soneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2021

Metin Altıok - Soneler


   
 1
sevgilim bak, geçip gidiyor zaman
aşındırarak bütün güzel duyguları
bir yarım umuttur elimizde kalan
göğüslemek için karanlık yarınları

ağzımda ağzının silinmez ılık tadı
damağımda kösnüyle gezinirken
yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı
dışarda rüzgar acıyla inilderken
unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri
seninle bir döşekte sevişirken bile
düşünüyorum hüzünlü genç anneleri
çarşılarda, pazarda ellerinde file
bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka
bir şey yok paylaşacak acıdan başka
2
nasıl bir acıdır bu bir düşün
yüreğimin yumruk kadar çaresizliği
sığlığı alışılmış bir günün
gecenin karanlık belirsizliği
yarın, yarın ve yine yarın
hep bugün olan aynı yarınlar
düş kırıklığı gibi kötü gelen zarın
varımı yoğumu elimden alırlar
ve ben dönüp yine sana gelirim
elimde somun, gözlerimde mıh
işte bugün de kaybettim derim
aklımda dimdik duran bir çarmıh
güler yüzle karşılama beni sakın
güzel sonuma bırak ölümüm yakın
3
bu uydu çağında çaresizliği gördüm
sinekler konarken insan yüzlerine
hastane kapılarında ağıtlar duydum
gözü yaşlı kadınlar vururken dizlerine
soğuk kış günleri karla kaplı yollarda
gördüm bata çıka yürüyenleri
iple dikilmiş yırtık lastik ayaklarında
yaka bağır açık bir ceketti giydikleri
ve akşamla birlikte gelirdi odama alkol
sobada yanarken kuru meşe odunu
iç dostum derdi beni, iç ve yok ol
silerdi içimdeki utanç duygusunu
acının dudakları varsın benimle solsun
kapım açık her ölüme nasıl olursa olsun
4
bende vardı, ama ben yıllar yılı
bende olanı hep sizde de aradım
biraz ürkek, biraz suçlu, kaygılı
yüreğinizi sezdirmeden yokladım
dem çekse bir güvercin karşı çatıda
sizdekini arardım bırakıp bendekini
böyle böyle gördüm işte sonunda
bir yılanın deri değiştirmesini
insanın talihsiz oyunudur bu
yıkımı yine kendi elinden olur
engelleyemez paylaşmak duygusunu
gün gelir yorulur, kendini de unutur
"ben buraya bebe hakkı için geldimdi"
ben kimdim unuttum, bebeler kimdi
5
beraberken kıymetini bilemedimdi
elim ayağımdın sanki, zora koştuğum
bir yetim şiir kaldı yanımda şimdi
kaybetmekten deli gibi korktuğum
bir kum saatiyim sensiz geceden gündüze
altı durmadan üstüne getirilen
bu nasıl zaman ki çakılıp kalmış güze
doğmamış çocukları evlatlık verilen
işte böyledir gülüm bazı şeylerin
hiç hissedilmez varlıkları ama
yoklukları bir uçurum kadar derin
baş döndürür kıyısında nasıl da
ey bir hüznü büyüten solgun anne
sen de düşün benden sana kalan ne
6
sen ey kendine bölünen, gel beni dinle
kurtulmak için benliğini saran kederden
bir terminal büfesi ol yüreğinle
ve açık tut gece gündüz demeden
hesaplaş yüz yüze karşılıklı ölümle
vakitli vakitsiz seyret gelip gidenleri
gurbetle sılayı birbirine düğümle
bir gözün ağlarken varsın gülsün diğeri
sen ki banarsın altın suyuna
yıllardır bir ziynet gibi kendini
bırak lağım karışsın bundan sonra kuyuna
biraz da pislikle sına erdemini
hasrete, açlığa, yokluğa dokun
bakalım o zaman neye benzeyecek kokun
7
başımda siyah şapka, elimde çiçek
bekliyordum ikide bir saatime bakarak
yüreğim dalından düştü düşecek
çıplak bir ağaçta sanki tek yaprak
derken sen geldin bir sis içinden
serildi dürülüm, dolaşığım çözüldü
bir mavilik yayıldı etrafa gözlerinden
yalnızlığım çaresiz bir köşeye büzüldü
ne ben bekledim oysa ne de sen geldin
gerçekleşmedi henüz söz ettiğim buluşma
çünkü sen benim hak edilmiş ecelimsin
nasibim olacak ömrümün sonunda
herkes kendince göçer bu yeryüzünden
kimse pay çıkarmasın başkasının ölümünden
8
neden diyorum kendi kendime hep;
üstelik param da varken ve tokken karnım,
acaba nedir duymama sebep
gülmek eğlenmek isterken canım,
iğneden geçirip ebruli bir ipliği
ucunu düğümler gibi birden,
duyuvermem içimde o kekre garipliği
rengi değişmiş ter ve kirden.
neden, neden diyorum ama;
ekmek almaya gönderen çocuğunu,
dul bir kadın geliyor aklıma
ve ben bilmiyorum o kadının kim olduğunu.
demek ki benim içimde bir ben daha var;
hem ben olan, hem siz, hem onlar.
9
anılar geliyor bazen ister istemez akla
burnumdadır kokusu cumbalı evimizin
taş sektiriyorduk büyük bir mutlulukla
çalkantısız yüzünde dupduru bir denizin
metal paralar sektiren biri vardı aramızda
bir testere ağzı olurdu onu görünce sular
yaylanıp parayı çalımla savurunca
kanardı denizin sırtına açılan yaralar
tadarak güzelliğini türkçenin kana kana
taşlarımız sözcükler oldu şimdi irili ufaklı
söz sektiriyoruz artık kimimiz imgeden yana
kimimiz kılavuz etmiş kendine aklı
denizde para sektirenler ortalardadır hâlâ
ben diyorum henüz erken, vakit gelmedi daha
10
öyle bir taş yapı ki yoğrulmuş nakışla
onun yüzü bir selçuklu kapısıdır yumuşacık
hiç girmedim içine yetindim salt bakışla
öpüp geçtim önünden bazen de usulcacık
çünkü benim yüreğim bilirim cehennemdi
onunsa gül bahçesi hoş kokulu, rengarenk
yoktu bu cihanda bence eşi menendi
hem insan yaşar mı sevdiğine zarar vererek
o dedi ki bana boşuna kandırma kendini
umurumda değil aslında gül bahçem benim
koruyorsun sen kendi cehennemini
alevinle gel varsın kül olsun bedenim
düşlerimde şimdi kıpkızıl cehennem gülleri
soğuyup buz kestim bense, gövdem zemheri
11
ister sevgili, ister dost olsun
ayrılmak saati gelip çattı mı, sakın gizleme
sen omuzdan kesilmiş bir çaresiz kolsun
eskiye de boşver onu da eşeleme
ne iyiydik'ler, yine görüşürüz'ler
dikenli tel gibi takılmasın boğazına
biliyorsun bu sözler inandırıcı değiller
çoğaltmadan katlan acının en azına
bekleme aracın kalkmasını, ayrılıklar götürü
karış telaşlı bir kalabalığın içine
yürü ardına bakmadan, durmadan yürü
yeni aşkların, yeni dostlukların geleceğine
alıştır kendini her şey biter ve gömülür
"ve nice yazlardan sonra kuğu da ölür."
12
hangi baş güzeldir bir kafatasından
o bembeyaz yontudan eti soyulmuş
bir kuytu loşluk yayılır göz çukurlarından
ki bütün kötülüklerden soyunmuş
ne güzel durur bir konsolun üstünde
sessiz, vakur ve yaşamış ölümünü
konuşmayan yine de hiç hayatı üstüne
ne övünür, ne yerinir, deyip kesmiş sözünü
ben de isterdim kafatasım alsın yerini
bir kitaplıkta şiir kitapları arasında
biri anlasın ürkmeden onun güzelliğini
bir karanfil iliştirsin ara sıra ağzına
desin ki; iyi veya kötü bu baş da yaşadı
sevdi sevildi, ömrünü bir top kemikle noktaladı
13
birbirine benzer bütün ara istasyonlar
sarıya boyanmış yapılar arasında
yutkunup duran huzursuz ağaçlar
ve paslı bir hüzün bulaşığı her yanda
