illuminati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
illuminati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2023

Dan Brown - Melekler ve Şeytanlar

Amerikalı yazar Dan Brown'ın 'Da Vinci Şifresi'yle birlikte dünyada çok satan 'Melekler ve Şeytanlar' adlı kitabında adı geçen ve romanın konusu gereği din adamlarıyla bilim adamlarını birbirine düşüren Cenevre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), gerçek hayatta da Türk fizikçilerin arasını açtı. Bilim çevrelerinde 'evrenin yaratılış teorisi' olarak kabul gören 'Big Bang (Büyük Patlama)', CERN'deki hızlandırıcılı laboratuar ortamında 2007'de yapılacak bir deneyle 'tekrar canlandırılacak'. Ancak Türkiye 1954'te kurulan merkeze üye olmadığı ve aidat ödemediği için, dünyanın heyecanla beklediği bu deneye katılmak isteyen Türk fizikçilerini büyük zorluklar bekliyor. Bu yüzden fizikçiler arasında tartışmalar yaşanıyor.
  Gazetelerde çıkan bu haber, Astro Set ekibinin dikkatini çekti ve en çok okunanlar listesinin ilk sıralarına giren Melekler ve Şeytanlar kitabını sizlerle paylaşmak için okuduk. Romana ait bazı temel noktaları kısaca özetledikten sonra ilginç bulduğumuz ve bizce romanın özünü oluşturan bazı bölümlerle ilgili alıntılar yaptık.

  Karşı Madde 
  Dünyanın en büyük bilimsel araştırma tesisi -İsviçre’deki CERN- Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi yakın zaman önce ilk karşı madde zerreciklerini üretmeyi başardı.
Karşı madde, bir farkla fizik madde ile özdeştir. Karşı madde, normal maddelerde bulunan elektrik yüklerinin zıddı zerreciklerden oluşur. Karşı madde, insanlığın bildiği en güçlü enerji kaynağıdır. Yüzde yüz verimlilikle enerji çıkarır (nükleer yarılım verimliliği yüzde bir buçuktur). Karşı madde kirliliğe yada radyasyona neden olmamakla birlikte, bir damlası gün boyunca New York Şehri’ni aydınlatmaya yeter. Buna rağmen, bir sakıncası vardır…
Karşı madde son derece kararsızdır. Herhangi bir şeyle… havayla bile temasa geçtiği anda tutuşur. Karşı maddenin bir gramı, 20 kilo tonluk-Hiroşima’ya atılan bombayla aynı büyüklükte -nükleer  bomba enerjisini içerir.
Yakın zamana kadar karşı madde sadece küçük miktarlarda üretiliyordu (bir defada birkaç atom). Ama CERN, yeni Antiproton Hız Kesicide
(çok daha büyük miktarlarda karşı madde  üretebilecek gelişmiş bir karşı madde üretim tesisi) büyük gelişmeler kaydetti.
  Ortaya bir soru çıkıyor; patlamaya son derece hazır olan bu madde dünyayı mı kurtaracak, yoksa şimdiye dek yapılan en ölümcül silahı üretmekte mi kullanılacak?

 Yazarın Notu
  Bu romanda adı geçen Roma’daki tüm sanat eserleri, mezarlar, tüneller ve mimari yapılar (bulundukları yerler de dahil olmak üzere) tamamen gerçektir. Günümüzde hala görülebilirler. İlluminati kardeşliği de gerçektir. Yazarımızın böyle bir iddiası var. İnanıp inanmamak size kalmış.

- Okumayanlar için romanın kısa özeti -

  Robert Langdon’un Cern’le ilgili serüveni başlıyor
  Cern Laboratuarı fizikçisi Leonardo Vetra’nın öldürülmesi ile başlayan roman, Da Vinci’nin de kahramanı olan Harvard Üniversitesi’nde dini simge bilim profesörü Robert Langdon’un bu cinayeti aydınlatması için Cern sorumlusu ayrık zerrecik fizikçisi, Maximillian Kohler tarafından aceleyle Cern’e çağrılmasıyla başlar. Cesedin resmini faksla gönderirler. Langdon büyük bir şaşkınlıkla yazıya bakakalır, simge bilime uygun tarzda yazılmış ‘İlluminati’ yazısı cesedin üzerine dağlanmıştır ve feci bir yanık izi vardır. Serüven başlar. Haşhaşın denen bir suikastçı da devrededir ve dört cinayet daha işleyecektir. Langdon Cern’e gider ve cesedi inceler, bu gerçek bir semboldür ve konuyu bilen insanlar tarafından işlenmiş bir cinayete benzemektedir. Daha önce Cern adını hiç duymayan Langdon çok şaşkındır. Kohler bu şaşkınlığı anlar ve yanıtlar. Çoğu Amerikalı, Avrupa’yı bilimsel araştırmalarda dünya lideri olarak kabul etmez. Onların bize bakış açısı, değişik bir alışveriş mekanından öteye geçmiyor. Aslında Einstein, Galileo ve Newton gibi adamların milliyetleri düşünüldüğünde, bunun tuhaf bir bakış açısı olduğunu söylemek mümkün. 'Langdon Cern’in içini dolaşırken ödüllerle donatılmış geniş bir koridorda bir yazı dikkatini çeker ve okur: ARS ELEKTRONİK ÖDÜLÜ
 
"Dijital çağdaki kültürel buluş için tüm Berners Lee ile CERN’e İNTERNETİ icat etmeleri sebebiyle verilmiştir." 

