04 Aralık 2012

Bekir Sıtkı Erdoğan - Yağmurda Unutulan Şarkı

 Önce bir yağmur bir yağmur iki gözüm
Önce ıpıslak iki kuş
Sonra yıkılmış evrenler geçti vitrinlerden
Sonra insanlar iki gözüm
İnsanlar
Kahrolmuş

Islak senaryolar üstüne ta iç boşluktan
Boyut boyut yalnızlıklar ağıyordu
Öksüz anılar üstüne iki gözüm
Kırık ikindiler üstüne
Kuşkulu bir yağmur yağıyordu

İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda
Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep
Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar
Yüzler karanlıktı iki gözüm
Düşünceler dar
Bir geçit bulamıyordum sana
Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik
Hep yabancıydı çaldığım kapılar

Oysaki, son çağrımdı bu ta can köşemden
Oysa yürek yürek son yeşermemdi
Çağ çağ, kanat kanat, sevgi, ışık, nur
Ah sonra o yağmur iki gözüm
Ah sonra o
Yağmur

Şimdi,
En kırık vaktidir uzak imbatların
Öykümüzün en yaralı yerinden
Damlar yüreğime ılık bir sızı
Sonra birden duyar gibi olurum
Hoyrat yağmurlar altında
Martı çığlıklarına karışıp giden
Çocuksu şarkımızı...

 

William Blake - Masumiyet Alametleri

Görmek bir kum tanesinde bir dünya, Dünyayı bir kum tanesinde görmek,
Ve bir cennet bir yaban çiçeği’nde, Ve cenneti bir kır çiçeğinde,
Tutmak sonsuzluğu avucunda, Sonsuzluğu avucunda tut,
Ve ebediyeti bir saatin içinde.Ve ebediyeti bir saatte…
Kapatılmış bir kızıl gerdan kafese…Kafese kapatılmış bir kızıl gerdan,
Boğar tüm Cennet’i öfkeye.

Kumru ve güvercinlerle dolu bir kumru evi
Titretir Cehennem’in tüm bölgelerini.
Bir köpek, kapısında açlıktan ölen efendisinin,
Haber verir çöküşünü devletin.
Hor kullanılan bir at yol üstünde
Yakarır insan kanı için Cennet’e.
Her feryadı yaban tavşanının, izi sürülen,
Bir elyaf koparır beyinden.
Bir tarla kuşu, kanadından yaralı,
Susturur bir Kerub’un şarkısını.

Kışkırtılmış ve kavgaya hazırlanmış dövüş horozu
Ürkütür yükselen güneşi.
Her kurtun ve aslanın uluyuşu
Ayağa kaldırır Cehennem’den bir insan ruhunu.
Yabani geyik, orada burada gezerken,Orada burada gezerken yabani geyik
Uzak tutar insan ruhunu üzüntüden.Uzak tutar insan ruhundan kederi.
Hor kullanılan kuzu halk kavgalarına yol açar, Hor görülmüş bir kuzu yol açar isyana
Ve yine de kasabın bıçağını bağışlar. Yine de bağılar kasap bıçağını.
Küçük çitkuşu’nu inciten adam
Sevgi görmeyecektir insanlardan.
Kim getirirse öküzü gazaba
Kadınlar sevmeyecektir onu asla. Asla sevilmeyecektir kadınlar tarafından
Sineği öldüren oyunbaz oğlan
Tadacaktır düşmanlığını örümceğin.
İşkence eden kişi mayısböceği’nin perisine
Bir kameriye örer sonsuz gecenin içinde.
Tırtıl, yaprağın üstündeki, Yaprağın üstündeki tırtıl,
Yineler sana annenin dertlerini.
Güve’nin ya da kelebeğin canına kıyma, Güve ya da kelebeğin kıyma canına,
Çünkü kıyamet yaklaşmakta. Çünkü kıyamet yaklaşmakta.
Atını savaş için eğiten kişi, Atını savaş için eğiten
Geçemez asla kutup engelini.
Dilencinin köpeğini ve dul’un kedisini besle,
Sen şişmanlarsın böylece.
Akşamın sona erişiyle uçup giden yarasa
Terketmiştir inanmayan beyni bunu yapmakla. Bunu yapmakla terketmiştir inanmayan beyni
Baykuş gece vakti ziyarete gelen Ziyarete gelen baykuş gece vakti
Dem vurur inançsızın korkusundan. Dem vurur inançsızın korkusundan
Sivrisinek, yaz türküsünü söyleyen, Yaz türküsünü söyleyen sivrisinek
Zehir elde eder iftiracının dilinden. Zehir üretmekte iftiracının dilinden
Zehiri semenderin ve yılanın Zehri, semender ve yılanın
Teridir kıskançlığın ayağının. Teridir, kıskançlık ayağının
Zehiri balarısının Zehri bir bal arısının
Kıskançlığıdır sanatçının. Kıskaçlığı demektir sanatçının.

