29 Kasım 2013 Cuma

İnek, beygir ve eşek

Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında) Ege’de yaşayan ünlü masalcı Ezop’un  iki bin altı yüz yıldır canlılığını yitirmeyen bir öyküsü

Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler... Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir... İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüştür.
Beygir merakla sorar: "Nedir bu halin inek kardeş?"
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
"Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş."
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
"Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş."
İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur. Üstelik şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.
İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde, "Nedir bu halin? Neler oldu? Neden böyle zevkten dört köşesin?" diye sorarlar.
Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
"Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim..."
"Eee, sonra ne oldu?"
"Ne olacak beni başkan seçtiler!"
"Deme yahu.. Yani sen başkan mı oldun?"
"Evet... Bir şey yapmama gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar ’Seninle gurur duyuyoruz’ diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!"
"Pekiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?"
"Valla, yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı!"


Öze Dönüş

Bence adalet arayan, özgürlükçü ve mazlum halk kitlelerinin kurtuluşunun peşinde olan düşünürlerin, on dokuzuncu yüzyılda materyalizme ve din karşıtı mücadeleye sürüklenmelerinin sebebi, bilimsel araştırmalar da değildi. (çünkü modern bilim araştırmacıları, materyalizme inanmamaktadırlar.) Tersine Kilise ve egemen sınıfın siyasal ve ekonomik yönlerinden birini oluşturan din yetkililerinin halk karşıtı yönlendirme ve uyuşturma rolü; halkı sömürme, istismar etme, ezme, durgunlaştırma ve parçalamayı koruma ve yönlendirme için egemen sınıfın mümessiliydi. Her halükarda materyalizm, özel felsefi bir okulun teorik bir inancıdır. Hâlbuki sosyalizm, bir insani ideal, bir hayati zarurettir... 




Bir Değişimle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir.

 Bedenimiz bahçemizdir bizim, isteklerimiz de bahçıvanımız.
  Sevgi ektiğimiz yerde sevinç büyür.
  Egemen olamayan boyun eğer.
  Gerçekte dünya bir hapishanedir.
  Bizler düşlerle aynı hamurdan yapılmışızdır.
  Dorukta düşüş için olgunlaşmış oluruz.
  Az iş gören el, daha hassas olur.
  Fazla el değmesi bir şeyi kirletebilir.
  Felaket, kabarık dost sayısını sıfıra indirir.
  Her bulut fırtına doğurmaz.
  Değerin sahtesi de, gerçeği de karabahtın fırtınalarında belli olur.
  Kan, kanla değil su ile yıkanır. Öc almanın sonu yoktur.
  Geçmiş bir dost için yakınmak, yeni dertler edinmektir.
  Bazı acılar ilaç yerine geçer.
  En kötü ur, en şirin goncada saklıdır.
  Başkasının gözüyle mutluluğa bakmak ne kadar acıdır.
  Bazı yıkılışlar daha parlak kalkınışların teşvikçisidir.
  Yaptığını öven, yaptığını yıkar.
  Güzellik sevgi ve şefkatle yaşar.
  Eğer erdemleriniz yoksa, yaratınız.
  Adem, bir bahçıvandı.
  Bilgiç kafa, altını bol serseme boyun kırar.
  Gençlik, çok dayanmayan bir kumaştır.
  Gözyaşlarıyla yıkanan yüzden daha temiz yüz olamaz.
  Kimileri günahla yükseliyor, kimileri yerin dibine batıyor.
  İnsanların insanlara güvenmesini aklım almıyor.
  Kara haber, getireni de karalar.
  Yaşamımızın kumaşı iyi ve kötü ile örülmüştür.
  Para önden gidip insana bütün yolları açar.
  Çok geç pişman olanın vay başına.
  Acıda arkadaş, felakette ortak bulunca ruhun çilesi hafifler.
  Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler.
  Sabrı olmayanlar ne kadar fakirdirler.
  Ölçülebilen sevgi zavallı bir sevgidir.
  Kısa yazların baharı erken gelir.
  En olgun meyve en önce düşer.
  Müzik, aşkı besler.
  Umut, âşıkların değneğidir.
  Dost yarası, yaraların en derinidir.
  Yaşamak mı, yoksa ölmek mi? Bütün sorun bu.