nihat behram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nihat behram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Şubat 2020

Dörtlük - Nihat Behram

Sadece kendi gücüdür karıncayı hayatta tutan
Çam da gürgen de kendi gücüyle gürlüğüne kavuşur
Kırlangıç kendi gücüyle uçarak sıvar yuvasını
Kendi gücünle ulaştığında özgürlük anlam taşır


06 Nisan 2018

Seçme şiirler

Toprakta tohumun anlamı neyse
Hayatta da insanın anlamı odur
Topraksız tohumlar nasıl kurursa
Sevdasız hayatlar o kadar bodur...Nihat Behram

Her acı, her fırtına
Kendi koyunda diner.
Zaman süzülür avuçlarımızdan
ardımıza yığılır.
Ve umut, bir kuşun kanadında çırpınır...Fazıl Hüznü Dağlarca

hüzün ikizidir aşkın
birlikte otururlar yol ortasında
hüzün derindeki izidir aşkın
birlikte susarlar yol ayrımında...Ayten Mutlu

Buraya umutlu günler koydum.
Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kimbilir, birazdan uzanıp
dokunursun...Birhan Keskin

Şimdi açsam pencereyi beklesem,
Sen gelsen..
Olmaz ya;
Hani geliversen..
Hiç bir şey sormasan..
Hiç bir şey söylemesem..
Sussam..
Sussan..
Sussak..
Susuşların anlattığını dinlesek,
Sırt sırta otursak,
Katılasıya ağlasak,
Sormasak birbirimize sebebini..
Sarılsam..
Sarılsan..
Sarılsak..
Ve yine hiç bir şey konuşmasak,
Ama anlasak,
Ne vardı sahi,
Olmaz ya;
Hayal ya;
Hani diyorum olsa ne vardı...Cemal Süreya

Dönüp duran bir çark
Akıp giden bir zaman
Yine, yeniden bir sabah
“Günaydın yaşamak...Nazım Hikmet

Siz dayanılmaz bir “Günaydın”sınız
Sabah sabah insanı ayağına getiren
Hiç yoktan dünyayı kendini sevdiren
Siz çocuk ağızlı bir “Günaydın”sınız...Gülten Akın


12 Temmuz 2017

Nihat Behram & Ahmet Telli


Yorgunum; Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var... Nihat Behram -Hayatın Şarkısı
 
Yalnızsan Eğer

Hayatın devraldığı
sessiz bir özsudur acı
birikir yüreğinin kıvrımlarında
ve ağar gözlerine ağır ağır
Bulutlar yere inmiştir artık
ya da gurbettesindir
Unutma

Bir hayalet gibi kapındadır
yalnızlık denilen şey
ufkun kararabilir birden
için çölleşebilir
Kaçışın bile bir adımdır
ya da dönüşündür kendine
Unutma

Her sayfası kederle kararan
bir hüzün defterine döner günler
ve her sabah 'merhaba hüzün'
"merhaba yalnızlık"
diyerek başlarsın hayata
Ama hayat bağışlamayacaktır seni
Unutma

Üstelik günlüğü yoktur hüznün
hiçbir zaman da tutulmayacaktır
Serüvenlerin yorgun yeniği
elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
ya da hasta bir tanıdıktır ancak
hepsi o kadar
Unutma ...
Ahmet Telli

17 Eylül 2015

Nihat Behram - Dörtlükler

İnsanlık Öğütü
İnsanlık yürekçe zengin
Hilafla, tavafla değil
Sevenler gönülce engin
Kubbeyle, hutbeyle değil

İnsan ol sevgiyle dolaş
Kafire küfürle değil
Cennete dünya ulaş
Ahrete seyirle değil

Bilimin peşinde yürü
Yobazın, dinbazın değil
Yoksulun düşünde büyü
Hırsızlık işinde değil

Hayata katkınla anıl
Malınla, mülkünle değil
Mazlumun bağrında sağıl
Zalimin koynunda değil


Dörtlükler

Acılar karşısında umudun kırılmasın
Zulümden ürküp saklanma sakın
Dursun istiyorsan kan ısır yaralarını
Unutma kuvvetli olmalısın

İnsansan eğer görevlerin var
İlk görevin dünyaya ışıltılar bulmaktır
Zincire vuruluysan kır zincirlerini
Özgür yaşanmayan hayat bulanıklaşır

Dalayan acılarsa, katliamlarsa halkı
Eriyorsa binlerce insan karanlık hücrelerde
Ağlamaktan yanıyorsa gözleri anaların
Yolu yok kurtuluşun isyanı seçmedikçe

