14 Eylül 2016 Çarşamba

Yüksek Topuklar


Zamana derinliğini veren şey hüzündür.

Hatırlamak başka şeydir, hatıra sahibi olmak başka.

İnsanların acıları onlar çok konuştukları için uzun sürüyor.
Çok gevezelik eden bir toplumduk belki, ama aslında hiç konuşmuyorduk. Sahiden konuşmuyorduk.

Geçmişe hüzünlenmek bile, safiyetini yitirip, bir trend oldu nicedir. "Nostalji modası" deniyor şimdilerde; zamanı "değer"lerle tartanların sahiden soylu bir iç sızısıyla andıkları geçmişle, günün modası gereği sığ bir mazi yardakçılığıyla üretilip tüketilen "nostalji" arasındaki derin fark ayırt edilemiyor. Her sümüklü sızlanış nostalji sanılıyor. Herkesin bir geçmişi vardır sanılıyor. Yazık ki, geçmiş bile herkesin değildir. Kimileri yalnızca hatırlar. Hatırlayanlar başkadır, mazisi olanlar başka. Mazi edinilir. Mazi de birçok şey gibi emek ister insandan. Hatırlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Yaşıma göre yıllarımı ve hayatımı bunca ağırlaştıran şeyin, hatırlama gücüm olduğunu düşünüyorum."

Duygularına, düşüncelerine ad aramaktan hoşlanan kadınlardır, erkekler değil. Erkekleri buna zorlamayın, siz kaybedersiniz. Hele erkeği iç yolculuklara davet eden tutum, davranış ve konuşmalara asla kalkışmayın, o yolculuklardan hiçbir erkeğin geri döndüğü görülmemiştir. Bu aynı zamanda sizin de ayrılık yolculuğunuz anlamına gelir. ki, şu erkek kıtlığında bunu isteyip istemediğinizi bir kere daha düşünün!
Kimi kadınlar, çeşitli durum değerlendirmelerini didiklemeye vardırarak adamları canından bezdirirler.

İyimser insanların bardağın dolu tarafını, kötümser olanlarınsa boş tarafını görmesiyle ilgili o ünlü örnekten yola çıkarak, beni çoğu kez bardağın boş tarafını görmekle suçlarlar. Ben öyle biri olmadığımı düşünüyorum. Bana kalırsa, benim sorunum,bardağın yarısının dolu, yarısının boş olduğunu aynı anda görmek ve iyimserler için yeterince iyimser, kötümserler için yeterince kötümser olmamak. bu da her zaman olduğu gibi beni gene herkesin içinde yurtsuz kılıyor.

Bir kere görmeye başlarsanız, artık hep görürsünüz.

Zenginlerin zenginlikleriyle gösteriş yapmalarından ne kadar nefret ediyorsam, yoksulluklarıyla övünenlere de tahammülüm kalmamıştı. Taşıdığınız çeşitli ideolojilere göre, gösterişin nesnesi değişebilir ama, sonuçta gösteriş gösteriştir ve içeriği ne olursa olsun, gösterişe dönüşen her şey çirkindir.

 Ekonomik özgürlüğünü kazanmak için çalışan, kimliğini kendi oluşturan
kadınlara, hayat bazı kapıları açarken, bazılarını kapattı. İki kapı
arasında bir tür boşlukta kaldık. Ne yeterince evli, ne yeterince bekar, ne
yeterince düzeniçi, ne yeterince sıradışı; birtakım aşklarımız,
ilişkilerimiz oldu. Geleceksiz, sonuçsuz belirsizlikleri beraberlik diye yaşadık. Kadınlar değişirken, erkekler ve hayat gerektiği ölçüde değişmedi.
Özellikle büyük kentlerde, otuzunu, kırkını geçmiş, bekar ya da dul, önemli
sayıda bir yalnız kadınlar ordusu oluştu. Onlardan birinin sabahı bu.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi gözüken sabahı.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti, cancağızım, Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım



İnsan, büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır. Fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki insan içindeki o ilmi okuyabilsin. Bu perdeler ve karanlıklar; bu dünyadaki türlü türlü meşguliyetler, insanın dünya işlerinde aldığı çeşitli tedbirler ve gönlün sonsuz arzularıdır.

Acı suda tatlı suda berraktır. Sakın görünüşe aldanma...Görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hal ehli olandır!

Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin. Sen kendine kaldıkça bir habbesin, bir zerresin, fakat herkesle birleştin kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin!

 Ne vakte kadar testinin şekli, biçimi ile üstündeki nakışlarla oyalanıp duracaksın? Testini şeklini, nakşını bırakda içindeki suyu ara. Yani, insanların güzelliklerine, dış görünüşlerine bakma da ahlâklarına, huylarına, tabiatlarına bak.

 Olumsuzlukları hoş görmek ne iyidir. Zira bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır, ama deniz bu kereminden dolayı eksilmez. Zaten sevgi ve hoşgörü insanlık, hiddet ve şehvet hayvanlık vasfıdır.


Sularda Güneş Olmak

I
Kıyıda kum çakıl yosun. Gidenlerden
Boşuna değil martıların hıçkırığı
Köprülerin altından geçen sular var ya
Kürsülerde lafını ettiğimiz
Biraz da köprülerin üstünden akmalı

II
Yeşilin sarıya dönüşü korkutmasın seni
Morarıp silinmesi maviliklerin
Kırmızının akıp gitmesi damarlarından
İşimiz kolay değil, o denli
Kargaların içgüdüsel ölmezliğine inat
İnsanca ölebilmeli

III
Ne ilk yaz bulutlarında yıkanan
Bir mezar taşısın uzun ömürlü
Ne kış güneşinde silkinen selvisin
Bir mezarlık değilsin anıların gömüldüğü
Yeşilin bitkiselliğini sürdürmeye gelmedin

IV
En güzel sarılarda düşsel
Bir ayçiçeği güneşte tek başına
Bir de karanlık sularda güneş olmak
Bu daha güzel


Kral ve Dilenci


Bir kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastladı. “Dile benden ne dilersen” dedi. Dilenci güldü ve “Her isteğimi mi?” diye yanıtladı. Kral bu söze alındı. “Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle hele, ne istiyorsun?” “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım.” Dilenci sıradan bir dilenci değildi. Kralın gençlik yaşantısında yeri olmuştu. Ve ona şu sözü vermişti: “Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım.” Kral bu olayı çoktan unutmuştu. “Ne istersen verebilirim. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.” Bunun üzerine dilenci, çanağını uzattı: “şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz? diye sordu. Kral vezirine çanağı altınla doldurmasını emretti. Çanak dolup taşmakta ama anında boşalmaktaydı. Paralar buhar olup uçmaktaydı sanki. Kralın onuru kırıldı. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayıldı. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtıldı çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktu sanki. Ne kadar dolduysa sonuçta boş kaldı. Kral yenik düşmüştü. Dilenciye sordu: “Tamam, sen kazandın. Dileğini yerine getiremedim ama ne olur bana çanağın neden yapılmış olduğunu itiraf et.” “Çok basit” dedi dilenci. “İnsan dimağından yapılmıştır. İnsanın arzu ve isteklerinden kralım. Doymak bilmez oluşu bundandır.”