muazzez ilmiye çığ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muazzez ilmiye çığ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2024

Muazzam Muazzez - 110 Yaşın Sırları ve Hayata Dair Tavsiyeler

 

Dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, araştırmaları ve kitaplarıyla Sümerlilerden Hititlere, Anadolu kadim uygarlıklarından Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına, yaşadığımız coğrafyanın nice uygarlığını günümüze taşıyan "yaşayan” bir tarih… Nam-ı diğer Muazzam Muazzez; yaş alan ama yaşlanmayan, mutlu ve sağlıklı bir yaşam için hayattan gereken dersleri çıkaran, derin tarih bilgisini günümüze ufuk açıcı bir şekilde aktaran ve dipdiri vizyonuyla geleceğe ışık tutan bilge bir çınar…

5000 yıllık tarihsel süreçte insana dair değişmeyenleri okuduğunuzda şaşıracak, Cumhuriyet kuşağının vatana koşulsuz hizmet aşkını öğrendiğinizde duygulanacak, 100 yılı devirmiş bir kadının, hayatı nasıl halen mizahi bir açıdan yorumlayabildiğine tanık olduğunuzda hayranlık duyacaksınız...

Sedef Kabaş’ın Muazzez İlmiye Çığ ile yaptığı en güncel röportajları da içeren bu yeni basım, değerli bir tarihsel kaynak olmanın ötesinde kuşaklar arası bir köprü görevi de üstleniyor. 
 
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, tarihi araştırırken kendisi tarih olan dev bilim insanı. Sedef Kabaş’ı bu değerli çalışması nedeniyle kutluyorum.
Uğur DündarUsta gazeteci ve yazar
Sedef Kabaş’ın bir hikâye lezzetindeki üslubuyla kaleme aldığı bu kitap, yalnızca bir Cumhuriyet Kadını’nı değil, Cumhuriyet’in ta kendisini anlatıyor.
Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen

22 Aralık 2022

Hepimizin NARDUGAN BAYRAMI kutlu olsun


Bolluk,bereket ve güzellikler bizimle olsun. Yıl sonu yaklaşıyor.

Türklerde çam süsleme geleneği…

Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.

Buna hayat ağacı diyorlar. 

Bu ağacı, imge olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebilirsiniz.

Türklerde güneş çok önemli. 

İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor.

Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek utku kazanıyor.

İşte bu güneşin utkusu, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.

Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.

Bayramın adı
NARDUGAN

(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.

Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar.

Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına armağanlar koyuyorlar; dallarına alacalı ipler bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan…

Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın çevresinde yırlar söyleyip oyunlar oynuyorlar.

Yaşlılar,büyük babalar, nineler görmeye gidiliyor; bir araya gelerek birlikte yiyip içiliyor.

Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme…Bayram, yakınlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getirirmiş.

Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.
Araplar bu ağacı bilmezlermiş, bu yüzden olayın, Türklerden
Hıristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.

İsa’nın doğumu ile hiç bir ilgisi yok.

“Doğum, güneşin yeniden doğuşu”

 

Sümerolog
Muazzez İlmiye Çığ

 

21 Haziran 2022

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ 108. yaşı kutlu olsun!

" Gençlerimiz inansınlar. Asla ümitsiz olmasınlar, daha çok çalışsınlar. Daima ümitle yaşasınlar. Benim gençlerden çok umudum var. Çok zeki çocuklar yetişiyor. Büyüklerin bunlara çok dikkat etmeleri ve destek olmaları gerekiyor. Atatürk'ten sonra gençlerimiz çok güzel şeyler yapacak. Daha duyarlı daha doğru mesajlar veriyor." dedi.
 

21 Haziran 2021

Muazzez İlmiye Çığ 107 yaşında 🎂


Mersin’de kızıyla birlikte yaşayan Çığ, hiçbir sağlık probleminin olmadığını ve kendisini gayet dinç hissettiğini söyledi.

Çığ, “Sağlığım gayet iyi, hiçbir sağlık sorunum yok; yalnız yürümekte güçlük çekiyorum, ancak evin içinde yürüyebiliyorum. Zihnim gayet iyi, kendimi çok iyi hissediyorum" dedi.

 

İşte Muazzez İlmiye Çığ ile yaptığımız o röportaj:

"ŞAŞIP KALIYORUM"

- Pandem dönemini siz nasıl geçiriyorsunuz?

Evlatlarımla birlikte geçirdim, insanlardan uzak. Yeni çıkan kitapları takip ediyorum, bol bol kitap okuyorum, şu an Gılgamış üzerine okumalar yapıyorum. Zoom üzerinden eğitimler veriyorum. Sümer tarihi, Atatürk konularını üzerine Kanada’dan Amerika’dan dünyanın pek çok yerinden insanlar beni dinliyor. Sanırım çok uzun yıllar yaşayınca ilgi çekiyor.

