andre gide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
andre gide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2023

André Gide - Günlük (1887-1925) 1. Cilt

Fransız edebiyatının usta kalemi André Gide’in kurmaca yapıtlarının önüne geçen devasa eseri, neredeyse 60 seneye yayılan bir yazma eyleminin ürünü olan “Günlükler”nin ilk cildi, ilk kez eksiksiz olarak Türkçede…

Şimdi üç aylık kuraklıktan sonra fırtına. Yağmuru bir gösteri gibi izlemek için eve döndüm. Gördüğüm şeyi betimlemeyi sevmiyorum artık; işin tadını kaçırıyor. Yalnızca bakmayı daha çok seviyor, böylece hiçbir şeyi kaçırmadığımı, her görüntünün ona gereksinim duyduğum anda yeniden ortaya çıkacağını biliyorum. Bunun tadını daha da çok çıkarmak isterdim. Kısa süre içinde, farklı farklı yaşam biçimlerini tanımak, her birinde bir başkasının özlemiyle kabaran kaygıyı bulmak istiyorum.

“Dar Kapı”dan içeri girin, “Pastoral Senfoni”nin ezgilerini dinleyin, “Dünya Nimetleri”nden yararlanın, “Kalpazanlar”ın masasına oturun; Günlük’ü okuyun…

“Kendini en iyi incelemiş olan adam. Bunun için de en önemli eseri, bence Journal’i, güncesidir.” – Nurullah Ataç

 

19 Şubat 2022

André Gide - Kalpazanlar

Kalpazanlar (Les Faux-monnayeurs), André Gide 'nin yazdığı eser ilk kez 1925 yılında La Nouvelle Revue Française dergisinde yayımlanmıştır. Kalpazanlar Gide'nin kendi deyişiyle "ilk romanı" dır. Bu kitabındaki konu; kişi tam anlamıyla mutluluğa kavuşmak, yaşamın tadını çıkarmak istiyorsa geleneklere değil, kendi yüreğinin sesine uyması gerektiğidir. Andre Gide der ki; "Dünya şayet kurtulabilirse, ancak yerleşik kurallara, kökleşmiş basmakalıp düşüncelere boyun eğmeyenler sayesinde kurtulacaktır".

Romanın konusu genel olarak, Bernard ve Olivier adındaki iki lise öğrencisi ile Edouard isimli bir yazarın çevresinde dönmektedir. Lise bitirme sınavına hazırlanan Bernard tesadüf eseri annesine hitaben yazılmış olan aşk mektuplarını bulur ve kendisinin aslına bir yasak aşkın meyvesi olduğunu öğrenir. Kendisini yetiştiren adamın gerçek babası olmadığını ve asla gerçek bir evlat gibi sevilmediğini düşünerek büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Hâlbuki üvey babası Albéric Profitendieu, Bernard'ı diğer çocuklarından hiçbir zaman ayırt etmemekle birlikte daha fazla sevmiştir. Son derece ağır ve haksız bir mektup kaleme aldıktan sonra evden kaçarak sınıf arkadaşı Olivier in yanına yerleşir. 

 

20 Şubat 2021

Vatikan Zindanları - Andre Gide

Tasarlamak ile yapmak arasında dağlar var! Satrançtaki hamleyi baştan alma hakkı da yok. Adam sen de! Bütün tehlikeler önceden görülse oyun bütün ilginçliğini yitirirdi.

 

19 Şubat 2020

Andre Gide - Ahlaksız

Bu kitap neyse, odur. O, acı küllerle dolu bir meyvadır; kavurucu bölgelerde yetişen ve susuzluğa daha dayanılmaz bir yakıcılık ekleyen, ama altın sarısı kumlar üzerinde güzellikten de yoksun olmayan çölün Ebu Cehil karpuzları gibidir.
 
Kahramanımı örnek olarak verseydim, kabul etmek gerekir ki, hiç de başarılı olamazdım; Michel’in macerasıyla birkaç kişinin isteyerek ilgilenmesi, iyiliklerinin bütün gücüyle onu kınamak içindi. Marceline’i bu kadar erdemle boşuna donatmadım; Michel’in kendisi yerine onu tercih etmemesi af edilmedi.
 
