server tanilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
server tanilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Şubat 2024

Mutluluk Üzerine Bir Yazı

Mutluluk nedir? Mutluluk en yalın deyimiyle, yaşamdan tam hoşnut olmadır. Ya da sürekli bir kıvanç hali de diyebiliriz. Kant biraz  karamsar bu konuda. "Ahlak emredici yasalardan oluşur, ama mutluluk olsa olsa bir umut konusudur, dahası belki de hiç bir zaman gercekleşmeyecek bir idealdir" demiş. Fransızlar devrimin tam ortasında bir anayasa çıkarmışlar. Birinci maddesine de "toplumun amacı ortak mutluluktur" demişler. Bunun önemi şurada; mutluluğu bireysel bir dilek olmaktan çıkarıp anayasanın güvenceye  bağladığı bir hak durumuna getirmişler. Çünkü toplum teker teker insanların mutluluğunu sağlayamaz onun yapabileceği olsa olsa yığınla mutsuzluk engelini ortadan kaldırmak, bu arada eşitliği sağlamaktır. Böylece, bireysel mutluluk, bir sosyal tasarımdan soyutlanamaz. Kişinin mutluluğu ile sosyal ve siyasal düzen arasında direkt bir bağ vardır. Düzenin insansal ölçüler taşımadığı bir yerde, bireylerin mutluluğu havada kalmaya mahkumdur. Buradan kalkarak denecektir ki, mutluluk bireyselle toplumsalın bağımlılığı içinde gerçekleşir. Bireysel bir mutluluk, ancak toplumsal bir mutlulukla mümkündür; çünkü bireyin özgürce gelişmesi, herkesin özgürce gelişmesine bağlıdır. İşte tam bu noktada -düzeni adını koyarak- sorgulamak önem kazanıyor. Mutluluk bir yaşama biçimi midir? Bir tavır alış mıdır? Anlık mıdır, sürekli midir? Durgun mudur? Atılımlı mıdır? Kavramsal mıdır? Olgusal mıdır? Ve giderek amaç mıdır, yoksa araç mıdır? 

 İki türlü mutluluk vardır. Daha doğrusu birbirine hiç benzemeyen iki durum vardır ki her ikisine de mutluluk adı verilmektedir. O halde biri sahtedir. Sahte olan: gerek kişilerin gerekse kitlelerin önüne amaç olarak yerleştirilen bir aldatıcı ve uyuşturucu balondur. Bu balon biri olmayı, gününü gün etmeyi, sorumsuzca gevşemeyi, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ düsturunu şiar edinmeyi ve bu türden erdemsizlikleri kapsar. Bunlar içi hepten boşalmamış, kafası ve yüreği yozlaşmamış bir insan için değildir. İnsanın özüne aykırı bir hazıra konuculuk ve orada duruculuktur. 

Diğeri; bu da ana çizgileriyle, insanın içinde bulunduğu bütün çelişkileri, çatışmaları aşıp, bir uyuma varması, kendini tedirgin edip duran sorunlara birer çözüm ya da en azından çözüm yolu bulması durumudur. İnsanın çelişkileri çatışmaları nelerdir? İnsanın doğayla çatışması vardır. Kendi kendisiyle çelişir kişi, iç çatışması vardır. İnsanın yaşamı birkaç yönlü bir mücadele, bir savaştır. Hem de öyle bir savaş ki, alanların sınırları kesin çizgilerle çizilmemiş, karşılaşılan bu çelişkiler birbirinden bağımsızca birer çerçeveye alınmamıştır. Yani bir kişi, "Dur hele, önce doğayla çatışmamı bir halledeyim, sonra sınıf mücadelemi vereyim, onu da bir sonuca bağlayayım, sonra toplumsal kurumlarla ilişkilerimi düzenleyeyim, ondan sonra  da kendi iç çatışmamı çözümler, sonunda da derin bir oh çekerim" diyemez. 

Bu alanlar birbirleri içine girmiş, aralarında zorunlu bağıntılar ve etkileşmeler olan bir bütündürler ve kısacası bunların hepsi kul olarak yaşamdır. İnsanın kendi önündeki sınırlı zaman süresi, bu mücadelelerin adımlarından oluştuğu gibi, insanlık tarihi de aynı mücadelelerin aşamalarından oluşur. Nasıl toz pembe bir tarih yoksa toz pembe bir yaşam da olmayacaktır. Olmamalıdır da. Çelişkilerin, çatışmaların olmadığı bir durum, bir ileri adımın atılamayacağı bir durumdur, durağan ve yapay bir durumdur. Akla da olgulara da aykırıdır. 

