richard bach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
richard bach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2019

Richard Bach - Martı


Gerçekte her birimiz, Yüce Martı düşüncesinin, sınırsız özgürlüğün ta kendisiyiz. Uçuş yetkinliği, özümüzü dile getirmeye doğru bir adımdır. Bizi sınırlayan her şeye karşı çıkmalıyız. Yüksek hız denemeleri, yavaş uçuşlar, hava akrobasisi, bunların tümünün amacı sınırları yıkmaktadır. Jonathan akşamları kumsalda böyle eğitiyordu öğrencilerini.

Sürü Yasası der ki, dışlanmış olan asla geri dönmez ve on bin yıldır bir kez olsun bozulmamıştı bu yasa. Yasa, gitmeyin, kalın diye buyuruyor, Jonathan gidin diyordu; ve şimdiden bir mil uzaklaşmıştı bile. Daha uzun süre bekleyecek olurlarsa, düşman bir sürüyle tek başına karşılaşacaktı. "Eh, sürünün bir parçası olmadığımıza göre, yasaya uymak zorunda değiliz, ne dersiniz?" Fletcher'in sesi kaygılıydı. "Ayrıca bir kavga verilecekse, orada, burada olduğumuzdan daha fazla işe yararız.

Sevgili Fletch! Gözlerinle gördüklerine inanma. Dış görünüştür onlar yalnızca, sınırlıdır. Kavrayışınla bak, öğrendiklerinin bilincine var, ve böylece uçmanın yolunu bulacaksın.

Sorumsuzluk mu? Ama kardeşlerim! diye haykırdı. Yaşamın anlamını, daha yüce bir amacını bulan ve ona ulaşmaya çabalayan bir martıdan daha sorumlu biri olabilir mi? Binlerce yıldır balık kafaları kovalayıp durduk, ama şimdi bir yaşama nedenimiz var – öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak!

Çok yalın şeylerden söz ediyordu Jonathan: "Uçmak bir martının doğal hakkıdır, özgürlük varlığının özündedir. İster boş inançlar ve gelenekler, isterse sınırlamanın herhangi bir biçimi, özgürlüğü kısıtlayan ne varsa kaldırıp atılmalıdır." "Kaldırıp atılmalı mıdır?" diye bir ses yükseldi kalabalıktan. "Bu sürü yasası olsa bile mi?" "Tek gerçek yasa, özgürlüğe gidendir. Başka yasa yoktur.

Bir martının yaşamını o denli kısaltan nedenlerin, sıkıntı, korku ve öfke olduğunu keşfetti ve bunları zihninden silerek uzun, güzel bir yaşam sürdü.

Az önce seni linç etmeye kalkışan bu ayaktakımı kuşları sevmeyi nasıl becerebildiğini anlamıyorum." "Yok Fletch, o değil sevdiğim! Kin ve kötülüğü sevmezsin elbet. Ama gerçek martıyı, her birinin içindeki iyi yanı görebilmelerine yardımcı olmalısın. Sevgiden benim anladığım budur. Üstelik bir kez tadına vardın mı, vaz geçemezsin bu işten, düşünmüyor musun?" Öfke dolu genç bir martı hatırlıyorum örneğin. Adı Martı Fletcher Lynd. Henüz dışlanmıştı ve Sürüye karşı bir ölüm kalım savaşına girmeye hazırlanıyordu, Uzak Kayaları kendi cehennemi edecekti az daha. Ve işte bugün burada kendi cennetini inşa ediyor. Üstelik tüm sürüyü de buna yönlendiriyor.