Eğer bu kitabı Michel’e karşı bir suçlama belgesi olarak ortaya koysaydım, yine de daha başarılı olamazdım; çünkü hiç kimse kahramanıma karşı duyduğu öfkeden dolayı bana minnettar kalmadı; bu öfke, öyle anlaşılıyor ki, bana rağmen duyuldu ve Michel’den benim üzerime doğru taştı: az kalsın beni onunla bir tutacaklardı.
 
Ancak ben bu kitapta, ne bir savunmada, ne de bir suçlamada bulunmak istedim ve yargılamaktan kaçındım. Fakat günümüzde okuyucu, yazarın olayı resmettikten sonra olumlu ya da olumsuz bir yargıda bulunmamasını af etmiyor artık; hatta dramın gidişi içinde onun taraf tutmasını, açıkça ya Alceste’in ya da Philinte’in, Hamlet’in ya da Ophelie’nin, Faust’un ya da Marguerite’in, Adem’in ya da Yehova’nın yanında yer almasını istiyor. Kuşkusuz tarafsızlığın (kararsızlığın, diyecektim), yüce bir düşüncenin güvenilir belirtisi olduğunu ileri sürmüyorum; fakat birçok büyük düşünürün sonuçlar çıkarmaktan epey tiksindiklerini sanıyorum – ve ayrıca bir sorunu ortaya atmanın onun önceden çözüldüğü anlamına gelmediğine inanıyorum.
 
“Sorun” sözcüğünü burada istemiyerek kullanıyorum. Gerçekten sanatta sorunlar olmaz – sanat yapıtı da sorunun yeterli çözümü değildir.
 
“Sorun”dan “dram” anlaşılacaksa, kahramanımın ruhunda oynanmak üzere bu kitabın anlattığı şeylerin, onun eşsiz macerasının sınırları içinde kalacak denli daha az genel olmadığını söylemeliyim. Bu “sorun”u keşfetmiş olduğumu iddia etmiyorum: o, kitabımdan önce de vardı; Michel boşarsa da, başarısızlığa uğrasa da, “sorun” var olmaya devam edecektir; ve yazar ne yengiyi, he de yenilgiyi kesin edinilmiş olarak önermektedir.
 
Eğer’bazı seçkin kafalar, bu dramda yalnızca acayip bir olayın anlatımını, kahramanında da yalnızca hasta bir adamı görmeyi kabul etmişlerse ve genel düzeyde bir önem taşıyan bazı ateşli düşüncelerin herşeye karşın burada yer aldıklarını anlayamamışlarsa – kabahat bu düşüncelerde ya da bu dramda değil yazardadır, daha doğrusu yazarın beceriksizliğindedir – üstelik bu kitaba yazar bütün tutkularını, gözyaşlarını ve özenini yerleştirmiş olduğu halde. Fakat bir yapıtın gerçek değeri ile belli bir dönemin okuyucularının ona verdikleri değer, birbirinden çok ayrı iki şeydir. Kanımca, fazla kendini beğenmişliğe düşmeden, saçmalıklardan hoşlanan bir okuyucu kitlesini yarını olmayan bir coşkunluğa yöneltmektense, ilginç şeylerle ilk gün hiç ilgilendirmemek tehlikesini göze almak daha iyidir.
Zaten hiçbir şeyi kanıtlamaya değil, fakat resmimi iyi çizmeye ve iyice aydınlatmaya çalıştım.


Andre Gide - Ahlaksız  

 

22 Kasım 2019

Kadınlar Okulu - André Gide

Söylememiz gereken sözler kimi zaman öyle geç geliyor ki usumuza.

Benim, tanıdığın insan olmadığımı söylüyorsun değil mi? İyi ama sen de benim tanıdığım kişi değilsin. İnsan, bir insanın gerçekten sandığı insan olduğunu nasıl anlar?

İnsan birini sevdi mi olduğu gibi göremez artık onu.

Zengin olacağımızı anladım; neredeyse üzülüyorum buna: mutluluğa ermek için paraya gereksinimi bulunanlara bırakmak isterdim serveti.

İnsan kocamış çocuktan başka bir şey değildir.



21 Şubat 2019

Dar Kapı - Andre Gide

Kendisini sürükleyen kişiyi isteyerek izlediğinde aranızdaki bağı hissetmezsin, ama ona karşı direnmeye ve ondan uzaklaşarak yürümeye başladığında çok acı çekersin.

Yaşam boyunca bazen bizden saklanan öyle değerli zevkler, öyle tatlı verilmiş sözler vardır ki, bunların bize bağışlanmasını en azından dilemek bile çok doğaldır: Ancak erdem yoluyla bunlardan vazgeçildiğini bilmekle geride bırakılabilir bu büyük çekicilik.

