29 Haziran 2014

Vladimir Mayakovski - Aşk

Bir olasılıktır evet
gene de bir olasılıktır
ki hayvanat bahçesinin bir dönemecinde
göz açıp kapayıncaya kadar
çıkar birdenbire ortaya
ve salınır da salınır
-o da hayvanları severdi hep-
salınır gülümseyerek
çekmecemdeki fotoğrafta gülümsediği gibi...
evet,
bakarsın gülümseyiverir.

Ve güzeldir o
diriltmeye yetecek kadar güzeldir
ve sizin otuzuncu yüzyılınız
bizi paramparça eden hiçleri
aşacaktır şüphesiz.
Ve bundan böyle derim ki
sevmediğimiz ne varsa sonuna kadar
sevelim
acısını çıkarırcasına...

Dirilt beni
günlük hayatın o saçma
o ahmakça yanını reddedip
seni bir şair gibi
bekledim diye
dirilt beni
sadece bunun için dirilt!

Dirilt beni
en doğal hakkımı istiyorum!
O hizmetçi-aşk olmasın diye artık
evlenmeler
zinalar
başlıklar olmasın diye

Ve aşk
iki kişilik yataklardan
öfkeyle fırlayıp
bütün evren boyunca
salına salına dolaşsın diye
dirilt!

Dirilt
insanlar
acıyla soysuzlaşan gün ışığını
artık ağlayarak dilenmesinler diye
dirilt beni.

Dirilt ki
"Yoldaşlar"diye kopan ilk çağrıda
tüm insanlardoğrulsun
köpek yuvasını andıran evlerden
kurtulmuş yaşamak için.

Dirilt
evet
dirilt ki
bundan böyle
aile
denen şey
baba
hiç değilse tüm evren
ana
hiç değilse yeryüzü olsun.

Sahte Can Yücel Metinleri

1-Bağlanmayacaksın 
2- Kadın dediğin 
3- Erkek Dediğin 
4- Seninle Olmanın En Güzel Yanı 
5- Anladım 
6- Herşey Sende Gizli 
7- Eğer 
8- Herkes Gitmek İstiyor 
9- Sevdiğin Kadar Sevilirsin 
10- Sağlık Olsun 
11- Tam zamanında Yaşamak 
12-Tersten Yaşamak 
13- Biraz Değiştim 
14- Bir gün Anlarsın 
15- Gitmek 
16- Seninle Yaşlanmak İstiyorum 
17- Asla Keşkelerim Olmadı 
18- Özledim Seni 
19- Bilmelisin ki 
20- Aşk 
21- Boşver ve Yaşı Başı 
22- Olmuyorsa Zorlamayacaksın 
23- Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda 
24- Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Yataktan 
25- Farkında Olmalı İnsan 
26- Bir Eşi Olmalı İnsanın 
27- Biraz Değiştim 
28- Unutma 
29- Sevgi Emekmiş 
30- Özleme Dair 
31- Ömür Dediğin Bir Gündür O da Bugündür 
32- Aşk Ayakkabı Gibidir 
33. Rakı İçen Kadınlar 
34. Ateş ve Su 
35. Ülke Bölünsün İstiyorum 
36. Kadınım Ben 
37. Senin İçin Yasak Dediler 
38. Bayram Şiiri 
39. Dostlar Irmak Gibidir 
40. Öye Bir Hayat Yaşadım ki 
41. Bir Yolun varsa Gidilecek 
42- Ömür Dediğiniz Nedir Ki 
43. Fakirin Gayrimeşru Çocuğu 
44. Ey Yüreğim 
45.Özlersin 
46.Hepsi Bu 
47.Birşey Eksik 
48.Kendimden Özür Diliyorum 
49.Bir Kadını Ağlatmak 
50.Ölüm Bir An 
51.Galiba Yoruldum

Publilius Syrus Seçme Sözler

Başkalarını hep bağışla; kendini hiç bağışlama.
    Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır.
Bir kadın ya sever, ya da nefret eder; ortası yoktur.
    Denemedikçe ne yapacağını hiç kimse bilemez.
Düşmandan öç almak, ikinci bir yaşama hoşgeldin demektir.
    En yüceye ulaşmak istiyorsan, en aşağıdan başlamalısın.
Felaketli bir durumda gülümseme bile yanlıştır.
    Güzel bir yüz, bir tavsiye mektubudur.
İncitilen iyi bir ruhun öfkesi daha ağırdır.
    Hazır gözyaşları acının değil, ihanetin göstergesidir.
Herkesin güvenini kaybeden daha ne kaybetsin.
    Hiç anlamamak, anladığını zannetmekten iyidir.
İtibar paradan daha değerlidir.
    Kapanmayan tek yara vicdan yarasıdır.
Kendini mutlu addettiğinde, bu felaketi uyandırmaktır.
    Kader, tek bir facia yaratarak tatmin olmaz.
Layık olmayan birisi için araya girdiğinde, erdemli insanı incitirsin.
    Ölmek istediğinde, ölebilene ne mutlu! - "Satis est beatus, qui potest, cum vult, mori"
Pratik, bütün öğretmenlerin en iyisidir.
    Yapılan bir iyiliği kabul etmek, özgürlüğü satmaktır.

