sennur sezer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sennur sezer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2022

Ben Sennur Sezer...

 

Peki, yazmak nasıl bir duygu veriyor bana?

"Ozan ya da yazar, kırık bir diş gibi bütün dış etkilere açıktır. Her şey sızlatır onu, zonklatır. Ama asıl sorun, bunu anlatmaktadır. Okurlarıyla ortak bir dil bulmak zorundadır. Yeni bir söyleyiş... Bu yüzden, duygusal değil akılcı olacaktır. Hem sanatla ilgili çok şey bilmek, hem de bilgiç olmamak gereklidir. Zorluk da buradadır. Yalın olmak, sıradanlıktan kaçınmakta. Türkçede çok güzel şiirler yazılmıştır. Büyük ustalar vardır. Onlardan öğrenmek ama onları taklit etmemek, onlarla değil kendiyle yarışmak zorunluluğundadır.
Bir de özelden genele ulaşmak zorunluluğu var. Okura göstermek istediğin bir çiçeğin, bir bulutun, yaşamanın öteki zorlukları altında kalması. Kıyımın, kıtlığın ağırlığı altında özgür olmadığını duyumsamak. Belki bu yüzden çocuklar için de yazıyorum. Bir çakıl taşının denizi anımsatmasının sevincini onlar bilirler. Özgürlüğün paylaşılmadığı bir dünyada, kendime küçük mutlulukları anlatma özgürlüğünü tanıyamıyorum. Hüner gösterme, söz cambazlığı gereksizleşiyor.
Sanat eseri, ustalığını işlevi için göstermeli bence. Sinan’ın yapıları gibi. Hem güzel hem yararlı. Balyanların binalarındaki gereksiz süslemeler gibi boyna onarılmak zorunda olmamalı. Şiir, türkü ya da ağıt ya da marş olmalı. Ya yaşama sevinci ve direnç vermeli ya da öfkeyi tazelemeli. Ayrıca tutanağı olmalı yaşanılanların."

 

07 Ekim 2021

İfademdir - Sennur Sezer


 Evliyim
İki çocukluyum
Ozanım
Düzeltirim.
Çocuklarımdır
Bütün çocukları dünyanın.
 
Evet kaygılıyım
Çocuklarım için
Korkmasınlar isterim
Çalınışından kapının.
 
Saygılıyım kurallara
Bu yüzden kurallar
Saygılı olsun isterim
İnsana.
 
Evet ozanım
Çocuklarımdır
Bütün çocukları
Dünyanın.
.......
İnsanın insandan korkmasına karşıyım
İşte bunun içindir
Bütün yazıp
Altına imza attıklarım.

12 Haziran 2021

Sennur Sezer - Karşılıksız Sevda

Yaşamayı seviyorum
açıyorum penceremi dünyaya
ne zaman dayansa
nemli keskin kılıçları ağrının
boğazıma.
Penceremi açıyorum
ve savrulup geliyor bütün kokularıyla.

Yaşamayı seviyorum
bir düğüne hazırlanırcasına
biriktirilmiş ertelenmiş ne varsa
açıyorum bohçasını
her sabah.

Şımartılmış bir oburluk
yayılıyor parmak uçlarımdan uykularıma
savrulup geliyor dünya
yastığıma.

Seviyorum yaşamayı…


10 Ekim 2019

Kadının Akşam Duası - Sennur Sezer



Durmadan dağılır oda
Küflü bir ıslaklık dolaplarda
- Aşkı düşün aşkı, dayan -
Işıldayan sabun köpüğü

- Öyle yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri
Saçlarıma değmeden geçiyor
Camlarda kalıyor izi

- Bir çayevinde olmalı şimdi
Şiirler okumalı akşam serinliğinde
Uzaktan uzağa toprak kokusu -
Bulaşık kalsın
Soğudu su, yağlar dondu
Çorba pişmeli

- Yüreğine akşamla çökeni
Sokaklar uzaklaştıramaz
Uyanırsın yanında yabancı biri
Aşkı kimseler kurtaramaz

Öyle yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri


13 Haziran 2019

Sennur Sezer


Şiir, çağının seslerinin yankısını taşır: Kahkahalar, çığlıklar, ıslıklar… Aşk şarkılarına marşlar karışır, ağıtlara çocuk sesleri. Çok sesli bir korodur şiir, bir orkestra.

Şairler hükümdarlara övgüler yazsalar da bu sesleri şiirin orkestrasına ekleyemezler. Bir yıl geçmeden yıpranır gider o övgülerin kumaşı.