   Web’in bir Amerikan buluşu olduğunu düşünen Langdon’un şaşkınlığı bu muazzam kuruluş karşısında, içini dolaştıkça artar. Az sonra Kohler, ‘Peki kim bu İlluminati?’ diye sorar. Langdon bu kardeşlikle ilgili bildiklerini anlatır. "Tarihin başlangıcından beri, Bilim ve Din arasında derin bir uçurum var olmuştur. Copernicus gibi sözünü sakınmayan bilim adamları, bilimsel gerçekleri açıkladıkları için kilise tarafından öldürüldüler. Din daima bilime zulmetti. 1500’lerde bir grup adam Roma’da kiliseye karşı savaştı. İtalya’nın en aydın kişilerinden bazıları-fizikçiler, matematikçiler, astronomlar- kilisenin hatalı öğretileri hakkında kaygılarını paylaşmak için gizlice buluşmaya başladılar. Kilisenin ‘gerçek’ üzerindeki tekelinin, dünyadaki akademik aydınlanmayı engellemesinden korkuyorlardı. Kendilerine ‘aydınlanmış kişiler’ diyerek, dünyadaki ilk bilimsel beyin takımını kurmuş oldular. Avrupa’nın en eğitimli zekaları kendilerini bilimsel gerçek arayışına adadılar; İlluminati.. (Romanda İlluminati'nin ne olduğu anlatılıyor)
Katolik Kilisesi tarafından zalimce avlandılar. Bilim adamları sadece gizlilik törenleri sayesinde hayatta kalabildiler. Anlatılanlar, akademik çevrelerde gizlice yayıldı ve İlluminati kardeşliği tüm Avrupa’dan akademisyenler edinerek büyüdü. Bilim adamları Roma’da Aydınlanma Kilisesi dedikleri muazzam gizli bir barınakta düzenli olarak buluştular. İlluminati’den çoğu kimse, Kilisenin zorbalığına şiddet gösterileriyle karşı koymak istedi ama en saygın üyelerinden biri onları bundan vazgeçirdi. Tarihin en ünlü bilim adamlarından biri olmakla beraber, barışçı biriydi. Onun adı
Galileo Galile idi.

  Galileo bir İlluminati üyesiydi. Aynı zamanda dindar bir Katolik'ti. Bilimin Tanrı’nın varlığını inkar etmediğini, tam aksine kuvvetlendirdiğini ilan ederek, kilisenin bilime karşı tavrını yumuşatmaya çalıştı. Bir keresinde, teleskopundan dönen gezegenlere baktığında, kürelerin müziğinde Tanrı’nın sesini duyabildiğini yazmıştı. Din ile bilimin düşman olmadığını, müttefik olduklarını savundu; aynı hikayeyi, simetri ile dengenin hikayesini anlatan iki farklı dil… cennet ve cehennem, gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, Tanrı ve Şeytan. Bilim ve Din Tanrı’nın simetrisinde neşe buldu… Işıkla karanlığın sonsuz yarışı… Galileo’nun tutuklanması İlluminati ’de kargaşa yaratmıştı. Hatalar yapıldı ve kilise dört üyenin ismini keşfetti. Bu kişileri yakalayıp sorguladılar. Ama dört bilim adamı hiçbir şey açıklamadılar… İşkence gördükleri halde. Canlı canlı dağlandılar. Göğüslerinden. Bir güç sembolü ile… Ardından bilim adamları acımasızca öldürüldüler, cesetleri, İlluminati ’ye katılmayı düşünen diğerlerine gözdağı vermek için  Roma sokaklarına atıldı. Geri kalan İlluminati üyeleri kiliseyi enselerinde hissedince İtalya’dan kaçtılar. İlluminati iyiden iyiye gizli bir örgüt oldu. Katoliklerin uyguladığı temizlikten kaçan diğer mülteci gruplarıyla-mistikler, simyacılar, medyumlar, Müslümanlar, Yahudiler- karışmaya başladılar. İlluminati geçen yıllarla birlikte yeni üyeler edinmeye başladı.Yeni bir İlluminati doğmuştu. Daha karanlık bir İlluminati. Koyu bir Hıristiyanlık karşıtı İlluminati, Çok kuvvetli oldular, gizemli ayinler düzenlediler, büyük bir gizlilik vardı, bir gün yeniden ayaklanmaya ve Katolik Kilisesi’nden intikam almaya and içtiler. O kadar kuvvet sahibi olmuşlardı ki, kilise onları dünyadaki en tehlikeli tek Hıristiyanlık karşıtı güç olarak gördü. Vatikan, bu kardeşliğin Şeytan olduğunu ilan etti.

  Çoğu kimse Satanist mezhepleri Şeytan’a tapan canavar ruhlu kimseler olarak tahayyül ettiğini, ama tarihte Satanistlerin kiliseye düşman, eğitimli kimseler olduklarını açıkladı. Hayvan kurban edilen kara büyüler ve beş köşeli yıldız ayinlerine dair söylentiler, kilisenin kendi düşmanlarına karşı yürüttüğü karalama kampanyası dahilinde yaydığı alanlardan başka bir şey değildi. Zaman içinde, İlluminati’ ye benzemeye çalışan kilise karşıtları yalanlara inanmaya ve onları gerçekleştirmeye başladılar. Böylece modern Satanizm doğmuş oldu. Cesedin üzerine dağlanmış olan sembol, on altıncı yüzyılda Galileo’nun simetri aşkı onuruna ismi bilinmeyen bir İlluminati sanatçısı tarafından üretilmişti. Bir çeşit kutsal İlluminati logosu oldu. Kardeşliğin bu deseni sadece yeniden ortaya çıkıp, nihai hedeflerine ulaşacak gücü topladığı zaman göstermek üzere gizli tuttuğu iddia edildi. İlluminati hayatta kalmak için azimliydi. Roma’dan kaçtıklarında, yeniden bir araya gelebilecekleri güvenli bir yer bulmak için tüm Avrupa’yı dolaştılar. Onları başka bir gizli cemiyet kendi çatısı altına aldı. Bu kişiler Farmason denilen Bavyeralı taş ustalarıydı. Şimdiki adıyla Mason kardeşliği.

  Mason kardeşliği İlluminatiyle birleşiyor
  Mason kardeşliğinin, yarısı Birleşik Devletlerde, bir milyondan fazlasının ise Avrupa’da yaşadığı dünya çapında beş milyondan fazla üyesi vardı. Masonlar kesinlikle satanist değiller. Kendi yardımseverliklerinin kurbanı oldular. 1700’lerde kaçan bilim adamlarına yataklık ettikten sonra Masonlar farkında olmadan İlluminati ’ye paravan oldu. İlluminati onların arasında büyüdü ve localardaki iktidar pozisyonlarını ele geçirdiler. Bilimsel kardeşliklerini Masonlar arasında usulca yeniden kurdular…Gizli bir cemiyetin içindeki gizli cemiyet oldular. Ardından İlluminati Mason localarının dünya çapındaki bağlantılarını kendi nüfuzlarını yaymak için kullandı.  İlluminati ’nin anayasasında Katolikliğin yok edilmesi yer alıyordu. Kardeşlik, kilise tarafından dayatılan batıl dini inançların, insanlığın en büyük düşmanı olduğuna inanıyordu. Din, asılsız efsaneleri mutlak doğru diye göstermeye devam ederse, bilimsel gelişimin duracağından ve insanlığın anlamsız cihatların yapıldığı cahil bir geleceğe sürükleneceğinden korkuyorlardı. İlluminati Avrupa’da gücünü arttırdı ve gözünü Amerika’ya dikti. Orası liderlerinin pek çoğunun Mason-George Washington, Ben Franklin-olduğu, dürüst ve Masonların İlluminati ’nin barınağı olduğunun farkında olmayan  Tanrı’dan korkan kişiler olduğu yeni bir hükümetti. İlluminati içlerine sızarak, durumdan faydalandı ve bankaların, üniversitelerin ve nihai hedeflerine maddi imkan sunacak sanayicilerin kurulmasına yardımcı oldu. Birleşmiş tek bir dünya devleti kurulacaktı, bir çeşit laik Yeni Dünya Düzeni Yeni Dünya Düzeni, bilimsel aydınlanma üstüne kurulacaktı. Buna Lusifer Doktrini dediler. Kilise, Lusifer kelimesinin Şeytan’a atıfta bulunduğunu iddia etti ama kardeşlik, kelimenin Latince deki gerçek anlamında kullanıldığı konusunda ısrarcı oldu, yani
ışık taşıyan. Ya da Aydınlatıcı (Illuminator)