Bir gerçeği kötü niyetle söylemişsen
Daha kötüdür uydurabileceğin tüm yalanlardan.
Neşenin ve kederin örgüsü çok incedir,
Kutsal ruh için örülmüş bir giysidir;
Her kederin ve özlemin altında
İpekle örülmüş bir neşe yatar aslında.
Ki böyle olması hakçadır;
İnsan neşe ve keder için yaratılmıştır;
Ve bunu gereken şekilde bildiğimizde,
Güvenle ilerleriz dünya’nın içinde.

Bebek daha fazlasıdır kundak bezlerinden;
Her tarafında bu insanlar diyarının
Eller doğdu ve yapıldı araçlar,
Dillerinden her çiftçi anlar.
Her gözün döktüğü gözyaşı
Bir bebeğe dönüşür sonsuzlukta;
Ve yakalanır ışıltılı dişilerce,
Ve döndürülür tekrar kendi zevkine.
Melemeler, böğürmeler, kükremeler ve havlamalar
Cennet’in kumsalını döven dalgalardırlar
Bir bebek sopanın altında ağladığında.

Öcünü yazar ölümün diyarlarına.
Kişi küçük çocuğun inancıyla alay ettiğinde
Alay edilecektir onunla yaşlılıkta ve ölüm’de.
Kuşku duymayı öğreten kişi çocuğa
Çıkamayacaktır çürümüş mezar’dan asla.
Küçük çocuğun inancına saygı duyan kişi
Yenecektir ölümü ve Cehennem’i.
Çocuğun oyuncakları ve sağduyusu yaşlı adamın
Ürünleridir iki mevsim’in.

Soru soran kişi, ki oturuşu pek muzipçedir,
Yanıt vermesini asla bilmeyecektir.
Şüphe taşıyan sözleri yanıtlayan kişi
Söndürür bilginin ışığını.
Cırcırböceği’nin çığlığı ya da bir bilmece
Uygun bir yanıttır bir şüphe’ye.
Karınca’nın inç’i ve kartal’ın mil’i
Gülümsetir topal felsefeyi.

Kişi gördüklerinden şüphe duyuyorsa
Ne yaparsan yap, inanmayacaktır asla.
Eğer güneş ve ay şüpheye düşselerdi
O dakika sönüverirlerdi.
Prens’in kaftanları ve palavraları dilencinin
Zehirli mantarlardır keselerinde cimri’nin.
Dilencinin paçavraları, kanat çırparak havada,
Bölerler gökyüzünü parçalara.

Daha değerlidir yoksulun çeyrek peni’si
Tüm altınlardan Afrika sahillerindeki.
Cimrinin topraklarını alıp satar az bir para,
İşçinin ellerinden zor alındığında;
Ya da, eğer yukarıdan korunuyorsa,
Alıp satar tüm o memleketi.
Kılıç ve tabancayla kuşandığında asker
Yaz güneşine felçli bir halde hücum eder.

Bilinen en güçlü zehir
Sezar’ın defne tacından gelmiştir.
Çarpıtamaz insan ırkını
Zırhın demiri kadar kimse.
Altın ve mücevherler sabanı süslediğinde
Kıskançlık boyun eğecektir barış sanatlarına.
Bir tutkunun içinde olmak sana iyi gelebilir.
Ama tutku senin içindeyse bu hiç iyi değildir.