- Muazzez Hanım, hem bedenen hem de zihnen çok dinçsiniz bunun nedeni nedir? Uzun ömrün sırlarını bizimle paylaşır mısınız?

Bunu bana sormayın, yukarıdakine sorun. Bunu ben de bilmiyorum, şaşıp kalıyorum. Bütün gün kavga ediyorum yukarıdakiyle, daha niye beni tutuyorsun diye...

- Nasıl besleniyorsunuz, var mı özel bir diyet programınız?

Keyfime göre yaşıyorum, canım ne isterse onu yapıyorum. Her şeyi yiyorum, yemediğim bir şey yok. Şeker de ekmek de yiyorum, fakat kararında, yürüyüşe çıkamıyorum, bir tek kusurum bu.

- Sizi bu kadar sağlıklı ve dinç tutan şey nedir?

İyi düşün, mutlu olmaya çalış, kin besleme. Hayatta daima herkese iyi gözle baktım ve çok çalıştım. Çalışmayı her şeyden üstün tuttum. Hala da okuyorum, çalışıyorum. Çalışmak ve iyi düşünmek beni dinç tuttu. Sigara ve içkiyi hayatımda hiç kullanmadım, çok yürüdüm zamanında. Daima ölçülü olmaya çalıştım.

- Sizi hayranlıkla takip eden insanlara ne söylemek istersiniz?

Çok çalışın, Atatürk’ün yolunda devam edin lütfen. Yoksa memleketin hali vahim. Ülkemizin haline çok üzülüyorum. Türkiye bir mafya memleketi oldu. Bu durum beni çok üzüyor. Devlet başkanının görevi ülke vatandaşlarını kaynaştırmaktır, ayrıştırmaya çalıştığını görmek beni çok üzüyor, son derece kızıyorum.

Selen Öktem

21 Haziran 2019

Muazzez İlmiye Çığ "Sabah çıktım balkona, bahçeme baktım. Öyle güzel renkler var ki...Eflatunu, pembesi, kırmızısı...Doğa bana coşku veriyor. Güzel bir kitap okumak, iyi bir film izlemek, gençlerle buluşmak beni heyecanlandırıyor."

Benim Tanrım Gök Tanrı. Sevecensen Gök Tanrı sıkıntını alıyor, işin gücün rast gidiyor. Değilsen de seni kendi haline bırakıyor. Öyle cezası, ateşlerde yakması yok. “Aaa bayıldım vallahi ben bu Tanrı’ya” dedim okuyunca. Vallahi bayıldım!

Yoo! Hiç özel bir şey yapmadım. Az da yemedim, çok da yemedim. Ama çok yürüdüm. Hâlâ yatak sporlarım vardır. Şimdi biraz bacaklarım ağrıyor, zorlanıyorum ama yine de yapıyorum.

Yaşlanmanın kötü yanı o ya işte kızım. Bedeniniz bazı şeylere eskisi gibi izin vermiyor ama ruh yaşlanmıyor. Duygular hiç değişmiyor. Gençlikte nelere ağlıyorsam hâlâ aynı şeylere ağlıyorum. Nelerden heyecan alıyorsam aynı şeylerden heyecan alıyorum.

Her sabah gazetelerimi gözden geçiriyorum. Bol bol okuyorum. Şimdi ‘Türkçenin Dirilişi Hareketi’ kitabı var elimde.

Çok okusunlar. Çalışsınlar. Lisan öğrensinler. Türkçeye çok önem versinler. Lisan öğrenmek başka, kendi diline sahip çıkmak başka. Kendi dilimizin içine çok rica ediyorum yabancı kelimeleri sokuşturmasınlar. Önyargılı olmasınlar. Dedikodudan uzak dursunlar.

İki gün evvel bir ressam geldi ziyaretime. Sümerlerle ilgili hayali resimler yapmış, getirmiş. Bayıldım. Benim gayem de çabam da buydu: Sümerleri halka tanıtmak. Gayeme ulaştım mı? Herhalde Atatürk’e vefa borcumu ödedim diye düşünüyorum. Türkiye’den başka hiçbir yerde Sümerler hakkında bu kadar bilinçli bir halk yok. Bu da beni çok mutlu ediyor.

30 Mayıs 2016

Muazzez İlmiye Çığ "Batı’nın 400 yılda yapabildiği aydınlanmayı biz Cumhuriyet Devrimleriyle 80 yılda başardık."

"Benim gençliğimde sizlerin bugün sahip olduklarınızın
hiç biri yoktu,”
“ne göklere yükselen apartmanlar,
ne araba, ne buz dolabı, çamaşır
makinesi, ne TV, ne radyo, ne cep
telefonu, ne de ev telefonu vardı.”