  Langdon sözlerini bitirdiğinde kendini yorgun hissetti. Kohler büyük bir dikkatle onu dinliyordu. İşlenen cinayetin İlluminati ’ye bağlanamayacağını sözlerine ekleyen Langdon “Semboller” dedi. “Hiçbir surette, onları ilk meydana getirenlerin varlığını doğrulamaz.”
İlluminati gibi organize felsefeler varlığını yitirdiğinde, geride sembolleri kalır… Ve diğer gruplar bu sembolleri kullanabilirler. Buna aktarım denir. Simge bilimde çok sık rastlanır. Naziler gamalı haçı Hindulardan almıştı, Hıristiyanlar haç şeklini Mısırlılardan alıp benimsediler. Komplo meraklıları işlerini sürdürüyorlar. Modern pop kültürde süregelen komplo teoriler çok bol. Medya kıyametle ilgili manşetlerin peşinden koşuyor. Kendilerini
‘mezhep uzmanı’ ilan eden kişilerse, İlluminati ’nin hala yaşadığı ve Yeni Dünya Düzeni kurduğuna dair uydurma hikayelerle Milenyum dolandırıcılığından kazanç sağlıyordu. Kısa süre önce New York Times, Masonlarla garip bağları olan sayısız ünlü ismin listesini vermişti: Arthur Conan Doyle, Kent Dükü, Peter Sellers, İrving Berlin, Prens Philip, Lous Armstrong ve günümüzün tanınmış sanayicileriyle bankacıları.
 İlluminati Hıristiyanlığın sona erdirilmesi gerektiğine inanmış olabilir ama güçlerini siyasi ve mali araçlarla kazanmışlardı, terörist etkinliklerle değil. Bunun dışında, düşman gördükleri kişilere karşı katı ahlak kuralları vardı. Bilim adamlarına büyük saygı duyarlardı. Leonardo Vetra gibi meslektaşları bir bilim adamını öldürmüş olmalarına imkan yok. Langdon açıklamalarını bitirdikten sonra Vetra ’nın ofisine gittiler. Kitap desteklerinden birine şu sözler oyulmuştu. "
GERÇEK BİLİM, HER KAPININ ARDINDA  BEKLEYEN TANRI’YI KEŞFEDER"       PAPA XII.PIUS  

  Öldürülen Leonardo Vetra aslında bir Katolik papazıydı. Hem bilim hem din adamıydı. Tarihte böyle örnekler var. Fiziği Tanrı’nın doğa yasası’ olarak kabul ederdi. Etrafımızı saran doğal düzende Tanrı’nın el yazısını görmenin mümkün olduğunu iddia ederdi. Bilim sayesinde şüphe duyan topluluklara Tanrı’nın varlığını kanıtlamayı ümit ediyordu. Kendisini bir ilahiyatçı-fizikçi olarak görürdü. Zerrecik fiziği alanında son zamanlarda şok edici buluşlar yapıldı… anlam bakımından hayli ruhani buluşlar. Ruhanilik ve fizik!  Leonardo Vetra zerrecik fiziğinde en uç noktaya ulaşmıştı. Bilimle dini kaynaştırmaya başlıyordu… Hiç beklenmedik şekillerde birbirini tamamladıklarını gösterecekti. Bu sahaya “YENİ FİZİK” diyordu. Tanrı, Mucizeler ve Yeni Fizik adını taşıyan bir kitap da yazmıştı. Kohler Leonardo Vetra ile ilgili açıklamalarına devam etti: “Bu saha küçük, ancak bazı eski sorulara yeni cevaplar getiriyor, evrenin kökeni ve hepimizi bağlayan güçlerle ilgili sorular. Leonardo araştırmasının milyonları daha ruhani bir hayata yönlendirme potansiyeline sahip olduğuna inanıyordu. Geçen sene,hepimizi birleştiren bir enerji kuvvetinin varlığını kanıtladı. Hepimizin fiziksel açıdan birbirine bağlı olduğunu gösterdi…Yani sizin vücudunuzdaki moleküllerin benimkiyle iç içe olduğunu…Hepimizin içinde tek bir kuvvetin hareket ettiğini…Kesin kanıt. Scientific American dergisinin son sayısındaki bir makalede Yeni Fiziğin Tanrı’ya giden, dinden emin bir yol olduğu anlatıldı.Vetra’nın bilim dünyasında pek çok düşmanı vardı. Saf bilime inananlar onu küçümsüyordu.CERN’de bile… Dini ilkeleri destelemek için analitik fizikten faydalanmanın bilime ihanet olduğunu düşünüyorlardı.”
 
