balzac etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balzac etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2021

Honorè De Balzac - Goriot Baba

Goriot

 

Büyük Fransız Romancısı Honore de Balzac'ın (1799-1850) ünlü dev yapıtı İnsanlık Güldürüsü, seksen sekiz ciltten oluşur. Goriot Baba, bu büyük yapıtın bir parçasıdır. Bu romanın ayrıcalıklı bir yeri vardır. Balzac'ın kafasında İnsanlık Güldürüsü'nü oluşturma düşüncesi Goriot Baba ile birlikte doğmuştur. Bu da bu büyük romanı, ister istemez, bir odak-yapıt durumuna getiriyor. Kurgusuyla, konusuyla, kişileriyle, içerdiği dünya görüşüyle, gerçekten çok ilginç bir roman olan Goriot Baba İnsanlık Güldürüsü adlı bu dev yapıtın üç bine ulaşan kişilerinin önemli bir kısmını, hem de en ilginçlerini bize tanıtır. Rastignac, Madame de Beauseant, Madame de Langeais ve daha birçokları, ünlü Balzac kişileri olarak ilk kez bu romanda karşımıza çıkarlar. Bu özelliği göz önüne alınınca, İnsanlık Güldürüsü'nün eşsiz evrenine girmek için en elverişli kapının Goriot Baba olduğu söylenebilir. Yalnızca yarattığı ilginç baba tipiyle değil, anlatım ustalığıyla da, öteki kahramanlarıyla da bu roman okuyanı sürükler.

 


 

23 Ağustos 2021

Honorè De Balzac - Köylüler

Köylüler 

 "Şansını denemeye git mi diyorsunuz bana? Nereye gideyim peki? Bir bölgeden bir bölgeye geçmek için pasaport gerekiyor. Pasaport da kırk para tutuyor. Kırk yıldır cebimde kırk paralık bir sikkenin bir ötekiyle çarpışıp öttüğünü duymadım. İnsanın başını alıp gidebilmesi için karşısına çıkacak köy sayısı kadar altın olmalı cebinde ve altı köye uğrayacak kadar parası olan Fourchon'ların sayısı da pek fazla değildir. Bizi bucaklarımızdan ancak askerlik çıkarabilir. Yüz sefile karşılık zenginleşen bir kişi vardır. Niçin dökülür bu yüz kişi, neleri eksiktir? Tanrı bilir bunu, tefeciler de bilir. İyisi mi bucaklarımızda kalalım biz. Eskiden senyörler bizi zorla tıkıyorlardı buraya. Şimdi ister istemez zorla kalıyoruz. Beni buraya mıhlayan şeyin ne olduğunu bilmek ilgilendirmiyor beni. Zorunluğun yasası mıhlasa ne olur, senyörlüğün yasası mıhlasa ne olur? Şu ya da bu biçimde ölünceye kadar toprağı işlemeye mahkumuz biz. Nerede olursak olalım, toprağı siz varlıklılar için, kazar, çapalar, gübreleriz. Sizin varlıklı doğmuş olmanız da bizim yoksul doğmamız da doğaldır. Kitle hep aynı kalacaktır. Hiçbir zaman değişmez. Bizim aramızdan yükselenlerin sayısı sizin aranızdan tepetaklak olanların sayısından çok daha azdır. Biz bilgin değiliz ama bunu çok iyi biliriz. Boyuna suçlamamak gerekir bizi. Biz sizi rahat bırakıyoruz. Siz de bizi rahat bırakın yaşayalım. Yoksa, böyle devam ederse, biz hapishanelerinizde beslemek zorunda kalacaksınız. Aslına bakarsanız, orası bizim samanlıktan daha iyidir... Sizler efendiler olarak kalmak istiyorsunuz. Öyleyse her zaman düşman olacağız. Otuz yıl önce olduğu gibi bugün de. Sizin her şeyiniz var. Bizim hiçbir şeyimiz yok. Dostluk bekleyemezsiniz bizden hala."

