26 Nisan 2016 Salı

Hayatta en büyük hediye sağlıktır.En güzel tavır kanaat,En iyi ilişki ise sadakattir.

İnsanlar eğlenebildikleriyle arkadaş olurlar, anlatabildikleriyle dost, ağlayabildikleriyle kardeş...Anton Çehov

EɾteIenmiş umutIaɾın aɾasında ne kadaɾ dayanabiIiyoɾsa insan ben de o kadaɾ dayandım...Samuel Beckett

Eski başka, eskimiş başkadır.Nice eskiler vardır ki, hiç eskimez...Peyami Safa

Hayatta en büyük hediye sağlıktır.En güzel tavır kanaat,En iyi ilişki ise sadakattir...Balzac

Dağın öte yüzü güneşe bakıyormuş çocuklar De hadi davranın, Güneşle sohbetimiz var, geç kalmayalım...Yaşar Kemal
Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son
yıllarda...Bilge Karasu

Düş gücü


1950'li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz'den aldığı Madura şaraplarını İskoçya'ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır. Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz'e doğru yola çıkar.
Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır.
Şilep Lizbon'a demir attığında, soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan, zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve.. kendisi de hayretten dona kalır.
Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19'dur. İskoçya'ya götürdükleri Madura şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiş, şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi zaten kapatılmış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı bir derece de yükselmiştir.
Sizin anlayacağınız, biçare denizci donarak ölmemiş, donduğunu SANDIĞI için ölmüştür.(*)
İnandıklarımız ve sandıklarımız, tek bir canlı türü nezdinde gerçeğe galebe çalıyor ve yalnızca insan kafasında yaratılıyor. Bilgi, iki yanı keskin bıçak. Sanrı da bilgiden yola çıkabiliyor, gerçek de. Yukarıdaki tuhaf ve gerçek öyküde olduğu gibi, donduğunu sandığı için canından olan denizci, soğuk havanın öldüreceği bilgisinden türettiği bir düşün kurbanı.
Ne gariptir ki başlangıçta memeliler arasında bir memeli olan insan, düşünce kapasitesi geliştiği oranda yitirdiği hayvansal içgüdülerinin yerine düşler, sanrılar üretiyor ve onlara inandığı zaman, hayalleri gerçek olabiliyor.
Sevgi de böyle bir şey, aşk da. Kedi, köpek ya da sürüngen olmayan herhangi bir hayvanı, sevgi ve nefret konusunda yanıltmak olanaksızdır.
Gerçekten sevilip sevilmediğini hisseder. Oysa insan... Algıladığı duygularda yanılabilen, çünkü verdiği duygularda yanıltıcı tek canlı türüdür.
Diğer memelilerle paylaştığı sevgi ve şefkat ihtiyacına karşın aşka dair kuşkusu, âşığına, sevgilisine duyduğu güvensizlik, yarattığı yalancılık mekanizmasının doğrudan sonucudur: Kendisi gerçekten âşık, ama âşık olduğu kendisine gerçekten âşık mıdır? Ya bir önceki aşkında onun da yaptığı gibi, yalan söylüyor, gibi görünüyor olmasındır?
İşte tam da bu yüzden, yalan sanılan aşklar, çoğu zaman gerçek aşklardan daha uzun ömürlüdürler.
Sanal sevgiler, kanlı canlı ilişkilerden daha şiddetli... Çünkü inanılmayan aşkta, hesabı görülmemiş, defteri dürülmemiş bir belirsizlik, kanıtlanması gereken bir kuşku, zamana dayanıklı bir süreç vardır. Sanal sevgilerde de henüz erişilmemiş bir amaç, belki de varıldığında önemi kalmayacak bir temas muradı. Muradına erenler, birbirlerini sevmeye devam ederler belki, ama aşk dediğimiz şiddetli duygu, yakıcılığını yitirir.
Hayallere inanmak, kendi gerçeğimizi yaratmaktan ibarettir. Çoğu aşklar, tek taraflı başlar. Öylesine seversiniz ki, verdiğiniz sevginin karşılığı gelmek zorunda kalır. Öylesine sevilirsiniz ki, aldığınızın altında kalamazsınız. Aşk cömertliği, bulaşıcıdır. Sevilen gözlere yansıttığınız aşk, hiç şaşmaz, geri döner, size yansır. Yeter ki duygularınızdan emin olun, kendinize yalan söylemeyin, hayallerinize inanın.

Düş gücü yalnızca öldürmez, yaşatır da.

(*) Bernard Werber, 'İzafi ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi'
 2004

El Ele tutuşmanın Gücü


Bir yaz günü, plajda oturuyor, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı. Kale neredeyse tamamlanmışken, büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu. Her şey, bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü. Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını bekliyordum. Ama çocuklar beni şaşırttı. Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler. Çocukların, o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim. Yaşamımızdaki her şey, yaratmak için üstünde çok zaman ve enerji sarf ettiğimiz her karmaşık yapı, aslında kumdan yapılmışlardır. Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir. Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir. Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir... 

Rabi Harold Kushner 

18 Nisan 2016 Pazartesi

Neyse...