Dostum, Sana bir daha yazmamak gibi herhangi bir karar aldığımı sanma. Sadece artık bundan zevk almıyorum. Buna rağmen mektupların beni eğlendiriyor. Ama düşüncelerini bu kadar meşgul ettiğim için kendime gittikçe daha çok kızıyorum. Yaza çok bir şey kalmadı. Bir süre mektuplaşmayı bırakalım. Eylülün son on beş gününü benim yanımda geçirmek için Fongueusemare'a gel. Sessizliğini beni onaylaman olarak kabul edeceğim, bana cevap vermemeni diliyorum.

Ama, dostum, ermişlik bir seçim değildir: Bu bir ZORUNLULUKTUR
(mektubunda bu kelimenin altını üç defa çizmişti). Eğer sen sandığım kişiysen, sen bile çekip çıkaramazsın kendini bundan.

...Çoğu kez bana öyle geliyor ki diyordum ona,...aşkım kendimde sakladığım en iyi şeydir, bütün erdemlerim ona asılıdır, kendi kendimi aşarım onunla. Ve onsuz çok sıradan bir yaradılışın o değersiz düzeyine düşerdim. Sana kavuşma umuduyla en güç yollar bile bana en iyileri gibi görünecektir

Daha ertesi gün, girişte Shakspeare'in şu dizelerinin yer aldığı tuhaf bir mektup aldım:
Sönüp giden o ezgiyi duyuyorum yine Bir menekşe tarlasının üzerinden eserek kokular yayan
Tatlı güney rüzgarı gibi uğulduyar kulaklarımda Ama yetsin bu kadar! Yeter!
Eskisi gibi tatlı gelmiyor artık bana... Evet! Elimde olmadan bütün sabah seni aradım. Gittiğine
inanamadım. Sözümüzü tuttuğun için çok öfkeliydim sana. Bu bir oyun diye düşündüm. Her çalının arkasında seni görecekmişim gibi geliyordu, ama hayır! Gidişin gerçek. Teşekkür ederim.
Günün geri kalan bölümünü sana da anlatmak istediğim, sürekli kafamı kurcalayan bazı düşüncelere takılmış olarak geçirdim. Eğer onları sana anlatmazsam daha sonra senden bir şeyler saklamış alacağımın ve senin sitemlerini hak edeceğimin tuhaf ve belirgin korkusuna kapıldım.
Fongueusemare ziyaretinin ilk saatlerinde şaşırmıştım. Senin yanındayken bütün varlığımla duyduğum o tuhaf memnuniyet beni çabucak endişeye soktu; 'Öyle bir memnuniyetti ki bu, diyordun bana, bunun ötesinde hiçbir şey istemem!' Yazık! İşte beni kaygılandıran da buydu... Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum dostum. Özellikle de ruhumun en şiddetli anlatımından başka bir şey olmayan bu akıl yürütmede bir kurnazlık olduğunu sanmandan korkuyorum. (Ah, ne kadar beceriksizce olurdu bu!) 'Eğer yetmeseydi, mutluluk olmazdı' demiştin bana, hatırlıyor musun? Ne cevap vereceğimi bilememiştim. Hayır Jerome, bize yetmiyor. Jerome, bize yetmemeli. Derin mutluluklarla dolu bu memnuniyeti gerçek diye kabul edemem ben. Bu sonbaharda nasıl bir sıkıntıyla kaplı olduğunu anlamadık mı?
Gerçek! Ah! Tanrı bizi gerçek olmasından korusun! Biz başka bir mutluluk için doğduk... Daha önceki mektuplaşmalarımız nasıl sonbahardaki görüşmemizi mahvetmişse, dün burada olmanın hatırası da bu mektubun büyüsünü bozuyor. Sana yazmaktan duyduğum o büyük hazza ne oldu? Aşkımızın hak edebileceği mutluluğun bütün saflığını mektuplarla ve buluşmalarla mahvettik. Ve şimdi elimde olmadan Soir des Rois'nın Orsino'su gibi yazıyorum: 'Yeter! Daha fazlasını istemez! Biraz önceki kadar tatlı değil artık!'