katardan ayrılmış yük vagonları
yorgun beygirler gibidir raylar üzerinde
uzaklardan sürekli köpek havlamaları
karışır bir trenin isli düdük sesine
bir adam dolaşıp durur kendine konuşarak
bekler belki de bir posta trenini
içinde bir deniz kayalara vurarak
parçalar hışımla kendi kendini
ara sıra giderim o küçük istasyonlara
ağzımdan dilsiz bir çığlık karışır rüzgarlara
14
aklım yitirdi o parlak yalımını
hoş çok az güvenirdim ben ona zaten
gözlerim görmez oldu uzağı yakını
başladı sulanmaya okur yazarken
kendime yakıştırmalıyım yaşlılığı
iki gözlük kullanıyorum artık
yaşıyorum çift başlı saçmalığı
yorgun bir yürekle ölesiye aşık
yüreğim benim, yüreğim, yüreğim
cesur ol ve yüreklendir beni
ki ona kanatlı sözler söyleyeyim
olgun bir elma gibi sunayım seni
sevda demişler buna zaman dinlemez
erken ya da geç gelir, bazen hiç gelmez
15
bir ters iki yüz dizlerinin üstünde
şimdi sen çaresiz mutsuzluklar örersin
bir usanç büyütürsün göğsünde
kilitlenmiş talihine elbet küsersin
çünkü mürai bir kandil akşamı gibi
günlerin sonu hep pişmanlık getirir
yosun tutar umudun nazlı dibi
içindeki hevesi başlamadan bitirir
anlayamazsın nerde yanlış yaptığını
elindeki pelteleşmiş anahtar
döndürür durmadan kendi sapını
ömründe kapanmaz derin girdaplar açar
sen gel bu oyunun kuralını değiştir
mutsuzluk ceza değil ehven bir iştir
16
gözünde kısık bir kar gözlüğüyle
önlemle bakıyor dünyaya herkes
yüreğinin zorunlu kör düğümüyle
sevgisine olabildiğince nekes
oysa şimdi yatağında yalınayak
bir akarsu denize koşmaktadır
umudun işlek kenar süsü olarak
kendini özlemle çoğaltmaktadır
elde değil biliyorum hak vermemek
kıstırılmış bu ezik insanlara
buz üstünde düşe kalka yürümek
izin vermiyor ne yazık coşkulara
ama sen yine de kendini sınırlı tutma
sevgilim, akarsuları sakın unutma
17
istersen ayıpla beni, istersen bağışla
bilmem ne yapardım sen olmasan
sen ki keyif getiren yalnızlığıma
incecik bir kadınsın çamaşır asan
beni tılsımıyla bozgunlardan koruyan
ömrüme asılı ışıldayan nazarlık
seni kösnüyle düşündüğüm zaman
içimde fışnayıp köpüklenen sıcaklık
yayılırdın atlasında ürpererek tenimin
ürkek ve narin kuş ayaklarıyla
örgüsü gibi kanayan bir kilimin
yüzümü al basan akışkan nakışlarıyla
hangi suç taşır cezasını yanında
o suç ki insanın tenini yadsımasında
18
kuşkuyla morarırken önlerinde günleri
dünleri yamru yumru kararır arkalarında
şu vurdumduymaz uzun ömür düşkünleri
pıtrak gibidir zamanın saydam kumaşında
uzun ömre böylesine düşkün olanlar
daha fazla kötülükse görmek istedikleri
hele bir dönüp geçmişlerine baksınlar,
kaç bin yıllık çamurdur kişilikleri
korkunç gelmiyor bana hiç ölüm düşüncesi
bir ömrün hak edilmiş hasatıysa eğer
yaşamın o devingen yenilenme hevesi
erken bir ölüme bence her zaman değer
ben bir ejderin parlak pulum sırtında
birim düşer yerine birim çıkar sırasında
19
engel tanımaz saraylara bile girer acı
solgun bir oteldir yine de meskeni
üreyip zenginleşmektir çünkü onun amacı
çatlak aynalardan alır kendine gerekeni
özümler titizlikle aşkı da sevgiyi de
göz göz odalarıyla acının otel peteği
ürpertiyle geçen o pıhtı gecelerinde
konuk etmiştir kim bilir kaç kırık yüreği
otel ki, ebruli bir gurbet kamaştırır
sürme çeker yalnızlığın şehla gözlerine
insanı seçsin diye ölümlerle tanıştırır
uyuşuk bir zamanın seğiren derisinde
ey otel; ülkemin ta kendisisin sen benim
bazen seni küçültmek için otellere giderim
20
iki türlü acı var, biri güncelden doğar
acıdır günbegün kararan gazete haberleri
insanı çözümsüzlüğün acziyle boğar
içine kanatır sessizce umurlu yürekleri
bu acı her zaman umut taşır yedeğinde
tutunur var gücüyle zamanın akışına
ikincisi nakıştır duygunun gergefinde
kök salmış özümüzün karmaşık kumaşına
insanın önüne geçilmez o kavrama isteği
acıya dönüşür doğanın dipsiz giziyle
hem odur hem de değil bir kuşun teleği
işleviyle çakışan kusursuz biçimiyle
hiçbir şeyi tam anlayamaz bilinç dediğin
acıyla tümlenir ancak türsel eksikliğin
21
düşünde görmüş beni doğurmazdan önce
mahallemizdeki çeşmenin yalağında
suyun dibinde yatıyormuşum öylece
hayıra yormuş annem bu düşü uyandığında
"sonra bir gün gerçekten doğurdum seni
yalakta gördüğüm o çocuk gibiydin."
diye anlatırdı titreterek sesini
"tuhaf ama sen bana önceden gösterildin."
işte bu gizemli düş-gerçek yüzünden
evlere taşınan sevecen bir suyun
çalkalanıp göz göz olmuş künhünden
el almış yüreğimle ben her evin oğluyum
akıl seçiklikle gösterse de yokuşu düzü
bazen belirsizliklerdir yönlendiren ömrümüzü
22
kendine yöneliktir sevda dediğin
sevgili onu var etmeye yarar ancak
açılır üstünde tensel isteğin
kılıfında bunalan bu tinsel sancak
sense ta derinden bütün benliğinle
hazırsındır birine adamaya ömrünü
sevdayla buğulanmış gözlerinle
görmezsin aynaların sana güldüğünü
ama diner zamanla içindeki fırtına
toz duman dağılır durulur ortalık
bakamazsın bile artık suratına
bir hiçtir sevgilim sandığın alık.
gönlümdeki sevda seli taştan taşa atladı
ne kadınlar sevdim de haberleri bile olmadı
23
birdenbire olur, beklenmedik zamanda
içinde belirsiz bir şey sezersin
yüreğinin yankılanan tınısında
bir şeydir de ne olduğunu bilmezsin
ne hüzündür, ne kederdir, ne acı;
yalnızca kendisidir, kendine benzer
şöyle bir yoklamaktır sanki amacı
karıştırıp aklını geldiği gibi gider
ama ben inatla tetik durup bekledim
biraz daha bildim ki her seferinde
içimde bir taraz gibi sezinlediğim
hiçlikti özümün duygusal çeperinde
işte ben yıllar yılı yarı ölü yarı diri
o hiçliğe yazdım bunca harlı şiiri
24
durup geçmişe baktım hüzünle bugün
bir otele iner gibi kendime indim
kunt acılarla incinmiş ve ölgün
sağnaklardan geçtim de sonunda dindim
yıllardır unutulmuş suskun varlığı
kanepenin altından bir cam bilye
ve bir ilk öpüşün gizemli sıcaklığı
seslendiler derinden bizi de an diye
nedir ki zaten geçmiş dediğimiz
içinde közler bulunan külden başka
zaman zaman ürperip eşelendiğimiz
gereksinim duydukça sevgiye ve aşka
geçerek dününün puslu kapısından
geçmişle kurtulur insan dağdağasından
25
bir iblisim, bir meleğim var benim
aşk ve şiirdir gizli değil adları
bazen iblisim melekleşir, iblisleşir meleğim
dilimde dolaşır acı zakkum tatları
titrerim bir hullalı gibi
ateşler içinde seğirir derim
budur bütün şairlerin nasibi
günlerce kan kusar, kan terlerim
bir iblisle bir melek arasında
sarsalarım sanrılı bir yaşamı
hasta bir gerçeğin başında
duyarım boz bir yılan olan acımı
işte budur sonelerin son sözü
sımsıkı tutmak avucunda bir közü