Bunca kan verir elbet bir gün tomurcuğunu
Ey derin doğu, sislere bürülü yurdum, yaslı memleket
Sıyrılır karanlığından açılır alnın
Kavuşur güneşine durulur hasret
 
Zorbalar, cinayet orduları, caniler onlar
İçleri yarasa ve örümcek dolu
Toplanmış arsızca kemiriyorlar
Baygın uykusunda Anadolu’yu

Ellerinde vahşetin binbir aleti
Ellerinde kırbaç, zincir, urgan
Gün gelecek kan içinde boğulacaklar
Çünkü halkın yaraları daha doğurgan

İlk bulutu ilk kuşu senin ufkunda tanıdıysam
Bağrında kırlarının geçtiyse çocukluğum
Dostluğu, özlemi, aşkı senin dilinde yoğurduysam
Acıların da acılarımdır sevgili yurdum

Üflemekle güneş soğutulur mu
İte ite dağlar yürütülür mü
Taşımakla deniz kurutulmazsa
Kırılmakla halklar çürütülür mü

Yolunarak çiçek büyütülür mü
Ölüm ile hayat avutulur mu
Isınmadan demir çelik olmazsa
Halkı katledenler unutulur mu

Dünyanın neresinde mazlumlar ayaklansa
Yankılanır sesleri dağa taşa oyulur
Tutuşur senin de acıların yaralı Anadolu’m
Gün olur haykırışın uzaklardan duyulur

değiştir, bu senin elinde kaderini değiştir
alnının karasını umudun ışığıyla sil
unutma hayatı dövüşerek yatıştırman gerekir
uğrunda dövüşülmeyen umut da çare değil

herkes kendinin uzağından
seviyor kendini seyretmesini
yeter ki övgü olsun durmadan
fakat kuyruğuna basılan yılan gibi zehirli

buz üstünde, el elinde, dar günümdeyim
kurşun döksem çiğdem çiğdem gözyaşlı
uyusam uykumun farkındayım
dolaşsam şehir benden telaşlı


akşam olmuş, yağmur dinmiş, usul usul akşam olmuş
bir sızıdır oğul oğul yüreğimde yuvalanan bir sızıdır
uzak düşmüş yar kucağı diyar diyar uzak düşmüş
su hızıdır ömür ayıp yolum yolum akıp giden su hızıdır


yılların aylarınca uyusam seni
dünyanın dağlarınca yürüsem seni
dürüm dürüm gonca gonca tomurcuklanmış
güllerin dallarınca solusam seni


bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
bir kuş tel tel kirpiklerin kanat olsun
bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun


seni nice acılardan soluyup aldım
istedim ki büyüsün ellerin ellerimde
istedim ki bebeğim
gözlerin gözlerimde umutlar gibi taze kalsın


yeryüzü düşmanca saldırdı bana
yine de kirlenmiş kar gibi günlerimin üstünde düş izleri var
yine de hasretim yaralı dudağımda
anlaşılmaz derecede anlaşılsın diye uğuldar


kekik kokusu duydum, kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
uyandım birdenbire
haydi dedim, yüreğim gidelim bu şehirden
bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden


yorgunum, çünkü yorgunluğumun
yaşamak gibi bir anlamı var
yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun
tadına düşmanlarım ulaşamazlar


düşmanın elindeki hançere adımı kazmışlar
sordum; dediler ki, yalın yürek dalaşıp şarkılar aranmışım
sordular; dedim ki, düşmanlarım halkın da düşmanlarıdır
bense uslanmaz aşkların yangınıyım o kadar


beni dövüşlere kırbaçladı hayatım
yüreğimi koşaradım taşımaya alıştım
yüreğim ki ne o bensiz çiçektir
ne de ben yüreğimsiz arıyım


özlemleri gibi anamın
mahzun mazlum kusursuz
yolumu dallardan gözlüyor babam
kana kana korkusuz


bahar gelmiş – balam benim – bahar gelmiş dayanmış
dalda yaprak – bebeceğim – suda köpük uyanmış
kuzulara özenmiş – kızım benim – körpe diller dillenmiş
aşığında yanmış – yavrucuğum – onun için beyazmış

 

