eric hoffer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eric hoffer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2021

Eric Hoffer

Personally Conducted Tour. Washington, D.C.: Anti-intellectual Eric Hoffer, a dockside philosopher-author-nonconformist got a personally conducted... 

President Johnson Speaking with Eric Hoffer 

(Original Caption) Personally Conducted Tour. Washington, D.C.: Anti-intellectual Eric Hoffer, a dockside philosopher-author-nonconformist (left) got a personally conducted White House tour by Pres. Johnson today and is shown chatting with the chief executive in the Rose Garden. Hoffer, just forced into retirement at age 65 after 25 years as a longshoreman even while enjoying a comfortable living as a social critic, was invited to the White House after Johnson watched a recent television program featuring him.

Personally Conducted Tour. Washington, D.C.: Anti-intellectual Eric Hoffer, a dockside philosopher-author-nonconformist got a personally conducted... 


22 Mayıs 2020

Eric Hoffer - Aklın Muhteris Çağı


 
 
 
Bağnazlığın ve kendini üstün görmenin köklerinin kendinden nefret, şüphe ve güvensiz yaşam koşullarında yattığını ileri sürdü.
 
 
 
 
 
 
 

Taklit, çoğunlukla güvensiz ve mütereddit benliğimizden bir ayrılma eylemidir. Taklit olmadan hiçbir dindarlık, hiçbir coşku ve hiçbir kahramanlık söz konusu olamaz.

Taklit ettiğimiz şeye, kendi ürettiğimiz şeyden daha çok inanırız. Kökleri içimizde olan bir şeyden mutlak bir kesinlik duygusu elde edemeyiz. En şiddetli güvensizlik duygusunu yalnızlık oluşturur, taklit ederken yalnız olamayız.

Küstahlık, zayıf insanın güçlü olma taklididir.

 

24 Aralık 2014

Eric Hoffer - Kesin İnançlılar

 "Kesin inançlı" kendi siyasi, dini, felsefi inancının "mutlak gerçek" olduğuna, bunu başkalarına zorla uygulamak gerektiğine bağnazca inanır. Hiç şüphesi, hatta merakı bile yoktur. Bu yüzden, okumuşlarında bile "cehalet havası sezilir."

Bu kitapta, ister dini hareketler olsun, ister sosyal devrimler veya milliyetçi hareketler olsun, bütün kitle hareketlerinde ortak olan bazı özellikler incelenmiştir. Bu kitap, bütün kitle hareketlerinin birbirinin aynı olduğunu iddia etmemektedir, fakat bazı temel karakteristikler kitle hareketlerinde öylesine ortaktır ki, bu onların aynı familya içinde görünmesine imkân vermektedir.

Bütün kitle hareketleri, taraftarlarında ölümü göze almak ve birlikte eyleme geçmek duygusu yaratır: ortaya koydukları program ve telkin ettikleri öğreti ne olursa olsun, bütün kitle hareketleri aşırılığı, gayreti, parlak umudan, nefreti ve hoşgörüsüzlüğü körükler: bütün kitle hareketleri hayatın belirli bölünmelerinde güçlü bir faaliyet akışı yaratmaya muktedirdir ve körü körüne bir inanç ve sadakat ister.

Öğreti ve ilham yönünden ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, bütün kitle hareketleri ilk taraftarlarını aynı tip insanlar arası ndan seçer ve aynı düşünce tarzındaki insanlarla ilişki kurar.

Her ne kadar aşırı Hıristiyan, aşırı Müslüman, aşırı milliyetçi, aşırı Komünist ve aşırı Nazi arasında belirgin farklar bulunmaktaysa da, bunları harekete geçiren aşırılığını aynı kökten geldiği kabul edilebilir. Bunların etki alanını genişletmeye ve dünya egemenliğini ele geçirmeye doğru iten güç için de aynı şekilde düşünülebilir. Kendini adamak, inanç sahibi olmak, iktidar peşinde koşmak, birleşmek ve nefsinden feragat etmek gibi duyguların ortak noktaları vardır. Kutsal amaçların ve öğretilerin içyapısında büyük farklar mevcut olmasına rağmen, bunları etkili hale getiren etkenlerde büyük benzerlik vardır. Hıristiyan öğretisinin etkisine ait nedenleri gören bir kişi aynı zamanda komünist, Nazi ve milliyetçi öğretinin etkisine ait nedenleri de görmektedir. İnsanların uğrunda öldükleri kutsal amaçlar birbirinden çok farklı olsa bile, o insanlar esas itibarıyla aynı şey için ölmektedirler.