Abdullah Nefes - Gidiş

Gidiyorum,hoşçakal kelebek salınışı
menekşe hoşçakal unutuşun sümbülü
yıldızlarının düğünündeki gökyüzü
hoşçakal mücevher gözlüm
delikanlı dirliğim,aşklarım
bak yine el sallıyor yaşadıklarım.

Gidiyorum serseri yellerimdeki ışık
Kurt sesleriyle sürerken
Soğumuş hevesleri,izlerdeki gönülleri
Bölünüyor yaşamın duvar resimleri
Karanlık sularla sulanan papatyalarım.
Hoşçakal masam,sandalyem,kültablam
Sandıklarım sanmadıklarım
Sözlerim,dolaşan ateş böceklerim.

Hoşçakal karanfilin moru,
Kırçıl karlardaki ayak izlerim
Tüten dağlarım,dostlarım,olmayanlarım
Bütün acılı öykülerdeki kahramanlarım
Denize ulaşan sular kadar yorgunum
Sallanmaktan yorulan dallar kadar
Gidiyorum kırık ıhlamur dallarına tutunarak
Zakkumlarla bezenmiş tacım
Ve bir kucak mimoza salkım saçak.

Derken,birden başlıyor ıssızlık
Diyor ki
Toprakta kalan elmas topraktır.
 

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam ve X harfi

Ömer Hayyam , 11. Yüzyıl'da Semerkant'da cebir üzerine çalısırken, denklemde bilinmeyen sayılara Arapça "şey" diyordu. Bu sözcük Endülüs'deki İspanyolca yapıtlarda xey olarak yazıldığından, zamanla X biçimini aldı ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüştü...

Ömer Hayyam takvimi

Sultan Celalettin Melikşah tarafından başkent Merv'e çağrılan Ömer Hayyam yeni bir takvim oluşturmak için kurulan bilim adamları heyetinin başına getirildi. O zamanlar halk arasında Ömer Hayyam takvimi bugünse Celali Takvimi olarak bilinen bu takvim her 5000 yılda bir gün hata veriyordu ve güneş yılına göre düzenlenmişti. Günümüzde kullanılan Gregoryen takvimi ise her 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Bu da Hayyam'ın bilimsel düzeyinin kendi zamanının ne kadar ötesinde oluşunun açık bir göstergesidir.
Bilim ve Teknik - Ağustos 98 sayı 369, S. 63

Kim senin yasanı çiğnemedi ki, söyle?
Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?
Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen sen,
Sen ile ben arasında ne fark kalır ki. söyle?

Halk arasında yüzyıllardır anlatılan bir hikâye vardır. Hikâyeye göre birbirlerini çok seven, oldukça başarılı üç öğrenci aralarında bir karar alırlar: "Hangimi/ ileride bir gün yükselir, yeterli gücü eline geçirirse, diğerlerine de yardım edecek". Bu üç öğrenciden biri olan Nizamülmülk, yıllar sonra çok yetenekli bir devlet adamı olur ve Selçuklu hükümdarı Alparslan ile onun oglıı Melikşah dönemlerinde vezirlik yapar. Kendisi sarayda böylesine önemli bir göreve geldikten sonra arkadaşlarına verdiği sözü unutmaz ve onlardan Hasan Sabbah'ın sarayda mabeynci olarak görev almasını sağlar. Fakat Hasan arkadaşı Nizam'ın yaptığı iyiliğe ihanet eder, onu Sultan'ın gözünden düşürüp kendisi onun yerine geçmek ister. Bunu farkeden Nizamülmülk'de Hasan'ı saraydan uzaklaştırır. Saraydan kovulan Hasan Sabbah, Ismailiye mezhebinden olan taraftarlarıyla Haşhaşiler adlı bir örgüt kurar. Bu aynı zamanda dünya üzerinde gelmiş geçmiş en kanlı terör örgütüdür.