Eskimeyen, yaşamaya övgüdür, adalete, aşka. Bir de diktatörlere yazılmış alaylar eskimez, bin yıllarca.

Şairler söz ustasıdır. Anadildir ustalığın nedeni. Vay şairlere ana dilini yasaklayana. Vay insanlara şiiri yasaklayanlara! Her dilde aşağılanmalı insanın düş gördüğü dilde yazmasını, şarkı söylemesini engelleyenler. Onlar için sövgüler bile armağan sayılmalı. Adları silinmeli tarihten.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Şair bu sesleri işler olan gücüyle. Aşk şarkıları, yaşama övgüleri duyulsun ister şiirinde. Hıçkırıklar aşktan kopsun, bir ağlayış olacaksa çocuğun ilk ağlayışı olsun.

Ve kadınlar, sesleri yüzyıllardır savaşları lanetlemekten yorgun, ağıtlardan kısık, şiirler söylerler güzel günler için, rüzgâra karışır. Onlara şiir yazılmaz, yazılanlar aşka övgüdür belki.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Sokaklardan kopup gelen seslerin uğultusudur. Zafer şiirlerinde ölen askerlerin analarının ağıtı duyulur. Aç çocuk ağlayışları ve dul kadınların çığlıkları. Bu yüzden ürperir bu şiirleri okuyanlar.

Çağının seslerinin yankısı duyulur şiirde. Şiirinde güzel seslerin yer almasını isteyen şairin işi zordur. Çünkü açlığı, savaşları durdurmak için uğraşmak zorundadır. O şairlerin seslerini duyarız, çocuk seslerine kulak verdiğimizde.
 
2012 YILI DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ


11 Haziran 2019

Sennur Sezer Özdemir Asaf’a mektup

Merhaba Sevgili Özdemir Asaf,
Seni ne kadar özlediğimi sesini dinlerken anladım. 1981 yılının ocağından bu yana görüşememişiz. Zaten sık sık görüşmez olmuştuk o yıllarda.
Sen ayrılmadan bir yıl kadar önceydi belki... Neredeydi o dükkan, içki içilip, yemek yeniyordu. Yeni açılmış. Herkesler oradaymış. Öyle bir uğramıştık. Bir masaya çökmüştüm. Adnan bir yerlere takılmıştı. Bir başıma kalmıştım. Bir an omzuma dokunulduğunu fark ettim. Döndüm. Gülümsedin. Sırtında bir pelerin vardı, gece yarısıydı. Bir şeyler söylüyordun, şiir olduğunu sonra fark ettim:

“Aralarından geçiyorum,
Hiç kimse el-ele değil.
Herkes kendine dönmüş deyorum.
Bir kaçının içine bakıyorum.
Hiç kimse kendisiyle barışık değil.”

Bir ermiş gibiydin... Kırılacak şişelerden söz ediyordun. Tozlarını sildiğin şişelerin, ampullerin kırılacağını söylüyordun. Kötü bir haber vermenin çaresizliği vardı sesinde. Çevrendeki “bildiğim” dediğin insanların da kırılacağını söylüyordun acıyla. “Bu gecelerden biridir” sözüne beklediğin geceleri ekliyordun. Sonra bir dizeyi hoşça kal yerine mırıldanıp dönüp gittin. Tek kelime söyleyememiştim. O gün söylediğin uyarı dizesini çok sonra buldum:

“Bilir misin, bilir misin sen
Korkmasını, korkuyu, korktuğunu,
Söyleyebilir misin korkmadan.
Kavgadan, aşkdan, umuddan,
Dönüp susabilir misin sen..
Sen, hayvanların en güc’lüsü insan!”

Şiirlerini senin sesinden dinlediğim son geceydi. Bir merhaba, nasılsın gibi bana söylenmişti. Özel bir söz. Nedense mutlu olamadım. Sanki bir “hoşça kal” tınısı vardı sesinde, ya da tavrında.

Sevgili Özdemir Asaf,
Sen kalabalıkları yönetebilirdin sahnede o yüzden o şiir dinletilerinin sonuna doğru çıkardın sahneye, herkesin dikkati dağılmışken. Dinleyiciler birer ikişer dağılmaya başlamışken: “Sana gitme demeyeceğim/Gene de sen bilirsin/Yalanlar isteyorsan yalanlar söyleyeyim/ İncinirsin”. Hepimiz bir anda toparlanırdık.