Dünya edebiyatının yazılmış en gerçekçi (Marx'ın en beğendiği roman olduğu söylenir)

* * *

Soylu toprak sahibiyle topraksız çiftçi arasındaki mücadeleyi yansıtan Köylüler Balzac'ın kendisinin de çok değer verdiği olgunluk dönemi yapıtıdır. Kişisel olarak aristrasiyle ve soylulara sempati duyan Balzac bu mücadeleye katılan herkesi tam bir yansızlıkla verir. Balzac bu romanda aristokrasinin yalnızca yenilgisini değil aynı zamand bu yenilginin kaçınılmaz bir son olduğunu da anlatmıştır.

22 Mayıs 2020

Honoré De Balzac "Kendini arasına dahil etmediğin iki fikri bir araya getiremem."


 

   Sevgili meleğim,
Neredeyse delirmek istediğim kadar, sana kızgınım: Kendini onların arasına sokmadığın iki fikri bir araya getiremem. Artık senden başka hiçbir şey düşünemiyorum. Kendime rağmen, hayal gücüm beni taşıyor. Seni yakaladım, seni öpüyorum, seni okşuyorum. En aşk dolu okşamaların binlercesi beni ele geçiriyor. Her zaman içinde olacağın kalbim gibi… Şu anda da fazlasıyla oradasın. Orada sana dair nefis hislerim var. Ama Tanrım, beni nedenimden mahrum edersen, benim için ne olacaksın? Bu, bu sabah beni korkutan bir monomania (sabit fikir, saplantı). Her an ayağa kalkıp kendime şunu söylüyorum, “Gel, oraya gidiyorum!”. Sonra yükümlülüklerimin duygusuyla hareket edip tekrar oturuyorum. Korkunç bir çatışma var. Bu bir hayat değil. Daha önce hiç böyle olmadım. Her şeyi mahvettin. Seni düşünürken kendimi aptal ve mutlu hissediyorum. Bir anda bin yıl yaşadığım lezzetli bir rüyada koşuşturuyorum. Ne korkunç bir durum! Sevgiyle aşmak, her bakışında sevgiyi hissetmek, yalnızca sevgiyle yaşamak ve kendini kederlerin tükettiğini görmek ve binlerce örümceğin ağına takılmak… O, sevgilim Eva, bunu bilmiyordun. Kartını aldım. Benden önce orada ve şimdi sanki buradaymışsın gibi konuştum. Seni dün gördüğüm gibi görüyorum, çok güzel, şaşırtıcı derecede güzel. Dün, bütün akşam boyunca kendi kendime “O benim!” dedim. Ah! Cennet’te melekler benim dün olduğum kadar mutlu değiller!

Haziran, 1835
 

16 Haziran 2019

Honore de Balzac "Hayatta en büyük hediye sağlıktır.En güzel tavır kanaat,En iyi ilişki ise sadakattir."

Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır...Peyami Safa 
 
Eski başka, eskimiş başkadır.Nice eskiler vardır ki, hiç eskimez...Peyami Safa 
 
Dağın öte yüzü güneşe bakıyormuş çocuklar De hadi davranın, Güneşle sohbetimiz var, geç kalmayalım...Yaşar Kemal 
 
Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son yıllarda...Bilge Karasu 
 

19 Ağustos 2018

Honoré de Balzac - Eugenıe Grandet

“Bir gün bir arkadaşı Balzac’ı ziyarete gider. Balzac’ın evine girer girmez içeriden bir ağlama sesinin geldiğini duyar ve hemen koşar. Balzac’ın çalışma odasına girince bir bakar ki, Balzac masasının önünde oturmuş önünde yığınla defter, kitap hüngür hüngür ağlıyor. Adam iyice merak eder; ‘Balzac ne oldu?’ der. Balzac kayıtsız bir yüzle başını kaldırıp ‘o öldü’ der. Adam iyice şaşırır ve ‘kim öldü?’ der. ‘Son yazdığım romanın baş kahramanı’ der Balzac. ‘Delirdin mi sen, bu mu derdin? Bu kadar üzüldüysen dirilt madem’ deyince, Balzac ciddileşir. ‘Roman kahramanlarımın kaderi benim elimde değildir ve sanat dediğimiz şey de tam olarak budur. Çünkü sanat, sanat için vardır.’ 
 