(Hatta Haşhaşiler (Haşhaşın) sözcüğü bugün batı dillerinde kullanılan ve suıikastçi anlamına gelen 'assasin' sözcüğünün de kökenidir). Bu örgüt bir gün Nizamülmülk'ü de hançerleyerek öldürür ve Hasan Sabbah'ın intikamı da alınmış olur.

Üçüncü arkadaş Ömer ise Nizam'ın tüm ısrarına rağmen saray işlerine karışmak istemez. Kendisine bağlanan yeterli miktarda bir aylıkla yaşamayı tercih eder. Kendi kurduğu rasathanede gökyüzünü inceler, bilimsel çalışmalar yapar. Hükümdarın özel müneccimi olur: ancak siyasetten ve saray entrikalarından uzak durmaya çalışır. Tüm bunların yanında günümüze kadar ulaşmış ve oldukça önemli bir eser olarak kabul edilen Rubaiyat'ı yazar. İşte yukarıdaki mısralar Ömer'in Rubaiyat'ındandır.

Bu hikâye halk arasında sevilip anlatılır, ancak Ömer'le Hasan'ın Nizamülmülk'le yaşıt olabilmeleri için her ikisinin de yaklaşık ularak yüzyirmi yaşlarına değin yaşamış olmaları gerekir. Bu ise zamanın tarihçilerinden elde edilen bilgilerle çelişmektedir.

Tarihçilerin verdikleri bilgilere göre Ömer Havyam 1048 yılında Nişabur kentinde doğdu. (Doğum yılını 1144 olarak veren kaynaklar da vardır) Asıl adı Gıyaseddin Ebu'lfeth Bin İbrahim El-Hayvam olan Ömer, yaptığı bilimsel çalışmaları ve yazdığı rubailerle tanınmıştı. Daha yaşadığı dönemde Ibn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Ancak Hayyam'ın felsefe, tasavvuf, fıkıh, tarih ve tıp konularında yazdığı bilinen birçok yapıtı bugüne ulaşamamıştır.

Farsça'da 'çadırcı' anlamına gelen bir sözcükten türemiş olan Hayyam adını büyük olasılıkla babasının ya da bir başka aile büyüğünün mesleğinden dolayı verilmiştir . Nişabur ve Belh'te öğrenim gördükten sonra Semerkant'a giden Ömer, burada kendisine bugünlere uzanacak bir ün kazandıran cebirle ilgili risalesini yazdı. Daha sonra Sultan Celaleddin Melikşah tarafından başkent Merv'e çağrılan Ömer Havyam, yeni bir takvim oluşturmak için kurulan bilim adamları heyetinin başına getirildi. O zamanlar halk arasında 'Ömer Hayyam takvimi', bugünse 'Celali takvimi' olarak bilinen bu takvim her 5000 yılda bir gün hata veriyordu ve güneş yılına göre düzenlenmişti, günümüzde kullanılan Gregoryen takvimi ise her 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Bu da Hayyam'ın bilimsel düzeyinin kendi zamanının ne kadar ötesinde oluşunun açık bir göstergesidir.

Ah, diyorlar ki benim hesaplamalarım
Yılı insan pusulasına uydurdu, ha?
Eğer öyleyse takvimden
Doğmamış yarını ve ölü dünü koparalım.

Ömer Hayyam'ın yüzyıllar sonra Batı dünyasında tanınmasını ve belki de en çok okunan, en çok sevilen Doğulu yazar olmasını sağlayan yapıtıysa Rubaiyat'tır. Rubaiyat'ın bu derece ünlenmesinin en önemli nedenlerinden biri de büyük İngiliz ozan Edward Kitzgerald tarafından yapılan çevirinin oldukça başarılı olmasıydı. Bir şiiri kendi dilinden başka bir dile içerdiği anlamı ve duygulan koruyarak hem de şiir olarak çevirmek oldukça zor bir iştir. Fakat Fitzgerald, birçok edebiyatçının belirttiği gibi rubaileri sanki tekrar yaratmıştır. Dünyanın en büyük ansiklopedik sözlüklerinden biri olan Longatname-ye Dehhada'nın yazarı Dehhada; eserinin 167. fasikiilünde Fitzgerald ve çevirisi için şunları yazmıştır: "Fitzgerald Havyam rubailerini İngiliz diline öylesine bir doğruluk, zevk inceliği ve şiir gücüyle çevirmiştir ki. sözlerin açıklığı, anlamın gücü bakımından hemen hemen Farsça'nın tıpkısıdır".