Bu kitap temel olarak, kitle hareketlerinin aktif olan dönemiyle ilgilenmektedir. Bu dönem, kesin inanç adamının (diğer bir deyimle, hayatını kutsal saydığı bir amaç uğruna feda etmeye hazır olan kişinin) yürüttüğü dönemdir ve bu kişinin nasıl doğduğu ve karakterinin ne olduğu incelenmeye çalışılmıştır. Bunun için geçerli bir kuramdan yararlanılmıştır. Bütün kitle hareketlerinin ilk taraftarları arasında hayal kırıklığına uğramış kişilerin çoğunluğu oluşturması ve bunların genellikle kendi gibi olanlarla birleşmesi gerçeğine dayanarak farz edilmiştir:

1) Hayal kırıklığının bizzat kendisi, kışkırtıcı hiçbir dış etkiyi gerektirmeksizin, kesin inanç adamının kendine özel karakteristiklerinin çoğunu yaratmaya yeterlidir;

2) Etkili bir saptırma tekniği, temel itibarıyla, hayal kırıklığına uğramış kişilerdeki kolayca eğilim gösterme ve uyma yeteneğini, istenilen yönde eğitmek ve o yönde tespit etmekten ibarettir.

Bu varsayımların gerçekten geçerli olup olmadığını denemek için, hayal kırıklığına uğramış kişiyi etkileyen kötü durumları, bu tepkilerin kesin inanç adamının tepkilerine uygunluk derecesini ve nihayet, bu tepkilerin bir kitle hareketinin doğuşu ve yayılışını ne şekilde kolaylaştırdığını incelemek gerekmiştir. Ayrıca, saptırma tekniğinin geliştirildiği ve fiilen uygulandığı çağımızdaki kitle hareketlerinin geçtiği yolları incelemek ve bu suretle bu saptırıcı kitle hareketlerinin taraftarlarını kasten hayal kırıldığına sevk ettiği ve böylece onların eğilimlerini otomatikman kendi çıkarları yönünde geliştirdiği görüşünün doğru olup olmadığını araştırmak gerekmiştir.İçinde yaşadığımız bu günlerde, kesin inanç adamının tepkilerine uygunluk derecesini ve nihayet, bu tepkilerin bir kitle hareketinin doğuşu ve yayılışını ne şekilde kolaylaştırdığını incelemek gerekmiştir. Ayrıca, başarılı saptırma tekniğinin geliştirildiği ve fiilen uygulandığı çağımızdaki kitle hareketlerinin geçtiği yolları incelemek ve bu suretle bu saptırıcı kitle hareketlerinin taraftarlarını kasten hayal kırıklığına sevk ettiği ve böylece onların eğilimlerini otomatikman kendi çıkarlan yönünde geliştirdiği görüşünün doğru olup olmadığını araştırmak gerekmiştir.

İçinde yaşadığımız bu günlerde, kesin inanç adamının içgüdü ve tepkileri hakkında bir bilgi sahibi olmak çoğumuz için gerekli bir durum almıştır. Her ne kadar içinde yaşadığımız çağ, dinsiz bir çağsa da inançsız olma yönünden durum tam tersinedir. Kesin inanç adamı her yerde yürüyüşe geçmiştir ve gerek saptırma ve gerekse düşmanlığı tahrik etme yoluyla dünyayı kendi hayaline uygun bir hale sokmaktadır. Bizler onun tarafına geçecek de olsak, o nun karşısına çıkacak da olsak, kesin inanç adamının bünyesini ve potansiyelini elimizden geldiği kadar tanımak bizim yararımızadır.

İhtiyatlı olmak yönünden bir konuyu daha eklemek herhalde gereksiz sayılmamalıdır. Kitle hareketlerinin familya benzerliği nden söz ettiğimiz zaman, “familya” kelimesini, canlıların tasnifi anlamında kullandık. Domates ve köpek üzümü aynı familyadandırlar. Her ne kadar bunlardan biri besleyici, diğeri zehirliyse de her ikisinde de aynı olan birçok morfolojik, anatomik ve fizyolojik özelliklerdeki benzerlikleri, biyoloji bilgini olmayan bir kişi bile görebilir. Kitle hareketlerinin birçok ortak özelliği olduğu varsayımı, bütün kitle hareketlerinin aynı eşitlikte yararlı veya yıkıcı olduğu anlamına gelmez. Bu kitap ne bir yargıya varmakta, ne de bir tercih yapmaktadır. Bu kitap sadece açıklamaya çalışmakta ve her biri bir kuram olan açıklamalar kesin bir tonda yazılmış izlenimini verseler dahi, birer tarif ve tartışma niteliği taşımaktadır. Bu konuda Montaigne’in bir sözünü benimserim. “Bütün söylediklerim karşılıklı bir sohbettir ve hiçbiri öğüt niteliğinde değildir. Bu kadar serbest konuşabiliyorsam bu, başkalarını kendime inandırmak zorunda olmadığım içindir.”         