Bir memleketin kaderini belirler kumarbaz ve fahişe,
Devlet onlara resmi izin verdiğinde.
Orospunun sokaktan sokağa seslenişi
Örecektir yaşlı İngiltere’nin kefenini.
Kazananın haykırışı, bedduası kaybedenin
Danseder cenaze arabasının önünde ölü İngiltere’nin.

Her gece ve her sabah
Doğar bazıları acıya.
Her sabah ve her gece
Doğar bazıları tatlı hazza.
Doğar bazıları tatlı hazza,
Doğar bazıları sonsuz geceye.
Yönlendiriliriz bir yalana inanmaya
Göz’ün içinden görmediğimizde,
Ki bir gece doğmuştur, can vermek için bir gecede,
Ruh uyurken ışık huzmelerinde.

Tanrı belirir ve ışıktır Tanrı
Gecenin içinde barınan o zavallı ruhlara;
Ama bir insan biçimini sergiler
Günün diyarlarında yaşayanlara. 

Çeviri: Sertan Balkan

Jean-Paul Sartre "Her seçiş bir vazgeçiştir."

  
"Birini sevmeye koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister. Hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu." 

"Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, insan kendi bilincine mahkumdur."

"Gidersem başkalarına isyan etmiş olurum, gitmezsem isyanım kendime olur."

"Demek cehennem bu. Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını… Acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek… Ne gülünç şey! Kızgın ızgaranın ne gereği var: Cehennem başkalarıdır."

"Kötülük, ancak tam hızla giderken dengede kalabiliyordu, bisiklette olduğu gibi."

"Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız."

"Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar."

"İnsanların ne olduklarıyla değil, ne olabilecekleriyle ilgilenirim."

"Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür."

"İnsan ilk önce varolur, ortaya çıkar, sahnede görünür ve ancak ondan sonra kendisini tanımlar."

"Yalnızdı, korkunç bir sessizliğin ortasında, özgür ve yalnız, yardımsız ve mazeretsiz, bir daha dönememecesine karar vermeye mahkum, her zaman için özgür kalmaya mahkum."

"Duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu."

"En büyük günah pişmanlıktır."

"İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir."

"İnsanlar kahramanları oynuyorlar; çünkü korkaklar. Azizleri oynuyorlar; çünkü kötü ruhlular. Suikastçiyi oynuyorlar; çünkü komşularını öldürmek için yanıp tutuşuyorlar. İnsanlar oynuyorlar; çünkü doğuştan yalancılar."

"İnsan sahip olduklarının toplamı değil, fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır."

"Sahip olduğum eşyalar, zamanla bana sahip oluyorlar. Ne zaman bir nesneyi sevsem, onu hemen bir başkasına veririm. Cömertlik değil bu, nesnelerin kölesi olmak istemiyorum."

"Trenlere biniyorsun ama garda kalanları da özenle seçiyorsun."

"Seçim yapmamış olmak da başlı başına bir seçimdir."

"Hayatta yapılacak o kadar çok hata vardır ki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin bir anlamı yoktur."

"Düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söylememek değil, hiç düşünmemiş olmaktır."

"İnsan olmanın ilk koşulu, bir şiddet eylemine katılmayı dolaylı ya da dolaysız reddetmektir."

"Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, dünyanın değişmeyeceğine inandığın ve dünyanın seni değiştirdiğinden emin olduğun bölümler."  

---Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazar ve filozoftur. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra, her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir Entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

"Varolmak susamadan içmek gibi bir şeydir."

"Varlığında,varlığın var olmasının söz konusu olduğu bir varlık olarak var olan bir varlığım."

Resmi payeleri hep reddettim. Legion d’Honneur’ü de kabul etmemiştim. Fransız akademisine de girmedim. Yazar kendisinin bir kuruma dönüştürülmesini reddetmelidir. Bu onur verici bir paye dahi olsa bunlar kişisel nedenlerim. Ayrıca şu da var: Ben iki kültürün barış içinde bir arada yaşayabilmesi için uğraşıyorum. Elbette çelişki ve çatışma var ve olmalı. Burjuva bir ailede yetiştiğim halde sosyalist oldum. Sempatim ondan yanadır. Bir de bu yüzden , bu ödülü verenlerin konumundan dolayı , kabul edemem.......(Nobel Ödülünü reddettikten sonra)
 
İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü, bir kere dünyaya atıldıktan sonra yaptığı her şeyden sorumludur.