Demek ki mutluluk kişinin her türlü çelişkisini aşması, çatıştığı şeylerle bir uyuma varmasıdır. Demek ki sonsuz ve sürekli bir durum değildir. Bir aşama, deyim yerindeyse, bir uğrak noktasıdır. Sonra bu nokta bir başlangıç olacak, yeni bir atılım, yeni bir mücadele doğacak ve bu böyle sürecektir. İşte insanın vazgeçilmez değeri olan yaratıcılık bu sürecin ürünüdür. İnsanlar neden mutsuz? Mutlu olacak ne var ki? Dünya kaynakları paylaşmanın türlü dalaveresiyle uğraşıyor, devletler birbirine gizli düşman, ülkeler birbirinden kopuk, insanlar diliyle, rengiyle, kültürüyle birbirinden ayrılmış, her ülke kendine özgü sorunlarla boğulmuş, mutluluk kanalları tıkanmış, kişisel ilişkiler çıkar kaygısıyla gölgelenmiş, yakın çevremizle bile iletişim kopuklukları yaşanıyor. 

Gündelik sorunlarla çevrilmiş sınırlı bir hayat yaşıyoruz. Nedir bu? Hayat bunun için mi yaşanıyor? İçimizdeki yaşama sevincini neden duymuyoruz? İnsanlar neden bunları hiç düşünmüyor?  Sevgi, sevinç, neşe, coşku nerede? Kimimiz için dönme dolap beygirinin hayatına benzeyen bir kısır döngü, kimimiz için ne yapacağını bilmeden ancak bildiklerini yapan bir çembere dönüşen hayat, yaşamın hangi rengini taşıyor? Ne gariptir ki bu sorular için ne paneller yapılıyor, ne sempozyumlar düzenleniyor, ne de sorun kabul ediliyor. Oysa belki de yaşama mutluluğunun önündeki en büyük engel bu sorunu görememektir. 

İnsanların bilemediği, göremediği, düşünemediği nedir? Üretmek ve paylaşmak.....Görülmeyen, bilinmeyen, yapılmayan bu?  Üreten ama paylaşmayan, bencil ve zalim olmak zorundadır.Üretmeyen ve paylaşmayan, ancak zorbalıkla yaşayabilir. Üreten ve paylaşan mutlu olur, mutlu eder, mutluluk yaratır.Üretimi ve paylaşımı engellenen şiddete başvurur. Üreten ama paylaşmayan bencilligin yalnızlığında kavrulur. Üretmek ve paylaşmak... İnsan olmanın, insanca yaşamanın yolu budur. Belki bütün sorunların çözümü de burada yatmaktadır.

 
 Duygularımızı üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Düşünce üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Sevinç üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Güven üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Neşe üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Bugünü üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Yarını üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Kendimizi üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Kendimizden başkasını üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Bilgi üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Yeni bir renk üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Yeni bir çizgi üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Yeni bir alan üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Yeni bir hayal üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Dostluk üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Aşk üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
 Herşeyi yeniden yorumluyor ve paylaşıyor muyuz?
 "Üretmek" sözüyle yalnız işi ve parayı mı anlıyorsunuz?
 "Paylaşmak" denince aklınıza miras mı geliyor?
 Ne verdiğinizden çok ne aldığınız mı önemli oluyor?
 Nasıl yaşadığınız ne yaptığınızdan daha mı önemli?
 Böyleyse, size öğretilenleri yaşıyorsunuz ve mutsuzsunuz!..
 

Server Tanilli "Yaratıcı Aklın Sentezi"

Şu sorularla karşılaştığımız, dahası kendimize de sorduğumuz olmuştur: "Nereden geliyoruz? Yaşamın anlamı ne? Nereye gidiyoruz?" Şu sorular da yabancımız değildir: "Bilimden ve teknikten ne bekliyoruz? Sanatsız niçin yaşayamayız? Ahlak, neden zorunludur? Kime karşı ve ne için sorumluyuz? Özgür olmak ne demektir?" Daha da yakıcı bir soru: "Dünyamız adaletsizliklerle dolu; peki, insanların insanca yaşayacakları gerçekten adil ve barışçı bir dünya yaratamaz mıyız?"