Alissa! Acı bana, ikimize de acı! Mektubun canımı acıtıyor. Korkularına gülebilmeyi ne kadar isterdim! Evet, bana yazdığın her şeyi hissediyordum, ama kendime söylemekten korkuyordum. Hayal ürünü olan şeylere nasıl da korkunç bir gerçeklik katıyor ve onları aramıza yığıyorsun. Eğer beni daha az sevdiğini hissediyorsan...Ah! Bütün mektubunun yalanladığı bu korkunç olasılık benden uzak olsun! Peki, o zaman geçici kaygılarının ne önemi var? Alissa! Akıl yürütmeye çalıştığım anda
cümlelerim donup kalıyor. Kalbimin inlemelerinden başka bir şey duymuyorum. Seni ustalıkla davranamayacak kadar çok seviyorum ve seni ne kadar çok seversem seninle konuşmayı da o kadar az becerebiliyorum. "Hayali aşk", buna ne cevap vermemi istiyorsun? Seni bütün ruhumla seviyorsam, hayallerimle kalbimi nasıl ayırt edebilirim? Ama mademki mektuplaşmamız senin kırıcı suçlamalarına neden oluyor, mektuplaşmalarımızla havalanıp sonra gerçeğin içine düşmemiz bizi derinden yaralıyor, bana yazdığın zaman kendi kendine yazıyor sanısına kapılıyorsun ve mademki şu son mektubuna benzer yeni bir mektuba katlanacak gücüm yok: Yalvarırım, bir süre için mektuplaşmayı keselim.

Aşkların en güzel anı "seni seviyorum" dendiği an değil midir?"

"Dar kapıdan girmeye çabalayın. Çünkü kişiyi yıkıma götüren kapı büyük ve yol geniştir. Bu kapıdan girenler çoktur. Yaşama götüren kapı ise dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar çok azdır. "

"Bu kapıdan girenler çoktur... "

"Çünkü yaşama götüren yol dardır..."

"Bu yolu bulanlar çok azdır."

23 Kasım 2018

Sanat Baskıdan Doğar - Andre Gide


Sanat, yavaş yavaş kuvvetten düşünce, kaplıcalara götürülen bir hasta gibi tabiata çıkarılır. Ne yazık ki tabiat artık ona bir şey yapamaz. Bir anlaşmazlık var. Sanatın köye çekilip dinlenmesi ve eğer bitkinlikten sararıp soluyorsa, kırlarda, hayatta, gidip yeni bir canlılık aramasını bazen iyi bulurum. Güzellik hiçbir zaman tabii bir ürün değildir; o ancak sun’i bir baskı ile elde edilir. Sanatla tabiat yeryüzünde rekabet halindedir. Evet sanat tabiatı kucaklar, bütün tabiatı kucaklar ve onu kolları arasında sıkar; ama meşhur mısraı kullanarak diyelim ki:

Sanat daima baskının sonucudur. Onu, ne kadar serbestse o kadar yukarılara yükselir sanmak, uçurtmayı havalanmaktan alıkoyan şeyin ip olduğunu sanmaktır.

Kanadını rahatsız eden bu hava olmasa daha iyi uçacağını düşünen Kant’ın güvercini, uçmak için kanadını dayayabileceği bu hava mukavemetine muhtaç olduğunu takdir etmemektedir.

Sanat da böyledir, yükselmek için dirence dayanmak zorundadır. Şimdi söylediğim resim için, heykel için, musiki ve şiir için de doğrudur. Sanat ancak hasta devirlerde hürriyeti arar. Kolayca var olmak ister. Kendisi her kuvvetli buluşta, düşüş ve engel arar, kalıplarını paramparça etmekten hoşlanır, işte bunun için hayatın en taşkın olduğu devirlerde değil midir ki en heyecanlı dehalar, en sıkı kalıpların ihtiyacı ile kıvranmışlardır. Bereketli Rönesans zamanında, Shakespeare’in, Ronsard’ın, Petrarca’nın, Michalengelo’nun soneyi, Dante’nin üçlü kafiyeyi kullanmaları; Bach’ın fugue’ü aşırı duyduğu dayanılmaz ihtiyaç hep bundandır. Verilecek daha ne örnekler var! Lirik ilhamdaki genişleme kuvvetinin onun baskısı ile orantılı olduğuna, yahut da yenilmesi gereken yer çekiminin mimarlığına imkan verdiğine şaşmamak mı lazım?

