15 Kasım 2021
Tevfik Fikret
23 Ağustos 2021
Tevfik Fikret - Şermin
Şermin, yaklaşık yüz yıl önce yayımlanmış bir kitap. Tevfik Fikret’in son eseri. Aradan geçen yıllara ve anlayış değişikliklerine karşın, neredeyse bugün yazılmış gibi şiirler. İlk yayımlanışından bugüne hemen her kuşakta iz bırakmış, şiir ezberlemenin “ezbercilik” sayılmadığı yıllarda yer ettiği belleklerde yaşamaya devam etmiş.
Eskimiş ama lezzeti de bu özelliğinde gizli güzel çocuk şiirleri…
“Yaprakları kıvır kıvır;
O da ayrı bir güzellik.
Boy bos, boyun ipincecik;
Hem güzel hem de nazlıdır
Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.”
ŞERMİN’İN ELİFBESİ
“Elifbeni oku, cicim.”
“Elif, be, pe, te, se, cim, çim,
ha, hı, dal, zel, sin... Yok, zel, re,
ze, je, sin, şin, sad, dad, tı, zı,
ayın, gayın, fe, kaf, kef, lam,
mim, nun, vav, he, ye; bir de lam...
yok lamelif; bir de gef var.
Bir de üç noktalı kef var.”
“Hangi harfler kalındırlar?”
“Ha, hı, sad, dad, tı, zı, ayın,
gayın.” “Peki.” “Bir de kaf var.
En kalını ayın, gayın.
“Hangileri bitişmiyor
Kendisinden sonrakine?”
“Hoca yedi harf var, diyor:
Elif, dal, zel, re, ze... Nine,
Ben yoruldum artık!” “Peki,
Yalnız söyle: Hemze nedir?”
“Hemze... Hemze... evet, o bir
Küçük ayın başıdır ki
E okunur, i okunur,
Bazen eliflere konur.”
“Harf-i imlâ hangileri?”
“Bilmiyorum!” “Yok, bilirsin”
“Elif, vav, he, ye değil mi?..
Artık, nine, bana izin.”
“Peki, yavrum, haydi oyna;
Koca bir aferin sana!”
24 Aralık 2020
Tevfik Fikret'in Edebi Kişiliği
Tevfik Fikret'in Târih-i Kadîm'i yok mu? İşte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır...Mustafa Kemal Atatürk
Tevfik Fikret manzum öykü biçiminde kaleme aldığı eserlerinde aruz ölçüsünü başarıyla kullanıp konuşma diline yaklaştırdı. Türk edebiyatındaki ilk çocuk şiir kitabı Şermin'i yazdı. Ömrünün sonuna kadar öğretmenlik mesleğini sürdüren Tevfik Fikret, Ocak 1909'dan itibaren bir buçuk yıl süreyle Mekteb-i Sultânî'nin müdürü olarak görev yaptı ve okulun efsanevi müdürü olarak ünlendi.[kaynak belirtilmeli] Tevfik Fikret'in edebi hayatı 1880-1896 ve 1896 sonrası olarak ikiye ayrılır. İlk döneminde parnasizmin etkileriyle yazdığı şiirlerinde Sanat için sanat anlayışını, ikinci döneminde toplum için sanat anlayışını benimsedi; şiirlerinde uygarlık ve özgürlük gibi konuları işledi. Ağırlıklı olarak sone ve terza rima nazım şekillerini kullandı. İlk döneminde kullandığı yabancı sözcük ve kalıplar nedeniyle dili oldukça ağırdır. Çocuk şiirlerinden oluşan Şermin dışında tüm şiirlerini aruz ile yazdı. Nazım şekillerinde ve şiirin yapısında yaptığı değişikliklerle şiir dilini düzyazıya yaklaştırmıştır.
24 Aralık 2019
‘Tevfik Fikret’in o ‘Tarih-i Kadim’i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır.’ M.Kemal Atatürk

FERDA (Yarın)
İzmir Kız öğretmen okulundaydı, Atatürk. “Türk Kadını nasıl olmalıdır?” sorununa yanıt verdi: “Burada Fikret merhumun herkesçe bilinen bir sözünü anımsatırım: ‘Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer.’
