23 Ekim 2021

Yazsonu - Adalet Ağaoğlu

 Adalet Ağaoğlu

 "Bir kimse, oltasını neden, içinde tek balık olmadığını bildiği bir göle sarkıtır ve orada, o göl kıyısında oturup saatlerce bekler?" Yazsonu'nda bu soru, kahramanın ağzından bir Akdeniz kentinde sorulur. Zaman, belki bir dinlencedir, belki değildir; dönüş, belki vardır, belki yoktur; Akdeniz'in büyülü atmosferine kendilerini bir kez kaptıranlar, içinde balık olmadığını çok iyi bildikleri sulara da olta atmakta belki hiçbir sakınca görmeyeceklerdir. Çünkü aranan, ya aslında 'bulunması istenmeyen'dir, ya da oltaya takıldığı anda, arayış sürsün diye, hemen özgür bırakılacaktır... Adalet Ağaoğlu'nun Yazsonu, kendine özgü bir Akdeniz coğrafyasında, yaşanmak istenen, ama aslında belki de yalnızca birer serap olarak kalacak hayatların romanı. Bu romanda bir 'kaçışla' Akdeniz'in doğu kıyısına varanlar, geride bıraktıklarını sandıkları, gerçekte ise yanlarından hiç ayırmadıkları geçmişleriyle, belki kara iklimlerinde olduğundan çok daha amansız bir hesaplaşmaya girmek durumundadırlar. "İşte, bütün o kendi tarihinizin takılarını da evinizde, geldiğiniz, geçtiğiniz yerlerde bırakamazsınız. Onlar, -siz kendiniz- sizinle her yanı dolaşır, her yere girip çıkarlar..." Yazsonu, okurunu sürekli yolcu kılan bir roman serüveni...

 

 Yazsonu

 Gördüm nasıl Nar alacasına bulandığını Dağların denizin Birkaç adım ötede Duruyor kumsal Gümüş kanatlı kuşlar Öreninde özlemin. Yağmurlar hiç olmayacaktı sanki. Gökyüzü masmaviydi. Güneş tam karşıdan vuruyordu. Aydınlık gözdeliciydi. Güneyde bir kıyı yoluydu. Ansızın denize inilmişti. Sonra, bir süre denizden uzaklaşılmıştı. Derken yol, kıyıya daha yakın gelmişti. Şimdi lâcivert, çoğu kez de cam göbeği bir deniz, sıcakkanlı, yolun böğrüne iyice sokuluyor, giderek usulca kaçıyor, sonra, uzaklarda giyindiği pusundan soyuna soyuna, ona daha yakın geliyordu. Denizin kayalara gire çıka, içlerini doldura boşalta çıkardığı uğultu da. Sabırlı bir öfkeyi yoğuran uğultuydu. Çığlıklarla dışa vurulmamış bir yürek boğulmasıydı, denizde. (Kuzeyden inip, aşağı yukarı aynı saatlerde Antalya'dan Alanya'ya doğru yol alırken, denizle karanın, özellikle de kıyı yolunun ilişkisini buna yakın bir biçimde algılamış bulunduğum için, peşine düştüğüm kadının da böyle algıladığını sanmam doğaldır. Üstelik, bu izlenimleri başkalarına aktarmaya giriştiğime göre, oralardan geçmiş bulunsun bulunmasın, o başkalarının da hemen hemen aynı izlenimlerle bize katılmalarını istediğim de çok açık. Benim dıştan gözleyerek o kadının bakışına yamamaya çalıştığım ne varsa, hepsini başkaları kendi gözleriyle tartıp değerlendirsinler, ellerinden geliyorsa çoğaltıp zenginleştirsinler, diye de bir çağrı. Daha doğrusu, bir dürtme. Öyle ya, anlatan da bulunmasa, öyle durup dururken bir yığın kimse, aynı an'da bir solukta güneydeki o kıyı yoluna inivermiş olamazdı.)

Bir kimse neden

oltasını, içinde tek balık

olmadığını bildiği göle

sarkıtır?”

“Güveler kumaşı, pas

demiri, kurtlar elmayı,

geçmiş ve şimdi de insanı

kemirir(mis˛).”


Birey ve toplum gerçeğinin nasıl bütün olduğunu, bunların herhangi birini yok sayarak bir edebiyat ürünü yaratılamayacağı gerçeğini vurguluyor. Yazsonu’nun önemli mesajı belki de bu.

Doğan Hızlan

Bir de Adalet Ağaoğlu’nun Yazsonu adlı eseri çok güzel. Benim en sevdiğim kitabı Ağaoğlu’nun…

Peride Celal

Üç Dünya - Orhan Seyfi Orhon

 

İnsan,
Yaşar, üç türlü şu üç dünyada:
Evvela:
'Şunu sevdim, bunu sevdim!' diyerek
Ömrü sevmekle geçer.
Sözde olgunlaşır ondan sonra:
'Şunu yaptım, bunu yaptım!'diyerek
Ömrü saymakla geçer.
İhtiyarlıkta tanır dünyayı:
'Kahbe dünya!' diyerek
'Hey gidi dünya!' diyerek
Ömrü sövmekle geçer