Sen gittikten bir süre sonra, galiba 1984’lerde birden adın hızla dolaşmaya başladı üniversite kantinlerinde. Adına günler yapılmaya başlandı (Sanırım ilk gerçekleşen günün konuşmacısıydım). Gitar eşliğinde okunmaya başlandı şiirlerin. Kitapların aranmaya başladığı için yeni baskılar yaptı: Benden Sonra Mutluluk (Yayımlanmamış şiirleri 1983), Özdemir Asaf’ça (Denemeler-1988), Dün Yağmur Yağacak (Öyküler-1987), ‘ça Otokopi, (deneme Ölümünden Sonra,1988) , Seçme Şiirler (2001), Çiçek Senfonisi (Toplu şiirler 2008, 2010), Kırılmadık Bir Şey Kalmadı (2010), Dokuza Kadar On (2010). Şimdi de sesinden şiirlerini dinleme olanağını veren Sen Bana Bakma Ben Senin Baktığın Yerde Olurum (2012).

Çoğu okurun sesini ilk kez bu CD’den dinleyecek. Kızın Seda iyi ki sesini kaydetmiş. Memet Fuat senin birden ünlenmeni anlayamamıştı. Kışkırtmasız, reklamsız, ünlü olmamış bir ölü şairin gündeme gelişi, ünlenişi mucize gibiydi.

Biliyordum, gençler senin aforizmalarını sevmişler, kendi yapmak istedikleri uyarıları bulmuşlardı, anlaşılmaz olmanın değeri bilinmemenin alaycı acısını. Memet Fuat şiirlerinin “bütün akımların dışında” olduğunu vurguluyor, şiiri “düşüncelerin, duyguların yoğunlaştırılmasında” aradığını söylüyordu.

Behçet Necatigil’e göre “şairdeki ‘ikinci kişi’ problemini, ikinci kişi ile kendi arasındaki bağıntıları çeşitli yönlerden derinleştir”miş, “davranışları soyutlaştırarak bir düşünce planına yükselt”miştin. Galiba şu dizelerdi başımızı döndüren:

“Ve bazen hayattır sevmek;
Birini çok uzaktayken bile, yüreğinde taşıyabilmek...”
 Evrensel
 

08 Ekim 2018

Sus - Sennur Sezer

 
Sus
Kaldır at şu yıpranmış sözcükleri
Ellerimde ellerinle büyüsün düşündüklerin
İlk yaratıldığın güne dön
 
Sus
Ne bulduk iki yüzlülüğünde seslerin
Sus büyüsün bu derinlik
Büyüsün öğreneceklerin
 
Sus
Bu gürültü yıkacak evreni günün biri
Sus tükeniyoruz soluk soluğa
Buğu gibi

20 Haziran 2018

Sennur Sezer - Hekim Öğütleri

Uyanıp gecenin bir yerinde karanlığı dinlemek?
 Sevdadandır 
Dalıp gitmek yıldızların kımıltısına 
Yüreği bölmesi türkülerin? 
Sevdadandır
 

21 Mayıs 2014

Bu Şiir Kömür Kokar

Öyle insanlar gördüm ki,
Ölüm peşlerine düşmeye korkardı.
Kılları uzamış hayvanların yanı sıra;
Ya kuyulara iniyorlar,
Ya kuyulardan çıkıyorlardı.
Kazmaları kürekleri lambalarıyla
Ya insanlar gibi toprağın üstünde,
Ya köstebekler gibi toprağın altındaydılar.
Bir düdük sesinde bütün şehir ayaktaydı;
Dağlara tepelere doğru bir ayaklanmadır başlıyordu,
İkinci düdüğe kadar bütün şehirde tıs yoktu.
Uyudum uyandım hep aynı seslerdi.
Anladım insanlar bir vardiyaya giriyorlar,
Bir vardiya çıkıyorlardı.
Anladım en kısa ömür insanoğlunundu,
Sonra kurtlar, böcekler ve tarla farelerinindi...İlhan Berk 1946