 

25 Mart 2015

William Shakespeare - 116. Sone

Mutlu birleşmesine hiçbir engel yok bence
Gerçekten sevenlerin. Sevgi demem sevgiye
Bir döneklik yaparsa bir değişme görünce
Başka yola saparsa sevgili saptı diye:
Hayır sevgi besbelli sağlam bir nirengidir
Boraları gözler de sallanmaz göğüs gerer
Gemilere yön veren yıldızların dengidir.
Değeri bilinmeden başı ta göğe erer.
Zamanın soytarısı değildir sevgi asla
Gül yüzlüler göçse de orağına düşerek
O değişmez kısacık günlerle haftalarla
Direnir ve katlanır mahşerin ucuna dek.
Yanılıyorsam bunda ve çıkarsa yanlışım
Ne hiç kimse sevmiştir ne ben şiir yazmışım.


22 Mayıs 2013

William Shakespeare - Soneler

56. Sone
Tatlı sevgi gücünü tazele de iştahın
Körlendi demesinler bıçak çekmeden önce;
Öyle ya bugün doyup yatışsa bile yarın
Bulur eski gücünü yeniden bilenince.
Sen de öyle ol sevgi: bugün aç gözlerini
Tıkabasa doyur da sımsıkı kapat. ama
İyice görmek için yarın aç gözlerini:
Sonsuz duygusuzlukla aşkın rûhuna kıyma.
Bu acıklı ayrılık diyelim ki bir umman
Böler yaman gücüyle bir sahili ikiye.
Her gün iki nişanlı gelir sevgi o zaman
Dönmüştür: sevinirler kıyı şenlendi diye.
Ya da ayrılık kıştır nice üzüntü dolu
Onun için dört gözle beklenir yazın yolu.
57. Sone
Kölen olmuşum senin, elden başka ne gelir,
Gece gündüz el pençe divanım buyruğuna;
Geçirdiğim saatler baştan başa bir hiçtir
Sen buyurmuş değilsen çabalarım boşuna.
Senin için, sultanım, saatleri gözlerken
Ben kimim ki küseyim sonu gelmez günlere,
Kara kara düşünmem, acı çekmem özlerken
Uğurlar olsun dersen kölene sen bir kere
Ben kimim ki kıskanıp kuşkulanıp sorayım
Kimle içli dışlısın, nedir yaptığın işler;
Derdim günüm put gibi düşünmeden durayım,
Mutlu kıldıklarını bilmek içime işler.
Öyle körkütük sadık bir köledir ki sevda,
Seni kötü göremez bin kötülük yapsan da.
58. Sone
    Tanrı beni ilk başta sana kul yaptı sonra
    Keyfine el koymamı yasak etti
    Ya da özlem duymamı hesaplı zamanlara:
    Kölenim ya boş vaktin olsun diye bekletti.
    Ah bırak katlanayım el pençe divan: değer
    Senin özgürlüğünün tutuklu yokluğuna;
    Her mihnete sabreder her azara baş eğer
    İncittin diye hiç suç yüklemez bile sana.
    Sen nerede olursan ol yetkin güçlü özgürsün;
    Hâkimsin dilediğin gibi kendi vaktine:
    Canın neyi isterse varsın o keyfini sürsün
    Kendine suç işlersen kendin bağışla yine.
    Beklemek cehennemdir ama beklerim seni
    İyi kötü demeden suçlamadan keyfini.
    59. Sone
    Yeni hiçbir şey yoksa yalnız eskiler varsa
    Demek ki beynimize oynanan bir oyun var
    Yaşamış bir çocuğu doğurmağa kalkarsa
    Yaratma çabasıyla sancılanarak tekrar!
    Ah şu eski defterler bir dönüp baksa geri.
    Güneşin beş yüz kere dönüşünden de önce
    Göstersin eski kitap sendeki imgeleri
    İlkin nasıl yazıya döküldüyse düşünce.
    Acaba eski dünya neler demiş görelim
    Sendeki görmelere değer güzelliklere;
    Onlar mı üstün biz mi bu işin ustası kim
    Yoksa dönüp dolaşıp geldik mi aynı yere?
    Hiç kuşkum yok: Geçmişte ne sivri akıllılar
    Senden değersizlere övgüler yağdırdılar.
60. Sone
Dinen dalgalar gibi kayalık kıyılarda
Sonlarına koşuşur ömrümüzün ânları
Hızla yuvarlanırlar çırpınarak ardarda
Tutmak istercesine öne atılanları
Doğan varlık aydınlık günlere erer ermez
Olgunluğa ilerler tam kıvamını bulur.
Zaman armağanını yok etmeye koyulur.
Gençliğe vergi olan süsü Zaman didikler
En gözde varlıkları canavarlar gibi yer.
Kimse karşı duramaz amansız tırpanına:
Ama o gaddar ele rağmen seni över de
Dimdik durur şiirim umut dolu günlerde
61. Sone
Ağır gözkapaklarım yorgun gece içinde
Hayalinle apaçık kalsın dileğin bu mu?
Sana benzer gölgeler gözümle eğlensin de
Keyfince parçalayıp geçsinler mi uykumu?
Gönderdiğin ruhun mu canevinden uzağa
İşlerime gözkulak olsun düşürsün diye
Aylak saatlerimi utancımı tuzağa:
Hasedine kuşkuna yardakçılık etmeye?
Hayır sevgin çoksa da büyük değil o kadar
Benim kendi aşkımdır vermeyen uyku durak
İşte öz sevgim dirlik düzenliğimi bozar
Senin uğruna bana hep nöbet tutturarak.
Ben bekçinim sen başka yerlerde uyanıksın:
Benden uzaksın sana başkaları çok yakın.
    62. Sone
    Kendime aşk duymanın günahıyla dopdolu
    Gözlerim ve yüreğim varlığımın her yeri;
    Yoktur ki bu günahtan kurtulmanın bir yolu:
    Canevime sımsıkı sarılmıştır kökleri.
    Hoş değildir kimsenin yüzü benimki kadar
    Benden yakışıklısı benden vefalısı yok;
    Ölçüp biçiyorum da bende ne değerler var.
    Ben herkesten üstünüm her bakımdan hem de çok.
    Ama gerçek yüzümü aynada görür görmez
    Pörsümüş benzim uçuk. şerha şerha ve köhne
    Kendime duyduğum aşk ters düşer bana bu kez:
    Kötü şeymiş insanın aşk duyması kendine.
    Sensin öbür benliğim varlığımda övdüğüm
    Yaşımı gençliğinle güzelliğinle örttüm.
63. Sone
Bumburuşuk yapacak ezecek sevgilimi
Zamanın gaddar eli nasıl beni yıktıysa;
Günler kanını emip alnına işledi mi
Kırışıklar bir kere; gençlik tanı çıktıysa
Yaşlılık gecesinin karanlık yokuşunu
Hükümdarı olduğu güzellikler kaçışır
Gözden ırak olarak yalnız bırakır onu
Bahar hazinesini çalıp yokluğa taşır;
Kaygım bütün gücümle karşılamak o çağı:
Gözlerden gönüllerden yok edemesin diye
Yaşlılığın amansız öldürücü bıçağı
Tatlı güzelliğini - kıysa da sevgiliye:
Kara satırlarımda gözler yüzünü görsün
Şiirim yaşadıkça taptaze ömür sürsün.
64. Sone
Gördüm anıtlarını nice görkemli çağın
Zamanın zalim eli. yıkıp etmiş yerle bir
Başları göğe değen kuleler darmadağın
Ve sonsuz tunç ölümün gazabına köledir;
Gördüm obur okyanus yenilgiye uğratmış
Keyfince hüküm süren heybetli kıyıları
Ye sert toprak kendine koca ummanı katmış
Zarar kârı arttırmış kâr büyütmüş zararı;
Gördüm her şey bozulur sonsuz sürüp gidemez
En sağlam devlet bile günün birinde çürür
Yıkımlar düşündürdü beni ister istemez:
Ergeç sevgilimi de Zaman alıp götürür.
Bana ölüm gibidir yitmesinden korkarak
Hiçbir şey yapamayıp varlığına ağlamak.
65. Sone
Ne tunç ne taş ne toprak ne de sonsuz denizler
Acıklı fâniliğe karşı koyamazlarken
Nasıl bu kör öfkeyle güzellik cenge girer
Çabasında en fazla bir çiçek gücü varken?
Ah nasıl göğüs gersin yazın tatlı rüzgârı
Azgın günler dört yandan üstüne yürüdükçe
Bozguna uğrattıkça yenilmez kayaları
Çelik kapılar bile: Zamanla çürüdükçe?
Ne korkunç bir düşünce: Ah nerde saklı dursun
Çağların mücevheri Çağların sandığından?
Bir zorlu el var mı ki bu koşuyu durdursun?
Güzellik yağmasını kim esirgesin ondan?
Yok hiçbiri meğer ki bu mucize sürsün de
Sevdiğim ışıldasın kara yazı üstünde.
66. Sone
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