'Neyse' demek iyidir, 'bu da geçer' demek gibidir, geçmez, herkes bilir geçmediğini, geçmiş gibi yapılır. Bazen 'gibi yapmak' da iyidir, bazen öyledir, bazen geçer, hiçbir zaman geçmez. İnsan 'neyse' demeyi hayli geç öğrenir, belki de geç değildir, tam vaktindedir. Kimi bunda bir olgunluk bulsa da, bulunan şey zorunluluktan başka bir şey değildir. Uzatacak ne var, insan 'neyse' demeye başladığında, 'ne sabahtır bu mavilik ne akşam' duygusunun da, yavaş yavaş ondan geçtiğini kabul etmeye de başlamış demektir. İkindinin akşam alacası dediğimiz o garip vakte değdiği yerdedir. Hiçbir şey 'neyse' demenin niye bunca dokunaklı olduğunu o ıssızlık anı kadar iyi anlatamaz.
Sizin de 'neyse' demekten, 'peki' demekten yorulduğunuz olmuyor mu? 'Neyse' demenin, sanki her şeyi, herkesi, hayatı bağışlıyormuş gibi görünen, oysa unutmaktan, sineye çekmekten, uzaklaşmaktan başka bir şey olmayan kolaycılığı ağır gelmiyor mu? İnsan, ne kendini bağışlıyor gerçekte, ne de bir başkası gibi gelen hayatı, yalnızca unutmayı seçiyor. Unutma! Unutarak yaşayabilirsin diyor, içimizde varsa bir ses, belki de yaşarsan unutursun. Unutarak yaşamak: 'Neyse' demek mi? Her şeyi unutmak, kendini de unutmak için. Geri alıyorum söylediğimi, 'neyse' demek 'Bu da geçer ya hu' demek değil, kimse beni hatırlamasın, ben kendimi çoktan unuttum demek.
Çok yorgunum hatırlamaktan demek, belki de başka hiçbir şey dememek. Attila İlhan'ın dediği gibi: "İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur/ tutsak ustura ağzında yaşamaktan" demek. Yazı da yorar bazen insanı, 'neyse' diye yazmak bile ağır gelir, kelimeler eline gelmez olur, 'nasip' diye baktığın kelimeler bile gönülsüz, uzak durur yazıya.
Yalnızca yazı mı, şiir de yorar, şiir de yorulur, hiç başlanmamış, yarım kalmış şiirlerden söz etmiyorum, onlara heves yetmemiştir ya da heves o kadardır. Şu tamamlanmış gibi duran, yayımlanmaya hazır, hatta yayımlanmış şiirler de bazen 'neyse' yorgunluğunu taşır. Tomris Uyar'ın unutulmaz hikâyesi 'Metal Yorgunluğu'nu okuduysanız, beni daha iyi anlarsınız. Uçakların yorgunluğunu anlatmak için kullanılan bu deyimden, insanın düşmesini, kelimelerin düşmesini de anlayabilirsiniz. Metal yorgunluğu sürtünmeden kaynaklanıyorsa, insanın yorgunluğu da karşılaşmaktan, çarpışmaktan, kelimelerin yorgunluğu, insanın acısını alır diye, ağır cümlelere, dizelere bir teselli olarak yerleştirilmekten neden kaynaklanmasın? 'Neyse' diye başlayan bir yazı ne anlatabilir?
'Neyse' diye bir yazıyı okuyan bunda ne bulabilir? 'Neyse' diye yazan, yazmış bulunmakla kurtulabilir mi bu duygudan? 'Neyse' diye yazmanın ne faydası var? Hiç. Şimdi 'neyse' demek iyi midir? İsterseniz iyi olsun, biri 'hiç' diye, biri 'terörist' diye öldürülen iki çocuğun henüz sıcak gözleri üstümüzdeyken...
Burası da kalbin, vicdanın, hiç yorulmasını beklemediğimiz şeylerin yorulduğu yerdir, insan hatırlamaktan, hatırlatmaktan yorulur.
Belki bu yazıyı unutmak en iyisi, ben unutmaya hazırım, isterseniz siz de unutun. Kelimeler beni bağışlasın, cümleler özrümü kabul etsin, siz de üzerinde durmayıp 'neyse' derseniz... 'Hali pür melal'im anlaşılmş olur: İnsan bazen en çok kendinden yorulur!


Kargo


Sana buraya bazı şeyler koyuyorum.
Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun.
Olmazsa da olsun,
bir zararı yok burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum.
Bırak, acımızı birileri duysun.
Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.
Ortada dursun.
Olur ya biri eline alır okşar,
biri alnından öper.
Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum.
Ağaçları, suyu, ovayı, dağı.
Onlar bizim kardeşimiz,
çok canın sıkılırsa
arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
Günlerimiz karanlık
ve çok soğuyor bazı akşamlar,
ısınırsın.
Buraya, bir inanç bir inat koydum.
Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum.
Bildiğim için yokuşu.
Zorlanırsa nefesin, unutma,
ciğer kendini en çabuk onaran organ,
valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum.
Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kimbilir,
birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak;
sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun.
N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!
Burada bir tutam sabır var.
Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur)
lazım oldukça ya sabır ya sabır,
dokunursun.
Burada güzel çaylar var.
Bu aralar senin için çok önemli.
Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar.
Demlersin, maksat midene dostluk olsun.
Şuraya Youtube’dan müzikler,
Bach dinle filan, koydum.
Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin,
koklayıp buluyorsun.
Buraya bir silkintiotu koydum.
Kırk dert bir arada canına yandığım,
kırkına birden deva olsun…


Kiralık

Bu sabah şu denizi kirala, mavi
mavi hatırlayalım birbirimizi,
bu öğlen güneşi kirala da, bir
daha soğukluk girmesin aramıza,
bu ikindi tembelliği kirala, belki
gölgesinde kedin olurum senin,
bu akşam bahçeyi kirala, elimizde
büyüsün gül, menekşe, yasemin,
bu gece uykuyu kiralarsan, rüyama
yalnız senin gözlerini konuk ederim,
bu bahar bu gövdeyi kirala, vücut
kitabında tozlandı kelimelerim,
bu ders coğrafyayı kirala, hadi
teneffüse çıkalım toprağıyla, suyuyla,
bu teneffüs bir yolculuk kirala, hiç
mola vermeden yürüyelim arkadaşlığa,
bu sefer bir yelkenli kirala, rüzgar
nereye götürürse yürak oraya,
bu yaz bu sokağı kirala, kapıları
aç, yalnızlığı yalnız bırak odalarda

Kiralama bu şiiri, şairin olurum yoksa! 