Katil Vetra’nın gözünü oymak suretiyle çalmıştı. Bunun nedeni daha sonra anlaşılacaktı. Vetra’nın evlat edindiği kızı Vittoria Vetra, aylar boyunca tehlikeli ekolojik sistemler üzerinde çalışan, sıkı bir vejetaryen ve CERN’in Hatha Yoga gurusu olan güçlü bir kadındı. Hep birlikte Dr. Vetra’nın yeraltındaki laboratuarına indiler. Orada Vetra’nın yaptığı “Geniş Hadron Çarpıştırıcısı” yani “Zerrecik Hızlandırıcısı” vardı.
  Bilim adamları tüpün içinde zıt yönlerde iki zerreciği hızlandırıp çarpıştırarak, zerrecikleri yapıcı parçalarına ayrıştırabildiklerini ve doğanın en temel öğelerini görebiliyorlardı. Zerrecik hızlandırıcıları bilimin geleceği açısından büyük önem taşıyordu. Zerrecikleri çarpıştırmak, evrenin yapı taşlarını anlamakta anahtar rol oynuyordu. Zerrecikleri çarpıştıran bu dairesel tüp Langdon’un çok ilgisini çekti. Yeraltında bir tünele indiler. Tır kamyonunun geçebileceği genişlikte, pürüzsüz beton bir tünel… Langdon aygıtı görünce hayal kırıklığına uğradı. Aygıt yaklaşık bir metre çapındaydı ve karanlıkta kaybolana kadar tünel boyunca yatay olarak dümdüz uzanıyordu. Personel, hızlandırıcının bir daire olduğunu anlattı. Düz görünmesi görsel bir yanılgıydı. Tünelin çevresi o kadar geniş ki, eğriliği fark edilemiyor.. Aynı dünya gibi.
  Tünel yirmi yedi km. uzunluğundaydı. Ve mükemmel bir çember oluşturuyordu, Fransa’ya kadar uzanıp sonra tekrar bu noktaya geri dönüyordu. Tam hıza ulaşan zerrecikler çarpışmadan önce tüpün içinde saniyede on bin defadan fazla dönüyorlardı. Cern’dekiler gerçeği bulmak için değil tünel kazmak, dağları yerinden oynatmak gerektiğine inanıyorlardı. Vetra’nın laboratuarının duvarlarında bir düzine, gelişigüzel çizgilerle spirallerin karmaşık negatiflerine benzeyen resimler asılıydı. Vittoria açıkladı;
“ Dağınık şemalar. Karmaşa içinde neredeyse görünmeyen belli belirsiz bir şekli işaret etti. Zerrecik çarpışmalarının bilgisayar görüntüleri. Z zerreciği adı verilen bir zerrecik saf enerji ve hiç kütlesi yok. Doğadaki en küçük yapıtaşı olması muhtemel. Madde sıkıştırılmış enerjiden başka bir şey değildir. Madde ve enerji Zen öğretilerindeki bütünlüğü anımsatıyor.” babasının deneyimini anlatmaya devam etti.  

  Bilimle dini bir araya getirmek babamın hayattaki en büyük hayaliydi. Bilimle dinin birbirini tamamlayan iki saha olduğunu kanıtlamayı umut ediyordu, aynı gerçeği bulmak için iki farklı yaklaşım düşündü. Yaradılışla ilgiliydi. Evrenin nasıl olduğu üzerine verilen savaş… Elbette İncil, evreni Tanrı’nın yarattığını söyler. Tanrı Işık olsun dedi ve gördüğümüz her şey bir anda yoktan var oldu. Ne yazık ki, fiziğin en temel yasalarından biri, maddenin yoktan var olmayacağını söyler. Tanrı’nın ‘hiçbir şeyden bir şey’ yarattığı fikri, modern fiziğin kabul edilen kurallarına aykırı.
Bu yüzden bilim adamları Başlangıç’ın bilimsel açıdan saçma olduğunu iddia ediyorlar. Büyük Patlama, evrenin yaratılmasında kabul edilen tek bilimsel model. Teoriye göre, enerjinin yoğunlaştığı tek bir nokta müthiş bir patlamayla dışa doğru yayılarak evreni oluşturdu. Katolik Kilisesi ilk olarak 1927’de Büyük Patlama Teorisini ileri sürdüğünde, Katolik bir keşiş olan Georges Lemaitre tarafından ortaya konmuş bir teoriydi. İki yıl sonra da Harvardlı bir astronom olan Edwin Hubble,
‘Büyük Patlama’ ile ilgili bildirisini yayınladı.Hubble adı teleskopuyla da ünlüdür. 
  Lemaitre Büyük Patlama Teorisi ’ni ilk ileri sürdüğünde bilim adamları bunun son derece saçma olduğunu iddia ettiler. Bilim maddenin hiçbir şeyden var olamayacağını söylüyordu. Bu yüzden Hubble, Büyük Patlama’nın bilimsel açıdan doğru olduğunu ispatlayarak tüm dünyayı şoka uğrattığında, kilise bunu İncil’in bilimsel açıdan doğruluğunu ispatlayan müjde kabul ederek zaferini ilan etti. İlahi gerçek doğrulanmıştı. Elbette bilim adamları buluşlarının dini yüceltmek için kilise tarafından kullanılmasını pek haz etmediler, bu yüzden Büyük Patlama Teorisini derhal matematikleştirerek, tüm dini imaları çıkarttılar ve kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Ama ne yazık ki, onların denklemleri, bugün bile kilisenin vurgulamaktan hoşlandığı ciddi hatalar içeriyordu. Bugün bile bilim yaradılışın ilk zamanını anlayamıyor. Denklemlerimiz
zamansız evreni etkin biçimde açıklayabiliyor, ama işin içine zaman girince, sıfır zamanına yaklaştıkça, birden tüm matematiksel hesaplar bozuluyor ve her şey anlamsızlaşıyor. Özet şu ki, babam her zaman için Büyük Patlama’ya Tanrı’nın müdahale ettiğine inanmıştı. Bilim  yaradılışın ilahi zamanını anlayamasa da, babam bir gün anlaşılacağına inanıyordu. Her şüphe duyduğumda bana şu mesajı okurdu:
"BİLİMLE DİN BİRBİRİNE ZIT DEĞİLDİR SADECE BİLİM, ANLAMAK İÇİN HENÜZ ÇOK GENÇ "