29 Nisan 2013

William Shakespeare - Soneler

44. Sone
Düşünceye dönüşse benim etim kemiğim
Yolum kurban gidemez hoyrat mesafelere;
Ben tüm uzaklıkları aşıp erişeceğim
Sınırsız ötelerden senin olduğun yere.
Varsın sımsıkı basın ayağım topraklara
Dünyada bir köşede senden uzak mı uzak
Çevik düşünce sıçrar dinlemez deniz. kara
Ulaşır özlediği yere hayal kurarak.
Ben düşünce değilim: ah düşündükçe bunu
- Sen gittin ben uçamam - bu öldürüyor beni;
Alt tarafı varlığım biraz toprak biraz su:
İnleyerek beklerim geleceğin keyfini.
Bu iki som maddeden birbirinin yasına
Nişan takan o ağır yaşlar kalacak bana.
45. Sone
    Öbür ikisi hafif hava paklayan ateş
    Ben nerdeysem onlar da hep seninle beraber:
    Birisi düşünceme öteki arzuma eş;
    Bir vardır bir yok: böyle hızla kayıp giderler.
    Bu uçucu maddeler yel yeperek yol alır.
    Aşk elçileri gibi. sevecenlikle sana;
    Canım dört maddedendir. o ikisiyle kalır
    Üzgün yürekle düşer ecelin kucağına.
    Tüm varlığım kavuşur öz yapısına derken:
    O hızlı haberciler senden dönmüştür işte –
    Onlar bana müjdeler getirmiştir gelirken
    Senin sağ sapasağlam olduğunu görmüş de.
    Duyunca mutluyumdur sonra sevincim söner;
    Yine elçi yollarım hüzün kalbime döner.
46. Sone
    Savaşır gözlerimle gönlüm öldüresiye
    Senin güzelliğinin ganimeti yüzünden:
    Gözüm kovar gönlümü seni görmesin diye
    Gönlüm ister gözüme pay vermemek yüzünden.
    Gönlüm bildirir senin orada yattığını
    Öyle bir hücrede ki giremez billur gözler;
    Gözüm inkâra kalkar gönlün anlattığını
    Güzel yüzünün ona sığındığını söyler.
    Gönlü dinleyip karar vermek için toplanır
    Düşünceler kurulu: soruşturur hakçası
    Kurulun yargısıyla bir karara bağlanır
    Seven gözün payıyla duyan gönlün parçası:
    Senin dış güzelliğin olur gözümün payı
    Gönlüm kazanır aşkın gönlündeki dünyayı.
    47. Sone
    Anlaşıp birleştiler benim gözümle gönlüm.
    Karşılıklı iyilik yaparlar gerek varsa:
    Bir bakışa acıkıp azap çekerse gözüm
    Ya da seven kalbimi hıçkırıklar boğarsa.
    Gözlerim. sevgilimin resim şölenindedir.
    Gönlümü çığırırlar renklerin cümbüşüne;
    Güzlerim de gönlüme konuktur arada bir
    Ve candan ortak olur bu sevdanın düşüne.
    Ya resminle bendesin ya benim aşkımla bak.
    Sen hep can evimdesin uzaklara gitsen de.
    Kalamazsın bendeki düşüncelerden uzak.
    Ben hep onlardayım ya. onlar her zaman sende.
    Onlar uyusalar da resmin işte karşımda
    Gözü gönlü uyutmaz şölen yapar canımda.
48. Sone
Nasıl da özenmiştim yola çıkmadan önce:
Değersiz her malımı mahzene kapatarak
Tam bıraktığım gibi bulmak için dönünce
En güvenli yerlerde hınzır ellerden uzak.
Mücevherlerim senin yanında çerden çöpten:
Sen eşsiz huzurumdun şimdi yas olacaksın;
Sen ki canlar canısın derdim günümsün hepten
En adi hırsızların elinde oyuncaksın.
Ben sandığa koymadım kilitlemedim.seni;
Yoksan bile ordasın diye bildiğim yere
Can evime usulca sokup gizledim seni
Girip çıkasın diye kendi keyfine göre.
Seni çalarlar ordan bile işte korkum bu:
Böyle değerli ödül hırsız eder namusu.
49. Sone
O gün gelsin hazırım; ergeç gelirse o gün
Kusurlarıma bakıp kaşını çatacaksın
Aşkının değerine ters düşecek gördüğün
Bu uyuşmaz hesabı silip kapatacaksın.
O gün gelsin hazırım; el gibi geçersin ya
O gün gözlerinle selâm bile vermeden;
Aşk bürünmüştür artık bambaşka bir kılığa.
Asık suratın için bulursun birçok neden.
O gün gelsin hazırım alıştırdım kendimi:
Değerim hakkım budur diyerek bile bile.
Kendime karşı tanık kaldırırım elimi
Ve savunurum senin haklı özrünü şöyle:
Zavallı ben’i bırak yasalar senden yana
Gerekçe gösteremem bana sevgi duymana.
50. Sone
Yola koyuldum ama ilerlemek ne de zor;
Şu yorucu yol var ya ben sonuna vararak
Rahata kavuşmayı umarken şöyle diyor:
“Sen ne kadar gidersen dostun o kadar ırak.”
Beni götüren hayvan üzüntümün yorgunu
Güçbelâ yürür benim dert yükümü taşırken;
Zavallı bir sezgiyle öğrenmiş sanki şunu:
Binicisi hız sevmez senden uzaklaşırken.
Kanlı mahmuzum bile onu öne süremez
Sağrısını öfkeyle bazen dürtükleyince;
Yalnız inilder de başka yanıt veremez
O derisini deşen mahmuzdan keskin bence.
___çünkü o inleyişten şu doğuyor kafamda:
___benim derdim önümde sevincimse arkamda.
 
51. Sone
Bineğimin suçunu hoş görebilir sevgim:
    Yavaş gitti ben hızla uzaklaşırken senden.
    Senin olduğun yerden niçin koşup gideyim?
    Dönünceye dek koşu tutturmağa yok neden .
    Ah. zavallı hayvanım ne özür bulur böyle.
    Hızların en yamanı bana yavaş görünür;
    Ben üzengi vururum rüzgâra binsem bile.
    Kanatlanıp uçarım başka her hız sürünür.
    Aşık atamaz hiçbir at arzumla o zaman.
    Çünkü arzu en güçlü aşktan doğan yaratı.
    Kişner - külçe et değil - ateşli bir küheylân;
    Aşka karşılık sevgi hoş görür bitkin atı.
    Senden uzaklaşırken kasden yavaş gitti ya
    Ben sana koşup onu bırakacağım yaya.
52. Sone
Nasıl açar da kutsal anahtarıyla zengin
Kucaklaşırsa cânım kitli hazinesiyle
Seyrek tadılan zevkin körlenmemesi için
Nasıl denetlemezse her saat - ben de öyle ...
İşte bunlar en mutlu en şanlı şölenlerdir:
Arada bir gelirler upuzun yıl boyunca;
Paha biçilmez taşlar seyrek dizilenlerdir
Ayrık mücevherlerdir görkem verenler taca.
Zaman mücevher kutum gibi basar bağrına
Ya da giysi dolabım gibi saklar da seni
Eşsiz kutsallık versin diye eşsiz bir ana
Gözler önüne serer tutuklu görkemini.
Erdemlerin sonsuzdur varlığın gür ve kutlu:
Sana ermek zaferdir sensizlik umut dolu.
53. Sone
Sen neden yapılmışsın varlığının özü ne?
Sayısız garip gölge el pençe divan sana.
Herkes tek bir kez yansır herkeste tek bir gölge;
Tek olan senden düşer her gölge dört bir yana.
Besbelli sana desem gel Adonis' i * anlat:
O senin sahte resmin salt kötü bir taklidin ...
Helena'nın* yüzünde her güzellik bir sanat
Ve sen Yunan giysili bir yeni şahesersin.
Dile getir ilkyazı hasadın bolluğunu
Sendeki güzelliğin gölgesi olur biri
Öteki isbat eder ne cömert olduğunu -
Ve biz sende buluruz tüm kutsal biçimleri.
Senden bir payı vardır tüm dış güzelliklerin;
Gönül sadakatinde yoktur eşin benzerin.
54. Sone
Ah güzellik nasıl da doğruluğun kattığı
Cânım süslerle kat kat güzelliğe bürünür!
Gül alımlıdır ama bağrında yaşattığı
Tatlı kokuyla bize çok daha hoş görünür.
Yaban güllerinin de büyülü kokularda
Görkeme ermiş güller kadar koyudur rengi;
Onlar da dikenlidir: yaz soluğu açar da
Konca peçelerini oynarlar dört kol çengi.
Ama dış görünüştür onların tek erdemi
Yaşarlar okşanmadan; gözlerden ırak solar
Yapayalnız ölürler. Cânım güller öyle mi:
Tatlı ölümlerden varlığa ıtır dolar.
Sevgi dolu güzel genç sen solup gittiğinde
Şiirlerimde yaşar senin öz gerçeğin de.
55. Sone
Ne yaldızlı hükümdar anıtları ne mermer
Ömür süremez benim güçlü şiirim kadar;
Seni pasaklı Zaman pis bir mezara gömer.
Ama satırlarımda güzelliğin ışıldar
Savaşlar tepetaklak devirir heykelleri
Çökertir boğuşanlar yapı demez sur demez
Ama Mars’ın kılıcı cengin ateş selleri
Şiirimde yaşayan anını yok edemez.
Ölüme ve her şeyi unutturan düşmana
Karşı koyacaksın sen; yeryüzünü mahşere
Yaklaştıran çağların gözünde bile sana
Bir yer var övgüm seni çıkarttıkça göklere
Dirilip kalkıncaya kadar mahşer gününde
Yaşarsın şiirimde sevenlerin gönlünde

