sık sık gözyaşlarınızla dolar.

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

Şiir çokça sevinç ve ızdırap ve hayrettir, biraz da söz.

İhtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka bir şey değil midir.

İki kadın konuştuğunda hiç bir şey söylemezler. Bir kadın konuştuğunda bütün bir hayatı açıklar.

Eğer biri sana gülerse ona acıyabilirsin; ama sen ona gülersen kendini asla bağışlama.

Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir.

Bana susmayı ver, gecenin hücumlarına meydan okuyayım.

Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.

Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında, duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın..

Siz konuştuğunuzda, düşüncelerinizle barış içinde olmayı terk edersiniz.

Tek doğruyu buldum’ değil, bir doğruyu buldum’ deyin

Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz.

Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.

İnsanlık ezel ve ebed denizine dökülen ışıktan bir ırmak.

Eğer kış,baharı yüreğimde saklıyorum deseydi, ona kim inanırdı.

Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.

Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

Bırakın bugününüz, geçmişi anılarla, geleceği ise özlemle kucaklasın.

Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir. O, kanayan bir yaradan veya gülümseyen bir ağızdan yükselen bir şarkıdır.

Yüreğimdeki mühür kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Anımsamak bir tür buluşmadır.unutmak ise bir tür özgürlük.

Bana “seni anlamıyorum” demen, haketmediğim bir övgü, haketmediğin bir yergidir.

Her erkek iki kadına aşık olur. Biri hayallerinde yarattığı diğeriyse henüz doğmamış olandır.

Hakikat iki kişiye muhtaçtır: biri, onu dillendiren; diğeri onu anlayan..

İnsanlar arasındaki bir cenaze töreninin, melekler arasında bir düğün şenliği olmadığını kim bilebilir ki?

Siz çoksunuz, oysa ben tekim. Bana dilediğinizi söyleyin ve yapın. Dişi koyun gecenin karanlığında kurtların avı olabilir.. Fakat kanı, vadinin taşlarında tan ağarıp da güneş yükselene değin duracak !

Beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner: deli ve dahi.

Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayri bir şey göremezsin.

Saatlerin fısıltısı müziğe dönüşür; bir ney gibi olursunuz kalpten çalıştığınız zaman. Ve nedir aşk ile çalışmak? Yar giyecekmiş gibi dokumaktır bir kumaşı, nakış işler gibi kalpten.

Öğretilerin çoğu pencere cami gibidir. Arkasındaki gerçeği görürsün, ama cam seni gerçekten ayırır.

Bana kendini tanısaydın bütün insanları tanırdin diyorlar. Ben de onlara diyorum ki: bütün insanları tanıyana dek kendimi tanıyamam.

Her tohumda bir tutku gizlidir.

Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

Dostunuz sizin sevgi ektiğiniz, şükran biçtiğiniz tarladır. Dost size kendi fikrini anlatınca içinizden gelen hayır veya evet’i esirgemeyiniz. Dost susunca, kalbiniz onun kalbini dinlemeye devam etsin.

Güzellik bütün bir hayatımız boyu aradığımız yitiğimizdir.

Gerçek güzellik bir erkekle bir kadın arasında var olabilen ve aşk adı verilen ruhsal ahenkte yatar.

Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.

İnci, kum tanesinin etrafına ızdırabin ördüğü mabeddir.

Hakikate kulak veren, hakikati dillendirenden daha basit değildir.

Sözcüklerin dalgası hep üstümüzde olsa da, derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.

Geceyi delerek uçan küçük bir kuş gibi, yaşar ruhum; hızlandıkça uçuşu, daha da yakınlaşır şafak.

Sahip olduklarınızdan verdiğinizde çok az şey vermiş olursunuz. Gerçek veriş kendinizden vermektir.

İnsanın hayali ile elde edişi arasında yalnızca tutkusunun aşabileceği bir mesafe bulunur.

Hayret etmek bilginin başlangıcıdır.

Suskunluğu gevezeden, hoşgörüyü hoşgörüsüzden ve kibarlığı kaba olandan öğrendim. Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime karşı oldukça nankorum.

Gevezeliği bilgi, susmayı cehalet ve yapmacıklığı sanat zannedenlerden uzağım!

