sait maden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sait maden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mayıs 2021

Söz! Dışarı Çıkma Saati - Sait Maden


Grafik Tasarımının Öncüsü

Grafik tasarım alanında da büyük başarılara imza atan Maden, hayatını bağımsız ressam ve grafikçi olarak sürdürdü, bu alanda çok sayıda eser üretti, günümüze dek 8000 dolayında kitap ve dergi kapağı çizdi. 500 dolayında logo, süreli yayın, broşür, ambalaj, etiket ve çok sayıda siyasi amaçlı seçim afişi tasarladı. 1969’da Grafik Sanatçıları Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı; derneğin bir süre başkanlık görevini yürüttü. Bu süreçte çalışmaları yurt dışındaki yayınlarda yer alan Maden, 1979’da ülkemiz adına bir ilk olan ‘Başlangıcından Bugüne Türk Grafik Sanatı’ adlı kitap projesine başladı. Türkiye‘deki grafik tasarıma bir geçmiş arama çabasıyla araştırmaların sonucunda oluşan kitabın ilk bölümü ‘Çevre’ dergisinde yayımlandı. Zamansızlıktan ve destek yokluğundan çalışmasını tamamlayamadıysa da 1830 sonrasına ait bölümünü özet olarak kaleme aldı ve ‘Grafik Sanatı’ dergisinde yayımladı.

Logo tasarımlarını da 1990’da yayımladığı ‘Simgeler’ adını verdiği kitabında topladı. Kitabının önsözünde şöyle yazıyor: “Ödül alan ilk simgem 1955 yılında çizildiğine göre, elli yıllık bir gözlemci ve uygulamacıyım. Bu elli yıl içinde yüzlerce simge çizdim.”

2010’da ‘Bir Usta, Bir Dünya: Sait Maden. Tasarımcı, Sanatçı, Şair’ adlı retrospektif sergisi Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde açıldı, sergi kapsamında bir de kitap yayımlandı. Maden’in son sergisi, 4–11 Nisan 2013 tarihlerinde İzmir’de K2 Sanat Merkezi’nde ‘Simgeler’ adıyla açılmıştı.

Söz! Dışarı Çıkma Saati
 
Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.
Söz! dışarı çıkma saati. İşte gong.
Uçtu güneş-karga. Ateşte
ve taşta gong. Tutuşmuş çizmelerini
sıyırdı bir gölge ve bulutlara
astı kılıcını. Bu saat
dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

Söz! öfkeni giy bacağına. Al çividen
kırbacını. İşte hergünkü
biçimleri gizemli bir el
sildi göz önünden parıltısıyla. Artık
dışarı çıkma saati. İşte yollarda
aynı kalıba dökülmüş yüz ayak, aynı
ipe geçirilmiş yüz kol koşmada
günlük sofrasına zırvanın. Artık
dışarı çıkma saati. İşte yollarda
birbirini çiğneyip çığrışır sesler
çekirgeler gibi sıçrayıp... İşte
kızıl bir ipliğe gelişigüzel dizilmiş
gözler sallanıyor havada, amaçsız bir el
evden ev kor gezdirirken
ve yıkıntı ve çığlık ve kül... Alçalan kuyu
ve yükselen baca üstüne şimdi
kapanıyor büyük bir çene
ve çıplak ağacından günlük edimlerin, kimbilir,
kopup savruluyor kimlerin yüzü.

Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.
Söz! giyin üstünü. Koy cebine
çıplak çeliğini hıncının.
Çiğne eski biçimleri bir bir ökçenle.
Resmini duvardan al aşağı tanrının. İndir
çağdaş yalvaçları çivilerinden. At
başını bir yana, gövdesini bir yana
bütün edebiyatın. Saat
dışarı çıkma saati. Fırla öfkenle
ölü yüzlerinden yapılma serin çarşaflar
üzerinde geviş getiren kente.

Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.
Bir sarnıça sonsuz hunilerden akıyor akşam...
Akıyor akşam... Akıyor akşam ve alarm.
Kızıl dilleri dışarda lambalar koşuşuyor
alanlarda. Savuruyor ölü göğün kâğıtlarını
minareler. Ve rıhtımlara
ağır sandıklara boşaltıyor karanlığı
vinçler, ağır çatırtılarla... Alarm!...
Ve süzülüp indi çatılara son peygamberi
felâketin bir büyük karga.
Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

03 Mayıs 2020

Sait Maden - Düş Ülkesi / Boşlukta


Düş Ülkesi
 Kuşlarla, ağaçlarla, göklerle,
havada yanıp sönen gözlerle,
gergin akışıyla su seslerinin
varlık yayılıyor nicedir bilinmezin kıyılarına
yeni değişimler örmeye.
Süregelen yolumuzda günlerden beri
çevirirken saatler adım başı görünümleri
bilmiyoruz düş mü, uyku mu
yağan bu çisenti, bu yoğun,
tüy yumuşaklığında saydam gölgeler.

Bin yapraklı bir gülün arasında yürür gibiyiz;
bir kor kızıllığı içinde, esritici bir tütsü yaygınlığıyla
üstümüzden geçen her bir an
sezilmez kanatlarla yarıyor yeni sonsuzlukları,
her gözeneğinde varlığın birbiri ardınca boy veren
görünmez ağaçlar yükseliyor göklere
ve geçtiğimiz her yerde buğudan hafif, soluktan yavaş,
belki yoktan daha yok yaratıklar yüzüyor gibi.

Kanatlar sürünüyor geçerken omuzlarımıza, öpüşler
Kat kat açılıyor önümüzsıra bitimsiz düşler.

❤

Boşlukta
 
Köklerini yitirmiş yüzler,
bir boşlukta savrulan yüzler.

Yüzler, gecemizden içeri
günümüzden içeri yüzler.

Bir çığlığa açılmış, uzun
bir suskuya açılmış yüzler.

Kapısı yok, penceresi yok
o yıkık saraylar, o yüzler.

Yüzümüzde bilmediğimiz
bir tırnağın yırttığı yüzler.

Bütün köklerini yitirmiş
aramızda savrulan yüzler...

20 Haziran 2018

Sait Maden - Şiirin Dip Sularında


1
yeni bir dize’yi pencereden uzatıp, güneşe doğru
tuttunuz mu akşam üzeri, hava esintiliyse eğer ,
pır pır ettiğini görürsünüz ışıltılar saçarak yer yer.
Kimi kez elinizden kaçtığı da olur; tepe, göl, koru,

tarlalar, karşı dağlar derken bulutlara karışır gider.
Boş kalır şiirdeki yeri. Artık dilinizde bir soru:
Nerde benim düş kelebeğim, ışıktan kuşum? Neydi zoru?
Yokluğunu gidermek için ararsınız yeni bir şeyler.

Zaman geçer. Bilinmedik bir yerde, umulmadık bir gün
üstünüze bir ışık düşer, aydınlanır çevreniz bütün:
yüz güneşin hep birden at sürdüğü aynaya döner deniz.

Bir de bakarsınız gökten aşağı bin kollu bir avize:
sayısız billuruyla parıltılar saçan o yitik dize!
Der gibidir size: Her zaman bu şiirin bir yerindeyiz!

2
Kendi yolumu bulurum, düşünme beni;
her sözcüğün arasından, ağaç, kor, sülün,
serçe.. kolayca geçerim, serin, mor, yeni..
ne gelirse aklına… Bak, diken’in, gül’ün

bütün dönemeçlerinde ayak izim var.
Yolda bulduğum her şeyin tadına baktım,
acı’nın liflerini çiğnedim; korkular
şarap tadındaydı, hüzünler elma… Atım

ürktü kimi sözcüklerden, zora düştüğüm,
yol değiştirdiğim zamanlar oldu. Gök, düğüm
üstüne düğüm attı geçmeyeyim diye

dağın ardına. Olsun. Ben oradan gelen
iniltileri dinledim, sık sık yükselen
çığlıklar, ağıtlar duydum. Dönmem geriye!

3
Ne bekliyorsun? Uyak mı bekliyorsun burada
yağmur bekler gibi kaç gündür?
Bak, bulutlandı yüksekler , umut kesme, incecik
bir çisenti başladı bile.

Dur, ne diye kenti çisenti’ye uydurdun? Gerek
yok daha. Az sonra her yeri
bir engerek gibi sarar yağmur; gündelik sofra
çamurla örtülür üstelik.