Çoğu, dinin de sorup kendine göre yanıtladığı sorulardır bunlar. Ama onu da aşacak biçimde, doğa, toplum ve insan üstüne, akla ve bilimsel verilere dayanan bütünlüğüne bir görüş, ancak felsefeyle mümkün. İnsan zekâsının bulduğu bu en anlamlı uğraşı niteleyen ve en başta da dinden ayıran, "özgür aklın sorgulaması"na dayanması. Bu sorgulama, eski Yunan'dan beri sürüyor ve insansoyu akla saygısını yitirmedikçe de sürecek.

Bu kitap, sorgulamadan örnekler veriyor. Onları bilmek, dahası bu sorgulamayı düşüncemizin bir parçası, bir yöntemi haline getirmek, iyi yurttaş olmamızın, asıl önemlisi insan olmamızın zorunlu uğraklarından biri. Çağdaş bir eğitim ve çok sesli bir toplum yaratmanın olduğu kadar, dogmatizme, bağnazlığa, karanlıkçılığa karşı donanmanın da en etkili yolu bu olsa gerek. Tanıtım Yazısı'ndan

 "Temel kültürü edinirken, akla ve bilimsel verilere dayalı bir görüş oluşturmanın, fikren bağımsızlığa ulaşmanın yolu felsefeden geçer," diyor Server Tanilli. Bir başyapıt olan bu kitap gençlere olduğu kadar, kültüre önem veren herkese sesleniyor.
(Arka Kapak)

30 Kasım 2022

Server Tanilli


Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz, bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metot, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? Yaşadığım çağa ve topluma karşı.

 


27 Mayıs 2021

Server Tanilli - Yaratıcı Aklın Sentezi

Yaratıcı Aklın Sentezi
Şu sorularla karşılaştığımız, dahası kendimize de sorduğumuz olmuştur: "Nereden geliyoruz? Yaşamın anlamı ne? Nereye gidiyoruz?" Şu sorular da yabancımız değildir: "Bilimden ve teknikten ne bekliyoruz? Sanatsız niçin yaşayamayız? Ahlak, neden zorunludur? Kime ve ne için sorumluyuz? Özgür olmak ne demektir?" Daha da yakıcı bir soru: "Dünyamız adaletsizliklerle dolu; peki, insanların insanca yaşayacakları gerçekten adil ve barışçı bir dünya yaratamaz mıyız?"

Çoğu, dinin de sorup kendine göre yanıtladığı sorulardır bunlar. Ama onu da aşacak biçimde, doğa, toplum ve insan üstüne, akla ve bilimsel verilere dayanan bütünlüğüne bir görüş, ancak felsefeyle mümkün. İnsan zekasının bulduğu bu en anlamlı uğraşı niteleyen ve en başta da dinden ayıran, "özgür aklın sorgulaması"na dayanması. Bu sorgulama, eski Yunan'dan beri sürüyor ve insansoyu akla saygısını yitirmedikçe de sürecek. 
 

Bu kitap, sorgulamadan örnekler veriyor.

Onları bilmek, dahası bu sorgulamayı düşüncemizin bir parçası, bir yöntemi haline getirmek, iyi yurttaş olmamızın, asıl önemlisi insan olmamızın zorunlu uğraklarından biri. Çağdaş bir eğitim ve çok sesli bir toplum yaratmanın olduğu kadar, dogmatizme, bağnazlığa, karanlıkçılığa karşı donanmanın da en etkili yolu bu olsa gerek.

30 Kasım 2020

Server Tanilli - Yüzyılların Gerçeği ve Mirası - I

 https://web.archive.org/web/20171105043018im_/http://www.kitapokuyoruz.com/kapak/1712-Yuzyillarin-Gercegi-ve-Mirasi---I.jpg

İlkçağ, insanlığın sınıfsız toplumdan, sınıfı toplum dönemine geçtikten sonraki ilk ve en uzun çağı. Binlerce yılı kapsıyor. Aslında, dayanılmaz acılarla dolu bir çağ; sınıflı toplumların en korkunç biçimi, ''kölelik'' var çünkü. Henüz, bütün insanların insan olarak da tanınmadığı yüzyıllar.