19 Nisan 2013

William Shakespeare -Soneler

33. Sone 
Ne görkemli şafaklar görmüşümdür hükümdar
Gözleriyle dağlara koyar en şanlı süsü
Altın yüzü öptükçe yemyeşil olur kırlar
Soluk sulara yaldız kaplar kutsal büyüsü.
Ama birden bırakır gökten inmiş yüzüne
Saldırsın diye hınzır bulutların yığını
Sonra saklar yüzünü üzgün dünyadan yine
Batıya kaçıp gizler kararan varlığını;
Sevgili güneşim de doğup ruhuma doldu
Bir sabah zaferlerle görkemlerle erkenden
Ah sonra gitti ancak bir saat benim oldu
Kara bulutlar onu yine gizledi benden.
Bu yüzden ona karşı sevgim kapılmaz hınca
Yerdekiler solmaz mı gökte güneş solunca?
34. Sone
Öyle güzelim bir gün vaad edip sanki neden
Pelerin giydirmeden yola çıkarttın beni
İndi de kem bulutlar yarı yola gelmeden
Hain duman gizledi senin alıp görkemini
Bora görmüş yüzümü yağmurlar ıslatınca
Yetmez bulutu delip kurulamağa koşman:
Övgü olmaz yarayı iyi eden ilâca
Utanç denen illete olamıyorsa derman.
Senin utanman benim yüreğimi dağlamaz;
Sen pişmanlık duysan da olanlar yalnız bana;
Suçlunun üzüntüsü pek teselli sağlamaz
O suçun çarmıhını sırtında taşıyana.
Ah sevginden dökülen o inci gibi yaşlar
Onlarda şerre fidye illetlere deva var.
35. Sone
Yakınmasan da olur artık kötülüğünden:
Güllerde diken vardır gümüş çeşmede çamur;
Tutulur ay ve güneş söner bulut yüzünden;
En şirin tomurcukta iğrenç kurtlar bulunur.
Kusursuz insan olmaz bende de kabahat az mı?
Örnekler verip haklı bulmak suç işleyeni?
Bu özürler büsbütün ahlâkını bozmaz mı?
Günahlarından öte bağışlamışım seni.
Benim aklım savunur senin şehvet suçunu;
Avukatın gibiyim dâvâcın olsam bile:
Suçlu ben’im yargıca kendim söylerim bunu
İç savaşa tutuşur bende nefret sevgiyle.
Suç ortağı olmaya gösteriyorum rıza
Hiç acımadan beni soyan tatlı hırsıza.
36. Sone
İtiraf edeyim ki ikimiz apayrıyız
Birleşik olsa bile bölünmeyen sevgimiz:
Bu utanç lekeleri bende kalacak yalnız
Bana nasib olacak çile doldurmak sensiz.
Duyduğumuz sevgiler birdir bir bakıma
Yaşamımızı bölen acıklı ayrılıklar
Sevginin birliğini altüst edemez ama
Sevişmenin tadından tatlı saatler çalar.
Sevgilim olduğunu açıklamam artık ben
Yanıp yakıldığım suç lekelerdiye seni
Bana iyilik edip şeref veremezsin sen
Feda etmeden kendi adının şerefini:
Sakın buna kalkışma; öyle ki sana sevgim
Benim olduğun için iyiliğin de benim.
37. Sone
Seyredip haz duyar ya çökmüş bir baba hani
Kabına sığamayan delifişek oğlandan
Ben de kaderim yaman sakat edeli beni
Huzur duyarım senin erdeminden vefandan.
Güzellikle soyluluk servet akıl hep sende
Bunlardan biri ya da hepsi ondan da fazla.
Hakçası bu: başına taç oldu onlar; ben de
Bu eşsiz hazineye katılıyorum aşkla.
Ne sakat ne zavallı ne acıklıyım artık
Bana öyle yaman güç verdikçe senin gölgen
Yeter de artar bile senden aldığım varlık:
Görkeminden bir parça alıp yaşıyorum ben.
Dilerim senin olsun en iyi ve en kutlu;
Bu dileğimle bile olurum on kat mutlu.
38. Sone
Çeker mi benim Esin Perim konu kıtlığı
Sen şiirime sebil ettikçe soluğunu
Yanında kaba kâğıt kalemin kof kaldığı
Hoş varlığın oldukça bana en tatlı konu?
Ah tüm teşekkürleri övgüyü kendine sun;
Varsa al yazdığımda değerli gördüğünü.
Sen yaratıcılığa ışıklar saçıyorsun.
Sanki kim dilsiz kalıp yazamaz ki övgünü.
Sen onuncu Peri ol kötü ozana gelen
Yaşlı dokuz Periden on kat yüksek değerin;
Gür esinlerle dolu Peridir sana gelen:
Bu günü aşan sonsuz dizeleri getirsin.
Bu deney çağına hoş gelirse Esin Perim
Üzgüsü benim olsun övgüsü senin derim.
39. Sone
Ah nasıl efendice övgüler sunsam sana?
Hep senin değerindir bende varsa bir değer
Kendimi övmek sanki ne kazanç sağlar bana?
Böbürlenmektir sana söylediğim türküler.
Sırf bu yüzden bile biz yaşamalıyız ayrı;
Tek diye bilinmesin güzel aşkız artık:
Sana verebilirim salt hakkın olanları
Hele bir gerçekleşsin aramızda ayrılık.
Ah yokluk sen kimbilir ne korkunç bir işkence
Olurdun uzaklığın acısı sağlamasa
Sevgi düşünceleri gibi hoş bir eğlence
Zaman ve hayal gücü yüreği dağlamasa;
Sen öğretmiş olmasan nasıl çift olurmuş tek
Burda bulunmayanı var gücünle överek.
40. Sone
Hepsini al sevgilim ne sevgi varsa bende
Çoktan senin olmayan ne sevgi sağlarsın ki?
Gerçek der misin ona eline geçirsen de
Sevdiklerimin hepsi sende değil mi sanki?
Sevgilimi alırsan gerçek sevgim uğruna
Ses çıkarmam onunla keyif sürdüğün için;
Sevgime sırt çevirip el uzatırsan ona
Kendini aldatırsan suçun büyüğü senin.
Tatlı hırsız yine de bağışlarım suçunu
Sen varımı yoğumu alırsan bile benden;
Oysa daha acıdır sevenler bilir bunu
Sevginin haksızlığı nefretin sillesinden.
Güzel sürtük kötülük iyi görünür sende;
Biz düşman olmayalım can evimi söksen de.
41. Sone
Ben kalbinden uzakken fırsat kaçırmayarak
Yaptığın şu sefahat şu çapkınlıklar var ya:
Hepsi de güzelliğin gençliğin için bir hak
Çünkü nereye gitsen arzu koşar oraya ..
Herkes seni kazanmak ister cömertsin diye;
Sen afet bir güzelsin: sevaptır güzel sevmek.
Kadın karar vermişse ağına düşürmeye
Anasından doğmuş mu ondan kaçacak erkek?
Ah yine de kalbinden kovmazsın belki beni;
Güzelliğini hoppa gençliğini kınarsın
Onlar sefahatte de bırakmazlar peşini:
Zorlanırsın ve çifte ihanete kalkarsın
Güzelliğinle çekip aldığın kadına da
O güzellikle beni aldatarak sana da.
42. Sone
O kadın senin oldu: derdim değil yalnız bu;
Onu eşsiz bir aşkla seviyordum doğrudur;
Ama sen onun oldun yas'a boğdun rûhumu:
Sevgi yok olup gitti beni kahreden budur.
Bağışlarım çünkü aşk suça iter seveni.
Sen onu seviyorsun ben seviyorum diye;
O da benim uğruma aldatıyor ya beni
Hatırım için razı dostumdaki sevgiye.
Ben seni yitirirsem kaybım aşkımın kârı
Ve onu yitirirsem dostumun kazancı var;
İkisi birleşti de ben yitirdim onları
Gönlümü almak için bana haç çıkardılar.
Sevinçliyim yine de: dostumla tek varlığız;
Ne hoş düzen! O kadın beni seviyor yalnız.
43. Sone
Apaçık görüyorum gözlerimi yumunca.
Bütün gün gördüklerim taşımaz hiçbir değer
Ama düşlerde sen varsın uyku boyunca;
Göz karanlıkta ışır karanlıkları deler
Başka bütün gölgeler gölgende ışık bulur;
Bedeninin gölgesi mutluluğu gösterir
Işıl ışıl gündüze saçarak daha çok nur
Senin gölgen nasıl da kör gözlere fer verir.
Gözlerim kutlu olur seni seyrettikçe ben
Canlı gün aydınlanır sendeki ışıklarda
En karanlık gecede belirsiz güzel gölgen
Derin uykuda sönmüş gözlere can katar da.
Seni görmeyince benim günüm her gece;
Geceler gündüz olur düş seni gösterince.