Çevirmen: Erkil Günur 

08 Aralık 2014

Eric Hoffer - Değişim Sancısı

Çorak, yararsız bir yaşam sürdüren öz-güven ve öz-saygı yoksulu bu kişiler, itibar ve mevki hayaliyle, gurur ve imanın infilak edici ikamelerini elde etmek için yanıp tutuşmaktalar.

Güç az sayıda insanı bozduğu halde, zayıflık çok sayıda insanı bozar. Nefret, kin, kabalık, tahammülsüzlük ve kuşku, zayıflığın meyveleridir. Zayıfların küskünlükleri kendilerine yapılan haksızlıktan değil, sahip oldukları yetersizlik ve güçsüzlük duygusundan dolayıdır. Zayıfların gönlünü onlarla servetimizi paylaşarak alamayız. Bizim cömertliğimizi onlar tahakküm olarak hissederler. St. Vincent Paul, tilmizlerini uyararak, fakirlere karşı "onlara ekmek vermiş olmanızı affetme" lerini sağlayacak şekilde davranmasını istemiştir. Umudumuzu, gururumuzu ve hatta nefretimizi onlarla paylaşmak suretiyle de zayıfların gönülerini kazanamayız. Zayıfların derdine deva olacak hediyemiz, onların kendi kendilerine yardım yeteneklerini harekete geçirmek olacaktır. Ekmeği, şerefi, özgürlüğü ve gücü kendi çabalarıyla elde edebilmeleri için gerekli teknik, toplumsal ve politik becerileri onlara nasıl aktarabileceğimizi öğrenmeliyiz.

Taklitçiler, taklit ettikleri modelin üstesinden gelmeyi –onu aşmayı, geride bırakmayı ve daha iyisi bütünüyle ortadan kaldırmayı- arzularlar. En son zikrettiğimiz şey tarih içerisinde bazen ilk tercih edilen olmuştur: Taklitçiler işe  modeli tahrip etmekle başlamış, daha sonra taklit etmeye koyulmuşlardır. Yenilgiye uğramış veya ölmüş bir modeli taklit etmenin çok daha kolay olacağı açıktır.

Bireyin en hayati ihtiyacı kendi değerini kanıtlamaktır, bu da genellikle eyleme karşı doymaz bir açlık hissedilmesi anlamına gelir. Çünkü, beceri ve yeteneklerini değerlendirmek ve geliştirmek suretiyle bir değerlilik duygusu elde edebilenlerin sayısı oldukça azdır. Çoğunluk, kendilerinin değerliliklerini bir şeyle meşgul olmak suretiyle ispatlar. Bir şeylerle uğraşarak yaşanılan hayat, gayesi olan bir hayata en yakın hayattır. Fakat, eylem vasıtasıyla kendini kanıtlamayı veya daha kolay olan kendini meşrulaştırmayı seçen birey dengesiz ve huzursuzdur. Zira, değerliliğini hergün yeniden kanıtlamak zorundadır. Onun, “çılgınca faaliyete ve bir şeyler yapmaya can atmak” için tuhaf bir kader nazariyesinin dile getirdiği belirsizliklere ihtiyacı yoktur.

Rönesans, sıkı örülü bir toplumun bir uyanış, bir yeniden uyanış gerçekleştirerek bireyselleşmesiydi. Reform  hareketi ise bu bireyselleşmenin bir yan ürünü –bireyselleşmeye karşı bir tepki- idi. Bireysel varoluşun getirdiği yükü, endişeyi ve ayrışmayı dayanılmaz bulan pek çok insan vardır. Bu, kişisel ilerleme imkanlarının görece sığ, bireysel çıkar ve umutların ise peşlerinde koşulmaya değmez göründüğü durumlar için özellikle geçerlidir. Bu tür insanlar, bireysel varoluşa er ya da geç sırtlarını döner, bir kutsal dava, bir lider veya bir hareketle özdeşleşmek suretiyle bir amaca ve değer sahibi olma duygusu edinmeye çalışırlar. Böylesi bir özdeşleşmeyle elde ettikleri inanç ve gurur, onla için, ulaşılmaz durumdaki öz-güven ve öz-saygının yerini tutarlar. Reform Hareketi, özerk bir varoluşun yükünden kurtulmak için başlatılan bir hareket olmuştur.,

Kendi varlığını kendi gayretleriyle meşrulaştırmak zorunda olan birey, kendisinin ebedi tutsağıdır.

Değişim Sancısı 2 

En ezici yasalara şikayette bulunmaksızın ve adeta ruhsuzca destek vermiş olan bir halk, sırtlarındaki yük hafiflediğinde bu yasaları hiddetle fırlatıp atar.