“Bunları hayal bile edemezdik.
O zamanlar bizlerin de ne sanattan,
ne bilimden haberimiz vardı. Müzik,
resim, heykel, tiyatro günahtı.
Devlet memurları dışında okuma yazma
bilen de yoktu”

Devrimimizin bence ana direği olan
sanat ve eğitim alanında yapılanlara önem verdim.
Sözlerimi bitirirken, o onbeş yıl içinde yapılan reformlar sonucunda, bugün dünyada ödüller alan
bilim insanlarımız, eserleri dünyada
çalınan kompozitörlerimiz. kadın
erkek her türlü Batı müziğini çalıp
ödüller alan müzisyenlerimiz, eserleri dünya müzelerine kabul edilen
sanatçılarımız oldu. Batı’nın 400
yılda yapabildiği aydınlanmayı biz
Cumhuriyet Devrimleriyle 80 yılda
başardık.




26 Aralık 2015

Muazzez İlmiye Çığ "Yılbaşı hristiyan kutlaması değil eski bir Türk geleneği."

İnanabilir misiniz, yüzyıllardır Hıristiyanların İsa"nın doğuşu olarak kutladığı "Noel Bayramı"nın çok eski Türklerin "yeniden doğuş bayramı" olduğuna? Nereden nereye; inanılacak gibi değil, değil mi?

Ben de ne yazık ki yeni öğrendim. Bu senenin galiba ilk başlarında idi...
Adnan Atabek imzalı bir e-mail aldım. Yazı bana çok ilginç gelmişti ve Hıristiyanların Noel Bayramı"nın tamamıyla Türklerden alınmış olduğunu gösteriyordu!

Fakat üzerinde durmaya vaktim olmadı; bir de Noel zamanına doğru ele almayı düşünmüştüm. Bu arada, Türk devletlerinden başka birilerine de aynı konuyu bilip bilmediklerini sordum. Yanıt -İran"ın Azerbaycan bölgesinden- İsmail Bey"den geldi. İsmail Bey"in verdiği yanıtın -tam olarak aynı olmasa da- gelen mektuptaki anlatıya çok uyduğunu gördüm.

Olay şöyle:
Türklerin tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir "akçam ağacı" bulunuyor. Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan tanrı Ülgen"in sarayına kadar uzuyor ve buna "hayat ağacı" diyorlar. Bu ağacı, motif   olarak  bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde bulabiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş  olarak  sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor.Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık"ta gece, gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra da gün, geceyi yenerek zafer kazanıyor. Bu, güneşin  yeniden  doğuşu; bir " yeni  doğum"  olarak  algılanıyor Türklerde.

Bayramın adı "Nardugan". "Nar=güneş", "tugan/dugan" da "doğan".


Astronomik  olarak  o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor.
İşte bu güneşin zaferini ve  yeniden  doğuşunu Türkler, büyük şenliklerle "akçam ağacı" altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi, diye Ülgen"e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin, diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar; dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar tanrıdan...

İnanca göre, bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş.
Bu  bayram  için evler temizleniyor ve güzel giysiler giyiliyor; ağacın etrafında şarkılar söylenip oyunlar oynanıyor. Yaşlılar, büyükbabalar ve nineler ziyaret ediliyor; aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. (Yedikleri, yaş ve kuru meyveler yanında, özel bir yemek ve bir tür de şekerleme.)  Bayram , aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömrün çoğalacağına, uğur geleceğine inanıyorlar...

Yazılana göre, "akçam ağacı" sadece Ortaasya"da yetişiyormuş. Mesela, Filistin"de bu ağacı bilmezlermiş.
O yüzden, bu olay Türklerden Hıristiyanlara geçmiştir; Hıristiyanlar, Hunların Avrup"ya gelişlerinden sonra onlardan görerek almışlardır bu töreni, deniyor. İsa"nın doğumu ile hiç ilgisi yok! Doğum, güneşin  yeniden  doğuşu.*

Ansiklopedilerde yazdığına göre, İsa evrenin nuru, güneşi  olarak  algılanıyor ve bu olayın pagan halklardan alınıp İsa"ya yakıştırıldığı yazılıyor. İnternet"te yazıldığına göre, İmparator Kostantin (324-337) zamanında İznik"te toplanan konsülde, 22 Aralık"ta güneşin doğumu için yapılan bu "pagan bayramı" İsa"nın doğumu  olarak  24 Aralık"a alınıyor ve buna da "Noel Bayramı" deniyor. (Batı kilisesi [yani Katolikler], 25 Aralık"ta kutluyorlarmış bunu.) Çam süsleme ise, ilk  olarak  1605"te Almanya"da görülüyor ve oradan Fransa"ya ve diğer Hrıstiyan ülkelere geçiyor.
 
Ne   kadar  ilginç değil  mi ?
Batı,  en  büyük bayramını göçebe ve  ilkel  (!)  olarak  tanımladığı  Türklerden yürütmüş!  Yeni  yapılmakta olan çalışmalarla Batı"ya Türklerden kim bilir daha  nelerin  geçtiği ortaya çıkacak! Belki de yazının ve dillerin anasının da Türkler olduğu kanıtlanacak.

18.12.2007