”İşte bugünün diliyle Atatürk’ün çok sevdiği Tevfik Fikret’in Tarih-i Kadim şiiri:(Tevfik Fikret aşkını Atatürk’ten alan 11 Ağustos’da doğan Mete Akyol’a Bütün Dünya’dan) armağan
TARİH-İ KADİM (Eski Tarih)
19 Ağustos 2019
Tevfik Fikret " Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim "

Kendi boşluğum, kendi göklerimde kendim uçarım
Eğilmek, tutsaklık boyunduruğundan ağırdır boynuma
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim
Her şey bilim gücüyle olacak buna inandım.
24 Aralık 2018
Tevfik Fikret - Promete

Minkâr-ı âteşînini duy, dâima düşün:
Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..
Yükselmek âsumâna ve gülmek, ne tatlı şey!..
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa… Ey
Müştâk-ı feyz ü nûr olan âti-i milletin
Meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin
Yüklen getir – ne varsa – biraz meskenet-fiken,
Bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen
Esmâr-ı bünye-hîzini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin
Gökten dehâ-yi narı çalan kahramânını…
Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!..
Efsaneye göre Promethe yarı insan, yarı tanrı bir varlıktı. O zamanlar insanlar ateş yakmayı bilmezlerdi. Ateş, göklerde seçkin bir yaşam süren tanrılar tarafından kullanılan bir ayrıcalıktı. Promethe, bu ateşi tanrılardan çalarak insanlığa armağan etti. Bunun üzerine baş tanrı Zeus, son derece öfkelendi. Promethe'yi Kafdağı'nda bir kayaya zincirle bağlattı. Her gün bir kartal gelerek Promethe'nin ciğerini yiyor, o ise bu işkenceye katlanıyordu. Bu işkence uzun zaman sürdü. Sonunda Herakles(Herkül) kartalı vurup Promethe'yi bu durumdan kurtardı.
Bu efsanede seçkinlere ait bir ayrıcalığı, bütün insanlığa sunan halkçı bir düşünce vardır. Tevfik Fikret, uygar dünyayı efsanedeki ayrıcalıklı varlıklar olarak görürken, ülkesinin gençlerini de birer Promethe olmaya çağırmaktadır. Tevfik Fikret'i düşüncelerinin babası olarak niteleyen ATATÜRK de ondan farklı düşünmemektedir. Uygar dünyanın yararlandığı ve insan yaşamını kolaylaştıran tekniği, insanca bir yaşam sunan düşünceyi ülkemizde de görmek isteyen Atatürk, çağdaşlaşmaya ayrı bir önem vermiştir. Bu yolda yürümeyi ve başarılı olmayı ulusun ayakta kalabilmesinin koşulu olarak görmüştür.
"Bu yolda duraksayanlar veyahut bu yol üzerinde ileriye değil geriye bakmak cahilliği ve tedbirsizliğinde bulunanlar, uygarlığın coşkun selinde boğulmaya mahkûmdurlar" uyarısıyla Türk ulusuna hedef olarak çağdaş uygarlığı ve bilimi göstermiştir. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni çağdaş ve uygar bir ülke haline getirmiştir...Levent Karaşin
19 Ağustos 2018
Şükran Kurdakul 'Günümüzde de Tevfik Fikret'

Fikret’in yaşadığı yıllarda Türkçenin bağımsız bir dil olacağına inanmak Osmanlı kurumlarına tutkun kimselerce donkişotluk sayılıyordu. Ölümünden sonraki 79 yılda kaç kuşağın şairi, romancısı yapıtlarıyla dilimizin gizil gücündeki zenginliğin ürünlerini koydu ortaya.
Fikret, 1905’lerde,
"Ümidimiz bu, ölürsek biz yaşar mutlak, Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak" dizeleriyle geleceğe güvenini tazeledi.
Görmediği I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra, şiirlerini özümseyenler, Kurtuluş Savaşı duyarlığını, bilincini kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası düzeyine ulaştırdılar.
Fikret,
"Haksızlığın envaını gördük. Bu mu kanun? En gamlı sefaletlere düştük. Bu mu devlet? Devletse de, kanunsa da artık yeter olsun, Artık yeter olsun bu deni zulmü cehalet" dizelerini yazmıştı.