Fitzgerald'ın çevirisinin 1859 yılında Londra'da yayımlanmasının ardından tüm edebiyat dünyasının ilgisi Havyam üzerinde yoğunlaştı. Başta İngiltere, Amerika ve Fransa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde, birçok dilde Hayyam'ın rubailerinin çevirileri birbirini izledi. 1892 yılında Londra'da bir de Hayyani Kulübü kuruldu. İngiliz edebiyatçı ve gazetecilerin öncülüğünde kurulan kulüp, resmi bir törenle Hayyam'ın mezarından getirtilip üretilen iki kırmızı gül dalını Fitzgerald'ın mezarına dikti. Hayyam Kulübü'nün kapısına da onun şu rubaisi yazıldı.

Var eyledi yetiş iki millet yaradan.
Ben sevgi için doğmuşum, ancak anadan.
Kafir ya da İslam ne imiş, sensin amaç!
Din ayrımını, kaldır a Tanrım aradan.

Edebiyat dünyasında bu derecede sevilen ve ünlü olan Hayyam bilim dünyasında da oldukça tanınmıştır. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Hayyam için "zamanın tüm bilgilerini bildiği" söylenir. Rubaiyat dışında Hayyam'ın kaleme aldığı ve çoğu bilimsel içerikli olan kitaplar şunlardır.

1) Risale fi'l Barehin alâ Mesailü'l Cebr ve'I- Mukabele (Cebir ve geometri üzerine)

2) Muhasar fi'l- Tabiiyat (fiziksel bilimler alanında bir özet)

3) Muhtasar fi'l- Vücud (Varlıkla ilgili bilgi özeti, kitap şu anda Londra'da British Museum'dadır)

4) El-Kevnn ve't-Teklif (Oluş ve Görüşler)

5) Mizan-ül-Hikem (Bilgelikler Ölçüsü)

6) Ravzat-ül- Ukul (Akıllar Bahçesi )

7) Fi Şerh-i ma eşkel-i men Mosaderhât-e Ketâb-e Oklides (Kitap şu anda Hollanda'dadır)

Bu kitaplardan özellikle Cebir kitabı Doğu'da matematik dünyasında uzun yıllar etkili olmuştur. Batılı matematikçilere bu eserle ancak 1851 yılında F. VVoepcke'nin çevirisiyle tanışmışlardır. Aslında Ömer'in çalışmasından Batıda ilk söz eden Gerard Meerman idi. Meerman 1742 yılında yazdığı 'Speicmen Calculi FIuxionaIis' adlı eserinin önsözünde islam bilginlerinin matematiğe yaptıkları hizmetleri sayarken Levden kütüphanesinde bulunan ve Ömer Hayyam'a ait olan bir el yazmasından bahsetmişti. Warner tarafından kütüphaneye bağışlanan eserde kübik denklemlerin cebirsel çözümlerinin bulunduğunu yazıyordu Meerman, işte Woepcke, L'AIgébre d'Omar Alkhayyâmî adını vereceği çevirisini yaparken bu elyazmasını ve bunun dışında Paris Ulusal Müzesi'nde bulunan iki elyazmasını kullandı. Aynı kitabın bir kopyası da Columbia Üniversitesi kütüphanesi Profesör David Kugene Smith koleksiyonunda bulunmaktadır. Profesör Smith tarafından Hindistan'ın Lahor kentinde bulunan bu elyazması esas itibariyle Levden'deki kopyanın çok benzeridir.

Ömer Hayyam'ın Cebir kitabı, on bölümden oluşur. Kübik denklemlerle ilgili kısımlar birleştirildiğinde geriye altı bölüm kalır.
Bunlar.

1) Önsöz ve cebirle ilgili temel kavramların tanımları.

2) Çözülmesi için önerilmiş basit ikinci derece denklemlerle, bileşik ikinci derece denklemlerin tablosu.

3) Birinci ve ikinci derece denklemlerin sayısal yoluyla ve geometrik olarak kuruluşları.

4) Kübik denklemlerin, koniklerin kesiştirilmesi yoluyla kuruluşları ve gösterimleri.

5) Kesirli denklemlerin tartışması.

6) Abû'l Jûd'un eseri üzerine yorumlar.

Ömer Hayyam. kitabının birinci bölümünde cebiri "Sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim" olarak tanımlar. Bu tanım onun cebire yaklaşımını
gösterir. Onun temel amacı cebirsel denklemlere geometrik çözümler önermekti. Kitabının genelinde de bu yöntemi tüm denklemlere uygulamaya çalışmıştır.

