30 Ocak 2015 Cuma

Gözlerini Sımsıkı Kapat / Yeraltından Notlar /Simyacı


Birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Gerçek kanıtlarıysa kaçırıyoruz. Sorun bu. Zihnimiz böyle işliyor. Hikayelere çok düşkünüz. Onlara inanma ihtiyacı taşıyoruz. Ve ne oluyor biliyor musun? Bu inanma ihtiyacı seni bataklığa sürüklüyor...Gözlerini Sımsıkı Kapat -John Verdon


Belki de insan yalnızca refahtan değil, acıdan da aynı ölçüde hoşlanıyor. Hatta acının mutluluk kadar yararlı olduğu bile düşünülebilir. İnsanın yeri geldiğinde acıyı, tutkuya varan derecede sevdiği bir gerçektir. Bunu anlamak için insanlık tarihine bakmaya gerek yok, yaşamın ne olduğunu bilen bir insansanız kendi kendinize sorun yeter. Benim kişisel düşünceme göre, yalnızca refahı sevmenin biraz ayıp yanı bile vardır. İyi mi kötü mü olduğunu bilmem ama bazen bir şeyleri kırıp dökmenin bile kendine özgü bir tadı olabiliyor. Bu açıdan,ben ne yalnız başına refahı, ne de yalnız başına acıyı yeğlerim. Acı, kuşku demektir, yadsıma demektir. Bununla birlikte insan gerçek acıyı tatmak istediğinden, çevresinde bir kargaşa yaratmak, yok etmek, dağıtmak hevesinden asla kendisini uzaklaştıramaz. Bizim manevi varlığımızın biricik kaynağı acı değil mi?...Yeraltından Notlar-Dostoyevski


Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi,insan her zaman aynı insanları görürse,bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini efili efiline bildiğine inanır...Simyacı-Paulo Coelho


Sen ve Ben



Artık birisinin çıkıp bana sen güçlüsün demesini sevmiyorum. Ne zaman birisi bana sen güçlüsün dese bıyık altından gülümseyip sadece gökyüzüne bakıyorum. O anda yapmak istediğim, avaz avaz karşımdakinin yüzüne bağırmak. "Sen biliyor musun güçlü olmanın ne demek olduğunu? Sen biliyor musun nasıl gerçekten güçlü olunduğunu?" Söyleyeyim: Yaşadığın her acı, ödediğin her bedel güç dediğin şeyin bir damlası. Tıpkı sarkıtların, dikitlerin oluşması gibi. Her acı biraz daha sertleştiriyor, demircinin nasırlı elleri gibi ruhun sertleşiyor. Öyle bir hal alıyor ki şaşırmamaya başlıyorsun. Düşmekten, yıkılmaktan, kaybetmekten... Gün oluyor seri halde pata küte vuruyorlar kafana, biri bitti derken diğeri sol kroşeyi indiriyor. Ve sen güçleniyorsun. Ölmediğin ve dayak yediğin her gün biraz daha güçleniyorsun. En sonunda Azrail ile sohbet edebilir hale geliyorsun. Sonra da karşına geçip sana güçlüsün diyorlar.


Sonra

Burada bitsin mi hikaye
Başlasam mı yeniden her şeye

Yine Tanrı mı olsam, yaratsam mı kendimi
Ateşle havayla suyla mı
Yalnız eniyle boyuyla mı, neyle kursam

Boş mu versem tanrılığı
Bir başıma otursam

Ne ateş
Ne hava
Ne su

Ne en
Ne boy

Ne Habil
Ne Kabil

Ne soy!

Ne ben
Ne Tanrı


1953

Mecnun kişinin dervişe verdiği cevap


Zamanın birinde, âlim zatlardan birisi, bir nehir kenarında namaza durmuş. 
Mecnun bir kişi, tam o sırada sözde alim zatın önünden geçmiş. 
Adam, öfkeyle namazını bozarak, o mecnun kişiye seslenmiş:
- bre melun! Görmez misin ki namaza duruyorum. 
Ne diye önümden geçersin?
Mecnun kişinin dervişe verdiği cevap ise çok ilginçtir:
- Ben Leylanın aşkıyla senin namaz kıldığını görmezken, sen Mevla'nın
aşkıyla durduğun namazında beni nasıl görüyorsun.

Sahte dindarlara ve aşkı böyle yaşayamayanlara ithaf edilir...