Acının Rengi




Ey acılara tat veren güzellik
Yüreğimize hoşgeldin
Hoşgeldin de
Çicekli dallara gönderdin öfkemizi
Artık şimdi üstümüze
İster dolu yağsın
İsterse kar
Biz ki bildikten sonra sevmeyi
Bütün sabahlar
Acı renginde olsa ne çıkar...



İdiller Gazeli




gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak sen bir şehir olmalısın ya da nar belki granada, belki eylül, belki kırmızı gövden ruhunun yaz gecesi mi ne çok idil, çok deniz, çok rüzgâr çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun sanki bana, sanki ah, sanki olur a aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini diye övgü, diye sana, diye haziran heves uykudaysa ruh çıplak gezer gazel bundan, keder bundan, sır bundan gözlerin şehirden yeni ayrılmış gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan.





Sabahları Severim Oldum Bittim

Kalktım sabahı dinledim
4:20 bir yaz günü sabahı
Evlerin yüzü ağardı
Ağaçlar yeşile çıktı
Ben sabahları severim oldum bittim
Sabahları çocukları bütün başlangıçları

Kalktım sabahı dinledim
Kente giren caddelerde köylülerin
Geceden yola çıkan sebze arabaları
- Fırınların kepenkleri nedense hep aralıktır -
Çıplak ampul ışıklarıyla karışır sabahlara
Taze ekmek kokuları

Kalktım sabahı dinledim
Hanların önünde geceleyen
Koca koca kamyonlar kalktı
İşçi kahvelerinde çaylar demli
İstasyonlarda salepler dumanlı

Kalktım sabahı dinledim
Analar uğurladı çocuklarını
- Her serüvenden ilk sayfa -
Üstlerinde henüz yatakların doyulmamış sıcaklıkları
Bakışları otobüslerin trenlerin soğuk camlarında
- Hep anımsayacaksınız bundan sonra -
Ayrılıklar izleyecek ayrılıkları

Kalktım sabahı dinledim
Dudaklarımda okuldan kalma bir şarkı
Hani yorgundum yeniktim çaresizdim
Döndü - Evet dün
Dün bir kentti geride kaldı
Bu sabah bir başka kente indim 


Liman


Sıralanmış saksılar vardı
limana bakan
penceremizin önünde
ve çiçekler arasında
ekmek kırıntıları serpen
martı yüzlü
bir anne

Terasta toplanan kadınlar
limandaki beyaz geminin
ışıkları yanınca
dedikodusunu yapmayı unuturlardı
tam o saatlerde sokaktan geçen
yazlık sinemadaki
biletçi kızın

Annesinin dizlerinin dibinden
hiç ayrılmayan
uslu bir çocuk gibidir
limandaki deniz

ama sokağa çıkıp
dalga olmak geçer
yüreğinden


Mahallemdeki Akşamlar İçin

Kımıldanır mahallemin daralan ruhu
Basma perdelerimde gün batarken
Atıp saatler süren uykusunu
Odama uzanır akasyam pencereden
Kırmızı uzak damlarda bir serinleme
Uyanır gündüz uykusundan evler
Kapılarda işleri ellerinde
Kadınlar giyinip kocalarını bekler
iyi insanların ruhudur yakınlaşır
Takunya sesleri gelir evlerden
Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır
Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden
Her şeyin geliş saatidir akşam
Mahallede ömürler akşamüstü başlar
Hepsi burda buluşmaya gelir akşam
Başka dünyalardan ayaklar, başlar..




Alnı Hülyalım

Sen benim canım arkadaşım
Gece arka üstü uzanıp otlara
Yıldızlara baktığım zaman
Kolunda karıncalar geziniyor
Alnında ölüyor
Ellerinde gelecek günlerim
Gözlerinde arkadaşlığım
İsmini bağırıyorum dağa
Sen İstanbul’dasın diye memnun ağaçlar
Sen dünyadasın diye rüzgâr esiyor
Sen varsın diye insanlar iyi
Böcekler yeşil yeşil

Böcekler kara kara
Karıncalar sevimli
Çiçekler burcu burcu
Kime söyleyebilirim senden başka
denizin mavisini

Dondurmacının kutusunu
Çamların sesini
Kime açarım senden başka
“Gül bahçe” den
Kim ağlar kağıt helvalarının hikayesinden
Kim iki kahveye saadeti kitlemiştir.
Kim sever o ince minareyi, Yüksekkaldırımı, Çingeneleri

Alnı hülyalım
Önümden insanlar geçiyor
Tanıyorum hepsini
Ama kim bunlar
Niçin koşuyorlar şehre
Bu yüzlerindeki rahatlık neden?
Ben mesutken de rahat değilim…


Öfke Yönetimi


Bir insanın olgunluğu, onun öfkesini ne kadar yönetebilmesinden anlaşılır. Olgun insan kızmayan değil, öfkesini iyi yönetebilen insandır. İyi yönetilememiş öfkenin bedelini büyüktür. Hapishaneler öfkesini gerçekçi ve anlamlı bir şekilde yönetememiş insanlarla doludur. İyi yönetilemeyen öfkenin topluma ağır bir ekonomik bedeli vardır. Öyleyse gelin öfke yönetiminin adımlarına bir bakalım.
Öfke yönetiminin adımları

1- Öfke yönetiminin ilk adımı, kişinin duygularının farkına varmasıdır. İçinde yetiştiği ortamın özelliklerine göre çocukken bazı duyguları bastırmayı ve farkına varmamayı öğreniriz. Örneğin bazı yetişme ortamlarında öfkelenmek ve öfkesini göstermek erkek çocuğu için uygun görüldüğü halde bir kız çocuğu için hiç uygun görülmemektedir. Bu durumda kız çocuğunun bu duyguyu hissetmekten ve ifade etmekten uzak durması istenir. Ve gerçekten de öfkesini göstermesi istenmeyen çocuklar büyüdüklerinde öfkelerini tanımakta çok zorluk çekerler. Bu kişilerde öfke şikayet davranışı ya da depresyon duygusuna dönüşür.

