22 Ocak 2016 Cuma

Beri Gel


Beri gel, daha beri, daha beri. Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye dek? Sen bensin işte, ben senim işte. Ne diye bu direnme böyle, ne diye? Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye? Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek, ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye? Zengin yoksulu hor görür, ne diye? Sağ soluna yan bakar, ne diye? İkisi de senin elin, ikiside, peki, kutlu ne, kutsuz ne? Topumuz bir tek inciyiz, bir tek. başımız da tek, aklımız da tek. Ne diye iki görür olup kalmışız iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye? Sen habire gevele dur bakalım, habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de, sonu nereye varır bunun, nereye? Şu beş duyudan, altı yönden varını yoğunu birliğe çek, birliğe. Kendine gel, benlikten çık, uzak dur, insanlara karıl, insanlara, insanlarla bir ol. İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz. Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane. Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini. Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini. Tertemiz can canlığını işler, canlığını. Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini. Ama sen canı da bir bil, bedeni de, yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine, hani bademler gibi, bademler gibi. Ama hepsindeki yağ bir. Dünyada nice diller var, nice diller, ama hepsin de anlam bir. Sen kapları, testileri hele bir kır, sular nasıl bir yol tutar, gider. Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak, can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

Bilge ve Köpek

 Bilge bir adam bir göletin başında oturmaktadır. Dikkatini, susuzluktan kırılan bir köpeğin, devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması çeker.
Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır; ama, göle geldiğinde sudaki kendi aksini görüp korkmaktadır; bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır.
Sonunda köpek dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi aksini görmediği için suyu içer.
O anda bilge düşünür: "Benim bu olaydan öğrendiğim şu oldu," der.
"Bir insanın istekleri ile arasındaki engel çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkuları, kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa istediklerini elde edebilir."
Ama biraz daha düşününce aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur.

Gülümse


Kalplerde yaşayan asla ölmez...Anneannemle dedem neredeyse yarım yüzyıldır evlilerdi. İlk karşılaştıkları andan beri kendi oluşturdukları bir oyunu oynuyorlardı. Birbirlerinin bulması için sürpriz bir yere "Gülümse" kelimesini yazıp bırakırlardı. Evin içinde bu kelimeyi yazıp sırayla bir yere bırakırlar, kelimenin nerede olduğunu bulan hemen kendisi de yeni bir gülümse yazıp başka bir yere saklardı. Bir sonraki yemeği kim hazırlarsa "Gülümse" kelimesini una ve şekere bulayıp bekletirdi. Anneannemin tadına doyulmaz muhallebilerini yediğimiz verandaya bakan pencerede de bu kelime yazılıydı. Banyodaki aynanın buharlı yüzeyine "Gülümse" yazmışlardı. Böylece her banyodan sonra aynada "Gülümse" beliriveriyordu. Ayakkabılarının içinden, yastıkların altından, araba koltuğu üzerinden, dolapların içinden kısaca hangi taşı kaldırsanız altından "Gülümse" çıkıyordu. Bu gizemli kelime herhangi bir mobilya kadar evlerinin bir parçası olmuştu. Anneannemle dedemin oynadığı bu oyunu takdir etmem yıllarımı aldı. Şüphecilik gerçek sevgiye (saf ve uzun süreli) inanmamı engelliyordu. Öte yandan büyükannemle dedemin ilişkisi beni hiç şüpheye düşürmemişti. Sevgiyi günlük hayatlarına taşımışlardı. Bu oynadıkları oyun flört etmenin ötesinde birşeydi, yaşam tarzları olmuştu. Anneannemle dedem her fırsatta birbirlerinin ellerini tutarlar, mutfakta bile bir anı çalıp birbirlerine küçük bir öpücük kondururlardı. Anneannem bana dedemin ne kadar tatlı olduğunu ve gittikçe yakışıklılaştığını söylerdi. Daha sonraları yaşantılarına birdenbire kara bulutlar çöktü, anneannem meme kanseri olmuştu. Hastalık ilk olarak bundan on yıl önce ortaya çıkmıştı. Dedem her zaman olduğu gibi karısının yanından hiç ayrılmadı. Odadan dışarıya çıkamayacak kadar hasta olduğunda gün ışığını daha iyi hissedebilmesi için odanın rengini sarıya boyattılar. Daha sonra kanser atak yaptı ve anneannemi kaybettik. Anneannemin çiçeğinin üzerine de "Gülümse" yazıldı. Cenazeye gelenler yavaş yavaş azalınca dedem anneannemin başına doğru eğildi, derin bir nefes aldı ve şarkı söylemeye başladı. Büyük bir vakarla ve huzurlu bir insanın gülümseyen yüzüyle Yasin okumaya başladı. Her ne kadar üzüntüyle sarsılmış olsam da bu anı unutamıyorum. Onların derin sevgisini her ne kadar geç anlamış da olsam bu sevginin güzelliğine tanık olma şansına ulaştım. G-ü-l-ü-m-s-e: Seni ne kadar sevdiğimi bilemezsin. Teşekkürler, anneanneciğim ve dedeciğim. Bunu anlamama yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim. Kalplerde yaşayanlar asla ölmezler.