Büyük sanatçı, güçlüğün coşturduğu, engeli kendisine sıçrama tahtası yapan adamdır. Derler ki Michalengelo’yu Musa’nın ellerine toplu bir hareket vermeye zorlayan, mermersizlik olmuştur. Sahnede, hep birden kullanılacak ses perdelerinin sayılı oluşudur ki, Eschyle’i, Kafkas dağlarında zincire vurulan Prometheus’un susuşunu icat etmek zorunda bırakmıştır. Eski Yunanlılarda saza bir tel ekleyen adam şiddetle cezalandırılırdı. Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür


21 Mayıs 2013

Andre Gide Seçme Sözler

Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.
    
Arkadaş,insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı.Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini.
    
Başka birinin sizin kadar iyi yapabileceği bir şeyi bırakın o yapsın, siz yapmayın.
    
Bilge kişi, her şeye şaşan kişidir.  
    
Hayat yaşla değil, yaşamakla anlaşılır.
    
Gerçeği arayanlara inanın. Bulduklarını iddia edenlerden çekinin.
    
Her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken, kötü bir şey yapmamak: İşte, budur iyilik.
    
İhtişam baktığın şeyde değil bakışında olmalı.
    
Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir.
    
Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.
    
Olmadığın biri olarak sevilmektense, olduğun biri olarak nefret edilmek daha iyidir.
    
Yaşam, çok zalim bir öğretmendir. Önce sınav yapar,sonra dersi verir.
 
 Yükümüz ne kadar ağır ve zahmetli olursa, ruhumuzu o oranda eğitir ve yüceltir.
    
İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir.
    
Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.
    
Aptal görünmeye çalışmak en büyük akıllıklıktır.

Gerçeğin rengi gridir.


Tam anlamıyla mutlu olmak için gereken tek şey içinde bulunduğumuz anı, geçmişteki diğer anlarla karşılaştırmaktan vazgeçmektir.

Kendi kendimizi yetiştirmek, yeryüzüne serilip gelişmek, gerçekten kaybolmuş yakınlarımızı bulmak gibidir.

Benim için gerçek inanç, gücümü en iyi kullandıran, değerlerimi en iyi eyleme geçiren inançtır.

Gerçekten akıllı olanlar, aynı zamanda alçak gönüllü olanlardır.

Her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken, kötü bir şey yapmamak: işte, budur iyilik.

Geriye bakmayı sevmem ve geçmişimi uzaklarda bırakırım, tıpkı bir kuşun uçmak için gölgesini terk etmesi gibi.

Bilge kişi, her şeye şaşan kişidir.


Güzel geleceği bekleyerek, Görkemli gençliklerimizi eskittik.


İnsan kendini sürükleyeni isteyerek izlediği vakit bağını hissetmez; ama direnmeye, uzaklaşarak yürümeye başladığı vakit çok acı çeker.

İnsan öncelikle kim olduğunu anlamalıdır.

İnsan, bir ayağı çukurda olunca onu bir nebze olsun yaşatmayı vaat eden her şeye gülümsüyor.

Olmadığın insan olarak sevilmektense olduğun insan olarak nefret edilmek daha iyidir.

Bağışlamak ile göz yummak arasında sadece bir adım vardır.

Fikirler çiçekler gibidir, sabah toplananlar en uzun süre taze kalanlardır.

Hakikat, herkese söylenebilir; ama, fikir, herkesin kavrama gücüyle orantılı olarak söylenmelidir.

Ruhumuz bir değer kazandıysa, başka ruhlara göre daha candan tutuştuğu için kazandı.