  Büyük Patlama’yı  daha küçük boyutlarda yaptı. İşlem son derece basitti. Hızlandırıcı tüpün içinde zıt yönlerdeki iki ultra-ince zerrecik huzmesini hızlandırdı. Huzmeler muazzam hızlarda kafa kafaya çarpıştılar ve birbirlerinin içine girerek tüm enerjilerini tek bir noktada sıkıştırdılar. Madde Hiçbir şeyden oluşmaya başladı. Atomdan küçük zerreciklerin muhteşem havai fişek gösterisi gibiydi. Minyatür bir evren doğuyordu. Sadece maddenin hiçbir şeyden yaratılabileceğini ispat etmekle kalmadı, aynı zamanda Büyük patlama’nın ve Başlangıç’ın muazzam bir enerji kaynağının varlığını kabul ederek açıklanabileceğini gösterdi. Evrende iki tür madde bulunur. Bilimsel bir gerçek. Tanrı her şeyi zıddıyla beraber yarattı. Simetri. Mükemmel Denge. Bilim Dinle aynı şeyi söylüyor. Büyük patlama evrendeki her şeyi zıddıyla meydana getirdi. Bu laboratuarda da, dünyadaki ilk karşı madde örnekleri var. Bilim adamları 1918’den beri Büyük Patlama’da iki çeşit madde yaratıldığını biliyorlardı. Madde türlerinden birini burada dünyada görüyoruz, kayaları, ağaçları, insanları meydana getiriyor. Diğeri tam tersi zerrecik yüklerinin zıt olması haricinde madde ile tüm açılardan aynı. Yaratılan  karşı madde örnekleri kutuya değmiyor. Karşı madde asılı duruyor. Kutulara ‘karşı madde tutucuları’ deniyor çünkü gerçekten de karşı maddeyi kutunun merkezinde sıkıştırıp, yanlardan ve tabandan güvenli bir mesafede uzak tutarak asılı bırakıyor.
  Vittoria’nın bu açıklamalarından çok etkilenmişti. O icat edilen alete bakmak istedi, gördükleri çok etkileyiciydi. Nesne, beklediği gibi kutunun dibinde değildi, bunun yerine merkezde süzülüyordu-havada asılı kalmıştı-parlak bir cıva benzeri sıvı damlacığı görüyordu. Sihirli gibi havada sallanıp duran sıvı, boşlukta geziniyordu. Damlacığın yüzeyinde metalik dalgalanmalar oluşuyordu. Havada asılı duran sıvı Langdon’a, bir zamanlar sıfır yerçekimindeki su damlasına ait seyrettiği videoyu hatırlatmıştı. Damlacığın mikroskobik boyutlarda olduğunu bildiği halde, küçük plazma küresi yavaşça salınırken her dalgalanmayı ve her titreşimi görebiliyordu. Karşı madde adeta yüzüyordu. Vittoria açıklamalarına devam etti.
Karşı madde son derece kararsızdır. Enerji bakımından karşı madde maddenin ayna görüntüsüdür, bu yüzden ikisi temasa geçtiğinde anında birbirlerini yok ederler. Elbette karşı maddeyi maddeden ayrı tutmak zor çünkü dünyadaki her şey maddeden yapılmıştır. Örneklerin herhangi bir şeye dokunmadan saklanmaları gerekir… havaya bile. Eğer karşı maddeyle madde temas ederse, her ikisi de aynı anda yok olur. Fizikçiler bu işleme ‘imha’ diyorlar. Doğanın en basit tepkisidir. Bir madde zerresiyle karşı madde zerresi iki yeni zerrecik ortaya çıkarmak için birleşirler, bunlara foton denir. Foton, ufak bir ışık kümesidir.
  Karşı madde saf enerjiyi serbest bırakır. Kütle fotonlarının yüzde yüz dönüşümü. Bu yüzden doğrudan örneğe bakmamak gerekir. Vittoria düğmeye bastı. O anda Langdon’un gözleri karardı. Kutunun içinde bir ışık noktası parlayarak, her yöne yayılan bir şok dalgasıyla dışa doğru patladı ve önündeki cama muazzam bir güçle püskürdü. Patlama odayı sarsarken geriye doğru sendeledi. Işık bir süre kör edici şekilde parladıktan sonra içe doğru çekildi, kendine doğru küçüldü ve minik bir noktaya dönüşerek yol oldu. Langdon görüşünü yavaşça düzeltmek için acıyla gözlerini kırpıştırdı. Yerdeki kutu tamamıyla yok olmuştu. Buhar olup uçmuştu. Geriye hiçbir iz kalmamıştı. Şaşkınlık içinde bakakaldı.
‘T…Tanrım.”  Vittoria kederle başını salladı. “Babam da aynen böyle söylemişti.” 

  Romanın bundan sonraki bölümlerinde kutunun çalınışı var. Katil Vetra’nın gözünü çıkarıp, göz taramasıyla girilen en gizli bölüme girerek, anti madde kutusunu çalar. Serüvenin bu en hızlı ve akıcı bölümünde müthiş bir takip var. Vatikan Şehri’ni yıkmak için harekete geçen İlluminati, örgüt üyesi haşhaşın adlı katil aracılığıyla, Papalık seçimi sırasında dört kardinali kaçırarak, her birini ayrı yerlerde ama İlluminati simge bilimine göre önceden hesaplanmış özel alanlarda öldürür. Langdon cinayetleri engellemek için İlluminati ’nin bazı gizli şifrelerini çözmeye çalışır ve her ikisinin de yaşamı tehlikeye girer. Ayrıca belli bir süre vardır ve bu sürede şehri imha için kullanılacak kutunun nereye yerleştirildiğini bulmak ve onu yok etmek gerekmektedir. Nefes kesici olaylardan sonra Vittoria ve Langdon tüm bunları organize eden İlluminati ’nin başındaki kişinin kim olduğunu anladıklarında şaşkınlıktan şoka girerler. Kitabı okuyacaklar için sona ait tadı bozmayalım ve sonu okuyuculara onlara bırakalım… Sadece kardinaller öldürüldükten sonra Sistine Şapeli’nde, en eski rahiplerden Camerlengo’nun bir önceki Papa’nın da İlluminati tarafından öldürüldüğünü anladıktan sonra BBC muhabirleri aracılığıyla canlı yayında tüm dünyaya ilettiği mesaj oldukça dikkat çekici: 