2- İkinci adım, kişinin on saniye kadar derin nefes almasıdır. Bu şekilde öfkesinin farkına varan kişi amigdala, hipotalamus ve hipokampusun yani iç beyinin hakimiyetinden kurtularak denetimi düşünce ve aklın yer aldığı ön beyine aktarabilir. Tabii, ona kadar sayan herkesin öfkesini denetim altına alabileceği söylenemez; ama ona kadar saymak böyle bir fırsat yaratır.

3- Üçüncü adım, öfkemizin temelinde yer alan sürecin farkına varmaktır. Öfkeniz karşılanmayan bir beklentiden kaynaklanabilir. “Halimi, hatırımı sormadı, bir ihtiyacın var mı diye sormadı,” buna bir örnektir. Öfkenin kaynağı “dürüstlük” gibi ihlal edilen bir değer de olabilir.

4- Dördüncü adım, bu sürecin kaynağında yaşamın gerçekleri mi yer alıyor, yoksa kişinin egosu mu, onun farkına varmaktır. Örneğin, “bana ters baktı”ya kızmak ego kaynaklı bir öfkedir. Öte yandan, “bana yalan söyledi”ye kızmak değerler ihlali ile ilgilidir.

5- Beşinci adım, öfke ego kaynaklı ise onu nefsini terbiye etme fırsatı olarak değerlendirmelidir. Bunu yapan kişi yaşamı boyunca sürekli bir gelişim süreci içinde olur. Nefsini terbiye etmeyen ise bir çatışmadan öbürüne savrulmaya mahkumdur.

6- Altıncı adımda yaşamın gerçeklerinden kaynaklanan bir öfkenin farkına vardığında kişinin soracağı önemli bir soru vardır: Kısa vadeli geçici bir durumla mı karşı karşıyayım yoksa kalıcı ve sürekli olan bir durumla mı? Örneğin bir alışveriş merkezinde sattığı malla ilgili bile bile yanlış bilgi veren bir satıcıyla ilişkiniz geçicidir. Ama dost bildiğiniz yakın birinin size yalan söylemesi kalıcı ve sürekli bir duruma örnektir.

7- Yedinci adımda karar verilmesi gereken etki alanı içinde nelerin yapılabileceğidir. Yanlış bilgi veren satıcıya dönük yaklaşımınızla, aileden çok yakın birinin yalan söylemesine yaklaşımınız arasında farklar olmalıdır. Birincisinde mağazanın yöneticiyle bir kez konuşmak yeterli olabildiği halde öbüründe uzun süreli takip edilmesi gereken bir durum söz konusudur. Bazı durumlarda durum tamamıyla kişinin etki alanının dışında kalabilir. Örnek; sizi tehlikeye sokan bir sürücünün arabasıyla hızla oradan uzaklaşması gibi. Etki alanının sınırlarını bilmek kişinin olgun, kendini tanıyan ve gerçekçi olmasını gerektirir.

8- Sekizinci adım, “değer mi?” sorusunu sormak olmalıdır. İçinizde, “Evet, değer !”cevabını buluyorsanız o zaman kolları sıvayarak stratejiler geliştirmeye başlayın. Atatürk’ün istiklal savaşını planlamasının altında bu tür bir öfke yatmaktadır. Sebat ve azmin altında bazı durumlarda bu tür bilinçli öfke bulunur. “Hayır,” cevabını buluyorsanız, zaman ve enerjinizi çöplüğe atmamak için sizin için önceliği olan bir alana yönelin.
Unutmayın, gerçekte öfkeniz için cezalandırılmazsınız; öfkeniz tarafından cezalandırılırsınız.


17 Nisan 2016 Pazar

İster kral, ister köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzur olandır.



Hiçbir zaman peşin hükümlü olma.
Bazen bilgeler bile sonu göremez.

Ne olursan ol.
Ama; önce nefsinin öğretmeni,
vicdanının öğrencisi ol.

Neden eski eşyaları atıyorsun da,eski düşüncelerini atmıyorsun?...Platon

Cömert olmayınca malın,
vefa olmayınca arkadaşlığın,
karşılık olmayınca aşkın 
kimseye bir 'hayrı' olmaz.
 

 İyileri besleyen kötülük görmez.
Ama kötüyü besledin mi kendine düşmanlık edersin.


Bir çiçeğe fazla su verirsen 
çürür,insana gereğinden fazla değer 
verirsen kudurur.
 
Soysuzlara karşı soysuzluk etmek mümkündür.Lâkin, insan olanın elinden köpeklik gelmez...Sadi Şirazi
 
Unutmayın, yaşam ard arda gelen mevsimlerden oluşur. Her insan mükemmel yazların ihtişamına ulaşmak için, birkaç şiddetli kışa katlanmak zorundadır. Ve unutmamak gerekir ki, kışlar asla kalıcı değildir...Robin Sharma

Tokgözlülük doğal zenginliktir,lüks ise yapay yoksulluk.

İnsanın şerefiyle yaşayabilmesi için
en kısa ve en emin yol,
olduğu gibi görünmektir.