14 Nisan 2013

William Shakespeare - Soneler

19. Sone
Aslanın pençesini körlet Zaman ejderi
Doyur dünyayı kendi yavrusunun canıyla;
Kaplanın çenesinden sök o keskin dişleri
Alevlerden dirilen ankayı yak kanıyla;
İstersen kasırga ol şen mevsimleri karart
Rüzgâr kanatlı Zaman; yap aklına eseni
İstersen dünyayı yık güzel yüzleri sarart
Ama en kalleş suçtan alıkoyarım seni:
Sevgilimin yüzünü saatlerinle oyma
Köhne kalemin onu boğmamalı çizgiye;
Sakın sürüp giderken çirkin izini koyma
Sonraki insanlara güzellik kalsın diye.
Geçkin Zaman yapsan da en şom kötülükleri
Şiirimde sevgilim sonsuz yaşar dipdiri.
20. Sone
Yaradan kadın yüzü çizmiş sana eliyle
İstek dolu sevgimin efendisi dilberi;
İnce kadın yüreğin öğrenmemiştir hile
Bilmez kadınlardaki kancık döneklikleri;
Gözlerin daha parlak kahpelikten yoksundur
Neye bakarsa baksın altın yaldız kaplatır;
Erkeklerin en hoşu en hoş şeyler onundur
Erkekleri büyüler kadınları çıldırtır.
Seni yaratmış olsa kadın olarak önce
Yaradan bile çılgın bir sevgi duyacaktı
Ama bir hiç uğruna bir fazlalık verince
Varlığına doymaktan beni yoksun bıraktı.
Değil mi ki kadınlar için yaratmış seni
Sen sevgimi al onlar sömürsün hazineni.
21. Sone
Ben başka bir ozanım. Öbür manzumeciler
Boyalı güzel görür kalemi alır ele
Göğü tutup onunla yazdıklarını süsler
Her güzeli benzetir kendindeki güzele.
Hem de ne şatafatlı teşbihler çifter çifter:
Güneşle ay; toprağın denizin cevherleri
Nisan tomurcuklan nice bulunmaz şeyler
Yeryüzünü kuşatan o cennet çemberleri. ..
Ben gerçeği yazarım benim sevgim gerçek ya:
İnan olsun sevgilim güzellerin güzeli
Ana yavrusu gibi pek parlak olmasa da
Gökyüzünde yanan o altın kandil misali. ..
Onların boş lafları olamaz benim işim:
Satacak değilim ki niçin övecekmişim.
22. Sone
Yaşlısın deseler de banainanmam aynalara
Gençlik ve sen aynı yaştasınız ya!
Ama zamanın yol yol izler açtıgını görürüm de sende
Anlarım er geç bana da gelip çatacak ölüm.
Seni baştan ayağa saran şu güzellik var ya
Yüreğimin en gösterişli örtüsü de o işte benim.
Güğsünde yaşadıkça yüreğim yüreğinse ben de arttıkça
Kim der ki nasıl diyebilir ki senden yaşlıyım?
Yeni doğmuş yavruyu sakınır gibi ebesi
Taşıdığım yüreğin üstüne ben nasıl titreyeceksem.
Nasıl sakınacaksam kendimi kendim için değil senin için;
Öyle sakin işte sen de kendini ey sevdiğim!
Geri gelir sanma yüreğin benim yüreğim öldükten sonra;
Bana vermiştin onu unutma geri almamak üzere bir daha.
23. Sone
Korkudan sahnede eli ayağına dolaşıp
Rolünü şaşıran kötü bir oyuncu misali;
Ya da azdıkça içine sığmayan öfkesi taşıp
Kendi yüreğini zayıf düşüren çılgın biri gibi
Unutuyorum kendime güvenim olmadığından mutlaka
Tam olarak söylemeyi aşk oyununun sözlerini;
Ve aşkımın yükü öylesine ağır geliyor ki bana
Kendi aşkımın gücü karşısında eziliyorum sanki.
O halde nedemek istediğimi bakışlarım anlatsın
Konuşan gönlümün sessiz sözcüsü olsun onlar;
Aşkımı onlar açığa vursun derdime çare arasın;
Öyle ki hiç kalsın yanında durmadan konuşanlar.
Ah sessiz aşk neler yazmış öğren artık okumayı
Aşkın sırrına ermişler bilir gözleriyle duymayı...
24. Sone
Gözlerim ressam rolünü aldı ve kabartma çizgilerle
Güzelliğinin biçimini gönlümün levhasına çıkardı;
Bedenime gelince o da bu resmin çerçevesi oldu işte;
Malum resmin konumundan bilinir usta ressamın sanatı.
Seni olduğu gibi yansıtan resim nerde diyorsan
Ressamın içine bakıp hünerini orda görmelisin;
Camlarının parlaklığını senin gözlerinden alan
Göğsümdeki sergide asılı resme ulaşmalısın.
İşte bak gözler gözler için neler yapıyor!
Gözlerim senin şeklini çizdi seninkilerse
Gönlüme açılan birer pencere; güneş de bayılıyor
Onlardan içeri bakmaya sen varsın diye içerde.
Ama gözlerin sanatında yine de bir eksiklik var:
Gördüklerini çiziyorlar yalnız yüreği tanımıyorlar.
25. Sone
Yıldızların gözdesi olanlar övünsünler
İkballe iktidarla alımlı ünvanlarla;
Kader vermediyse de bana böyle bir zafer
Mutluyum en saydığım beklenmedik şanlarla.
Hükümdar gözdeleri ne güzel yaprak açar;
Güneşteki kadife çiçeğidirler ancak:
İçlerinde gömülü kalır kibirler şanlar
Çünkü kaş çatıldı mı her görkem yok olacak.
Savaşlarda gücüyle ün salan bir kahraman
Bin zafer kazansa da düşmeye görsün bir kez
Adı silinir şeref defterinden o zaman
Mertlik destanı artık anılarda süremez.
Ben sevdim sevildim ya; hepten mutlu yaşarım
Yoldan çıkartılamam ne de yoldan şaşarım.
26. Sone
Sevgimin sultanı ben kul oldum işte sana
Erdemin güçlendirdi benim görev duygumu;
Gönderdiğim bu yazı elçilik yapsın bana
Bir zekâ gösterisi değil hizmet belgem bu.
Böyle yüce görevi zavallı aklım belki
Anlatamaz da doğru dürüst cılız gösterir
Ama sendeki ruh ve düşün öyle güzel ki
Umarım işte onu bana çırçıplak verir.
Uğur doğar yazgımı yönelten yıldızlarda
Talihim başlayarak yaver gitmeye yine
Yırtık pırtık sevgime giyim kuşam sağlar da
Lâyık gösterir beni senin iyiliğine.
Bir gün övüneceğim sevdiğim için seni
O güne dek görünmem sınarsın diye beni.
27. Sone
Yorgun argın alırım yatağımda soluğu:
Yatak yol yorgununa en hoş dinlenme yeri
Ama bu sefer başlar aklımın yolculuğu
Kafam çırpınır gövdem bitirmişken işleri;
Depreşen duygularım gurbet elden o zaman
Sana varmak isteyip uğrunda hacca çıkar
Baygınlaşan gözlerim açıldıkça durmadan
Sırf körlerin gördüğü karanlıklara bakar:
Hiç değilse ruhumda düş kuran bir göz var da
Görmeyen bakışıma senden hayal getirir
Hayalin karanlıkta elmas gibi parlar da
Korkunç geceyi süsler ona taze yüz verir.
Gündüz bedenim gece aklım huzur bulamaz
Gövdeyle baş senden de benden de kurtulamaz
28. Sone
Nasıl dönüp geleyim bedenim dinç gönlüm şen?
Dinlenmek nimeti hiç nasib olmaz ki bana?
Günün cefası huzur sağlayamaz geceden:
Gün gecenin gece günün kıyar canına.
Kanlı bıçaklı iki düşman değiller sanki.
Elele verip bana başlarlar işkenceye:
Biri hep işe koşar hep sızlanır öteki
Çalışmak beni senden uzaklaştırdı diye.
Günü hoş tutmak için “Sevgilim parlak” derim
“Aydınlatır gökleri bulutlar kararmışken.”
Yağız yüzlü geceyi över diller dökerim:
“Yıldızlar kör olunca sevgilimdir nur döken.”
Ama gün işte her gün çilemi uzatıyor;
Gece işte her gece derdime dert katıyor.
29. Sone
bakışlarda küçümeyiş okuyorum
yalnızım bedbahtım tesellisizim.
gökler sağır sesim boğuk
ve lanet okuyorum talihime
kıskançlıktan kuduruyorum
kiminin ikbalini
aczimden utanıyorum.
hazlarım iğrendiriyor beni.
o zaman sen geliyorsun aklıma
ve birden bire kanatlanıyorum bir tarla kuşu gibi mest
içim aydınlıkla doluyor yükseliyorum yükseliyorum
neşideler söylüyorum hayata
göklerin eşiğinden
bana ne toprağın çirkinliğinden
insanların zilletinden bana ne?
hatıran öyle sonsuz bir hazine
ve sevgin öyle büyük mutluluk ki dostum!
en mağrur hakanların tacını
hor görüyorum
30. Sone
Bazan geçmiş günlerden kalanları anarım
Bir araya gelince hoş sessiz düşünceler;
Aradığım şeylerin yokluğuna yanarım
Gönlümü yitenlerle çektiğim yaslar deler:
Yaş bilmeyen gözlerim boğulur da yaşlara
Ölüm gecesindeki sevgili dostlar için
Depreşir yüreğimde nice kapanmış yara
Yitip gitmiş yüzlere inlerim için için.
Geçmiş yaslar yeniden beni yürekten vurur
Acıları saydıkça bir bir içim kan ağlar;
Gönlüm eski dertleri anıp çile doldurur.
Borcum bitmemiş gibi yine keder borcum var.
Ama sevgili dostum seni andım mı yeter:
Bütün yitenler döner bütün acılar biter.
31. Sone
Ölüp gitti sanarak özlediğim tüm dostlar
Senin güzel göğsünde bir araya geldiler;
Orda hem aşk hem aşkın varlığı hükümdar
Hem toprağa düştü sandığım sevgililer.
Yürekten inandığım sevgili yürekten çaldı
Yalvaran yaşlarımı nice cenazelerde
Ama bak onlar sende kaldılar göçseler de
Sen gömülü sevginin yaşadığı mezarsın
Yitirdiğim dostlardan kalma andaçlar orda
Benden ne aldılarsa hep senin olsun varsın:
Artık yalnız senindir neler varsa onlarda.
Hepsi birleşmiş sende; hepten seninim bende
32. Sone
Benim ömrüm bitince hâlâ yaşıyorsan sen
Hoyrat ölüm gömünce kemiklerimi yere
Talihin cilvesiyle bir göz atmak istersen
Ölmüş dostundan kalan zavallı dizelere
Karşılaştır hepsini bugünkü yapıtlarla:
Çok gerisindedirler ustaca yazanların:
Onları şiir diye değil aşk için sakla:
Katına çıkamazlar bahtiyar ozanların.
İçinden geliyorsa bana söyle şunları:
“Güçlenseydi dostumun Esin Perisi hele
“Yaratısı aşardı aşkından doğanları.
“Allı pullu yürürdü yüksek rütbelilerle.
“Ama o öldü yeni ozanlar ondan üstün:
“Onlarda sanat dostta aşk okuyorum bugün.”