11 Nisan 2013

Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler - Andre Gide

Sonra yeni toprak üzerinde uyanmak, bir hastalıktan kalkar gibi....düşlenmemiş şeyler.
Gittiğim yolun kendi yolum olduğuna, nasıl gitmem gerekiyorsa öyle gittiğime inanıyorum. Uçsuz bucaksız güvenç alışkanlığım sürüyor, içine and karışsaydı iman da denilebilirdi bu güvene.
...ertesi gün yalnız çölü sever oldum.
...ve ben, mutluluk burada ölüm üstüne bir çiçeklenişe benzesin isterdim
Ah! bir sıyrılabilsem kendimden! Kendime saygım yüzünden boyun eğdiğim tutukluluğun üstünden atlayacağım o zaman.
Bazı bazı, sık sık, hınzırlıktan, başkaları konusunda düşündüğümden daha kötü şeyler söyledim, korkaklık yüzünden de birçok yapıtlar, kitaplar ya da, tablolar konusunda, düşündüğümden çok daha iyi şeyler söyledim. Yaratıcılarının bana gücenmelerinden korkuyordum. Bazı bazıda hiç tuhaf bulmadığım insanlara gülümsedim, ahmakça sözleri akıllıca bulmuş gibi davrandım. Bazı bazı eğlenir gibi davrandım, oysa ölümüne canım sıkılıyordu, “biraz daha kal” dedikleri için, gitmeye güç bulamıyordum. Usumun yüreğimdeki atılışı durdurmasına ses çıkarmayışım gereğinden çok daha sık oldu. Buna karşılık, yüreğim susarken konuştuğumda çok oldu. Bazı bazı, göze girmek için, budalalıklar yaptım. Buna karşılık yapmam gerektiğini düşündüğüm, ama beğenilmeyeceğini bildiğim şeyi yapmayı her zaman göze alamadım.
Gençliğimi kararttığıma, düşleri gerçekten üstün tuttuğuma, yaşama sırt çevirdiğime pişmanım.
Ama şu kesinlik: İnsanın her zaman ne idiyse şimdi de o olmadığı kesinliği, hemen şu umuda yol açıyor. 'Hep böyle olmayacak'
Kitabım kendisinden çok kendi kendinle ilgilenmeyi öğretsin sana-sonra kendi kendinden çok, kendi dışında kalanlarla ilgilenmeyi.
Nathanael, Tanrı’yı her yerden başka yerde arama. Her yaratık Tanrı’yı belirtir, apaçık göstermez hiçbiri.
Başkaları kitaplar yayımlarken, çalışırken, ben kafamla öğrendiğim herşeyi unutmak için üç yıl yolculuk ettim.
'Değer' düşüncesini silmeliyiz içimizden; akıl için çok büyük bir engeldir o.
'Önem' bakışında olsun, bakılan şeyde değil.
Her kafa yalnız ve yalnız başkalarından ayrılan yanıyla ilgilendiriyordu beni. Bu yüzden sonunda sevgiyi kovdum içimden, bunda yalnız ortak bir coşkunluğun nimetini görür oldum.Sevgi değil, Nathanael-aşk
Yaptığının iyi mi, kötü mü olduğunu yargılamadan davranırdı. İyi mi, kötü mü olduğuna bakmadan sevmeli herşeyi.
Nathanael, daha hiç kimsenin vermediği bir sevinç vermek isterdim sana. Nasıl vereceğimi bilmiyorum, gene de bu sevinç bende var. Sana daha hiç kimsenin seslenmediği kadar içten, candan, yakından seslenmek isterdim. Sana gecenin öyle bir saatinde gelmek isterdim ki, her birinde sana gösterilenlerden daha fazlasını arayarak birbiri ardından birçok kitaplar açıp kapamış olasın; hala beklediğin bir gece saatinde, desteklendiğini duymamak yüzünden coşkunun keder olacağı saatte gelmek isterdim sana. Yalnız senin için yazıyorum; sana yalnız bu saatler için yazıyorum. Öyle bir kitap yazmak isterdim ki, onda her düşünce, her kişisel coşkunluk yokluk gibi görünsün sana, onda yalnız kendi öz coşkunun gölgesini görür gibi olasın. Sana yaklaşmak isterdim, 'beni sevesin' isterdim.
Hüzün dinmiş bir coşkudur, başka bir şey değildir.
Daha güzel şeyler bilsem onları söylerdim sana-elbette onları, başkalarını değil.
Sen bana bilgeliği öğretmedin, Meanalque. Bilgeliği değil, aşkı öğrettin.
Ama yazıklar olsun! Tek bir geçmiş tek bir gelecek sunar.
Yalnız anlayamadığını yapamayacağını bilir insan. Anlamak, yapabileceğini duymaktır. Yapabileceğimiz kadar çok şey almalıyız üzerimize, en iyi yol budur işte.
Konuşmak, dinlemek, yazmak için her zaman, her zaman yorgundum.
Şu dünyada güzel bir şey görüp de ona bütün sevgimin dokunmasını arzulamadığım olmadı hiç. Toprağın tutkun güzelliği, yüzeyin çiçeklenişi çok güzel senin. Ey, arzumun gömüldüğü görünüm! Araştırmamın gezindiği açık ülke; suyun üzerine kapanan papirüslü yol; ırmağa eğilmiş kamışlar; ormanların ağaçsız yerleri; dalların aralığında ovanın, sınırsız vadisinin belirişi. Kayaların ya da bitkilerin koridorlarında dolaştım ben. Baharların yayılıp serilişlerini gördüm.
Çok tuhaf hastalıklar vardır, elde olmayanı istemekten gelir.
Nathanael, geçmişi gelecekte yeniden bulmaya çalışma sakın. Her anın belirsiz yeniliğini yakala, önceden hazırlama sevinçlerini, ya da bil ki, onu hazırladığın yerde karşına bir başka sevinç çıkacaktır.
Nathanael, sevinçlerinin hiçbirini hazırlama.
    'Ne iyi' diyemeyince, 'ne yapalım' de, bu söz büyük mutluluklara gebedir.
    Mutluluk anlarına Tanrı vermiş gibi bakanlar vardır, ya ötekilere, ötekilere kim vermiş gibi bakarlar?
    İki kez ikinin dört edişiyle kanıtlamak var, ama herkes hesap bilmez, Nathanael