Sadece felaketlerine üzülenlerin değil,mutluluğunu kıskanmayanlar da gerçekten dostlarındır...Sokrates
 
Altın olsam değerimi herkes bilir. Ben basit bir ‘demir’ olayım. Değerimi sadece anlayan bilsin...Şems-i Tebrizi
Bazen bir şeyleri oluruna bırakmak,
onlara sarılmaya, uğraşmaya göre,
kat kat daha güçlü bir eylemdir...Eckhart Tolle

Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez...
Ve bazen beyaz bulutlar da olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez...
Bulutlar gelirler ve giderler, gökyüzü baki kalır..
Sen gökyüzüsün ve düşünceler de bulutlardır.

Kendi doğanı sev ve kabul et;
yolculuğun başladığı yer burasıdır.
Yaşamanın temel kuralı şudur:
Ne yaparsanız o size aynen geri gelir.
Eğer sert sözcükler kullanırsanız, geri geleceklerdir.
Eğer insanları incitirseniz, bu size geri gelecektir...Osho

Ruhumuzu geceye çeviren herşey
Ardında mutlaka birkaç da yıldız bırakacaktır.
Bir çocuğa; "Yalan Söyleme" demeyin. Doğruyu söyle deyin. 
Birincisinde suçlamış, ikincisinde yol göstermiş olursunuz...Victor Hugo

Hayatta saadeti yapan şeyler çok küçük parçalardır.
Bir iyilik , bir gülümseme , tatlı bir bakış , iyi bir dilek…
Aslında mutlu olanlar , bu küçük şeylerin huzuruna varmış olanlardır.
Yalancının cezası kimsenin kendisine inanmayışı değil,
asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.

Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur. 
 
Seni sessizken, sadece önemseyenler duyabilir!...Bernard Shaw

Bencillik, insanın istediği gibi yaşaması değil,
başkalarını kendi istediği şekilde yaşamaya zorlamasıdır...Oscar Wilde

Her gece yatmadan, çocuklarınızın yanına giderek, onlara erdemli olmayı öğretin. Onlara insanları mutlu eden şeyin para değil, erdem olduğunu anlatın, hatırlatın...Beethoven

Diyorum ki:
Anlatacak bir şeylerin varsa yarınlara;
okunmamış bir kitap,
söylenmemiş bir söz,
yapılmamış bir resim gibi,
sevgi üstüne, barış üstüne, kardeşlik üstüne…
Durma kardeşim.

 İster kral, ister köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzur olandır...Goethe

Yılların, bana öğrettiği şeylerden biri de bu oldu; Mutluluğu yakalamışsan, sorgulama.
 
Ne zaman ki en sevdikleriniz yanıltır sizi, Ne zaman ki birer birer düşürür herkes maskesini, Ne zaman ki yalnızlıktaki o muhteşem gücü keşfedersiniz, İşte o zaman başlarsınız gerçekten yaşamaya.

İnsanların seni en çok sevdiği zaman,
onların işine en çok yaradığın zamandır...Charles Bukowski


16 Nisan 2016 Cumartesi

Şarkılar, duyguları ifade etmenin en kolay yoludur. Kimseyi incitmezler. İstemeyen üstüne alınmaz...

Ataol Behramoğlu
Bu sabah mutluluğa aç pencereni / Bir güzel arın
dünkü kederinden...

Refik Durbaş
Şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık...

Enis Batur
Her şey geçti sonra, ben kaldım, bir de bende
bana direnen doğrular ve yanlışlar...

Nilgün Marmara
Kentlerin havaalanlarından çok düş alanlarına gereksinimi var.
Yeni düş alanları yapılmalı, olanlar restore edilmeli ya da tümden yok edilmeli...
*
Üşümüşüm... Düşlerimin üzeri açıktı...
*
Ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta..

İnci Aral
Nasıl oluyor da insan, yaşamına onca güzellik katmış birini
günün birinde bu kadar anlamsız bulabiliyor...
*
Şarkılar, duyguları ifade etmenin en kolay yoludur. Kimseyi incitmezler. İstemeyen üstüne alınmaz...
*
Çalınmış zamanlarda bir arada olduk, bir düşü bölüştük, sonra da kendi gerçeğimize, başka evlere, başka insanlara koştuk...

Birhan Keskin
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları seviyor, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor, ben,
hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle...

*
Ben size söyleyeyim; dünya yanık kokuyor...


Önce hayaller ölür, sonra insanlar...


W. Shakespeare
Önce hayaller ölür, sonra insanlar...
*
Göründükleri gibi olmalıdır insanlar.
Eğer değillerse; hiç görünmesinler daha iyi...

Stefan Zweig
Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi...

Bertolt Brecht
Hatalar kötü değil. Onları düzeltmemek bile kötü değil
Kötü olan, onları gizlemektir...

Nikos Kazancakis
Uçurumun kenarına gelmeden kanatlanamazsın...
*
Yedi kat göklere, yedi kat yerlere sığmayan
Tanrı’nın mekanı insan kalbidir.
Bu fani âlemde her çılgınlığı yap; sadece onu kırma...

Siz olun, tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı ertelemeyin; çünkü dokunduğu her şeyi çürütür zaman...

Yılmaz Odabaşı
Her ömür kendi gençliğinden vurulur...
*
Her sonbahar dökülen, biraz da ömrümüzün yapraklarıdır...
*
Hayatın düşlere borcu vardır...
*
Siz olun, tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı ertelemeyin; çünkü dokunduğu her şeyi çürütür zaman...

Can Yücel
Aklında bulunsun sevgilim; Sen beni kandırmadın,ben inanmayı seçtim...

Bırakın "senin için ölürüm" laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz...