11 Nisan 2013

William Shakespeare - Soneler "


1.Sone
Artmasını isteriz en güzel varlıkların
Güzelliğin gül yüzü solmasın diye asla.
Bir güzel yaşlanıp da göçünce bugün yarın
Anısı yaşar yine körpecik yavrusuyla:
Ama can yoldaşındır kendi parlak gözlerin.
Kendi ateşin besler ruhunun alevini:
Kıtlığa çevirirsin bolluğunu her yerin
Kendi düşmanın gibi ezersin can evini.
Şimdi sen yeryüzünün taptaze bir süsüsün
Varlığın çiçek dolu bahardan müjde taşır
Ama kendi koncanda ruhunla gömülüsün.
Pintiliğin arttıkça kendi sonun yaklaşır.
Dünyaya acımazsan oburlar gibi ancak
Varlığın da mezar da güzelliği yutacak.
2.Sone
Kırk yılın kışı güzel alnını kuşattı mı
Kapladı mı yüzünü derin çukurlar artık
Gençliğinin kibirli süslü giyim kuşamı
Beş para etmez olur hırpani yırtık pırtık:
O zaman sorarlarsa güzelliğin nerdedir
Dinç ve şen günlerinin hazinesi ne oldu;
Dersen yuvaların çökmüş şu gözlerdedir
Bencillik utancıyla israfa övgüdür bu.
Kavuşur güzelliğin çılgınca alkışlara
“Benim güzel çocuğum beni kurtarır” dersen
“Ve yüzümü ağartır ben yaşlandıktan sonra”
Güzelliğinin onda sürdüğünü göstersen.
___O sen yaşlandığında yeniler varlığını
___Soğuktan donan kanın duyar ısındığını.
3.Sone
Aynaya bak da şunu gördüğün yüze söyle:
Sıra gelmiştir artık bir yaze yüz yapmana
Güzelliğini hemen yenilemezsen şöyle
Yeryüzü yoksun kalır lanetlenir bir ana.
Hiçbir güzel var mı ki el sürülmemiş rahmi
Senin sürdüğün çiftin ekinini tepecek?
Sırf kendini sevmenin mezarını ister mi
Geleceği ahmakça durdurur mu bir erkek?
Sen annenin aynası olmuşsun da o sende
Bulmuştur gençliğinin güzelim baharını;
Kendi dinç varlığınla görürsün pencerende
Kırışıklara rağmen şu altın yıllarını.
İstersen ki varlığın unutulsun bitsin
Bir kuru başına öl izin de ölüp gitsin.
4.Sone
    savurgan güzelnedir bu kendini harcaman
    senin mirasın olan güzellikleri böyle?
    doğa temelli vermez ödünç verir her zaman
    eli açık olana borç verir içtenlikle
    böyle yanlış kullanmak olurmu güzel pinti
    miras bırakman için sana bırakılanı?
    kar etmeyen tefeci bu koskoca serveti
    niye tüketiyorsun yaşatmak varken canı
    meraklısın kendinle içli dışlı olmaya
    bu tatlı benliğin sırf aldatmağa yarar
    vaktin geldi diyerek seni çağırsa doğa
    vereceğin hesapta elle tutulur ne var?
    kullanmazsan gömülür güzellğin seninle
    kullanırsan varisin olur da sürer gider böyle 
5.Sone
Her gözün takıldığı o bir-içim-su yüzü
Özenle incelikle yaratan şu saatler
Birer zalim olup da vurunca yaman gürzü
O eşsiz güzellikten kalmaz hiçbir hoş eser.
Durmak bilmeyen zaman yaz’ı söküp götürür
Yok eder iğrenç kışın kucağına atarak;
Özsu ayazda donar sağlam yapraklar çürür:
Güzellik kar altında her yöne çıplak çorak.
Özsuyu çiçeklerden çekip almamışsa yaz
Cam duvarlar içine kapatmamışsa onu
Güzel göçüp gidince güzellikten iz kalmaz:
Gelir kendisi gibi anılarının sonu.
___Özsuyu çekilmişse kış gelince o çiçek
___Kupkuru kalsa bile tatlı özü sürecek.
6.Sone
Ne yap yap, kurban gitme kışın zalim eline,
Özün arıtılmadan, yaz’ı almasın senden;
Bir şişeye bal akıt, bir yere bir hazine
Sun güzel hazinenden, kendin sona ermeden.
Bu iş haram değildir, tefecilik de değil:
Sevinç verir gönüllü borç ödeyenlerine
Görevin bir başka ‘sen’ yaratmaktır, bunu bil;
İşte on kat mutluluk: on gelir bir yerine.
On kat büyük bir görkem doğar gür benliğinden
Ortaya senin eşin on tane sen çıkar da,
Ölüm, eli böğründe kalırdı göçünce sen
Bırakırdı, yaşardın gelecek kuşaklarda.
Vazgeç inattan: Öyle güzelsin ki olmasın
Ecel senin fatihin, solucanlar mirasçın.
7.Sone
Bak, o cânım aydınlık kaldırırken doğudan
Alev alev başını, çevrilir bütün gözler
Onun taptaze doğan güzelliğine, hayran -
Ve kutsal görkemine hizmet etmeği özler.
Sarp yamaçtan çıkarken göklerin tepesine
Gençliğinin gücünü andırır orta yaşı:
Gülyüzüne o fâni bakışlar tapar yine,
Altın yolculuğunda hepsi onun yoldaşı.
Yorgun arabasıyla doruğa çıkar çıkmaz
Yaşlılık çağı gelmiş gibi bırakır günü:
Üstünden ayrılmayan gözler ona hiç bakmaz,
Başka yerleri süzer, izlemez çöküşünü.
Sen de kendi öğle’nde ölüp gözlerden ırak
Unutulmaktan kurtul - bir oğul yaratarak.
8.Sone
    Sen ki müziksin, müzik dinlerken hüznün niye?
    Tatlılar kavga etmez; sevinç, sevinçle coşar.
    Sana zevk vermeyene katlanırsın ne diye?
    Can sıkanı bağrına basmakta ne anlam var?
    Birbirine eş olan hoş seslerin uyumu
    Yine de kulağına sıkıntı mı veriyor?
    Bil ki âhengin sana tatlı bir sitemi bu:
    “Parçaları dinleyip tümü unuttun,” diyor.
    Dinle, iyi bir koca gibi, tek bir tel nasıl
    Yaratırsa eşiyle birlikte hoş ,bir ezgi,
    Baba, çocuk ve mutlu ana, yapıyor fasıl:
    Kulakları okşuyor tek bir sesin ahengi.
    O sözsüz şarkı sanki tek bir ağızdan sana
    “Değerin olmaz, “ diyor, “yaşarsan tek başına.”
9.Sone
Bir dulun gözleri yaş dökmesin diye mi sen
Tüketip duruyorsun kendini tek başına?
Ah! ardında hiç çocuk bırakmadan ölürsen
Dünya, dul kalmış kadın gibi yas tutar sana.
Senden dul kaldığında, yaş kurumaz gözünde,
Çünkü senin benzerin gelmeyecek ardından;
Ne var ki başka her dul, çocuğunun yüzünde