Dostum göründüğüm gibi değilim. Görünüş, sadece giydiğim bir elbisedir.

Yoksa, ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir.

Dostluk daima tatlı bir sorumluluktur; asla bir fırsat değildir.

Gerçekten büyük insan odur ki, ne yönetir ne yönetilir.

Evim der ki, “beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.” yolum der ki, “gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.” ve ben hem eve, hem de yola derim ki, “benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

 Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

 Esin daima şarkı söyler; asla açıklamaya çalışmaz.

 Hayatın bütün esrarını çözdüğün vakit ölümü arzularsın. Çünkü o da hayatın sırlarından biridir.

Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.

Ne gariptir ki toplum olarak,aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana,yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız.

Hakikat parçalanamaz.

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan, ne görebiliyorsun, ne duyabiliyorsun.

İstendiği zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır.

Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş bir özgürlük.

Dünya kuruldu kurulalı bilinir: aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

Biri sana kötülük ederse unut, ama sen birine kötülük edersen hiç unutma


Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur, acılarımızın bir kısmını oluşturan.

Meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümez.

Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür.

İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver.

Her tohum bir özlemdir.

Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp, sessiz erdemlerimi eleştirmeye başladığında doğdu.

Bir adam bir düş gördü ve uyandığında yorumcuya giderek düşünü kendisi için yorumlamasını istedi. Yorumcu adama dedi ki, bana uyanıkken gördüğün düşlerle gel ki anlamlarını söyleyebileyim. Ama uykunun düşleri ne benim bilgeliğime aittir ne de senin imgelemine.

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma…

Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…

Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.  Yolcuya bakıp, yolunu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;  Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

“En doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.  Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma…

Biten sene ve gelen yeni yıl /Her soluk alışta/Hep böyle/Haziran/Yazılamayan Zaman

 
Her Soluk Alışta
Kaldırın bugün
ne kadar engel varsa
güneşle aranızda,
elinizin değdiği her şey
gökyüzü koksun

Türkülerle doldurun göğsünüzü
açılın kırlara çiçekler devşirin
kolan vurun ağaçtan ağaca
her soluk alışta duysanız bile
o zonkloyan hüznü
Bugün ilkyazın ilk günü...Kemal Özer

Hep Böyle
Anlaşıldı kara günler için doğmuşuz,
İçli dışlı olmuşuz acılarla.
Aydınlığın dar kapılarından
Geçemeyiz güle oynaya
Bayram kaçağıyız.

Topladığımız gönül çiçekleri
Kucağımızda sararıp solar
Utanır da veremeyiz
Sunamayız dilimiz dolaşır
Oysa neler düşlemişizdir geceden.

"Hepimiz…" diyor sevgili kızım
Yeni yıl için çektiği telde,
"Esenlikler dolu günler dileriz!"
Benim de en içten dileğim bu…
Daha çoğuna yetmiyor ki, gücümüz.

Hep böyle sevgili kızım,
Yıl boyu,
İçiçe olacağız düşlerimizle…
Biz dileklerle doğar,
Yaşar gideriz, hep dileklerde.
Mutluluklar esenlikler ne varsa
Hep veresiyesinde yeni yılların,
Günebakanız, ayçiçeğiyiz!...Rıfat Ilgaz
 

Biten Sene ve Gelen Yeni Yıl
Katılmamış hesapları koyup hesaba
Gelen üç yüz altmış beş günle kucaklarım
Eksilerimi kefeye koyup tartarım artılarla
Yeni yılda yeni bir hesap açarım
Merhaba yeni yıla, dostlara ve hayata...
İbrahim Ethem Bingül

HAZİRAN
Aşktır, yırtıldı yırtılacak bir anı gibi
eski sesli haziranın tam ortasından,
tam duyuldu duyulacak derken yalnızlığın
sesi aşktır, açılır bir şiirin her yerinde:
– Yalnızlık kokuyorsun demiş miydi Edip Bey,
öyleyse haziran kokuyorsun demiştir bir de
şunu: Bir anıya bir başka anıdan ne
kalır, elbet aşkın ortasında haziran kalır!
Bir yazı bile şurda-burda birlikte
tamamlamadan henüz, bir yaz daha
çıkarma telaşından sakın! Ne haziran
kalır geriye ne o adamla kadın!
Şimdiden teşekkürler bir anıyı böyle
dayanıklı kılan iyiliğine, aşkın
ve haziranın trenini kaçırma, ocakta
ateşçisi ol ve öv onu, hızlı geçen
şubatta yavaşlığına bak kırların, martta
makas değiştir, istasyonda bekleyen çocuğu
benim için öp, o senin çocukluğun!
Mayısı havalandır, sonrası hazirandır…
Hazirandır, yalnızlık gibi aşkın ortasındadır...Haydar Ergülen