W. Arthur Ward 'Gerçek İyimser'

 

Gerçek iyimser, problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir. Zorlukları görür ama üstesinden gelineceklerine de inanır. Olumsuzlukları yakalar ama olumlulukları da vurgular. En kötüye açıktır ama en iyiyi de bekler. Şikayet etmek için nedeni vardır ama gülümsemeyi seçer.

Stockdale Paradoksu…

Başarımızı etkileyen en önemli faktörlerden birisi olayları ele alış şeklimizdir. Maalesef bir çok kişi karşılaştıkları olayları olması gerektiği gibi yani gerçekleri olduğu gibi kabul etmeyip aşırı iyimser bir tutum takınıyorlar. Olaylar istekleri ve hedefleri dışında da gerçekleşince de hem kendileri hem de çalıştıkları firmalar başarısız oluyor. Bu durum bir kaç kez tekrar ettiğinde ise kişi ve kurumda onarılmaz yaralar açıyor. Gerçek şu ki iyimserlik tek başına bizi hedefe götürmez.

Bu durum en güzel Jim COLLINS’in “İyi’den Mükemmel Şirkete” adlı kitabında “Stockdale Paradoksu” ile açıklanmış. Vietnam Savaşı döneminde 1965–1973 yılları arasında savaş esirleri kampında esir tutulan ABD`li subay Amiral Jim Stockdale`nin yaşadıkları bu paradoksa ilham kaynağı olmuştur. Amiral Stockdale esir kampında serbest bırakılıp bırakılmayacağını bilmiyordu. Ancak bu kamptan sağ çıkmak için sonsuz bir inancı vardı. Bu nedenle hiç bir insanın sonuna kadar direnemeyeceği akıl almaz işkencelere dayanacak kurallar geliştirdi ve işkencelere göğüs germeyi başardı. Esirlerin yaşadığı yerlerde oluşturulan tecrit alanlarında iletişim kurabilmek için duvarlara vurulduğunda çıkan tık tık sesleriyle esirlerin birbirleriyle haberleşmesini sağladı. Böylece esirlerin hayatta kalabilmeleri ve morallerini yüksek tutabilmeleri için yoğun çaba harcadı.

Yaşadıkları korkunçtu. Aynı zamanda bir belirsizlik vardı. Bu ortamda ve sonunun ne olacağını bilmeden nasıl mücadele edebilmişti.

Serbest bırakıldıktan sonra kendisi ile yapılan mülakatta “Asla inancımı kaybetmedim.” dedi. Kendisine “kamptan kimler sağ çıkamadı” diye sorulduğunda,

“İyimserler.Çünkü onlar şöyle diyordu. Noele kadar buradan kurtuluruz. Noel geçiyor ama bir şey değişmiyordu. Sonra paskalyaya kadar kurtuluruz diyorlardı. Paskalyada geçiyor ancak onlar hala oradaydı. Bu sefer başka bir günü bekliyorlardı. Sonra tekrar noel. Böylece ölüp gidiyorlardı”

Bu yazıdan iyimserliğin kötü bir şey olduğu anlaşılmasın. Aşırı ve çabasız iyimserlik kötüdür diyoruz. Bu durumu en güzel Amerikalı yazar William Arthur Ward’ın şu sözü güzel açıklıyor; “Gerçek iyimserlik, problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir. Zorlukları görür ama üstesinden gelineceklerine de inanır. Olumsuzlukları yakalar ama olumlulukları da vurgular. En kötüye açıktır ama en iyiyi de bekler. Şikayet etmek için nedeni vardır ama gülümsemeyi seçer.