*

Eugénie Grandet, büyük Fransız yazarı Honoré de Balzac’ın “İnsanlık Güldürüsü” genel başlığı altında tasarlayıp gerçekleştirdiği çok sayıda romandan oluşan o dev yapıtın en çok okunan yapıtlarından biri. 1833’de yayınlanan bu romanında Balzac, taşra insanlarını ve onların özellikle para ile olan ilişkilerini eşsiz bir gerçeklikle anlatır. Cimrilik ve Aşk bu romanın işlenen iki ana tema’sıdır. Balzac, bu romanında, Grandet Baba’nın büyük malvarlığını alınteriyle açıklanamayacağını gözler önüne serer. Grandet Baba, büyük Fransız Devrimi sonrasında, dönemin siyasal koşullarından ustaca yararlanmasını bilmiş, her türlü aldatmacayı geçerli kılan bir yöntemle büyük bir malvarlığının sahibi olmuştur. Bu zenginliğin içinde alınterinin payı, denizde bir damla gibidir. Eugénie Grandet’nin tertemiz aşkının ve yüce gönüllüğünün, bütün bu pisliklerin yanında yeri nedir? İşte Balzac’ın büyüklüğünün tartışılmaz yanı burada ortaya çıkıyor. Bu roman öylesine sevilmiş, öylesine yaygın bir okur kitlesi bulmuştur ki, “Eugénie Grandet’nin yazarı” diye anılmak sonunda Balzac’ı bile kızdırmıştır.
 

Yalnız insanlar düşünceleri içinde bir derinlemesine görüş edinirler ve dokundukları çok az şeye karşı da büyük bir duyarlılıkları vardır. 
 
Zaman her acıyı sağaltır, ben bunu deneyimle öğrendim
 
Büyük ruhlu kişiler hiçbir zaman dalkavukluk etmezler. Bu, çevresine girmek istediği insanın yüreğine daha kolay sızabilmek için kendisini silen, bayağı, küçük ruhlu kişilerin işidir. Dalkavukluk, kendi çıkarını kollama dürtüsünden kaynaklanır.
 
 Bütün yaşamı, gücünü mutluluğa ulaşmak için harcayıp durmakla geçmişti ve onu destekleyen gücünü
yenileyen hiçbir şey olmamıştı.
 
 Ruh da, beden gibi yaşamak için soluk almak zorundadır.
 
Soylu ve değerli düşüncelerin arasında yaşamaya alışmış ruh sonunda en kaba çizgilere bile damgasını basar.
 
Aşkın başlangıcıyla yaşamın başlangıcı arasında hoş benzerlikler vardır.

Herkesin yaptığı, çocuğu ninnilerle, tatlı bakışlarla oyalamak, geleceğini pırıl pırıl edecek masallar anlatmak değil midir? Umudun ışıltılı kanatlan hep onun zevki için açılmaz mı? Acıyla olduğu kadar sevinçten de gözyaşları dökülmez mi? Hiç yoktan örneğin sallantılı bir saray yapmaya çalıştığı taşlar, ya da toplar toplamaz unuttuğu çiçekler için huysuzlanmaz mı? Zamanı yakalayıp ardına koymaya, yaşam işlerini sürdürmeye istekli değil midir? Aşk, ruhun ikinci değişimidir.
 
Bütün insan gücü, sabır ve zamanın bileşimiyle ortaya çıkar. En başarılı insanlar istemlerini «bekle ve göre ayarlayanlardır. Bir cimrinin yasamı, sürekli bir, bütün insan yeteneklerini kendi kişisle hizmetinde kullanma çabasıdır. Cimri, yalnızca iki duyguya önem verir; gururu ve kendi çıkarı. Ama çıkarı gururuna somut, elle tutulur bir destek olduğundan, gerçek üstünlüğünün sürekli kanıtı olduğundan; gururu ve çıkarı için uğraşması bir tutkunun iki yüzüdür, bencilliğin. Ustalıkla sahnelenen cimrilerin uyandırdığı müthiş merakın nedeni belki de budur.
 