Yazılamayan Zaman
Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam-
o yazar çünkü
beni.
Yazar beni
yavaş yavaş
özenli-
azalta azalta
görkemli-
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.
Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı

kabuk kabuk
geçirmiş-
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli...Oruç Aruoba

Aşkın başlangıcı
Ey gülümseyiş, ilk gülümseyiş, bizim gülümseyişimiz. 
İnsan nasıl da o: ıhlamurların kokusunu soluyuş, park sessizliğini dinleyiş, birden, birbirimizdeyken, yukariara bakış ve şaşkınlık, gülümseyinceye dek biz. 

O gülümseyişte anıınsanması vardı bir tavşanın, karşıki çimende oynayan. 
O gülümseyişin çocukluğu böyleydi. 
Daha ağırbaşlı bir etki bıraktı onda sonradan gördüğümüz kuğunun devinmesi: durgun havuzu bölüyordu kuğu, sessiz akşamı ikiye bölercesine. 
Ve saf, açık göğe çizilmiş, gelecek gecelerle kaynaşan ağaçların tepeleri o gülümseyişin taslağını çizmişlerdi yüzüroüzde esriyen geleceğe karşı...Rainer Maria Rilke - Duino Ağıtları

Her Neyse
Orada
beni düşünüyorsun
Hissettim bunu:
Bir şiddetli rüzgar gibi
aşarak tepeleri
geçerek boğazları
ulaştı buraya
geldi dokundu bana
düşünmen beni.
Orada
beni düşünüyorsan
hissetmelisin bunu:
Bir rengarenk ışın gibi
aşarak tepeleri
geçerek boğazları
ulaşmak oraya
gelip dokunmak istiyor sana
düşünmem seni...Oruç Aruoba

Neyle ölçüyor insan kendi gücünü ?


‘uğradığımız yenilgilerle zayıflıklarımız yüzünden nerede başarısız olmuşsak orada kendimizi aşağı görür , utanırız.. oysa güçlü olduğumuz noktalarda aşağıladığımız şey kendi yenilgimizdir , 

utanç duyduğumuz şey de talihsizliğimizdir.. 

zafer ve talihle mi ölçüyoruz gücümüzü ? en köklü zayıflıklarımızı , hiçbir şeyin zafer ve talih kadar kolayca açığa çıkaramadığını bilmeyen var mı ? bir mücadelede ya da aşkta kazanılan bir zaferden sonra , zayıflığından dolayı şaşkınca ve ürperircesine sevinerek içinden ‘bu ben miyim ? ben ki en zayıfıyım , bütün bunlar bana mı ?’ sorusunun geçtiğini hissetmeyen var mıdır ? ayağa kalkmanın bütün hilelerini öğrendiğimiz ve utançtan yüzümüzün kıpkırmızı kesildiği yenilgilerse başka.. 

şöhret , alkol , para ya da aşkla , gücü hangi alanda olursa olsun , insan orada ne doğru dürüst davranmasını bilir , ne onur tanır , ne rezil olma korkusu.. en bezirgan yahudi bile müşterisi önünde casanova’nın , charpillion’a karşı davrandığı kadar küstah hareket edemez.. bu tür insanlar kendi güçleri çerçevesinde idare ederler ortalığı.. 

ama asıl fecaat güçlü olmanın bedelindedir.. bir sarnıcın içinde oturup yaşamaya çalışmak.. içinde yaşarsak budalayızdır , bize yaklaşan olmaz , çukurlara yuvarlanır , ne kadar engel varsa hepsine takılır kalırız , pislikleri eşeleyip durur toprağı da rezil ederiz.. ama pisliğe ancak böylesine bulaşmışken artık yenilmeyiz..’