6 Ocak 2013 Pazar

Kızıma Mektuplar

Hayat gemim, sakin ve yumuşak denizlerde yürümeyebilir. Yaşamımdaki mücadeleci günler parlak ve umut vaat edici olmayabilir. Fırtınalı ya da güneşli günlerde, muhteşem ya da yalnız gecelerde, minnettar tutumumu her zaman korudum. Karamsar olmakta ısrar etsem bile, her günün bir yarını vardır.

düşkırıklığımın estirdiği rüzgar
düşler evimi yerle bir ettiğinde
ve öfke, bir ahtapot gibi
kollarıyla doladığında ruhumun etrafını
şöyle bir dururum
her ne yapıyorsam bırakır
ve beni iyileştirebilecek bir şey bulmaya
çalışırım.



 maya angelou

Hayatta hiçbir şey sizin hayal ettiğiniz kadar güzel olamaz




Hayatta hiçbir şey sizin hayal ettiğiniz kadar güzel olamaz. Hiçbir kadın sizin kafanızdaki kadar güzel olamaz. Hiçbir şey sizin fantezileriniz kadar heyecan verici olamaz. Hiçbir şey hayal ettiğin kadar mükemmel değildir.



Türkiye'de her şey olabilirsiniz, ama bir tek şey olamazsınız, rezil olamazsınız...

 
Bir tarihte bir röportaj sırasında ettiğim bir söz, sonradan çeşitli nedenlerle birçok kişi tarafından sıkça anılıp neredeyse bir özdeyişe dönüşerek, üzerime yapıştı kaldı.

"Türkiye'de her şey olabilirsiniz, ama bir tek şey olamazsınız, rezil olamazsınız," demiştim. Unuturlar çünkü. Hafızaların 24 saate ayarlı olduğu bu ülkede isteseniz de rezil olamazsınız!

Öncelikle, memlekette her şeyin bu kadar kolay "olunmasıyla" ilgili bir şeydir bu. Her şeyin bu kadar kolay "olunduğu" bir ülkede, rezil olmak elbette imkânsız hale gelir. Her şey bu kadar kolay olunuyorsa, "sahiden" bir şey olunamıyor demektir.

Üzerinde "Su Tesisatçısı" yazan bir tabela ve birkaç aletle bir dükkân açabilir, insanların evlerini berbat ede ede bir zenaat öğrenmeye çalışabilirsiniz, bunun için sizden hesap soracak kimse yoktur. Kültür dünyasındaki karşılığı da farklı değildir bunun: Bir yayın organında üst üste birkaç eleştiri yazın, kısa sürede "edebiyat eleştirmeni" ya da "sinema yazarı" olursunuz. İstanbul'un otopark köşelerini kapanlarla, gazetelerde köşe kapanlar arasında ciddi bir fark olduğunu sanıyor musunuz? İstanbul'da trafiğe çıkıp Taksim'i bilmeyenlerin şoförlük yaptığı bir ülkede, elbette Tansu Çiller ve benzerleri de başbakan olacaktır. Türkiye'de tek bir yasa vardır: Birleşik kaplar yasası! Ya da yerli bir deyişle ekmek kadar köfte!
 Birilerinin hesap sorması,başarısızlıklarınızın, yanlışlarınızın ya da yolsuzluklarınızın hatırlanması mümkün değildir. Geçmiş kimseye yük değildir Türkiye'de. Kurum, şirket, marka, banka batıranların aynı sektörde, aynı makamlara hem de daha yüksek maaşlarla gün gelip oturması işten bile değildir. Kayıp değerler, bulanık vicdanlar kısa zamanda başarıya tahvil edilir. Arsızlık, ısrar, dayatmacılık, ilkesizlik herhangi bir şey olmanızda yeterlidir.

Hafızayı diri tutan adalettir
Bu nedenle memleketimizde insanların her şeyi zamana bırakması, bir yaşama bilgeliği, bir olgunluk belirtisi olmaktan çok, unutturma kurnazlığına dayalı bir hayat sürdürme taktiğidir. En kanlı katillerden, deprem müteahhitlerine kadar ömür boyu hapislerde çürüyecek sandığınız insanların 3 gün sonra aramızda ferah ferah dolaşmaları da bundandır. Hafızayı diri tutan adalettir. Adaletin olmadığı bir ülkede hafıza silmek, sessiz çoğunluk dedikleri diğerleri için, belki de hayatta kalmaya çalışmanın, gerçeklere dayanmanın bir yoludur, kim bilir?

Ar damarınızı biraz gevşetmekle her şey olabileceğiniz bir ülkede, ölmek değil, yaşamak tesadüftür. Maç sonrasında ya da bir düğün sırasında havaya sıkılan kurşunlara "kader" denilen bir ülkede, "olmak" yalnızca karar ve ısrar işi, ölmekse bir anlık dalgınlıktır. "Ekmek parası"nın arkasına sığınılarak her şeyin mubah sayıla geldiği bir memlekette ölmek nedir ki, olmak ne olsun? Kitaplar korsan, rakılar sahte, faturalar naylon, mobilyalar hayali, hayatsa bildiğiniz gibi...
Olunması zor bir şey yok mudur bu memlekette peki? Ne olursanız olun, "sahici olmak" en zorudur en başta, insanın kendisi olması en zorudur. Hiçbir tribüne oynamadan "biri" olmak; zamana uyarak değil, zamana yaslanarak insan olmak, kana, karanlığa bulaşmadan politikacı olmak; "köyün delisi" olmadan aydın olmak; kadınlığını unutmadan kadın olmak; aslını inkâr etmeden Kürt olmak; kepaze olmadan eşcinsel olmak; yaşlandıkça çocukluğuna geri dönüp ilkokul düzeyi milliyetçiliğine gerilemeden hayat tamamlamak zordur. Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Kırksekiz



kendine seçilmişler için
bütün işaretler aynı yolu gösterir
senin yolculuğa çıktığın yolu
kime çıkar, niye çıkar, ne çıkar, kim bilir
kimin kimden aldığını
doğrular yarım yaşanmış yılları
hayatın gölgesinde kalmış
gölgesizler, yaşayan ruhlar göçmen bedenler
kaç tarihten yapılır bir tek kavim
öğrendikçe susmayı sözünü bekletir
içinde durmadan ertelediğin ihtiyar
gençliğin ve geleceğinle büyüttüğün
kayıp kavmin çocukları
bir bir içinden geçerken
kanat hareketlerini yineler
dünya kurulduğunda katledilmiş
yarınları yarım kalmış melekler
bazı hayatlar yaşandıkça bulur anlamını
bazı hayatların yaşandıkça çıkar boşluğu
hayat ne uzundur aslında ne de kısa
ne yaşadığıdır yalnızca

bazı pişmanlıklar hayatı kısa kılar
bazıları için çok uzundur tekrarlar

maceramızın incisi anlam
kalbe zarar var oluş definesini
kırk sekiz melek
yaşarken yineleyebilmek
katledilmiş melek kanat hareketlerini



Yaşamın Ucuna Yolculuk

 


Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki…
Toplum dedikleri kitlenin bir aradaki dayanılmaz yabancılaşmasını sanki kimse algılamıyor. Doğanın, dağların, güneşin, bulutların mevsimlerle büründüğü griliklerin zaman zaman insanı okşayan rüzgarların düşmanı olmalı kenti oluşturanlar. 
Doğayı taşa dönüştürmüşler. İnsanı, yalnız eliyle biçimlendirilenin içine kilitlemişler.”