21 Mayıs 2018

Honore de Balzac " Bilginin efendisi olmak istersen, çalışmanın kölesi olmalısın."


İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur.

Kanunlar örümcek ağları gibidir: zayıfları ağa yakalanır, güçlülerse ağı delip geçer.

Bütün mutluluklar çalışma ve cesarete bağlıdır.

İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.

Hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer.

İnsanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunmayın.

Alay, can çekişen toplumların edebiyat tarzıdır.

Vicdanımız inanılmaz bir yargıçtır; biz onu öldürmedikçe

Uykunun yenemediği hiçbir acı yoktur.

Bencillik dostluğun zehiridir.

Her ıstırap insana ayrı bir şey öğretir.

Ne yaparsan yap, nasıl yaşarsan yaşa; ama gülebilmek için birini ağlatma ve çıkarların için hiç kimseyi satma !

Üç Tehlike! Aşırı Güven Saygıyı Azaltır, Sıradanlık Küçük Görülmenize Yol Açar, İşgüzarlık Da Bizi Güzel Bir Av Haline Getirir.

06 Nisan 2016

Honoré de Balzac - Vadideki Zambak

Vadideki Zambak, olağanüstü gözlem yeteneği ve insan doğasını derinden kavrayışıyla klasik roman türünün tartışmasız en önemli ustalarından biri olarak kabul edilen Honoré de Balzac’ın, “İnsanlık Komedyası” adlı anıtsal yapıtının “Taşra Yaşamından Sahneler” başlığı altında yer alan en önemli, en ünlü kitaplarından biridir. Dünya edebiyatının en hüzünlü ve ihtişamlı aşk öykülerinden biri kabul edilen yapıt, Fransız Devrimi sonrasında şekillenen toplumsal ve siyasal hayatı ustaca yansıtmasıyla da başka bir derinlik kazanır. “Müthiş bir edebiyatın hazzına varabileceğiniz en önemli eserlerden biri; Balzac’ın tüm eserlerinde olduğu gibi.” MARCEL PROUST  


 Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Honoré de Balzac’ın ölümsüz eserlerinden “Vadideki Zambak”, Fransız Devrimi’nden sonra toplumun dönüşümünü konu alıyor. Balzac'ın kendine has gerçekçiliğiyle örülü bu roman, Cemal Süreya çevirisiyle yeniden okurlarıyla buluşuyor.
 
 İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alan Vadideki Zambak 1836 yılında yayımlandı. Roman, gençlikten yetişkinliğe uzanan yolu, evli bir kadına duyduğu aşkla kateden Felix’in hikâyesini anlatıyor.
 
 
 
"Sonradan görme insanlar maymun gibidir, maymun becerikliliği vardır onlarda. Yukarıda görür insan onları, tırmanırken çevikliklerine hayran kalınır ama doruğa ulaştıklarında artık yalnızca ayıp yerleri görünür.
 
Bütün bir gün boyunca ayaklarımın dibine uzanarak sessizce yatabilirdi. bana bakarak dalar, bir cariye gibi sevişme gelmesini çabuklaştırmaya çalışırdı. Zevk yönünden bayağı verimli, bir zevkleri deneylerin yarattığı bilgilerle çeşitlendiren ama bilgisini tuksunun taşkınlıkları altında gizleyen bir aşkın kışkırtıcı hazların pençesinden geçirdiğim ilk altı ayı hangi sözcüklerle anlatmak mümkün olabilir bilemem.
 
Cinsellikten uzak bir aşk isteklerin şiddetiyle ayakta kalır. Sonra hiçbir yönden size benzemeyen biz erkekler için öyle bir an gelir ki, her şey acıdır. Bizde öyle bir güç vardır ki onu kullanmaktan vazgeçtiğimiz an artık erkek olmaktan vazgeçmiş oluruz. Kendisini besleyen besinden yoksun kalan yürek kendi kendisini yer, ölüm değilse bile ölüm öncesi bir durum sayılan bir bitkinlik duyar. Doğayı uzun süre aldatamazsınız, en küçük bir fırsatta çılgınlığa benzer bir güçle uyanır."