I. Dünya Savaşı kuşağı, emperyalizmin kucağına oturan Sarayı da, Sadareti de, Kürt Mustafa Divan-ı Harpleri’ni de elinin tersiyle iterek karanlıktan aydınlığa çıkmasını bildi.
"Bu harmanın sonu gelir, kapıştırın giderayak...
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak
Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin efendiler, yiyin, bu han-ı pürneva sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"
Fikret, son dizelerini okuduğumuz 'Han-ı Yağma’yla II. Meşrutiyet dönemi devletlilerinin yakalarına yapışıyor gibiydi. Bugün de aynı dizeler, "hayali ihracat" çetelerinin trilyonları aşan yolsuzluklarını komisyonlarda uyutan siyasal partiler erkanının suratlarında şaklayabilir.
Şiirin yapısına getirdiği yeniliklerle de dönemini etkileyen bir şairdi Tevfik Fikret. 1983 tarihini taşıyan bir yazımda ileri sürdüğüm yargıları yinelemek istiyorum:
Yahya Kemal de Haşim de yetiştikleri yıllar Tevfik Fikret’le karşılaştılar. Haşim’in Göl Saatleri'ndeki (1921) şiirlerinden çoğu ilk kez Fikret'in serbest müstezatlarında kurmayı başardığı yapılara benzer. Neden sonra çıkar o yörüngeden Haşim.
Yahya Kemal, yazılarında ölçüden, uyaktan söz etmişse Tevfik Fikret’i anmıştır. İçerikten, coşkudan, yenilikten, şiirimizin çağdaşlaşmasından söz etmişse Fikret'i anmıştır. Üstelik ergin, kendisinden öncekilerle hesaplaşma yaşlarının ürünleridir o yazılar. Ama bu belirttiğim özelliğe karşın Yahya Kemal gibi, eşi bulunmaz benbenci bir şair bile Fikret’in yerini belirlemeye çalışırken tarihsel raydan sapmamaya özen göstermektedir:
"Tevfik Fikret -bütün zaafları ve noksanları ile beraber- günümüzün içindendl. Şiirimizin alafrangaya doğru bir istikamet alacağı zamanda gelmiş, o istikametin başına geçmiş, göreceği işi görmüş, eserini de şahsiyetini de Türk Edebiyatına müebbeden hak etmişti. ” (Siyasi ve Edebi Portreler, 1968 basımı, sf. 22)
'Diyorlar ki’de (1918) Ruşen Eşrefin konuştuğu Abdülhak Hamid, Halide Edlb, Refik Hallt, Mehmet Fuat (Köprülü), Ahmet Haşim vb. edebiyat adamları da paylaşırlar Yahya Kemal’in yargısını. Ahmet Haşim’in sözleriyse hayranlığın yarattığı coşkunun "şairane”ye dönüşmesi sayılabilir.
"Fikret benim için kudurmuş bir deniz karşısında kayalar üzerinde yükselen altından bir ışık ve altından bir kuledir." (Diyorlar ki, 1972 bas. Haz.: Şemsettin Kutlu, sf. 258-259)
Yazıyı, Çağdaş Türk Edebiyatı’ndaTevfik Fikret’e ayırdığım bölümün son satırlarıyla bitirmek istiyorum:
"Namık Kemal, ‘Değişmez fen mi vardır, mustakır eşya mı kalmıştır?’ diye yazmıştı. Fikret yenilik ve değişim ile birlikte evrim düşüncesini geliştirerek birbirini tamamlayan düşünsel bir bütünlük yaratmıştır. İnsanoğlunun düşünme gücüne, yaratı yeteneklerine, usuna güvenmek bu bütün içinde sönmeyen bir ışık görünüşündedir. Bu ışığı algılaması ile öteki çağdaşlarının 'dar hendesesi'ne sığmaz Fikret. Yaşadığı tarihsel kesitin olumlu olumsuz çatışkıları içinde gelişmekte olanı görmüştür çünkü. Bu nedenle insanın toplumsal varlığı çıkar onun şiirinde karşımıza. Belirleyici gücünün farkına varmış, kim olduğunun bilinciyle hareket eden insan.. "
19 Mayıs 2017
Tevfik Fikret - Ferda

YARIN
- Bugünün gençlerine -
Yarınlar senin; senin bu devrim, bu yenilik..