  Camerlengo bir adım öne çıktı. Sert bir ses tonuyla, ‘İlluminati’ye sesleniyorum” dedi “Savaşı kazandınız”. Zaferiniz kaçınılmazdı. Daha önce, hiç şu anda olduğu kadar aşikar olmamıştı. Yeni tanrı bilimdir. Tıp, elektronik haberleşme, uzay yolculuğu, genetik mühendislik artık çocuklarımıza anlattığımız mucizeler bunlar. Bilimin bize cevap vereceğini kanıtlayan mucizeler bunlar. Bilim hastalıkların ve ağır işlerin yükünü hafifletmiş, çevremiz ve rahatımız için yararlı aletler üretmiş olabilir, ama bize gizemsiz bir dünya bıraktı. Gün batımlarımızdan artık dalga boyları ve frekanslarla bahsediliyor. Evrenin karmaşası matematiksel denklemlere indirgendi. Hatta insan olmanın kıymeti bile ucuzlatıldı. Bilim, Dünya Gezegeni ile onun üstünde yaşayanların, evrensel boyutta önemsiz noktacıklar olduğunu söylüyor. Kozmik bir kaza. Bizi birleştirmeyi vaat eden teknoloji bile bizi birbirimizden ayırıyor. Artık her birimiz tüm dünyayla elektronik bağlantı içindeyiz, ama aslında son derece yalnızız. Vahşet, ihtilaf, ayrılık ve ihanet bombardımanına tutulduk. Şüphecilik fazilet oldu. Alaycılık ve kanıt talebi, aydınlanmış düşünce diye kabul ediliyor. İnsanlığın artık tarihteki herhangi bir dönemden çok daha fazla buhrana sürüklenmesine ve hayal kırıklığına uğramasına şaşmamak gerek.
  Bilim katlanarak gelişiyor. Bir virüs gibi kendi kendini besliyor. Her keşif, yeni keşiflere kapı açıyor. İnsanlığın tekerlekten arabaya geçmesi binlerce yıl almıştı. Ama arabadan uzaya geçiş arasında on yıllar var. UFO’lar görüyoruz, bağlantılar kuruyoruz, ruh çağırıyoruz, beden dışı deneyimler yaşıyoruz, geçmiş hayatlarımızı sorguluyoruz… Tüm bu tuhaf fikirleri bilimsel bir kalıba uyguluyorlar ama hepsi de düpedüz mantıksızlık.
  Yalnız, azap çeken, kendi aydınlanmasının ve teknolojiden bağımsız herhangi bir şeyin olabilirliğini kabul edemeyişinin esiri olmuş ruhların çaresiz yakarışları. Bilim bizi kurtaracak diyorsunuz. Ben, bilim bizi mahvetti diyorum. Bizler yok olma yolunda ilerleyen… Kopuk ümitsiz türleriz.
  Kim bu bilim tanrısı? İnsanların, nasıl kullanılacağını açıklayacak ahlaka sahip olmadan, güç teklif eden Tanrı kim? Nasıl bir Tanrı çocuğa ateş verip tehlikeleri hakkında onu uyarmaz? Bilim dilinde iyi ya da kötü diye yön göstericiler yok. Bilim kitapları bize nükleer reaksiyonun nasıl oluşturulacağını anlatıyor ama hiçbir bölümde iyi ya kötü olduğunu sormuyor. Tanrı’nın var olduğuna dair kanıt göster diyorsunuz. Cennete bakmak için teleskoplarınızı kullanın ve nasıl olmadığını söyleyin. Tanrı’nın neye benzediğini soruyorsunuz. Ben bu sorunun nerden geldiğini soruyorum. Cevaplar birbirinin aynı ve tek bir cevap var. Bilimde Tanrı’yı görmüyor musunuz? Nasıl oldu da onu atladınız? Yerçekimindeki ya da atom ağırlığındaki en ufak bir değişikliğin, evreni gökcisimleriyle dolu bir deniz yerine, içinde hayat olmayan bir sise çevireceğini iddia ettiğiniz halde, nasıl oluyor da bu işin içinde onun eli olduğunu anlamıyorsunuz? Milyarlarca kağıt arasından doğru kartı çektiğimize inanmak gerçekten de o kadar kolay mı? Bizden daha büyük bir güç yerine, matematiksel imkansızlıklara inanacak kadar inancımızı tükettik mi? Tanrı’ya ister inanın, ister inanmayın. Ama şuna inanmalısınız. Bizden daha büyük bir gücün varlığına olan güvenimizi kaybettiğimiz anda, sorumluluk duygumuzu yitiririz. İnanç… Tüm inançlar… Anlayamadığımız bir şey olduğunu nasihat eder, sorumlu olduğumuz bir şeyin… İnanç sayesinde, birbirimize, kendimize ve daha büyük bir gerçekliğe karşı sorumluluk duyarız.

 BİLİM VE DİN KAÇINILMAZ ŞEKİLDE BİRLEŞİYOR
 Bilimle din arasında Dan Brown’un romanında da okuduğumuz gibi beş yüz yıldır süren kavga bitmek üzere…
Bilim ruhsallaşıyor. Zerrecik fiziği en temele indiğinde sadece enerjiye rastlıyor. Hepimizi sarıp sarmalayan ve bizi özde birbirimize eşit kılan asli enerji, araştırmalar derinleştikçe kaçınılmaz olarak yeni bir birleşme alanı sunacak bu mavi gezegene ve ne de iyi olacak... 2007 yılında Cern’de yapılacak olan Büyük Patlama’yla ilgili deney tüm dünyaya bilimin gücünü kanıtladığı gibi aslında ruhsallığın bilimden asla ayrılamayacağını da göstermiş oluyor. Basit bir rastlantıymış gibi gözüken Cern’deki gelişmelerle, romanın konusunun aynı olması bir eşzamanlılıktan başka bir şey değil. Yani anlamlı bir tesadüf… Dan Brown’un kitaplarının tüm dünya liste başı olmasının nedeni de satır aralarında bize yeni bir bilgiyi, yeni bir bakış açısını sunması… Gerçekleri duymaya öyle susadık ki… Ona rastladığımız her yerde dört elle sarılıyoruz. Ve bu konuda da çok haklıyız… Yeni Fizik kavramının daha iyi anlaşılması için Astro Set olarak sizlere ‘Metafor’ u hazırlıyoruz. Metafor’da yeni fiziğin günlük yaşama yansımalarını gözlemleyebilirsiniz. Yeni Fizik sandığımız gibi bizden uzakta değil, aksine mikro düzeyde taa içimizde ve birbirimizi de etkilememize, değiştirmemize neden oluyor. Bu yeni bakış açısının rahat algılanması için biraz felsefe ve tarih boyunca dünyayı etkilemiş ruhsal öğretileri de kısaca bilmemizde yarar var. Nereden geldik, nereye gidiyoruz soruları; genişleyen bir zihin hali içinde çok rahat günlük yaşamın bir parçası gibi algılanacaktır.
  Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, anlayışın hızlanması ve Bireysel Gelişim için en emin yol, kurs ya da seminerlere katılarak, grup içinde anlamaktır ama ilk basamak açısından da, bu içsel çalışmaların ne kadar gerekli olduğunun anlaşılması için web sayfasından okuma yoluyla iletişim kurulabilir. Daha sonra bu iletişim biçiminin yeterli olmadığını sizlerde fark edecek ve hissedeceksiniz… Canlı sorulara web'de yanıt verilemiyor maalesef ve anlayışı hızlandıracak pek çok ip ucu elimizden kaçıp gidiyor… Yazıları okurken kim bilir kaç kez zihninizde bir aydınlanma, parlama oldu, bir şeyler hissettiniz; iki dakika sonra çalan telefon, odaya giren biri, sizi çağıran çocuk ya da ebeveyn kafanızı karıştırdı. Bu tip çalışmaların da kendine has bir konsantrasyonu vardır. Ve görülmeyen düzeyde de bilgi tanecikleri birbirimiz arasında ancak bu konsantrasyon aracılığıyla gidip gelir… fark etmeden birbirimizin eksiğini tamamlarız. Nasıl mı?  Metafor sayfasına müracaat edin, yakında birbirinden ilginç yazılarla karşılaşacaksınız.