Öz-saygıya sahip olan birey, kendi kusurlarına olduğu kadar komşusunun kusurlarına karşı da hoşgörülü olmaya çalışacaktır. Kendini üstün görüş kendinden memnuniyetsizliğin bir tezahürüdür. Kendi değersizliğimizin farkındaysak, doğal olarak, başkalarının kendimizden daha kibar olmalarını bekleriz. Kendimizden talep ettiğimizden fazlasını onlardan talep eder ve adeta onlarda hayal kırıklığına uğramayı umarız. Öz-saygının yokluğunda kabalık kalabalıklaşır. Öz-saygıdan mutlak anlamda yoksun bireyler sevdikleri şeylerden coşkuyla nefret etmeye ve nefret ettikleri şeyleri çoşkuyla sevmeye hazır bireylerdir.

 Ebedi teyakkuz hali özgürlüğün bedelidir ve ancak özgürlüğü her gün yeniden fetheden kişi özgürlüğü hak eder.

Var olmak için verilen umutsuzca mücadele, devingen olmaktan çok durağan bir etkidir. Hayati gereklilik arz eden şey için telaş içinde gerçekleştirilen arayış, az çok yeterli bir şey bulduğumuzda sona erer. Gereksiz şeyler için sürdürülen arayışın ise sonu yoktur. İnsanın en olağanüstü ve en muazzam gayreti ihtiyaçlar peşinde değil de sadece gereksiz şeyler peşinde koşarken göstermiş olmasının nedeni budur.

Değişim Sancısı - 3 

İnsanlar zorunlu olarak öylesine delidirler ki, adeta, deli olmamak deliliğin bir başka biçimidir.

İnsan tabiatının düşselliği, kısmen insanın tamamlanmamışlığından kaynaklanmaktadır. Mütehassıs organlardan yoksun bir varlık olarak insan, bir anlamda, bir yarı-hayvandır. Kendisini teknolojiyle tamamlamak zorunda olan insan, bunu gerçekleştirirken adeta bir yaratıcıdır – bir anlamda bir yarı-tanrıdır. Ayrıca, belli bir çevreye organik adaptasyondan mahrum olduğu için de, çevresini kendisine adapte etmek ve dünyayı yeniden yaratmak zorundadır. Kendini tamamlamak, fiziksel varlığının sınırlarını aşmak için sürekli çalışma, insanın yaratıcılığının enerji santrali ve gayritabiiliğinin kaynağıdır. Zira, insanın tabiatın sınırsız uysallığından ve sabitliğinden kurtulması, kendini tamamlama süreci içerisinde gerçekleşir.

Mutlak iktidar bir toplum değil bir hayvanat bahçesi ortaya çıkarır – bu hayvanat bahçesinin, D’Argenson’un deyimiyle, “bir mutlu insanlar koleksiyonu” olması mümkün olsa da.

Yeteneksizler ve uyumsuzlar, tüm alanlardaki yenilikleri teşvik ve kucaklama hususunda da yüksek ölçüde bir maceraperestlik sergilerler. Köklü toplumsal reformları destekleyenler, iş hayatında ve sanayide yeni atılımlar gerçekleştirenler, çölleri terbiye etmeye kalkışanlar veya edebiyat, sanat, müzik gibi alanlarda yeni ifade tarzları bulmaya çalışanlar genellikle başarılı insanlar değildir. Başarılı insanlar genellikle oldukları yerde kalır ve nasıl yapılacağını bildikleri şeyi daha çok ve daha iyi yapmaya devam ederler. Yeni olana atılış, çoğunlukla, savunmasız konumdan bir kaçış ve yeteneksizliği gizlemek için bir manevradır. Bir öncü rolü üstlenmek, kişinin, kendisini, yeteneksizliğin ve beceriksizliğin kabul edilebilir ve hatta kaçınılmaz olduğu bir konuma sokması demektir. Çünkü deneyim ve teknik bilgi yeni olanın üstesinden gelmede fazla etkili değildir ve bütünüyle yeni olanın kötü biçimli ve çirkin olması beklenir.

Kelimeler, düşünceyi şekillendirir, duyguyu harekete geçirir ve eyleme yol açarlar; öldürür ve diriltir, hasta eder ve iyileştirirler. “ Söz adamları” – rahipler, peygamberler, entellektüeller – tarih içerisinde askeri liderlerden, devlet adamlarından ve iş adamlarından daha belirleyici bir rol oynamıştır. Kelimeler ve büyü, özellikle de mevcut yaşam biçimlerinin çözülmekte olduğu ve insanın bilinmeyenle boğuşmak zorunda kaldığı bunalım zamanlarında belirleyicidir.