Ama insanoğlu, yazı da içinde olmak üzere, edebiyattan sanata, bilimden felsefeye değin, aklın ve beğeninin ilk büyük fetihlerini de bu çağda yapmış; önlerinde bugün de hayranlık duyup saygıyla eğildiğimiz fetihler bunlar. Bu bakımdan, insanlığın onuru bir çağ bu. Aydınlık, Mısır'dan Batı Asya'ya, Hindistan'dan Çin'e uzanan bir coğrafyada, Doğu' dan gelmiş önce: Tarımı örgütleyip yetkinleştiren, gemi tekniğini ve deniz taşımacılığını bulan, alfabeyi, aritmetikle geometriyi yaratan, astronomide ve tıpta ilk adımlar atan Doğulular oldu.

Bu mirasa, eski Yunan'ınki ekleniyor: ''Doğu despotizmi'ne karşı'' demokratik yönetim''in ilk uygulayıcıları, felsefenin, düşünce ve tartışma özgürlüğünün yaratıcıları Yunanlılar gerçekten. Eski Roma, siyaset ve hukuk yeteneğiyle kendini belli ediyor; bir de, dev bir kültür birikimi geleceğe taşımakla. İlkçağ önemli. Öylesine önemli ki, onu görmeden ve tanımadan öteki çağları anlamak bütünüyle olanaksız. Bu kitap, onun öyküsü işte... 
 

21 Aralık 2019

Server Tanilli - Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz

Eğitimin yaptığı iki şey var: Biyolojik olarak insana özgü yetilerle dünyaya gelen insan yavrusunu büyütüp yetiştirerek topluma kazanmak, bunun yanı sıra, toplumda maddi ve manevi bir birikimi aktarırken, onu, içinde doğup yetiştiği bir yurdun, giderek bir devletin değer ve idealleri ile donatmak, yani bir yurttaş yaratmak.

İnsan ve yurttaş: Eğitimin eseridir bu!
Ama eğitim, her şeyden önce ulusaldır.

İnsansoyunun, içine "evrensel renkler"in de katıldığı bu soylu uğraşı, çağımızda çok boyutlu; ve eğitim, üstünde bugün de düşünülüp tartışılan sorunlarını çözmek için hemen her toplumun seferber olduğu bir konu. Bu seferberlik, daha iyi bir eğitim, giderek daha sağlıklı bir toplum ve daha yüce bir insanlık adoına, öyle görülüyor ki hep sürecek ve sürmeli de.

Ya ülkemizdeki durum?
Ülkemizde eğitim bir sorunlar yumağı.
Cumhuriyet'i kuranların "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirme idealinin önüne olanca engel getirilip yığılmıştır. Çocuklarımız ve gençlerimiz çağdışı bir eğitimin sultası altındalar; halkımız karanlığa itiliyor.
Ne yapmalıyız?

30 Kasım 2018

Server Tanilli - Yaratıcı Aklın Sentezi: Felsefeye Giriş


Şu sorularla karşılaştığımız, dahası kendimize de sorduğumuz olmuştur: "Nereden geliyoruz? Yaşamın anlamı ne? Nereye gidiyoruz?" Şu sorular da yabancımız değildir: "Bilimden ve teknikten ne bekliyoruz? Sanatsız niçin yaşayamayız? Ahlak, neden zorunludur? Kime ve ne için sorumluyuz? Özgür olmak ne demektir?" Daha da yakıcı bir soru: "Dünyamız adaletsizliklerle dolu; peki, insanların insanca yaşayacakları gerçekten adil ve barışçı bir dünya yaratamaz mıyız?"

Çoğu, dinin de sorup kendine göre yanıtladığı sorulardır bunlar. Ama onu da aşacak biçimde, doğa, toplum ve insan üstüne, akla ve bilimsel verilere dayanan bütünlüğüne bir görüş, ancak felsefeyle mümkün. İnsan zekasının bulduğu bu en anlamlı uğraşı niteleyen ve en başta da dinden ayıran, "özgür aklın sorgulaması"na dayanması. Bu sorgulama, eski Yunan'dan beri sürüyor ve insansoyu akla saygısını yitirmedikçe de sürecek.
Bu kitap, sorgulamadan örnekler veriyor.