astroset.com

19 Eylül 2012

Gizli Dünya Devleti - Gary Allen

 
Dünyayı Kimler Yönetiyor

"Ben bu kitapta; dünya siyasetinde cereyan eden ve hayatımızı şekillendiren pek çok şeyin birilerince öyle planlandığı için meydana geldiğini, ispat etmek istiyorum." diyerek yola çıkmıştır ve büyük ölçüde başarmıştır.

Meşhur İngiliz politikacı Rothschild'in yakın adamı, Yahudi asıllı Benjamin Disraeli de bir yakınına: "Görüyorsunuz ya, bütün dünya sahnede görünmeyen perde arkasındaki güçler tarafından yönetilmektedir." şeklinde yazmaktadır.

27-1-1965 tarihli UPI haberine göre, Latin Kilisesi Cizvit Tarikatı başpapazı Peder Pedro Arrupe, kilise kurultayında şunları açıklamıştı: "Masonluk denen tanrısız teşkilatlar eliyle, dünya hâkimiyetini amaçlayan Siyonistler çok ince dokunmuş bir strateji takip ederek; Finans kurumlarından kitle iletişim araçlarına, uluslararası kuruluşlardan din adamlarına, maalesef neredeyse tam bir hâkimiyet oluşturmuşlardır."

"Komünizm de, kapitalizm gibi bu şeytani komplonun bir koludur ve Moskova-Pekin çıkışlı değil, merkezi Paris, Londra ve Newyork'ta bulunan malum ve melun güçlerin bir uzantısıdır."

Ve yine meşhur İngiliz Başbakanı Churchill şu itirafta bulunmaktadır: "Dünyada çok kapsamlı bir olayın yaşandığını ve çok ince hesaplı bir planın yapıldığını ve bizlerinde bu senaryoda sadece sadık bir uşak olarak hizmet edeceğimizi göremeyen kör ve ahmaktır."

Bütün bunlardan sonra bugünkü dünyayı şekillendiren ve yöneten Siyonist şeytani organizenin, yani Gizli Dünya Devletinin, hala bir komplo teorisi ve hayali bir korku üretisi olduğunu söyleyenler, evet Churchill'in doğru tespitiyle: Ya gelişmeleri anlama ve yorumlama yetenekleri körelmiş bir ahmaktır veya bunları bile bile gizleyen bir haindir.

Gizli Dünya Devletinin yapılanması, Doların üzerindeki "Piramit"le gösterilen şekilde şöyledir:

A) Her şeyi gözetleyen ve denetleyen göz: Şeytan ve şebekesi

B) Şeytanla ilişki kuran Kabalist kâhinlerden seçilmiş ve özel sırlarına vakıf 3 haham komitesi

C) 13'ler, 33'ler, 70'ler ve 300'ler meclisini oluşturan üst sınıf Hahamlar konseyidir. (Sanhadrin) Bunların hepsi büyü bilmektedir.

D) Sanhadrin Hahamlarınca tayin edilip dünyayı yönetmekle görevlendirilen 70 kişilik yeminli Siyonist-Yahudi yönetici ekibi. Amerika'nın patronu Rockefeller ve başta İngiltere, bütün Avrupa'nın baronu Rothcshild aileleri bunlara dâhildir. Buraya kadar olan bütün Siyonist kişiler ve ekipler tamamen gizlidir, dışarıda başka sıfat ve statülerle bilinmektedirler.

E) B'NAİ B'RITH ve Bilderberg gibi, yüzü görünen ama özü gizlenen GDD'nin gizli hükümetleri

F) Mason Locaları
Büyük Şak Locası (Fransa)
Komünizm Locası (Rusya)
İskoç Locası (İngiltere)
York Locası (Almanya)
 

G) Hayır ve hizmet kurumu diye yutturulan ama Masonluğa hazırlık yapan, yani Masonluğun ilk ve orta eğitimi sayılan Rotary ve Lions kulüpleri

H) Masonlarla resmi ve organik bağı olmayan ama onlar hesabına çalışan siyasi partiler, sivil örgütler ve dini cemaatler ( Mavi Localar)

I) Masonik ve Siyonist amaçlar için toplumu hazırlayan, köşe yazarı, sanatçı, din adamı, üniversite hocası, ticaret ve şirket erbabı gibi önlüksüz Masonlar ve ılımlı insanlar

J) Bütün insanlık ( potansiyel hizmetçiler ve köleler)

KABALA: Siyonist Yahudilerin Gizli Dünya Devleti, Büyük İsrail hayali ve Masonik örgütlenmeleri: Şeytan ve cinlerle ilişkiye giren, büyü ve kehanet gibi gizli öğretilere göre hareket eden Hahamların asırlar boyu birbirine aktararak, korudukları şifreli sırlara ve şeytani esaslara, kabala denir.

Çok gizli ve şifreli kabbalist sırlar, piramitte gösterilen 3 Haham tarafından bilinir, biri ölünce yerine geçene öğretilir.

TALMUD: Kabbalist Hahamların Tevrat'taki ayetleri değiştirerek ve bazılarını bir araya getirerek, Yahudilerin Dünya Hâkimiyeti anayasası olarak hazırladıkları bir nevi Tevrat tefsidir.

Seçkin ve üstün ırk oldukları ve mutlaka dünyaya hâkim olacakları, Siyonist Yahudilerin ve uşakları Evangelic'lerin sapık inancı ve amacıdır.

