Güneş hiç bir zaman batmıyor, hep aynı sıcak ve ışıl ışıl; dönen,
sönen ve karanlıkta kalan bizleriz. Güneş karanlığı tanımaz. Ay da
güneşsiz parlamaz. Ya hasat vakti gelince? Buğday mı yeşerir yoksa
yeşerdiğinde mi hasat zamanı gelmiştir?
Bu satırları okuyup ta Mutlak Hakikati sorgulayan herhangi birine
verilecek tek bir cevap vardır. Tanrının varlığını sorgulamak yerine
kendi varlığını sorgula. Çünkü sorgulamak şüphe etmektir. Şüphe içinde
Mutlak Güven bulunmaz.
Güven olmayınca da teslimiyet olmaz… Bil ki sen yoksun. Bunu
hakikaten anladığında yalnız senin var olduğunu, Tek olduğunu, tüm
evrenin senin etrafında döndüğünü ve senin merkez olup her canlının
sadece sana hizmet etmek ve senin de onlardan menfaat beklemek için
burada olduğunu göreceksin. Çünkü “O” gökler üstündeki sayısız
suların üzerinde her yerdedir…
Attığın her adımda, uğruna yola çıktığın her davanın sonunda ne olabileceğini düşünmeden ilerlemeye devam etmelisin.
Yalnız olması gerekenler oluyor ve olacak. Olmadıysa da henüz, olacaktır
nasılsa… Hangi seçeneği tercih edersen et, karar senin ve o yol
üzerinde yönlendirileceksin. Yazgını sevmek ya da onu değiştirmek yerine
sen kendi yazgını bul, oku ve uygula… Bu, şu veya o yolun elbet bir
devamı var.
Onu kestirmek sana düşmüyor; sen sadece yaşamakla yükümlüsün.
Tercihen “mutluluğu” arayarak yaşamakla… Unutma ki, olan bitenin olduğundan başka türlü olma ihtimali yoktu.
O yüzden keşkelere sığınma.
Cenneti hakikaten bulmak istiyorsan cennetin kendisi olmalısın! Ben
kendimi sevmeliyim ki başkalarını da seveyim. Ben kendimi tanımalıyım ki
başkasını da tanıyayım. Ben kendimi anlamalıyım ki başkalarını da
anlayayım. Ben her şeyi kendim için yapanım ve kendim için yapmalıyım.
Ben kendim için giden olmalıyım…
Bunu da ne zaman yapmalıyım?
Bugün, şimdi ve hemen.
Ben hem her şeyim hem her şey Benim ve Ben’im diyebilmelisin.
Hemen her gün yasak ağaçların meyvelerinden bizlere sunuluyor. Duruma göre ya yiyor ya dokunmuyoruz…
Ya da yiyip inkâr ediyoruz. Vazife ve yükümlülüğümüz, tüm neslimize
ilham vermek ve pişmanlık yolunda adım atmalarını sağlayıp, Allah’ın
arabası haline gelip önde yürümektir. Ruhla bedeni bir, suyla kabını da
aynı tutmalıyız.
Bizler her insanın içinde mevcut olan potansiyeli ve doğuştan yapmak
üzere meyilli olduğu fırsatları gerçekleştirmesinden sorumluyuz…
İşin doğrusu hepimiz, herkesten, her şeyden, olan bitenin tümünden
sorumluyuz. Hiç tanımadığım bir ülkenin bilmediğim bir şehrinde daha
önceden görmediğim birisi açsa, ya da uzak bir diyarın adı sanı
bilinmeyen bir yerinde cahil birisi varsa hepsinden ayrı ayrı ve
birlikte ben sorumluyum, siz de aynen öyle. Her gece cebimde fazladan
duran madeni para bir başkasının fakirliğine sebep oluyor, her tok
karnına yediğim lokma bir kişinin açlığına sebep veriyor. Hayatı her gün
son gün gibi değil tek gün gibi yaşarsak o zaman herkesin, her
şeyin kıymetini biliriz.
Çünkü gördüğümüz dünya tek ve Tek Bir Allah var. Maalesef İsmi ve Tekliği Bir değil!