Onlara karşı sert olma Martı Fletcher. Seni dışlamakla onlar yalnızca kendilerini yıprattılar ve bunu bir gün anlayacaklar. Bir gün gelecek, onlar da senin gözünle görecekler. Bağışla onları ve anlamalarına yardımcı ol.
Sana verebileceğim tek yanıt, senin ancak milyonda bir rastlanan bir martı olduğun. Çoğumuz öylesine yavaş geliştik ki. Dünyayı değiştirdiğimizde, vardığımız yer hemen hemen aynısıydı terk ettiğimizin, nereden geldiğimizi hemen unutarak ve geleceğe aldırmayarak günübirlik yaşadık. Karın doyurmanın, didişmenin sürü içinde iktidar hırsının ötesinde değerler olduğunun bilincine varmak için kaç yaşamdan geçtik dersin? Binlerce Jon, on binlerce! Sonra da yetkinlik denen şeyin varlığını öğrenmek için yüz yaşam ve ona ulaşmak için bir yüz yaşam daha. Şimdi aynı kural bizim için yine geçerli elbette: Gelecekteki dünyamızı burada öğrendiklerimizle kuran. Bir şey öğrenmedik mi, geleceğimiz şimdikinin eşi olur. Hep aynı sınırlamalar, üstesinden gelmemiz gereken kurşun gibi ağır bir tekdüzelik... hep aynısı.

Cennet ne bir zamandır, ne de bir mekan. Cennet yetkinliğin ta kendisidir." Sustu bir an. "Sen çok hızlı bir uçucusun, değil mi?" "Ben ... ben hızı severim", dedi Jonathan. Vasisinin fark etmiş olmasına hem şaşırmış, hem de onur duymuştu bundan. "Yetkin hıza ulaştığında, cennete ulaşmış sayılırsın Jonathan. Ve bu, ne saatte bin mildir, ne milyon mil, ne de ışık hızı. Çünkü herhangi bir sayı sınırdır daima, oysa yetkinlik sınır tanımaz. Yetkin hız cennettir yavrum."

"İstediğin herhangi bir yere ya da zamana gidebilirsin. Ben, düşünebildiğim her yere ve her zamana gittim." Denizin ötelerine baktı. "Ne garip! Yolculuk uğruna yetkinliği yadsıyan martılar, o yavaşlıkla hiçbir yere ulaşamıyorlar. Yetkinlik uğruna yolculuktan cayanlarsa, anında her yere gidebiliyorlar. Unutma Jonathan, cennet bir mekan ya da zaman değildir, anlamsızdır mekan ve zaman."

Sır, gerçek özünün, henüz söylenmemiş bir sayı mükemmeliyetiyle, zaman ve mekânın her yerinde aynı anda yaşadığını bilmekti.

Eğer dostluğumuz zaman ve mekân gibi şeylere bağlıysa, sonunda zamanı ve mekânı yendiğimizde, kendi dostluğumuzu da yıkmış oluruz! Ama mekânı yendiğimizde, geriye yalnızca Burası kalır. Zamanı yendiğimizde, bize kalan yalnızca Şimdi'dir. Burayı ve Şimdiyi paylaşacağımıza göre, nasıl düşünemezsin sık sık birlikte olacağımızı?


06 Ekim 2012

Mavi Tüy - Richard Bach


Gönülsüz Mesih

 "Eğer Tanrı doğrudan yüzünüze konuşup, "YAŞADIĞINIZ SÜRECE BU DÜNYADA MUTLU OLMANIZI BUYURUYORUM" deseydi, o zaman ne yapardınız?

Kalabalık susmuştu. Durdukları tepelerin, vadilerin hiçbir köşe bucağında tek bir ses, tek bir çıt duyulmuyordu.

Ve Usta sessizliğe şöyle seslendi, "Mutluluk patikamızda, bu yaşam süremizde seçtiğimiz şeyleri öğreneceğiz. Bugün benim öğrendiğim budur ve şimdi sizi kendi patikanızda istediğiniz gibi yürümek üzere yalnız bırakmayı seçtim."

Kalabalığın içinden geçip gitti ve onları yalnız bıraktı. İnsanların ve makinaların gündelik yaşantısına geri döndü.

* * *

Eğer bu sayfaya geldiysen
çevrende olup bitenlerin
gerçek olmadığını unutuyorsun. 

*
Öğrenmek,
zaten bildiğini
ortaya çıkarmaktır.


Yapmak, bildiğini göstermektir.

Öğretmek,
diğerlerine
senin kadar iyi bildiklerini
anımsatmaktır.

Siz hepiniz öğrenenler,
yapanlar, öğretenlersiniz.