Onları bilmek, dahası bu sorgulamayı düşüncemizin bir parçası, bir yöntemi haline getirmek, iyi yurttaş olmamızın, asıl önemlisi insan olmamızın zorunlu uğraklarından biri. Çağdaş bir eğitim ve çok sesli bir toplum yaratmanın olduğu kadar, dogmatizme, bağnazlığa, karanlıkçılığa karşı donanmanın da en etkili yolu bu olsa gerek. 


10 Mart 2018

Server Tanilli "İnsanlığın yeni bir rönesansa zorunluluğu açıktır. İnsanlık yeniden kendi rönesansını, kendi aydınlanmasını bulmak zorundadır."


Din, felsefeye karşı daima dişlerini göstermiştir.

Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz... Bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metod, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? Yaşadığım çağa ve topluma... Ya mahkemelere? Asla...

Doğruya inançlar değil, bilgi götürür.

Egemen ideoloji, kitlelere yanlış bir tarih bilinci aşılamak için her konuda olanca çarpıtma yapmış, gözler önüne bir "duman perdesi" çekmiştir.

İnsanlık, mağara döneminden bu yana, sürekli bir ilerleme içinde evrilmiştir ve bu ilerleme, daha güzel bir dünyanın kuruluşu adına geleceğe doğru uzanmaktadır.

İnsanlık tarihini incelerken görürüz ki; insanlık tüm tarihi boyunca çok çetin koşullardan geçmiş, umut kadar umutsuzluğun ve yılgınlığın da alabildiğine yaygın olduğu dönemler yaşanmıştır.

İnsanlığın yeni bir rönesansa zorunluluğu açıktır. İnsanlık yeniden kendi rönesansını, kendi aydınlanmasını bulmak zorundadır. Bir kez daha, "özgürlüğü, eşitliği, kardeşliği" yaşama geçirmeliyiz. Bu "kazananın yaşadığı, kaybedenin kurban edildiği" insanlık dışı düzene karşı çıkmalıyız. "Para ve Piyasa Dini" yerine "İnsan Olmanın Aklı"nı koymalıyız. Bu sahte dinlerin, insanı insanlığından uzaklaştırmasına karşı koymalıyız. Bireyleri de, toplumları da, dünyayı da kurtaracak olan budur!

Kemalizm'in gerçek düşmanları sahte Atatürkçülerdir.

Türkiye'de bilmediğimiz şeylerden biri tarihtir; kendi tarihimizi bilmeyiz, ayrılmaz bir parçası olduğumuz insanlığın tarihini ise hiç bilmeyiz; bildiklerimiz, derme çatma şeylerdir.

11 Eylül 2016

Server Tanilli - Uygarlık Tarihi

 "Bizim çağdaş  tarihimiz aslında  bir Aydınlanma  tarihidir. Batının çok  daha önce yaşadığı  bir süreci, biz  gecikerek yaşarız,  ama yaşarız."
 
 
 
  “Türkiye’nin de içinde bulunduğu çağdaş dünyayı -bütün  görünüşleriyle- anlatırdım orada. O güne değin tarih diye eskiyi, eskinin eskisini dinleyen, savaşları ve kronolojiyi ezberleyip bellemiş olan gençlere, bir ucu kültür ve sanata kadar uzanan ve toplumun iktisadi ve sosyal temellerini başa alan bir tarih yaklaşımı pek çekici gelmişti ve pek bilinçlendirici idi. Büyük yankı yaptı dersler; ders notları okul ve İstanbul dışına yayıldı. Anlatılanlar, anlatılmaları pek doğal da olsa, yoz ve yobaz faşist çevrelerin betine giden şeylerdi. Susturulmam gerekiyordu; dava yoluyla olmayınca kurşunlamaya başvuruldu.”
 
  “Yaşadığımız çağa ve topluma, bir bilim adamı gözüyle, yani objektif olarak baktım. Öyle olduğu için de tarafsız kalmadım,”
 
  “Emperyalizme ve faşizme karşıyım. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye’den yanayım;
Kapitalizme karşıyım; Bugünkü geri ve bağımlı kapitalizmin devamında yarar gören  güçlere karşıyım.”
 
