17 Ocak 2013 Perşembe

Söz Yürekten Çıkarsa Yüreğe Gider

İkinci bebeği olacağını  öğrenince çok sevindi.Üç yaşındaki oğlunu, doğacak kardeşi için hazırlamaya başladı...Bebeğin kız olacağı anlaşıldı. Oğlu, annesinin karnındaki kız kardeşine her gün şarkı söyledi. Kardeşini daha görmeden bir sevgi bağı oluştu. Zamanı geldi. Doğum sancıları başladı. Fakat bir sorun vardı..

Doktorlar çaresizdi. Bir sezeryan ameliyatı gerekiyordu. Ameliyat çok zor geçti. Sonunda bebek doğdu. Bebeğin durumu ciddiydi. 

Bebek, yoğun bakım ünitesine kaldırıldı.Günler geçtikçe küçük kızın durumu kötüye gidiyordu.Doktorlar üzgündü,cocuğun kurtulma ümidi yoktu. Bebekleri için evlerinde bir oda düzenlemişlerdi. Şimdi, cenaze için hazırlanıyorlardı. Oğulları, kız kardeşini görebilmek için yalvarıyordu.
"Kardeşime şarkı söylemek istiyorum." diyordu.
Ama, yoğun bakım ünitesine çocukların girmesi yasaktı...Sonunda kadın kararını verdi. Bebeği nasıl olsa ölecekti. Çocuğunun, kardeşini görmesini engellemeyecekti. Ne yapıp edip çocuğu içeri sokacaktı. Oğluna, oldukça büyük gelen bir ziyaretçi giysisi giydirdi ve yoğun bakım ünitesine soktu. Çocuk yürüyen bir çamaşır torbası gibiydi. Baş hemşire, onun bir  çocuk olduğunu fark etti.“ O çocuğu içeri sokamazsınız," diye uyardı.
Kadın, başhemşireye dönerek bağırdı :
“Oğlum,kız kardeşine şarkı söylemeden buradan çıkmayacak!..."
Oğlunu,  kız kardeşinin yatağına götürdü.
Küçük kız, yaşam savaşını yitirmek üzereydi.Çocuk, bir süre kardeşinin yüzüne baktı... 3 yaşındaki bir çocuğun saf, temiz, pırıl pırıl  sesiyle şu şarkıyı mırıldandı :
“Sen benim gün ışığımsın, tek gün ışığım, gökyüzü griyken beni mutlu edersin.”
Küçük kız, bu sesi tanıdı, aniden tepki verdi. Kalp atışları düzelmeye başladı. 

Annesi,  “Şarkıyı sürdür!” dedi, oğluna.
“Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin,Lütfen gün ışığını benden alma bebegim.”
Çocuk şarkıyı sürdürdükçe, bebek, kesik kesik nefes almasını hızlandırdı. 

Annesi, gözyaşları içinde “Devam et, oğlum !" dedi.
“Geçen gece uyurken, rüyamda  seni kollarıma aldığımı gördüm, bebegim”
Şimdi, onu içeri almak istemeyen hemşirenin yüzü de gözyaşları içindeydi. Bütün hastane personeli, doktorlar başlarına toplanmıştı. Annesi de coşkuyla şarkıya katıldı :
“Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin, bebegim. Lütfen gün ışığını benden alma.”
Anne, oğul şarkılarını sürdürdü. Ve, küçük kız, birkaç gün sonra iyileşti. Abisine, annesine, odasına kavuştu. 

Sevdiğiniz insanlar için ümidinizi kesmeyin...
Sevgisiz, ümitsiz kalmayın...
 


Ben ve Biz

Tüm evren senin içindedir ve sende olan her şey evrende de vardır. Senle, çok yakında olan bir nesne arasında hiçbir sınır yoktur; tıpkı senle çok uzağındaki nesneler arasında hiçbir mesafe olmadığı gibi..her şey en küçüğünden en büyüğüne, en alttakinden en üsttekine kadar, senle aynı değerde senin içinde vardır. Tek bir atom bile yeryüzündeki tüm elementleri içerir. Aklın tek bir hareketi yaşamın tüm kanunlarını içerir. İnsan tek bir su damlasında, sonsuz okyanusun sırrını bulur. Senin tek bir görüntün, yaşamın tüm görüntülerini içinde taşır. 