Seni ilk görüyordum


Deli otlar gibiydin. Gövdeni daha tanımıyordum. Öğrenilecek bir ders gibi olan gövdeni. Dünyamıza düşmüştün. Bir suyu çevirmiş, bir yarı düzeltmiş gelmiştin. İtmiştin bunluğu, ezinci. Kulluğu sürmüştün. Yakın, yabanıl bir aşk koymuştun. Kalmıştın. Bir taşlıktın yürünen, keçiyollarıydın bizim bu ıssız bu yalnız dünyamızda. Daha duvarlarını çıkmamıştın. Koymamıştın sınırlarını. Göğünü buruşturmamıştın. Buraların taşlı, kusursuz Girit evleri gibi beyazdın. Sendin. Seni ilk görüyordum. Pruvamıza vuruyordu deniz. Yüzün düşmüştü. Geçmişti çaylaklar. Yunuslar köpürtmüştü suları. Bir yalazdı gövden. En eski cumhuriyetlerdi. Açık kapıları. Böyle sürdü durdu beyazlığın gecemde. Çıktı isli sokaklara. Kapalı evleri açtı. Karıştı dünyanın kalabalığına. Tanyerinin tuttu elinden.
Yeni bir aşk adınaydı gövden..”

Güzel Irmak

Her şey yeterli olsun


Seni ayakta tutmaya yetecek kadar Güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim, Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana Yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene Yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar Mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar Kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar Kayıp diliyorum. Son "elveda"yı atlatmaya yetecek kadar "merhaba" diliyorum. 

Hayal etmekten asla vazgeçmemelisin


Çoğu zaman hayatın ne kadar cömert ve güzel olduğunu insanlara anlatmaya kalkıştığımızda bu düşünceyi şeytandan gelmişçesine reddederler. İnsanlar hayallerinin gerçek olmayacağından korktukları için hayattan çok fazla şey istemeye yanaşmazlar. Ama yürekten savaş vermek istiyorsan keşfedilmeyi ve de ele geçirilmeyi bekleyen muhteşem bir hazine olarak görmelisin dünyayı. Tüm yıldızları bir araya getirebilecek bir güç yok, olsa idi evren koskocaman, bomboş bir alana dönüşürdü ve varlık sebebini yitirirdi. Her yıldızın kendi alanı ve kendine has özellikleri vardır. Buradan baktığımızda birbirine benzeyen binlerce cisim görürüz, oysa insan aklının alamayacağı kadar farklı, milyonlarca şey var orada Tıpkı insanlar da böyledir. Hayal etmekten asla vazgeçmemelisin. Hayaller ruhun besinidir, tıpkı yemeğin bedeni beslediği gibi hayaller de ruhu besler. Hayatımızda birçok defa hayallerimizin paramparça olduğuna, isteklerimizin yerine gelmediğine şahit oluruz Bunlara rağmen hayal kurmayı bırakmamamız gerekir Bırakırsak ruhumuz ölür.