  “Gençlik, kendine göre nitelikleri ve görece bağımsızlığı olan sosyal bir gruptur. Gençliğin bu kendine özgü nitelikleri, belli bir ölçüde, yaşının özelliklerine bağlıdır. Ne var ki, gençliğin bu özelliklerini, genç kuşağın sosyal ve ekonomik yaşamının nesnel koşulları ile bağlantılı olarak incelemedikçe, gençliğin sosyal yaşamdaki rolünü aydınlatmak olası  değildir.”
 
  “Sömürülen bir ülke olarak Türkiye’nin tekelci dünya kapitalizminin sömürü alanını savunmak gibi bir görevi, böyle bir görevi yerine getirmekte hiçbir çıkarı yoktur. Tersine zararı vardır. Bizim için yaşamsal olan, bir yandan ulusal savunmamızı güvence altına almak; öte yandan, emperyalizmin sınırlamalarından kurtulup -istediğimiz gibi- bir kalkınma yoluna kavuşmaktır.”
 
  “Söz konusu olan, demokrasinin kurallarına, Anayasanın ruhuna ve rejimin özüne sahip çıkmaktır. Türkiye halkının çıkarı, zaten kuralları zedelenmiş çoğulcu ve sivil özelliğini kaybetmiş olan demokrasiyi büsbütün kuraldışına zorlamakta değildir. Benzer çözümle, demokrasiden çekinen kimi çıkar çevresinin özlemine yanıt verebilir ya da bir bölüm aydın taslağının zümreci yeğlemelerine denk düşebilir ama,  halk kitlelerinin çıkarları -dün olduğu gibi bugün de- demokraside saklıdır.”
 
  Kültürel planda, Batılılaşmanın yarattığı çoğu edebiyat ve düşünce ürünleri de, topluma  yabancı kalmışlığın ve taklitçiliğin belgeleridir.Türk düşünce dünyası, tam anlamıyla bu yabancılaşmayı aşabilmiş, giderek taklitçilikten kurtulabilmiş değildir henüz. Doğrunun araştırılması, yerini, Batı’ya uygunluğa bırakmıştır. Hiçbir gerçek felsefi gereksinmenin karşılığı olmayan ve sadece taklitçilikle şu ya da bu düşünceyi Türkiye’de tanıtmakla yetinmek, yani fikir ithalatçılığı yapmak bizim kültür yaşamımızın temel özelliklerinden biridir. Batılılaşma hareketi içinde, gerçek bir felsefe okulundan ve filozoftan bahsedilemez. Ancak, Osmanlı toplumunun eski ideolojik yapısının yerine konmak üzere, Batı’dan aktarılmış ve sadece günümüz gereksinmelerine yanıt verir yalınkat düşünceler ileri  süren ideologlardan ya da dayanıksız bazı fantezilerden bahsedilebilir.”

  “90’lı yılların başında Sovyetler Birliği ve halk demokrasileri çökünce sosyalist eleştirinin saygınlığına da bir darbe oldu bu. Sosyalist düşünce ölmese de, kanıt olarak etkisi azaldı. Doğan büyük boşluğu ise, en başta dinci gericilik, Türkiye’de onun aşrı milliyetçi bulamaca batmış biçimi, yani Türk-İslam Sentezi doldurmaya başladı. Zaten iktidar da arkasındaydı.
 
  Aydınlanmacı görüşün yeniden revaç bulması böyle bir ortamda olur. En başta çağdaş tarihimizin kimliği üzerinde durup ona bir yorum getirilir. Şu anlaşılır ki, bizim çağdaş tarihimiz aslında bir Aydınlanma tarihidir. Batının çok daha önce yaşadığı bir süreci, biz -şu ya da bu nedenle- gecikerek yaşarız, ama yaşarız. Aklın ve bilimin öne geçmesi ve ölçüt olması; despotluğa karşı bireyin ve özgürlüğün vazgeçilmezliği; bütün dogmalara, bu arada dinin dogmalarına karşı amansız mücadele; demokrasi, laiklik, insan kakları, hoşgörü, barış...
1923 Devrimi, bu değerlerin yaşama geçirilmesinden başka nedir ki?”
 

 
 

05 Kasım 2014

Server Tanilli " Din, felsefeye karşı daima dişlerini göstermiştir. "

Cumhuriyet'i kuranların eğitimden anladıkları, bağımsız kafalar yetiştirmekti, bir fikre körükörüne saplanmamış, arayıp soran ve eleştiren kafalar; o güzel deyişle, 'fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür' kuşaklar!