BEN'den TÜM'e

 
Doğduğumuzda hepimiz bütünden ayrı olmadığımızı biliyorduk. Yaprağı olduğumuz ağaçla birdik. Damla değil okyanustuk. Sonra kalıplara boğulduk, kurallarla yoğrulduk. Tek olmayı, yani BEN olmayı marifet olarak saydık. Ama bir tarafımızda bütünden kopma kaygısını taşıdık yıllarca.
Toprak bizden ayrı, deniz bizden gayrıydı. Kirlettik, kestik biçtik. BEN olmak için ne gerekirse yaptık. Başka BEN'lere basarak, umarsızca yükselmeye uğraştık. Ünvanlarla, mücevherlerle, malla mülkle süsledik BEN'lerimizi. Bir baktık ki geride büyük bir boşluk. Hani BEN olunca doyacaktık, bitecekti bu doyumsuzluk. Özümüz biliyordu diğer özlerden ayrı olmanın zavallılığını.. Tek damla olarak kalamazdı, yapısına aykırıydı. Bütün olmalıydı. Karşısındaki farklı beden örtülerinin içindeki kardeşlerini çıplaklığıyla gördü ve sevindi. Birlikbilinciydi onun doğası...


Aynı öz farklı bedenler. Hepimizin içindeki özler aynı, sadece deneyim yaşama telaşında koşturan özkardeşleriz. Karşımıza her ne koşulda, ne kılıkta, ne rolde gelirse gelsin hepimizin özde aynı olduğumuzu unutmayalım. Bu mükemmel özü onurlandıralım ve aynı yolun yolcuları olduğumuzu birbirimize hatırlatalım.
Yargısız, koşulsuz sevgilerle dolu bir dünyaya...


Erkan Sarıyıldız 


Don Kişot

 


Bilirim, hele bir düşmeye gör hasretin halisine, hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek, yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok, yel değirmenleriyle dövüşülecek. 


Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına
bir temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının:
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun ve kahraman Rosinant'ı.

Bilirim, hele bir düşmeye gör hasretin halisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,

yel değirmenleriyle dövüşülecek.

Haklısın, elbette senin Dulsinya'ndır dünyanın en güzel kadını,
elbette sen haykıracaksın bunu

bezirganların suratına,

ve alaşağı edecekler seni

bir temiz pataklayacaklar seni.

Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin

ağır, demir kabuğunun içinde

ve Dulsinya bir kat daha güzelleşecek.  

Kor Düşseydi


 


Hoşçakal diyebildim güçlükle,
Sesimi iğneden geçirerek.


Öpüp başıma koydum,
Sevginin solgun güzelliğiyle. 



Her İki Adımda Bir Uygunsuzluğunu (Yalnızlığını) Algılayan Birisine Gazel


 
İlkin tarlaların ve otlakların ve suvatların
Ah benim güzel cahilliğim
Bitmeyeceğini sanırdım karanlık olmadıkça

Yaralı kalbim gürbüzdü sevişkendi
Bir şehir akşamında karanlık olmadıkça

Irmak boylarında gider gelirdim gider gelirdim
Elimde ceset çekmeye yarayan bir uzun kanca

Ne tarihsel badanaya ne pantolonlu aşka
Ah benim güzel şaşkınlığım

Irmak boylarında gider gelirdim gider gelirdim
Rahatlamazdım bir türlü ceset bulmadıkça

Ben size hep söyledim bu benim aşkım
Saate karşı alkol suya karşı tabanca

 Benim suyum bir ateş çalışkanlığıdır
 Kurutulmuş etlerim ve torbalarım hazır
 Ama. Ben gene bir kürdanın diş etlerine batmasıyım
 Bir çürük azı dişinin kenarında

Yaralı kalbim gürbüzdü sevişkendi
Bir şehir hırgüründe karanlık olmadıkça

 Ben neyim varsa taşırım neyim varsa taşırım
 Bir marangoz gibi kulağımın arkasında
 Ah benim güzel cahilliğim
 Ağaçlar enikonu bir silah olmadıkça

Belki bir kuruntudur yaralayan kalbimi
Her insan bir uyumsuzluktur ölü olmadıkça




Turgut Uyar, Her Pazartesi (62–67 Notları), 1968 

 

Gülümserdim


 





Karanlığı sevmem, ben olsaydım 
akşamın bütün ışıklarını yakardım..



Sırça Fanus "ÇILGIN KIZIN AŞK ŞARKISI BIR VILLANELLE"

 



Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi
(Kafamın içinde yarattım seni galiba) 









Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya;
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)
Yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla,
Dört nala geliyor keyfince karanlık:
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
Beni büyüyle çektin yatağa, bunu düşledim,
Şarkılar söyledin çılgınca, delice öptün.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)


Tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri:
Çekip gidiyor melekler de, şeytanın adamları da:
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.

Söylediğin gibi dönersin demiştim,
Ama yaşlanıyorum artık, unuttum adını.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)

Bir fırtına kuşunu sevmeliydim senin yerine;
Bahar gelince gökyüzünü basarlar hiç değilse.
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)




Sylvia Plath Smith College '54



Ne zaman kar yağsa


 




Ne zaman kar yağsa, yoksulları, evsiz barksızları, açları , bu karda kıyamette üşüyenleri düşünürüm…Şu karın keyfini bir türlü çıkaramadım, çıkaramam...