Sen Edgar Po’yu okuyadur sıcakta
Asıl büyük korkular dolaşır bu ocakta
Kozlu’da İncir Harmanında Çaylar Kuyusu
Çalışıyor kömürü uyandıran insanlar
Geçmişler derin kuyusuna aydınlığın
Hep beraber yüzbeş kişi, madenci
Çıktı elliyedisi , geride sağ kalanlar
Ben kırksekiz madenciyi arıyorum
Zonguldak hemşehrisi, hepsi de köylü
Ana, kardeş çocuk bıraktılar geride
Yeryüzünden yüz kırk metre aşağı indiler
Bir uğultu duyuluyor, neyleyim neyli
Çıkamadılar tam kırksekiz kişi idiler
Yüzbeş işçi indi yeraltına bir postada
Kırksekizi kaldı yeraltında bir postada
İncir Harmanı bölümünde Çaylar Kuyusu
Ağır olur kara gözlü kömürlerin uykusu
Çeker kucağına Ereğli’den, Devrek’ten
Nice uykusuz garipleri bir anda uyutur
Çaylar Kuyusu derler bir derin kuyudur...Ceyhun Atuf Kansu

Uzak bir göğün altındaydı deniz,
Suskunluğun adak testisi
Kocaman deniz suların altında.
Dipte, maviliklerin oynaştığı,
Küçük bir balığın kanadı gibi yalnız,
Umutsuzluğun bir anlamı kalmadığı,
Kumlara gömülmüş ya da kayaya takılmış
Çapanın, gemisini bekleyen çapanın
Altında, toprak başlar ya, sonra da maden.
Az önce göçmüş madenin altında,
Lamba söndükten sonra yıkılmış tavanın
Ve duvarı tutan kalasın altında
Tek başınaydı yaralı işçi, karanlık
Yok etmiş gözlerini ama
Kendindeydi daha, ufak bir güneş,
Dünyanın en ufak güneşi,
Çocukluk gibi, düşüncesiz kuşlar gibi,
Duydu demir aldığını geminin
Gürültülerle.
Ve yukarda,
Uzak bir göğün altındaydı deniz,
Bulutlar, martılar ve deniz...Melih Cevdet Anday

Fırtınalı  bir kış oldu ertesi yıl.
Aynı yılın Teşrininde
üç arkadaş Zonguldak’a indiler,
Şurdan  şu tarafa tut
bütün deniz.
Girdi  ocağa.
Kânununda aynı  yılın,
bir sabahtı,
Şentürk’ü kömürün altından çıkardılar:
kan içinde yüzü gözü,
elleri simsiyahtı.
Bir beyaz karyolada
hayata veda etti...Nâzım Hikmet

Zonguldak’ta Raman’da
Ağaçlar çiçeğe duranda
Unutup yorgun kazmaları
Türkü yakıyorum ay ışığında
Keser ışıltısını altının
Bir damla kan
Alnından kopan bir damla
Tutuşur ocakta
Kıpırdar camında lambamın
Vardiya dönüşü yol ortasında
Keser ışıltısını bir damla kan
Lambamın
Yarın
Yarın
Hangisine değdi candarma tetiği
Nişan yüzüklerine bakamıyorum...Sennur Sezer

Bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin.
Ellerin, yeraltında yitmiş kocaman ellerin.
Yıllarca çalışırsın gündeliğin on lira.
Açsın, susar kuyular bağıra bağıra.
Ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin,
Kim yürürse öldürürler bilirsin.
Zonguldak ölü iki. gecede gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir?
Tanrı yeryüzünündür, bir pay düşmez sana,
Sen yeraltındasın, Tanrısızsın anlaşana.
Karanlıktır yıldızlara karşı aşağlara indiğin,
Aşağlarda sevdiğin, korktuğun, sevindiğin.
Dağ hak diye, kara elmas hak diye,
Bekledin çırılçıplak bir yıl daha kazanılan dağıtılacak diye.
Zonguldak ölü iki gecede gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir?
Vardiya bitmiştir, uyursun gökyüzü uyanırken yüzüne,
Uzaksın, oğluna, karına, anana... öküzüne.
Oynamaz dedin, derinliklerde bir aç ayı.
Ne istedin bölüşmek gövdeler teriyle birikir iş parayı,
Yüzlerce yıl yüzlerce yıl avucundaki ekmek alınmış çağlardan,
Ne istedin çoluğunun çocuğunun sarı lokmasını aşağlardan,
Zonguldak ölü iki gecede gecede diri bir,
Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir?...Fazıl Hüsnü Dağlarca

Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılırsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.
Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza.
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvalanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.
Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun  çamuru küremek için kentin gölgesi sokaklarından,
sıyırıp aşmak için yıllardır gökyüzüne birikmiş pası,
ovmak için isli alnını sabahın.
Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.
Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla,yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.
Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda
ve adını değiştirdiler ülkenin...Kemal Özer