*
Hangi yaşam süresinde olursa olsun,
tek yükümlülğün
kendine karşı dürüst olmaktır.

Bir başkasına ya da
bir başka şeye karşı dürüst olmak
yalnızca olanak dışı değil,
şarlatan bir Mesih'in belirtisidir.

En basit sorular
en derin olanlardır.

Nerede doğmuştun? Yuvan neresi?
Nereye gidiyorsun?

Ne yapıyorsun?

Arada sırada bunları düşün ve
verdiğin yanıtların nasıl değiştiğini gör.

En çok öğrenmen gerekeni
en iyi öğretirsin.

Yaptığın ya da dediğin
herhangi birşey tüm dünyada
basılıp yayınlansa da
asla utanma
hatta yayınlananlar doğru olmasa bile.

Dostların daha ilk tanıştığınız dakikada
seni çok iyi anlarlar;
diğer tanıştığın kimselerin seni anlamaları
bin yılı alır.

Sorumluluktan kurtulmanın
en iyi çaresi
" sorumluluklarım var "
demektir.

*
Yaşamın süresince
içindeki öğrenen varlık
tarafından yönlendiriliyorsun;
senin ta kendin olan
şakacı ruhsal varlık tarafından.

Onlardan öğrenecek
birşey kalmadığından
emin oluncaya kadar
olası geleceklere sırtını dönme.

Düşünceni değiştirip
farklı bir gelecek ya da
farklı bir geçmiş seçmekte
her zaman özgürsün.

*
Sana
hiçbir katkısı olmayacak nitelikte
bir sorun yoktur.

Sana kazandıracaklarına
gereksinmen olduğu için
sorunları ararsın.

Senin gerçek aileni
kenetleyen bağ, kanbağı değil,
birbirinizin yaşantısına duyduğunuz
saygı ve mutluluktur.

Bir ailenin üyeleri
çok seyrek olarak
aynı çatı altında büyürler.

*
Sınırlarını tartış,
çünkü onlar kesinlikle senindir.

Evreni güzel,
tam ve kusursuz
olarak düşle.
Ve birşeyden emin ol;
Olan,
onu senin düşlediğinden
epey daha iyi düşlemiş.

Sana hiçbir dilek
verilmemiştir ki,
onu gerçekleştirecek olan
güç de birlikte
verilmemiş olsun.
Ancak,
bunu elde etmek için
çalışman gerekebilir.

*
Dünya senin alıştırma kitabındır;
üzerinde işlemlerini yaparsın.
Gerçek değildir,
ama eğer istersen
orada da gerçekliği
ifade edebilirsin.

Aynı zamanda,
saçma şeyleri, yalanları da
yazabilirsin,
ya da sayfaları
parçalayabilirsin.

Esas günah,
Olan'ı
sınırlamaktır.
Yapma

Bir süre hayalperest
olmayı denersen
hayal ürünü kişilerin
kimi zaman
beden ve yürekleri olan
insanlardan daha gerçek
olduklarını anlarsın.

Vicdanın
kendi bencilliğinin
dürüstlük ölçüsüdür.
Sesine dikkatle
kulak ver.

Yaşamındaki her insan
ve bütün olaylar
sen oraya çizdiğin için
oradadırlar.
Onlarla ne yapmak istediğin
sana kalmıştır.

Konuştuğun gerçekliğin
ne geçmişi vardır
ne de geleceği.
Odur.
ve tüm olması gereken
budur.

Bir dünyadaki
görevinin
bitip bitmediğini
anlaman için
işte sana bir ölçüt:
Yaşıyorsan bitmemiştir.

Özgür ve mutlu yaşamak
için
sıkıntıyı
feda etmelisin.
Feda etmek,
her zaman kolay değildir.

Vedalar canını sıkmasın.
Yine buluşabilmek için
bir hoşçakal gereklidir.
Dostlar için
an'lar ya da ömürler sonra
yine buluşmak
kaçınılmazdır.

*
Bilgisizliğin derecesi
adaletsizliğe ve trajediye
olan inancın
derinliğidir.

Tırtılın dünyanın sonu dediğine
Usta
kelebek der!