Her şey senin değil mi zaten?.. Sen, ey gençlik,
Ey umudun güzel yüzü, işte karşında aynan:
Temiz ve bulutsuz, ağaran bir gök,
Titreyen kucağını açmış, bekliyor.. Koş, çabuk!
Ey hayatın gülerek doğan sabahı, işte herkesin
Gözleri sende; sen ki hayatın umudusun,
Alnında yeni bir yıldız, hayır, bir güneş.
Doğ ufuklara, önünde şu sıkıntılı geçmiş
Sönsün sonsuza değin.
Bir daha yaşanmasın o cehennem; senin bugün
Cennet kadar güzel yurdun var; şu gördüğün
Zümrüt bakışlı; inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Yurdun.. Şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı yüze -Tanrı esirgesin-
Kötü bir gözle baksa, katlanabilir misin?
İster misin, şu ak sakalın temiz, görkemli,
Onurlu alnına, bir kirli el şöyle dursun,
Hatta yabancı bir el uzansın? Şu mezarı
Bırakır mısın, taşa tutsun bir serseri?
Elbette hayır; o mezar, o onurlu alın
Kutsal birer örneğidir yurdun.. Yurt çalışkan
İnsanların omuzları üstünde yükselir.
Gençler, yurdun bütün umudu şimdi sizdedir.
Her şey sizin, yurt da sizin, şeref de sizin;
Ama unutmayın ki zaman ağır, güvenli,
Sessiz adımlarla arkamızdan gelir.
Önden koşan, ama dikkatle her izi
İncelemeye yol bulan bu şaşmaz izleyici
Paylayıp utandırırsa bizi, yazık! Demin
’’Yarınlar senin’’, dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana yarın emanettir;
Her şey emanettir sana, ey genç, unutma:
Senden de hesap sorar, yakınır gelecek.
Geçmişe şimdi sen ibretle bakıyorsun,
Gelecek de senden böyle kuşkulanacak.
Her organı ihtiyaç kasırgasıyla sarsılan
Bir kuşağın oğlusun; bunu arasıra anımsa.
Unutma; çağın şimşeklerin bollaştığı çağdır:
Her yıldırımda bir gece, bir gölge yıkılır,
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşamak;
Yükselmeyen düşer: ya ilerlemek, ya yıkılmak!
Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;
Doymaz insan denilen kuş yükselmelere...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!
Asım Bezirci
Tevfik Fikret, Bütün Şiirleri, Can yayınları, 1984
ATATURK SANAT VE EDEBIYAT on Vimeo
12 Nisan 2015
Tevfik Fikret’in Süleyman Nazif’e yazdığı mektuplardan...
“Umutsuzluğumun derecesini düşünemezsin kardeşim. Kendimi taşlara çarpacağım geliyor. Fakat hani benim yurt sever kanımla kirlenecek bir temiz taş?”
18 Ekim 2013
Tevfik Fikret - Millet Şarkısı

Çiğnendi, yeter, varlığımız cehl ile kahre;
Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz.
Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare.
Can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz biz.
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;
Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa.. Var ol!
Gel kardeşim, annen sana muhtâc, ona koşmak..
Koşmak ona, kurtarmak o bî-bahtı vazîfen.
Karşında göğüs bağr açık ölgün, yatıyor bak;
Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!
Her an o güzel sineyi hançerliyor eller;
İmdâdına koşmazsak eğer mahvı mukarrer.
Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa
Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır.
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol!
Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa.. Var ol!
Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?
Yok, kalmadı, hâşâ sana zillet pederinden
Dünyâda şereftir yaşatan milleti, ferdi;
Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.
İnsanlığı pâ-mâl eden alçaklığı yık, ez;
Billâh yaşamak yerde sürüklenmeye değmez.
Haksızlığın envâını gördük.. Bu mu kaanun?
En gamlı sefâletlere düştük.. Bu mu devlet?
Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun;
Artık yeter olsun bu denî zulm-ü cehâlet..
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol,
Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa.. Var ol!
- Kayalar, 25 haziran 1324 -