Sunay Akın
Elinden geleni yaptıktan sonra, sıra ayağından geleni yapmakta;Gitmek gibi mesela...
*
Cemal Süreya vapuru;
Akşamüstleri giyince,
Işıklı elbisesini,
İnce bir duman savurarak havaya..
Dansa kaldırır;
Kız Kulesi’ni...
*
Bir an önce görülsün
diye Akdeniz
Toroslar'da ağaçlar
hep çocuk
kalır...

Behçet Aysan
Değişen bir şey yok hiç ölüm hariç...Aynı gökyüzü aynı keder...

Haydar Ergülen
Nereye gitsek şehir, kime gitsek bir uzaklık kalıyor kendimize... 


Hiçbir şey yapmadan da yorulabiliyor insan, düşündükleri ağır geliyor mesela...



Jorge Luis Borges
Cennetin her zaman bir kütüphaneye benzediğini hayal etmişimdir...

Octavio Paz
Düşlerine layık ol...
*
Gördüğüm ve söylediğim
Söylediğim ve sustuğum
Sustuğum ve düşlediğim
Düşlediğim ve unuttuğum
arasındadır şiir...
*
Hiçbir şey yapmadan da yorulabiliyor insan, düşündükleri ağır geliyor mesela...
*
Yaşamdan şiir yapmaya çalışmak yerine, yaşamı şiire dönüştürsek daha güzel olmaz mıydı?
*
Bir şiiri okumak, onu gözIerimizIe işitmektir; bir şiiri dinlemek ise onu kuIakIarımızIa görmek.
*
Aşkı seçme özgürIüğünün gerçekIeşmesi oIanak dışıdır.

Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşadıklarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti...

Oruç Aruoba
Her içtenlik çabası, gidiyor dolambaçlı ilişkilerimizde kurduğumuz sahteliklere çarpıyor...
*
İlişki bağlılık olmalıdır, bağımlılık değil...
*
Özlem, örneğin, işitmeyeceğini bildiğin birisine yalnızca ona; ama, kendi kendine "nerdesin?"diye seslenmendir...
*
Evet , işte: yaşadıklarımız öldürdüklerimizdir...
*
İnsanca özlemler dünyaya uymuyorsa, bozuk olan dünyadır; "insanca özlemler" değil...
*
En iç, en içten,en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi? Düşer...
*
Düş; daha başından, bir anıdır...

Oğuz Atay
Kendimize isimler vermeyelim, yaptığımız işlerle varolalım...
*
Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi...
*
Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşadıklarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti...
*
Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır...
*
Hayatımın başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım...
*
Sana sığınıyorum, beni geceye teslim etme...
*
Her şey güzel olacak
Bu da geçecek
Sen güçlüsün
diye diye yolu yarıladık bak...

Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur...

Franz Kafka
Dışarıya kapanmak esasen içeri açılmaktır...
*
Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan...
*
İyi, bir bakıma rahatsızlık vericidir...
*
Pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim…

Victor Hugo
Seni o kadar hayal ettim ki artık bir hayalsin...
*
Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç...
*
Bana yağmuru anlatma, yağ...
*
Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur...
*
Öğrendikten, sevdikten sonra daha çok acı çekeceksiniz...
*
Hayat, her gidenin ardından koşmaya değmez bilmelisin.
Sen gelecek olanları bekle, gidecek varsa bırak gitsin...

Pablo Neruda
Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz...
*
Ne yapalım yani ?
Bu dünyanın gerçekleri varsa ;
Bizim de hayallerimiz var...

Louis Aragon
Gitmeden önce düşün; çünkü döndüğünde bulduğunla, giderken bıraktığın asla aynı olmayacak...
*
Ağzınızdan çıkanlara daima dikkat edin.
Çünkü bir sözü unutmak, bir yüzü unutmaktan çok daha uzun zaman alır...

Virginia Woolf
Tek kelime yeter. Ama ya insan o kelimeyi bulamazsa...

G. Bernard Shaw
Büyüdüğümüz için oynamayı bırakmayız; oynamayı bıraktığımız için büyürüz...
*
Bize bir kaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak... 




Biraz doğaya izin verip, yolundan çekilelim;o işleri bizlerden daha iyi toparlayacaktır.


Ernest Hemingway
Hayattaki en güzel şey; Tüm kusurlarınızı bilmesine rağmen sizin hala muhteşem olduğunuzu düşünen birisinin olmasıdır...
Montaigne  
Biraz doğaya izin verip, yolundan çekilelim;o işleri bizlerden daha iyi toparlayacaktır...
*
Kadına saygılı ol;
çünkü o insanoğlunun annesidir.
Kadını koru;
çünkü o geleceğin aynasıdır...
*
Alışkanlıklar, köleliğin farklı bir biçimidir...
 
Gabriel Garcia Marquez
Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin, fakat bazıları için sen bir dünyasın..



Yok düş kuracak vakit bile, Her şeyi bir yana bırakıyoruz söylene söylene...



İlhan Berk
Birisi var; geldiğim, sevdiğim, gidemediğim...
*
Uyuyunca geçmez, geçerse uyursun...
*
Aklıma gelme diye dinleyemediğim şarkılar var benim...
*
Bazen ihtiyaç duyuyor insan, Sevildiğini bilmeye...
*
Ağzıyla kuş tutsa da sevemediğim insanlar var benim. Bir de canıma okusa bile sevmekten vazgeçemediklerim...

Cemal Süreya
Umulmadık bir gün olabilir bugün...
*
Aşklar da bakım istiyor, öğrenemedin gitti...
*
Bir şey artık ağır gelmiyorsa, ya da daha az geliyorsa, o nedir bilir misiniz? Yaşama sevinci...
*
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orası...
*
Özledim... Söyleyeceklerim bu kadar net ve derin...
*
Bir gün ayrıldık ve sevilmekten eskimiş bir renk gibi hissettim kendimi...
*
Annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur aşk...
*
Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı...
*
Seni ne zaman uyurken hayal etsem, affediyorum...
*
Ne kadar silersen sil; ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin...