14 Mart 2015

Nihat Behram - İnsan ki Hasreti Kadar


Aşksa:
Sağır da olsa dile döner seslenir...
Düşse:
Eni sonu suya düşer ıslanır...
Aşktan öte başka hangi tohum yeşerir
Hangi dal sügün verir ezildiği yerinden?
(...Dolunaydı...Dağlaın bulutlandığı,
toprağın yoncalandığı aydı...Öpsem,
yaralanır sandığım
çiçekler kadar körpeydi bahar...
Bir yanım sazınca külhan,
yağız,civan,atmaca;
bir yanım nazınca uslu,
suskun,ıssız,utangaç,
savrulup savrulup sokaklara
söylediğim şarkılar
süsüydü ömrümüzün,
yitince bulunmaz zenginliğimiz...
Ne güzel günlerdi ah
ne güzeldin gençliğim;
gönlümü tarih düşüp
ömrümce yol gözledim,
yazık ki sen beklemedin...)
İki derde yenik düştüm ne çare:
biri aşk
biri düşten düşe sızım sızım yüreğim...
Taşa çaldım derdimi,
taş çatladı kıvrım kıvrım kök verdim;
güle sardım kendimi,
gül kurudu derdim azdı yürüdü...
İnsan ki hasreti kadar:
belki bin sevda bin ayrılık
fakat
bir aşk bir intihar
bir ömre ancak sığar. 

22 Şubat 2015

Nihat Behram " İnsandır en yüce değerleri yaratan."

Ölüme Gazel
İnsandır en yüce değerleri yaratan.
Sevdayı sözgelimi,
erdemi, özlemi, özveriyi,
umudu, şefkati, düşü...
Yaşamı tanıdıkça kendini tanımlayan... İnsandır...
Tanrılar yaratacak denli esinli, tinsel, engin...
Canı pahasına direnecek denli gözüpek,
atılgan, seçkin...
İnsandır...
Diş diş dudaklarında
özgürlüğün tutkusu kıvılcımlanır,
çığlığı gecenin ışıltısı olur şarkılarında.
Çağıran acılarsa eğer
koşar
üleşir her şeyini...
İnsandır...
Bir o’dur ölümlü doğuşunun bilgisiyle yaşayan...
Vurgunu olduğu göğe süssüz,
sürgünü olduğu cana güçsüz,
çılgını olduğu tene öksüz...
Narince açan... Soldukça üzgün...
Sevincini bile gözyaşıyla yoğuran...
bir yanı hep anılara sarmaşık...
Gönül boyu yaralı... Ömür boyu âşık...
Bağrında özlem, sırtında hançer
dağları delip, ağzında ışıkla gelebilir...
Coşkun, düşlü, dövüşken...
İnsandır...
Sonunda solacak,
kurumuş bir yaprak gibi rüzgâra ilişerek
geldiği toprağa dönecektir.
Yücelerde soluduysa ömrünü
baharda sazı kalır
dallarda hızı kalır
kuşlarda açar sesi
dillerde sözü kalır...
Irmağın kıvrım kıvrım suyunda
köpürür, gümüşlenir...
döndükçe gümüşlenir...
Arının kekik tüten balıyla
leylaklar kınalanmış bakışlar kutsar onu,
köklere sürgünlere uğurlar...
Ardı sıra
ateşböcekleri uçuşur,
su tutuşur...
Dalgalar alkışlarıdır.

18 Kasım 2014

Nihat Behram - Yine De Gülümseyerek

Ne sağnaklar görmüşüz, yarılan gökyüzünden alnımız yıldırımlarla ağmış, ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış kaburgamız, dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifiri uçurumlar, yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin yaşından incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği; şimdi asmalardan korukların tadı silinmiş, sesimizde sendeleyen bir keder, uykusuzluk serin serin sızıyor acıyan tenimizden; ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.

Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet çiçek için,
neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için, yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın yürek için; şimdi çevremizde yosunlaşmış sessizlik, yabanıyız gittiğimiz her şehrin, çiğdemsiz, kükremesiz, kimsecikler sezmiyor boynumuzdan didişen örümceğin zehrini; ziyanı yok, nasıl olsa nabzımızda durulanır yaşamanın iksiri.

Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş, ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp, şafaklar tutuşkunu şarkılar yuvalanıp ne mintanlar yırtmışız, şimdi usulcacık ürpersek kara gece uykumuz kaçacak kadar delik üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin; ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten, bakışımız lekesiz.

Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, kakmaları sedeften, ne milyonlar yanından başeğmeden geçmişiz, huyumuz değişmemiş, hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür; şimdi kar altında avcumuz, avurdumuz ilaçsız, ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış, kaçışır yolumuzdan gölgesini de alıp o şaklabanlar inildesek açlıktan; ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.

Ne devlerle dalaşmış kanımızı göstermeden silmişiz. ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz, bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden; şimdi nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk, nicesi elsıkışların sahtekar çıkmış.

- Bizi eşkiyalar soymamış abi muhabbet yıkmış!