…Her yer su dolu, delik deşik. Gideceğin yolu
bulamazsın bu karanlıkta.
Bize buyur. Aralıkta çıkarırsın üstünü,

dinlenirsin. Uyak ararız
birlikte. Gerekirse tuzak kurarız en uzak
yerlere. Bana bırak o işi.

4
Bu şiirde her dize’nin
çizdiği gizli eğriler
üst üste gelince, senin
yollarını birer birer

düğümleyecektir, sevin,
düşünde beyaz gemiler
yüzen uzak bir kimsenin
uykusuna. Bir el siler

gibiyken o eğrileri
var hızıyla, ayrı bir el
uzanıp ileri geri

saracak seni bir mumya
sarar gibi, öyle güzel,
yok olacak eski dünya.

5
Korkular ne renktedir, düşündün mü hiç,
ayva sarısı mı, üvez renginde mi,
küf yeşili mi yoksa? Ya senin sevinç
çığlıkların sülün kuyruğu, kuş yemi,

serçe göğsü renginde mi? Ben öpe öpe
bakıyorum her şeyin tadına. Tanrı
ne renkte, senin renginde mi, körpe
kuzukulağı renginde mi? Dağları

örten şu kızıl akşam sisleri, kuşku
mu yoksa acı mı? Mor kanatlı bir uyku
dönüp duruyor havada, narçiçeği

gökyüzü bir benim yüzüme benzerken
bir senin yüzüne… Ben bunları derken
nasıl açıyor bulduğum renkler gerçeği!

6
Bir sözcüğü değiştirmek istersiniz de
bozarsınız ya kapanmış bir dize’nizi,
çözüp yolu düğümünden, çözüp denizi
halatından ağır ağır, içerinizde

uzun bir geziye çıkıp, şu liman senin,
bu liman benim gidersiniz ya; derken
yeni bir yığın sözcükle kabarır yelken;
hangisini isterseniz alın, kimsenin

bilmediği bir düşte avuç avuç yıldız
ya da kucaklar dolusu gül topladınız
dizenizde boş kalan yere. Sizin bunca

çabanıza karşın, o da ne? eski sözcük,
gözlerinin içinde hınzır bir gülücük,
uzanmış kendi yerine boylu boyunca!

7
Bir sözcüğün içinden geçiyoruz seninle,
ufacık bir sözcüğün, yaprak gibi, kırlangıç
gibi… İlerden gelen şu çağıltıyı dinle
karanlıkta: Derin bir suyu usta bir dalgıç

gibi geçmemiz gerek…
Evet, şimdi sivri, sert
taşlara sürtünerek gideceksin. Mağara
gibi bir yer burası. Bir uğultu var, evet,
ateşböcekleri var, gözler var, ara ara

yanıp sönen… Güç adım atıyoruz yapışkan
çamura bata çıka… Ansızın ilerde kan
rengi yapraklarıyla yükselen bir ağaç, ve,

üzerinde bir yığın insan yüzü, tek meyve…
Korkma, yolun sonuna az kaldı. Şu burgacı
aşınca kurtuluruz.

-Neydi bu sözcük?
-Acı!


03 Mayıs 2018

Sait Maden - Kimlik


Ben de var oldum bütün bu nesneler arasında
su gibi, ağaç gibi, ot gibi gerçek.

Kimi kanatlar öptü, kimi ayaklar alnımdan,
ya sevinçten içerim pır pır; ya korkudan benzim uçuk.

Titredim karşısında dünyanın gün gün, saat saat
taşlar arasında ben yüce, düşler arasında ben küçük

Bütün değişimlerin durdum eşiğinde uykusuz
bir yüzüm gecelerden içeri, bir yüzüm tanlara açık.

Ve tenle can arasında mevsimler boyu
bir elim çöl, bir elim çiçek.

Her şeyle, her şeyle, her şeyle kardeşliğim var:
Denizle kum, yaprakla çiğ, balıkla kılçık.

Dağın arka yamacında kalanlara kör
Götüren kervan oldum bulut ve burçak

Uçsuz bucaksız evrene oğullar, oğullar saldım,
Atlar ki zor karanlığı yırtıp geçecek

Tattım denizlerin tuzunu, bal sızdırdım güneşlerden,
Yaşayanlarla öldüm, ölülerle dirildim; Ne kaldı çok çok?