İsrail'in eski Cumhurbaşkanı Ben Gorion 6 Şubat 1962 tarihli Look Magazin'deki demecinde:

"Bütün dünya merkezi Kudüs olacak yeni bir Birleşmiş Milletlerin, Federatif bir üyesi haline gelecek, bütün ordular feshedilecek ve böylece Yeni Dünya Düzeni gerçekleşecektir." iddiasında bulunmaktadır.

17 Şubat 1959 da ABD senatosunda konuşan Siyonist James Warurg: "Sevseniz de sevmeseniz de, zorla veya antlaşmayla, ama mutlaka bir Dünya Devletine kavuşacağız" şeklindeki planlarını açıklamıştır.

Yine meşhur Siyonistlerden H. Mendlovit: "Bir Dünya Hükümeti kurulacağı kesindir. Sorun bunun ne şekilde gerçekleşeceğidir. Savaşla mı yoksa dünya ülkelerinin gönüllü katılımıyla mı?" tehdidini savurmaktadır.

Siyonist Yahudi sermayesinin sömürüp sağdığı ve ordularına kadar hizmetinde kullandığı ABD'nin Rockefeller gibi 10 Yahudi ailesine olan devlet borcu 10 trilyon doları aşmıştır. Bunun sadece yıllık faizi 1 trilyon dolardır. Bütün bu paralar Gizli Dünya Devleti'nin bütçesini oluşturmaktadır. Yani Siyonizm'in yıkılmasından en karlı çıkacak ülke Amerika'dır.

Gizli Dünya Devleti,
Her yıl yeşil kâğıt olan ve karşılıksız basılan dolarla, bütün dünyanın sırtından 
1 trilyon dolar
Tahvil dedikleri sarı kâğıtlarla 1 trilyon dolar
Rezerv denen beyaz kâğıtlarla 1 trilyon dolar
Kendilerinin çıkardığı ekonomik krizler ve borsa dalgalanmalarıyla da yine 1 trilyon dolar olmak üzere 4 trilyon dolardan fazla havadan para kazanmakta ve bütün bu korkunç sermaye İsrail'in dünya hâkimiyeti için harcanmaktadır.
1967 Ağustosunda Kuzey Amerika Gazeteciler Birliği'nin yayımladığı bir makaleye göre Siyonist Rockefeller'in bu efsanevi sermayelerine rağmen, devlete ödediği vergi, sadece "685" dolardır.

IMF ve Dünya Bankası yoluyla bütün ülkeleri borç batağına sokup kendilerine mahkûm ve mecbur hale koyan, "Şeytanın, ilahi laboratuardan çaldığı nükleer sırları, halifesi hahamlara ve Yahudi ilim adamlarına öğretmesiyle" geliştirdikleri atom bombaları ve nükleer silahlarla korkunç bir güç kazanan bu Siyonist canavarlar, Japonya'nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine attıkları bombalarla yüz binleri katletmişler, Vietnam'da 50 bin Amerikan askerini ve yüz binlerce yerli sivili ölüme sürüklemişler, Afganistan ve Irak'ı işgal edip milyonlarca Müslüman'ı vahşice öldürmüşler ve okyanuslardaki nükleer denemeler ve tektonik tetiklemelerle büyük depremlere ve Tsunami felaketlerine sebep olmuşlardır.

Tüm dünyayı medya marifetiyle sınırsız bir ahlaksızlığın ve çeşitli hastalıkların girdabına sokan Siyonist güçler, bütün bunları şeytanın dünya hakimiyeti adına yapmaktadırlar.

Eski ABD Genelkurmay Başkanlarından Thomas Moorer şu itirafta bulunmaktadır:  
 
"Şimdiye kadar hiçbir ABD Başkanının İsrail'e karşı koyduğunu ve Amerikan çıkarlarını koruduğunu görmedim. İsrail, her zaman istediğini elde etmiştir. Eğer ABD halkı, İsrail'in ABD yönetimindeki ve ekonomisindeki etkilerini bilselerdi, hemen ayaklanacaklarından eminim. Ama maalesef, milletimiz neler döndüğünü bilmemektedir."

Kitap Açıklaması:

300 e yakın Batılı ilim Adamının yapmış olduğu dünya çapındaki çok geniş ve ciddi araştırmaları sonucu kaleme aldıkları rapor, makale ve eserlerinden yararlanarak, hazırlamış olduğumuz bu eser, yeryüzünde yaşayan altı milyarı aşkın insanı yakından ilgilendiriyor.


Çünkü bu eser;
- Korkunç bir kabus gibi insanlığı kıskıvrak yakalamakta olan büyük bir tehlikeyi haber veriyor.


- Zulüm ve sömürü düzeni ile insanların kanını emen gizli bir teşkilatı gün yüzüne çıkarıyor.


- Gözlerini madde hırsı bürümüş olan bir avuç insan tarafından kurulan ve ülkeleri tahakkümü altına almaya çalışan Gizli Dünya Devletinin korkunç planlarını ortaya koyuyor.


- ülkelerin iktisadi, askeri ve siyasi açıdan çöküşlerine sebep olmaktan büyük zevk alan sinsi düşünceli insanların; beyinlerini yıkayarak yeryüzüne dağıttıkları ve faaliyetlerini yakın takibe aldıkları temsilcilerinin isim ve ünvanlarını açıklıyor.


- Dünya hakimiyetini tesis etmeye çalışan bu güçlerin, iğrenç emellerini, gerçekleştirirken şeytana bile taş çıkartacak şekilde nasıl planlı ve örgün çalıştığını belgeleriyle açıklıyor.


- Korkunç planlarını uygularken, perde arkasından sahnedeki oyuncuyu yönlendiren süflör misali bazı devlet adamlarını ve bürokratları nasıl sevk ve idare ettiğini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.


- ABD ye borç para verip karşılığında astronomik ölçüde faiz almak suretiyle Amerikan halkını dahi sömüren, süper devletlerin de üstünde yer alan Gizli Dünya Devletinin dünya çapında nasıl örgütlendiğini anlatıyor.


Elinizdeki bu eserin her sayfasını okudukça şaşkınlık ve ürpertiniz kat kat artacak, eserin önemini daha da yakından kavrayacaksınız.


Bu eseri dikkatle okumanızı: sonra da eşinize, çocuklarınıza, torunlarınıza, yakınlarınıza ve çevrenizdeki insanlara mutlaka okutmanızı tavsiye ediyor.
Saygılarımızla
(Arka Kapak)

tumkitaplar.com