Amiral Stockdale 2005 yılında, Ward ise 1994 yılında öldü. İkisi aynı dönemde yaşamışlar. Amiral Stockdale’mı Ward’ın bu sözünü biliyordu onu referans alıp bu zorlu mücadeleden başarılı çıktı yoksa Ward, Stockdale’in yaşadıklarından esinlenip mi bu sözü söyledi bilinmez… Dr. A.Barış HAZNEDROĞLU

Maya Angelou - Öğrendim ki * Gassan Satar - Sarı Yaprak

Öğrendim ki…
Bir insanı tanımak için iki şeye bakabileceğimi öğrendim;
Yağmurlu bir gün ve Kaybolan valizler karşısında duruşları…
Anne babanızla ilişkiniz her ne olursa olsun öğrendim ki;
Onlar gidince onları çok özlüyorsunuz…
Öğrendim ki;
Bir hayatı yaşamak ile Bir yaşam yaratmak aynı şeyler değilmiş..!
Öğrendim ki;
Yaşam bazen ikinci bir fırsat tanırmış…
Öğrendim ki;
Hayatı her iki elinizde beyzbol eldiveni, tutmaya hazır yaşamamalısınız…
Birşeyleri geri atabilmeniz gerekmeli…
Açık yürekle ne zaman karar verdiysem,
Öğrendim ki;
doğru kararı vermiş oluyorum…
Öğrendim ki;
Her yerim acısa da başkalarına acı vermem gerekmez…
Her gün uzanıp birine dokunmanız gerektiğini öğrendim…
Öğrendim ki;
İnsanlar sıcak bir SARILMAYA ya da sırtında DOSTÇA bir ele çok ihtiyaç duyar…
Daha öğrenecek çok şeyim olduğunu öğrendim…
Öğrendim ki;
İnsanlar dediğinizi unutur,
İnsanlar yaptıklarınızı unutur
Ama
İNSANLAR ONLARDA BIRAKTIĞINIZ HİSSİ ASLA UNUTMAZLAR...
Öğrendim ki;
Her ne olursa olsun,
Bugün ne kadar kötü gözükürse gözüksün..
Yaşam devam ediyor..
Ve, Yarın daha iyi bir gün olacak...Maya Angelou



(Sarı Yaprak)
Bir ağaç bütün görkemi ile yaşam bağışlıyor
Ve bir yaprak
Sararmış
Ömrünün son demlerini yaşayan
Ve son bir gayretle can damarına bağlanmış
Bir tek rüzgar
Tek bir esinti artık düşmanıdır sarı yaprağın
Can damarından onu ayıracak bir tek bir esinti yeter yitmek için
Ve sonra
Son bağlantısı kopar
Yere düşer
Önce gözü ağacına,
Can damarına takılır
Bir özlem belirir yüreğinde sarı yaprağın
Yere düşerken son bir defa
Son bir defa baharın güzelliğini
Ve yeşillikler içinde tabiata bağışladığı o güzelliği yaşar yeniden
Ve toprak
Yeni yurdu
Bir gariplik bir yalnızlık
Can damarı ağacın dibinde bir sarı yapraktır
Hüzünle bakar ağaca
Yaşam ağacına
Toprak kucaklar sarı yapragı
Toprak ana katar kendine sarı yaprağı
Şimdi toprağa karışmış
Toprak olmuştur sarı yaprak
Ve yaşam agacının köklerini görür
Ona can bağışlayan sevgili ağacının kökleri
Sevinçle bakar köklerine
Toprağın bir parçasıdır sarı yaprak artık
Ve can ağacına besin olmaktadır
Köklerine yaşam ağacının yaşam verendir şimdi
Geldiği
Kendisine can veren ağacına yaşam bağışlayandır sarı yaprak
Şimdi yeşil yapraklara
Yaşama yeniden merhaba diyen yeni canlara
Yeni yeşilliklere yaşam verendir sarı yaprak
Bilir bunu
Görür
Ve tekrar yaşam ağacına karışır
Ama bu sefer can veren olarak
Anlar sarı yaprak
Anlar bu dairenin anlamını
Yaşamın amacını görür
Yeşil yaprakken bahar sevincini de sever o zaman
Sararmış bir yaprak olarak toprağa ağır ağır düşüşün hüznünü de
Ve can aldığı ağaca
Can vermenin sevincini yaşar
Şimdi bilir O hersey kendisinden doğar
Ve canından bir parça olur herşey
Bir dönüşümdür bu bilir
Gelişmedir hersey anlar
Sever hüznü de sevinci de
İkisi de kendisidir çünkü görür.. anlar ve bilir
Bir yaprakken ulu ağacın bir dalında
Şimdi her parçasındadır artık yaşam ağacının....Gassan Satar