Örnek olarak x3+a2x=bdenklemini inceleyelim. Hayyam bu denklemin çözümü için aşağıdaki geometrik yöntemi önermişti:

Önce x2=ay parabolü çizilir. Daha sonra merkezi x- ekseninde olacak şekilde |AC|=b/a2 çaplı çember çizilir. Çember ile parabolün kesişim noktası P olsun. P'den x- eksenine indirilen dikmenin avagı Q olmak üzere verilen kübik denklemin çözümü [AQ] doğru parçasıdır.

İşte bu ve buna benzer başka kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır Hayyam. Matematik tarihinde ilk olan bu sınıflandırmayı yapan Hayyam'ın ayrıca Pascal üçgeni olarak bilinen üçgenle de ilgili bir kitap yazdığı bilinmektedir. Bugün kayıp olan bu kitapta Hayyam Pascal'dan yıllar önce bu üçgenin özelliklerini incelemiştir. (Ömer Hayyam bu kitaptan öteki kitaplarında söz eder: fakat kitabın içeriğiyle ilgili bilgilerimiz oldukça sınırlıdır).

Matematikteki bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesinde olan Ömer Hayyam; denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmış ancak negatif, kesirli ve sanal kökleri görememiştir. Sadece pozitif köklere ulaşmayı başaran Hayyam, ayrıca kübik denklemlerde genelde bir, en fazla da iki kökü bulabilmiştir. Bunun nedenlerinden biri olarak Hayyam'ın geometrik çizimleri tam olarak yapmamış olması gösterilmektedir.

Bir kitabında da Öklit'in aksiyomlarıyla ilgili çalışmalarını toplayan Hayyam, Öklit'in paralellik aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirdi. Bunun sonunda, bugün Öklitdışı geometrilerde kullanılan "geniş, dar ve dik açı hipotezleri" ile ilgili biçimlere ulaştı. Böylelikle bir bakıma Öklitdışı geometri anlayışının da temellerini atan kişi Hayyam olmuştur.

Özellikle matematik ve edebiyat dallarında bu derece önemli çalışmalar yapmış olan. Doğu'nun yetiştirdiği en önemli bilim adamlarından biri olarak kabul edilmiştir Ömer Hayyam. Zamanın tarihçilerinden edindiğimiz bilgilere göre 1122-1131 tarihleri arasında yaşama gözlerini yummuştur. Hayyam'la ilgili bilgileri veren kaynaklar arasında en önemlisi olarak kabul edileni Hayyam'ın çağdaşı Nezami-ye Arûzî tarafından kaleme alınmış Çehar Megaale (Dört Yazı) adlı yapıtıdır. Hayyam'la ilgili en eski belge olan bu kitabın yazarı, kitabın üçüncü bölümünde astronomi alanındaki ünlü kişilerden söz ederken şöyle diyor:

"Ömer Hayyam'a, ölümünden yirmi yıl önce Belh'te rastladım. Köle tüccarları sokağında oturan eşraftan birinin evinde konuktu. Ününü bildiğimden, bir sözünü kaydetmek üzere onu bir gölge gibi izledim. Böylece 'mezarım her ilkbahar kuzey rüzgârlarının çiçek açtığı bir yerde bulunacak' dediğini duymuş oldum. O sıralar bu sözcükler bana saçma geldi, ama onun gibi bir adamın gelişigüzel konuşmadığını da biliyordum. Hayyam'ın ölümünden dört yıl sonra, Nişabur'dan geçtim. Bir bilim ustasına duyulması gereken saygıyı duyduğumdan mezarını ziyarete gittim. Bir rehber beni oraya götürdü. Mezarı bahçe duvarının dibindeydi, şeftali ve armut ağaçlarının dalları kabrin üzerine uzanmış, çiçeklerini boydan boya üzerine dökmüştüm. Kabrin üzerinde sanki çiçeklerden bir halı vardı. O zaman Belh'teyken söylediği sözleri anımsayıp ağladım".

Deniz Gündüz - Bilim Teknik Dergisi

Frida Kahlo Viva la Vida

Hep kendimi dünyanın en garip insanı olarak düşünürdüm. Fakat sonra dünyada ne kadar çok insan olduğunu düşünmeye başladım. Bu kadar çok insan arasında elbet benim gibi biri olmalıydı, kendini benzer yönlerden tuhaf ve kusurlu hisseden. Sonra onu hayal etmeye başladım. Bir yerlerde oturmuş onun da beni düşünüyor olduğunu hayal ettim. Yani eğer bir yerlerdeysen ve bunu okuyorsan ve bunu biliyorsan, evet, bu doğru ben buradayım ve en az senin kadar garibim.