    -'İki kez ikinin hiç de dört etmeyeceği bir dünya düşünebilirim pekala' dedi Alcide.

    Nathanael, ben orada bulunsaydım, her şeyi biraz daha geniş yapmasını isterdim ondan; öyle olsa bile farkına varılmazdı şimdi, deme.
    Nathanael, her birimizin derdi hep kendimizin bakmasından, gördüğümüzden kendimize bağlamamızdan gelir. Her şey bizim için değil, kendi kendisi için önemlidir. Gözün bakılan şey olsun.
    Nathanael, senin o güzel adını anmadan tek dizeye başlayamaz oldum.
    Akşama doğru onunla konuşurdum; ozandı; bütün düzenleri anlardı. Her doğal etki apaçık bir dil gibiydi bizim için, nedeni kolayca okunabiliyordu; böcekleri uçuşlarından, kuşları şarkılarından, kadınların güzelliğini kumsaldaki ayak izlerinden tanımasını öğreniyorduk.
    Güzel geleceği bekleyerek görkemli gençliklerimizi eskitiyorduk.
    Sevmeye doğuştan düşkün yüreğim, bir sıvı gibi dört bir yana yayılırdı; hiçbir sevinç yalnız benim malım gibi gelmezdi bana; her karşıma çıkanı buyur ederdim buna, tadını yalnız başıma çıkarmak zorunda kalırsam, bunu ancak gurur zoruyla yapardım.
    Myrtil, birine fazla baktın mı, ona vuruldun mu, ellerinle kör edersin kendini. Sevgindeki değişmezlik beni üzüyor; daha dağınık olsun isterdim.
    ...onlarda şu çok güzel yosunlar gibi, sudan çıkarıldılar mı donuklaşırlar.
    Nathanael, çok güzel uyku hazırlıkları vardır; çok güzel uyanışlar vardır; ama çok güzel uykular yoktur, düşleri de ancak gerçek sanırsam severim. Öyle ya en güzel uyku bile uyanılan anın değerine erişmez.

10 Şubat 2013

Ayrı yol - Andre Gide

 
Nobel ödüllü Fransız yazar ve düşünür André Gide, yaşamı boyunca  toplumsal ve bireysel ah­la­kın en önemli ölçütünün bireyin içtenliği ve kendini tanıması olduğunu vurgulamıştır. Ayrı Yol, André Gide’in bu görüşünü en net biçimde dile getirdiği romanlarından biri. Geleneksel ahlak anlayışının karşısında bireyin özgürlüğünü savunanlara açık destek veren ve bu nedenle devrimci olarak nitelendirilen yazar, bu yapıtında, kendi evliliğinden yola çıkarak insan ilişkilerindeki sorunlara çözüm getirme çabalarını dile getiriyor.  

Ayrı Yol, balayını geçirmek üzere karısıyla birlikte Tunus’a giden arkeolog Michel’in vereme yakalanmasıyla başlayan, onun iyileşmesi ve daha sonra karısının hastalanmasıyla devam eden bir yüzleşme ve arayış serüveni. Dünya edebiyatının en usta yazarlarından birinin kaleminden çıkan bu roman, eşcinselliğini keşfeden ve toplumsal düzenin dayattığı kavramlardan sıyrılıp olabildiğince özgürleşmeye çalışan, bunu yaparken de kendisiyle çatışan bir erkeğin öyküsü.
 