Kocasını görür de yeni güç alır ondan.
Savurganların yazık ettiği varlık, ancak
Yer değiştirir, dünya ondan yine zevk alır,
Ama harcanıp giden güzellik son bulacak,
Kullanmadan saklanıp ortadan kalkacaktır.
Kim kendine karşı bu cinayeti işlerse
O insanın gönlünde aşk bulamaz hiç kimse.
10.Sone
Yazık! hem kıyasıya harcıyorsun kendini,
Hem gönlün yeltenmiyor hiç kimseyi sevmeye.
Biliyorsun, saymakla bitmez sevenler seni,
Ama besbelli sen aşk duymuyorsun kimseye.
Öldüren bir nefrettir yüreğindeki şeytan:
Hiç umurunda değil kazsan kendi kuyunu,
Çekinmezsin güzelim canevini yıkmaktan
Onarmak olmalıyken asıl amacın onu.
Sen tutum değiştir de cayayım düşüncemden,
Yumuşak bir sevgi koy nefret yerine bir yol;
Göründüğün gibi ol: cömert, sıcak, sevecen;
Hiç değilse kendine yumuşak yürekli ol.
Aşkım uğruna bir ‘sen’ daha yarat kendine:
Güzellik onda veya sende yaşasın yine. 
11.Sone
    Gençliğin günden güne kalırken gerilerde
    Bir yavru yaratırsan alsın diye yerini,
    Dinçken hayat verirsen o körpe can ilerde
    Senden göçen gençliğe varıp yaşatır seni.
    Böyle sürecek akıl, güzellik ve başarı;
    Yoksa cinnet, yaşlanmak, çürümek yer altında:
    Hiç kimse düşünmese gelecek kuşakları,
    İnsanlık sona erip giderdi üç batında.
    Dünya çoğaltmak için doğmayanlarla dolu,
    Kaknem, kakavan, kaba: kısırlıktan bitsinler;
    Yaradan vermiş sana en iyiyi, en bolu,
    Bu cömert armağana cömertçe karşılık ver.
    Seni kendine mühür yapmış, bunu böyle bil:
    Sen de eşler yap diye, ölüp git diye değil.
12.Sone
Saatler, ben saydıkça geçiyor da peşpeşe,
Nurlu gün, bakıyorum, çirkin geceye göçmüş;
Görüyorum soluyor, yaşlanıyor menekşe,
Kapkara büklümleri kaplıyor apak gümüş.
Yapraksız, çıplak kalmış ulu ağaçlar işte:
Sürüleri sıcaktan korurlardı eskiden.
Yeşil yaz ekiniydi:şimdi devrilmiş de,
Aksakal, salkım saçak, şu arabada giden.
Düşünmeden edemem senin güzelliğini:
Sen de çökersin vaktin yıkıp geçtikleriyle,
Çünkü tatlı ve güzel, her şey harcar kendini,
Yetişen tazeleri görüp koşar ecele.
Kimse karşı koyamaz Zamanın tırpanına,
Kendi soyun direnir O kıyarken canına
13.Sone
Ah sen keşke sen olsan! Ne var ki, canlar canı,
Sen değilsin sen, ne de burada yaşayan sensin.
Dilerim şu yaklaşan ecele hazırlanmanı;
Güzel yüzünü başka birine vermelisin.
Şu emanet güzellik böylece son bulmazsa,
Benliğin, sen öldükten sonra yaşatır seni;
Bir çocuğun olursa sürdürür, hiç olmazsa,
O tatlı varlığıyla senin güzelliğini.
Kimse cânım bir evi bırakmaz çürümeye
Görkemini şerefle ayakta tutmak varken,
Kış günlerinde azgın bora öldüresiye,
Sonsuz ecel ayazı, onu yaman sarsarken.
Ah! bu israf, sevgilim. Sen kendinden bilirsin:
Babam var diyorsun ya; bırak, oğlun da desin.
14.Sone
    Yıldızlardan derlemem vardığım yargıları,
    Oysa müneccimliği enikonu bilirim;
    Ama anlatmam iyi ve kötü yazgıları:
    Ne âfet ve kıtlıklar, ne altüst olan mevsim.
    Ânlara fal bakamam, geleceği göstermem;
    Söylemem kime şimşek, yağmur ve rüzgâr kısmet,
    Tahta geçeceklere ikbal müjdesi vermem
    Gökkubbede bulsam da türlü türlü alâmet.
    Senin gözlerindedir bildiğim her ne varsa,
    O değişmez yıldızlar kaynağıdır sanatın,
    Birlikte yaşar gerçek ve güzellik yaşarsa;
    Sen sürdür varlığını, sürüp gitsin kaç batın.
    Yoksa, senin gelince sonun - bu falcı bilir
    Gerçekle güzelliğin kıyamet günü gelir.
15.Sone
Düşünürüm, her şeyin büyüyüp gelişmesi
Kısacık bir an için kıvama varır ancak,
Ne oyunlar sunarsa koca dünya sahnesi
Son söz yıldızlardaki gizli güçte olacak;
Görürüm de bitkiler gibi büyür insanlar,
Aynı gök önce okşar, sonra sarsar onları,
Özsuyla fışkıranlar gitgide düşüp solar,
Artık anılmaz olur dinç yağız zamanları:
Fâniliği düşünmek, gerçek gibi bir düşle,
Seni gösterir bana görkeminde gençliğin,
Yıkıcı Zaman, cenge tutuşur çürüyüşle
Senin gençlik gününü şom gece yapmak için;
Zamanla savaşırım senin sevgin uğruna,
O seni kemirse de ben can veririm sana.
16.Sone
Acaba neden: daha güçlü bir yol bulamam
Savaşmak için Zaman denen kanlı zalimle?
Ve çürümemen neden başka bir kutlu yoldan
Değil de yalnız benim kısır dizelerimde?
Şimdi en mutlu çağın doruğu senin yerin;
Bak can atıyor nice el değmemiş bahçeler
Erdemle sana canlı çiçekler vermek için:
Bu düzmece eşlerden sana çok daha benzer.
Ancak yaşam düzeltir yaşam çizgilerini;
Zamanın kalemi toy kalemim can katamaz
Ve iç değerlerinde dış görkeminle seni
Yansıtıp insanların gözünde yaşatamaz.
Varlığını sebil et: sana kalır varlığın;
Kendi elinle çiz ki sürsün bahtiyarlığın.
17.Sone
Hiç kimse inanır mı şiirime ilerde.
Yazarsa baştan başa senin gerçek övgünü?
Tanrı bilir şiirim varlığını gizler de
Şimdi bir mezar gibi örter eşsiz yüzünü.
Anlatsam gözlerinin güzelliğini bir bir
Sayıp değerlerini tüketsem sayıları
Bir gün derler ki “Ozan yalancı mıdır nedir”
“Dünyadaki yüzleri okşamış mı ki Tanrı?”
Solgun tomarlarımı hor görerek yererler
Gerçeği az lafı bol bir bunak diye bir gün:
Hakkın olan övgüye ozan saçması derler
Ve şişirme sözleri antika bir türkünün:
Ama yetiştirirsen bir yavru o günlere
Yavrunla şiirimle yaşarsın iki kere.