Ayakta uyuyorsun, uyuduğundan dahi haberin yok! Öldüğünde mezarından uyanacak ve her şeyin bir rüya olduğunu anlayacaksın…
Aynı, rüyanda ölünce yatağında gözlerini açıp uyandığın gibi…
Bu âleme gelenlerin ilk tepkileri çok ilginçtir. Akıl ve idrak,
inkârla ikrar, evvel ve ahir, zahirle batın, bilgeyle sersem, beden ve
ruh, insanla melek kavramları birbirine girer, karışır. Sebat et hele
anlayacak, hatırlayacaksın her şeyi…
Bir şeyin var olduğunu ancak o yok olursa anlarız, yazık değil mi?
Biz de yok olmadığımıza göre demek ki var değiliz; yok’uz.Sen, ben veya o
diye bir şey yok. Varlığının bireysel olduğunu, sonsuz Tek’ten bağımsız
olduğunu sandığında bil ki rüyadasın, hayal dünyasındasın. Yoksun!
Aklı olanın düşleri yoktur, gözleri açık rüya görmezler fakat yine de
yaşarlar. Acıları ve neşeleri bir haldir, düşüncedir, süreçtir. Onlar
kafalarına giren binlerce düşünceyi dahi kontrol etmek çabasında olan
insanlardır. Olumsuz bir düşünceyi çıkartıp yerine olumlu bir tanesini
yerleştirmeyi becerebilen ender “mutlu” kişilerdir.
Onlar hep geleceğin tarihini yazmaya çabalayanlardır.
Bilmedikleri, aklın olduğu yerde kalbin olmadığı gönlün durmadığıdır. Aklı kalbinin içine yerleştirmelisin.
Anlamazlar ki zekâ, duygu ve hisleri inkâr eder, oluşu dahi anlamaz,
yok sayar. Bir bildikleri vardı elbet ancak bilmedikleri ve henüz
öğrenmedikleri çok şey de vardı orası aşikâr.
Bildiklerini okumak yerine bilmediklerini okumayı deneselerdi kim bilir nerede, ne zaman, ne farklı olurdu…
O yüzden iyisi mi aklını değil akıl kullan!
Dost dediğin Bir Tek O’dur başkası yoktur. Ne yanına gelen birisi için sevin ne de gidenin arkasından üzül.
Bil ki sana yalnızca O ve zaman eşlik edecektir. Sığınacağın son kalenin O olduğunu anladığında
O’ndan başkasına da ihtiyacın olmadığını göreceksin! Dost acı söyleyince dost bildiği kişi de söz dinlemeyi bilsin!
Dikkat et, kimseye ihtiyacı olmadığını söyleyen insanların aslında herkese ihtiyacı vardır.
Kimseye değer vermiyor gibi gözüken insanlar kendilerine değer
vermiyordur. Sır, her şeye sahibim ve ben her şeyim diye kendini
bilmekte yatıyor.
Yüzlerce insan çırılçıplak yaşarken, içlerinden bir tanesi kim
olduğunu anlayabilmek ve unutmamak adına bir şapka yapıp kafasına takar.
Günlerden bir gün rüzgâr alır şapkasını uçurur. Bir başka adam bu
şapkayı bulur ve kendisi takar. Ormanda dolaşırken şapkalı adamı gören
şapkanın ilk sahibi çok şaşırır. Adama doğru gider.
“Ben senin kim olduğunu gayet iyi biliyorum. Bilmediğim benim kim olduğum” der.
Hayat bir ritimdir. Güneşin doğuşu, yeniden doğuşu, nabzın atışı, kalbin kan pompalaması hepsi birer ritimdir.
Ritim ahenktir, uyumdur. Ritim olmazsa hareket olmaz, hareket olmazsa zaman olmaz.
Zamanın durduğu yerdeyse hayat durur sonsuzluk başlar. Zaman zihindedir; bilinçse sonsuzluktur.
Kıyaslamaya yatkın olan insan aklı en güzeli, en iyisi hangisidir
diye yorar kendini. Müziğin en güzeli kafanın içinde yankılanan, başka
kimsenin duymadığı, senin kendi bestendir. Şarkıların en keyiflisi senin
kendinle baş başayken uydurduğun sözlerle mırıldandığın tınıdır. En
güzel dans kimsenin seni seyretmediğini bilip de cesaretle yaptığındır.
Sırların en gizlisi havadaki bulut, topraktaki ağaç ve suyun damlalarına anlatıp unutmayacağındır.
Eddi Anter