 *
Önemli olan, yaşamanın benim için çok şaşırtıcı, günün benim için umulmadık bir ışık olmasıydı. Daha önce, yaşadığımı anlamıyormuşum diye düşünüyordum. Yaşamı coşkuyla keşfetmem gerekiyormuş.

10 Ocak 2013

Pastoral Senfoni - Andre Gide

 

Pastoral Senfoni, Nobel ödüllü yazar André Gide’in en iyi bilinen eserlerinden birisidir. Huzuru yakalayabilmek için çırpınarak yaşayan ruhlar için aşk, acıya dönüştürülmesi en kolay, en hassas ihtiyaçlardan biridir. Kahramanların hepsi, ya Gide’in kendisi ya da hayatında önemli rolleri olan yakınlarıdır.

Pastoral Senfoni, bir kitap ismi olarak okuyucuya işin en başında, birden fazla dünyanın kapılarını aralar. “Pastoral” kelimesi, hem kırsal yaşamla, hem de Fransızca’da Protestan din görevlilerine verilen “pasteur” adıyla bağlantılı olarak dinî ve manevi yönleri ağır basan bir hikâyenin anlatılacağını okuyucuya haber verir. Günlük türünde yazılmış eserde ortaya konan, bir hikâyeden ziyade, çok sesli bir senfonidir.

Günlük, bizi hem papazın, hem de karısı, oğlu ve âşık olduğu kör kızın dünyalarına götürürken, çok sesli bir senfoniye dönüşür. Gide romanın adıyla, Beethoven’ın en önemli eserlerinden biri olan Pastoral Senfoni’ye gönderme yapar. Bir papaz dünyanın ve aslında yaşamın bütün renklerini kör bir kıza, bu senfoni aracılığıyla anlatmaya çalışır.

 “Ah! Şu kafamızın yarattığı uydurma tehlikelerle korkunç şeylere kulak asmadan sadece gerçek üzüntülerle yetinseydik yaşam ne kadar güzel ve mutsuzluğumuz ne kadar dayanılır olurdu...”

*
Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler ‘bu işi yapamaz’ dediği için kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir.

    Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum.

    Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler ‘bu işi yapamaz’ dediği için kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir.

    Huzuru yakalayabilmek için çırpınarak yaşayan ruhlar için aşk, acıya dönüştürülmesi en kolay, en hassas ihtiyaçlardan biridir.

    Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler “bu işi yapamaz” dediği için, kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir...

    "..Bir çok insan anlamamasına karşın anlıyormuş gibi davranır. Böyle insanların kafaları, sonunda, akıl yürütmelerini bozan, mantık zincirinde kopukluklar ve karmaşıklıklar yaratan belirsiz, yanlış bilgilerle dolar."

    "Ne yazık! Bazı ruhlar mutluluğa karşı çıkar, onların mutlu olma yetenekleri yoktur, mutluluğu yaşamayı beceremezler..."

    "Böyle durumlarda gerek bizim karşımızdakine, gerekse karşımızdakinin bize yönelttiği sözler, araya giren bu duvarın ne kadar dirençli olduğunu ve daha dikkatli olmazsak bu duvarın nasıl kalınlaşacağını haber veren sonda darbeleri gibi hüzünle yankılanır."

    "..kuruntu sonucu abartılan keder, gerçekteki olguyu aşar. Ah! Eğer, kapılarımızı düşgücümüzün yarattığı canavarlarla kuruntulara açmasaydık, yalnızca yaşamımızdaki kötülükleri görmekle yetinseydik, mutsuzluklarımıza katlanmamız çok daha kolay olurdu."

    "..Onlarla birlikte olduğum zaman duyduğum yalnızlık, son zamanlarda daha sık çekilmek alışkanlığını edindiğim çalışma odamdakinden daha çok acı veriyor bana."

    Gerçeğin rengi gridir.

    "İşlerin yoğunluğu sayesinde şu son birkaç günü fazla düşünmeden geçirebildim. Beni kendimden uzaklaştıracak bütün uğraşlar için şükürler olsun."

    “Bir adamın yüz kuzusu olsa ve içlerinden biri kaybolsa, adam diğer doksan dokuz kuzuyu dağda bırakıp kaybolanı aramaya gitmez mi?”

    "Kendini koruyamayan bir şeyi zorla ele geçirmek, çok büyük bir alçaklık olur."

    "Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler "bu işi yapamaz" dediği için, kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir..."