Aşktın sen, gidişinden bildim seni...
*
Akla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan ! Öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma...
*
Bir dergi gibidir benim yaşamım.Bu yüzden ben ölmem, batarım...
*
Özlemek, ölmekten sadece iki harf fazla be çocuk...
*
Okyanusta ölmez de insan,Gider bir kaşık sevdada boğulur...
*
Onun kalbi başkası için attığında, sizinki durur...

Nasıl bilirdiniz? sorusuna, Tanıyamamışım  deyip geçtim...
*
Belki o herşeye değecek kadar değerli senin için;ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin...

Sadi Şirazi
Edep; konuştuğun zaman dilini korumak, yalnız kaldığın zaman kalbini korumak, dışarıya çıktığın zaman gözünü korumaktır...

Doğan Cüceloğlu
Bir insanın olgunluğu, onun öfkesini ne kadar yönetebilmesinden anlaşılır. Olgun insan kızmayan değil, öfkesini iyi yönetebilen insandır...



Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe...











Oscar Wilde
Çok kolaydıɾ insanlaɾın acıya duyaɾlı davɾanmalaɾı, ama ne zoɾduɾ düşünceye duyaɾlı olmalaɾı...
*
Özgürlüğe, kitaplara, çiçeklere, güneşe ve aya sahip olan 
kimse mutsuz olabilir mi...
*
İnsanlar daha çok kendilerinin ihtiyacı olan şeyleri başkalarına vermeye bayılırlar, mesela öğüt gibi...
*
Başkaları alır diye korkmasak, çoktan atacağımız bir sürü şey var...
*
İnsanın gerçek yaşamı yaşamadığı şeylerdir çoğu kez...

Honore de Balzac
Aslında hayatın en güzel anı; Herşeyden vazgeçtiğinde, seni hayata bağlayan birinin olduğunu düşündüğün andır...
*
İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli...
*
Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe...

Anton Çehov
Yaşamın düzyazısı tüketildiyse, hiç değilse şiirine saygılı olmak gerek...
*
Son derece gururlu insanlar, susmayı ve yalnızlığı sever...

Maksim Gorki
Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar.Bana biraz bahar gerekiyor. Çok üşüdüm...

Lev Tolstoy
İktidar, ancak onu eğilip alabilme cesaretini gösterenlere verilir...
*
Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir...
*
İnsanlar nasıl konuşulması gerektiğinin dersini alırlar; ama en büyük ilim, nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir...
*
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur...

Cesare Pavese
Gerçek mermiler, dedim, 'kimbilir nereye düşer.Savaş alanında sadece boş kovanlar ve ölüler kalır...
*
Aşk stratejisi insan ancak aşık olmadığı zaman kullanılabilir...
*
Bir başka insanın çocukluğunu öğrenmek, onu yeniden yaşamak istemek, belli bir sevgi belirtisidir...
*
Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek bisikletler var, yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır...
*
Acı çekmiş hiç kimse, artık eskisi gibi değildir...
*
Anladığıma göre ben yalnız kalmayı öğrendiğim zaman olgunlaştım, başkaları ise insanlarla birlikte olma gereğini duydukları zaman...
*
Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi...
*
Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır...
*
Ancak bir özveriyi gerektiren sevgiye inan; bunun dışında her şey, çoğu zaman, boş sözlerden başka bir şey değildir...
*
Derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlamakla insan çocukluktan kurtulur...

14 Nisan 2016 Perşembe

Çinliler neden sıcak su içer?


Çine gitmiş olanlar iyi bilir, özellikle yaşlı Çinliler yanlarında sürekli bardak tipi termoslarda sıcak su, çay taşırlar. Kışın soğuk günlerde, hatta bunaltıcı yaz sıcaklarında bile hep sıcak su içerler. Çin restoranlarına gittiğinizde de masanıza ilk gelen bu hafif çayımsı sıcak su’dur.

Çinliler neden sürekli sıcak su içer?

Vücudumuz için gerekli olan şeylerin %99’unu midemiz sayesinde alıyoruz. Yediklerimiz bizi fiziksel ve ruhsal olarak o kadar çok etkiliyor ki acı yememiz bizi daha agresif, tatlı yememiz ise bizi daha mutlu yapıyor. Hatta bu yüzden bilim adamları midemiz için 2.ci beynimiz diyorlar. Midemize en iyi gelen şey ise sıcak su.

Sıcak su bizim için neden iyi?

İşte binlerce yıldır bunun farkında olan Çinliler de her fırsatta sıcak su içiyor.
Midemiz vücudumuzun için bir nevi “fırın” işlevi görüyor. Midemiz yediklerimizi bakteri ve enzimlerle eritmek için ilk önce uygun ısıya getiriyor, yani tekrar ısıtıyor. Soğuk su içmek ise midemizin daha fazla enerji harcamasına neden oluyor. Ve yanında alınan diğer besinlerin sindirimini de zorlaştırıyor. Özellikle yağlar soğuk suda çok daha zor çözünüyor. Çinliler ise yemekten önce ve sonra sıcak su içerek midelerinin extra efor sarfetmesini engelliyor.

Sıcak su içmenin yararları

– Vücudunuzun istenmeyen metaryalleri atmasını kolaylaştırır
– Sindirimi kolaylaştırır
– Yemekten yarım saat önce içtiğinizde iştahı azaltır ve kilo vermenizi sağlar
– Soğuk algınlığı ve gribinizin daha hızlı iyileşmesini sağlar
– Reflu belirtilerini, mide asidinin olumsuz etkilerini ortadan kaldırır

Denemeye ne dersiniz?

Sabah kalktığınızda siz de güne sıcak su içerek başlamayı deneyin ve vücudunuzun nasıl tepki verdiğini kendiniz deneyimleyin.

Eğer sıcak suyun tadı hoşunuza gitmiyorsa

İçine biraz zencefil, limon, portakal yada kivi dilimi katarak suyunuzu tadlandırabilirsiniz. Yada direkt Çin usülü yeşil çay içebilirsiniz. Afiyet olsun.
Bunu biliyor muydunuz?
Normalde günlük en az 2 litre su içmemiz gerekiyor. Bu günlük tavsiye edilen miktardan %4-5 daha az su içmek vücudunuzun fiziksel ve zihinsel performansını %20-30 civarında etkileyebiliyor. Bu yüzden olabildiğince çok ve “sıcak” su içmek sağlıklı kalmamıza yardımcı oluyor.
cinmacerasi.com


11 Nisan 2016 Pazartesi

Kayıp Zamanın İzinde


Bir acı sonuna kadar yaşanmadıkça geçmez.

Gilberte insan kılığındaki devekuşlarının en yaygın türüne aitti; bunlar görülmemek için değil, görüldüklerini görmemek için kafalarını kuma gömerler; görülmemeleri zaten imkansızdır; görüldüğünü görmemek ise hiç yoktan iyidir; gerisini de şansa bırakırlar.

İnsanlara duyduğumuz sevgi onlar öldüğü için değil, biz öldüğümüz için azalır.

Zahmete değecek bir insan için sıkıntıya katlanmak en büyük zevktir. Nitelikli insanlar için, sanatları incelemek, antikacılık, koleksiyonculuk, bahçecilik gibi zevkler, başka bir şeyin yerini tutan, işlevini yerine getiren oyalanmalardır sadece. Diogenes gibi fıçımızın içinde yaşar, bir insan ararız. Ehvenişer kabilinden begonya yetiştirir, porsuk ağaçlarını budarız; çünkü begonyalar ve porsuklar bize karşı koymazlar. Ama aslında, zahmete değeceğinden emin olsak, zamanımızı bir insana harcamayı tercih ederdik. Bütün mesele budur; siz kendinizi biraz tanıyorsunuzdur herhalde. Zahmete değer misiniz, değmez misiniz?

Bir hastalık, bir düello ya da kontrolden çıkan bir at bizi ölümle burun buruna getirecek olsa, ebediyen mahrum olacağımız hayatın, tenselliğin, yabancı ülkelerin tadını çıkaramadığımıza hayıflanırız. Ama tehlike geçtikten sonra, bu hazların hiçbirinin yer almadığı durgun hayatımıza geri döneriz.

İnsanoğlu kendi dışına çıkamayan, başkalarını ancak kendi içinde tanıyabilen ve aksini iddia ettiğinde yalan söyleyen bir yaratıktır.

Acı, gerçekliği sarhoşluk kadar çok değiştiren güçlü bir etkendir.

Güzel kadınları hayal gücü olmayan erkeklere bırakın.

Peki hayatı önemsemeyeceksek, neyi önemseyeceğiz? Hayat yüce Tanrının asla iki kere bağışlamadığı tek nimettir.


Azimli Kedi


Adam karısının kedisinden nefret etmektedir. Karısı evde yokken kediyi arabasına alıp uzak bir semte bırakır. Eve döndüğünde kedinin kanepenin üzerinde mışıl mışıl uyuduğunu görür. Ertesi hafta çok daha uzağa bırakır ancak eve döndüğünde kedi yine kanepenin üzerindedir. Sonraki hafta da çok daha uzağa bırakmasına rağmen döndüğünde kedi yine evde uyumaktadır. Sonunda hayvanı alarak çok, çok uzaklara yola çıkar... 
Akşam olduğunda evin telefonu çalar. 
Adamın karısı telefonu açar; telefondaki kocasıdır: “Karıcığım, kedi evde mi?” 
Kadın: “Evet” der “Niçin sordun?” 
Adam: “Çağırsana şunu, bana yolu tarif etsin...”




Hayalperestler


Çocukken ne mutluyuzdur. Işık, mantığın sesiyle nasıl da körelir. Bu hayatta taşı düşmüş yüzükler gibi dolanıyoruz.

 Bu da açıklaması olmayan şeylerden biri işte. Çünkü herhangi bir beklentiniz olmaksızın daldığınız bir tören bu. Düşüncelere dalıp giden biri, omzunda bir el hissedip aniden durmak zorunda kaldığında, kendini çok, çok uzaklara savrulmuş halde bulabilir.

 Dikkatli olmalıydınız, akıllı olmalıydınız. Çünkü idrak edebilenler uzaktaki bir şeyi yakalayabilir, yakına getirebilirlerdi.

 Bu acımasız, yoğun sürecin sonunda ortaya güzel bir şeyin çıkması mümkündür; ancak genelde sadece mücadele edilip kurtulunması gereken pırıl pırıl, titrek bir gözyaşı meydana gelir. İpten omurgarıla, her zamankinden daha uzak ve göz kamaştırıcı bir arenaya kayarsın.

 Hep bir kitap yazacağımı hayal etmişimdir; kısacık da olsa,
insanı kendi dünyasından çekip alacak, ölçülüp biçilemeyen,
hatta sonradan hatırlanamayan bir diyara taşıyacaktı.


 Uzanmış kollar
sımsıkı kapalı gözler
parlak bir bulantı
dönüp dönüp duruyor
kalpleri hareketlendiriyor
düşünceler filiz veriyor
kendi kendini
ters yüz ediyor


 Omuzlardaki yük kalkmışsa; zafer sizindir. Batan güneşe bir dans sözü vermişcesine, heyecandan yerinizde duramazsınız.

 Belli bir şey için dilek tutmak
ya da sadece bilmeyi istemek.