sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2024

George Bernard Shaw "Yüzünü görmek için bir cam ayna kullanıyorsun; ruhunu görmek için sanat eserlerini kullanabilirsin."

 

Gerçek sanat, sanatçıdaki dayanılmaz dürtüyle ortaya çıkar. Albert Einstein

Hayat, silgisiz bir çizim sanatıdır.  John W. Gardner

Edebi sanat; ifadenin ihtişamı ve metinlerdeki harflerin ışığının parlaması gibi sadeliktir.  Walt Whitman

Sanat, özgürlük ve yaratıcılık toplumu siyasetten daha hızlı değiştirir. Victor Pinchuk (İş Adamı)

Savaş sanatı, savaşmadan düşmanı bastırmaktır. Sun Tzu (Savaş Sanatı kitabının yazarı)

Yüzünü görmek için bir cam ayna kullanıyorsun; ruhunu görmek için sanat eserlerini kullanabilirsin. George Bernard Shaw

Sanatın amacı, günlük yaşamın bulaşan tozlarını ruhumuzdan temizlemektir. Pablo Picasso

Tüm güzel sanatların özü, tüm büyük sanatların gerekliliği şükrandır. Friedrich Nietzsche

Yaratıcı ifadeye sahip olmak ve bilgiyi alanda sevinç uyandırmak öğretmenin en üstün sanatıdır. Albert Einstein

Resim sanatın dürüstlüğüdür. Hile ihtimali yoktur. O, ya iyi, ya da kötüdür. Salvador Dali

Sanatın basitlik ve sadeliği, onun karmaşıklığı ve bilmecesidir.  Douglas Horton (Protestan Lider)

Bir resim, kim bilir kaç bin kelimelik bir makaledir?  Bilinmeyen

Güzellik sevgisi bir tat, güzelliğin yaratılması bir sanat. Ralph Waldo Emerson

Kişilik, sanat ve şiirdeki her şeydir. Johann Wolfgang von Goethe

Bir halkın sanatı, zihinlerinin gerçek bir aynasıdır. Jawaharlal Nehru (Hindistan İlk Başbakanı)

Bilmediğiniz zaman resim yapmak kolaydır; ancak yaptığınız zaman çok zordur. Edgar Degas (Ressam-Heykeltraş)

Soru sorma sanatı ve bilimi, tüm bilgilerin kaynağıdır. Thomas Berger (Romancı)

Tasarım var, sanat var. İyi tasarım uyumun toplamıdır. Doğa bir tasarım eseridir ve onu tasarlayandan daha iyi bir tasarımcı yoktur. Bir dal veya yaprağa bakarsanız mükemmeldir. Hepsinin fonksiyonu başka başkadır. Sanat farklıdır. Sanat, güzellik ve duygu ile ilgilidir; aynı zamanda sanat çoğunlukla acı çekmektir. Diane von Fürstenberg (Tasarımcı)

Müzik bir bireysellik ifadesidir; dünyayı böyle görüyorsun, demektir. Bütün sanatlar da aynıdır, yani bireyseldir. Dünyayı nasıl deneyimlediğinize bakıyorsunuz ve dünyanıza aldığınız nesneleri buna göre yorumluyorsunuz; tabii dışarıya heykel, dans, şiir veya şarkı gibi eserlerle ruh halinizi görünür hale getiriyorsunuz.  David Sanborn (Müzisyen)

Bir resim, kelimeleri olmayan bir şiirdir.  Horace (Roma dönemi şairi)

15 Nisan 2024

“15 NİSAN DÜNYA SANAT GÜNÜ” Kutlu Olsun!

Wallace Hartley ve Grubu, 1912 tarihinde trajik bir şekilde batarak 1514 kişinin ölümüyle sonuçlanan Titanik faciasında, dev gemi sulara gömülene kadar vazgeçmeden çalmaya devam etmiş, bu olay korkunç dramın en unutulmaz anekdotu olarak tarihteki yerini almıştı. Sanata olan tutkuyu ve inancı dünyaya kanıtlayan Wallace Hartley ve Grubu, artık her yıl, Dünya Sanat Günü Ödülleri’ne adını vererek, “the show must go on” (gösteri devam etmeli) sloganının en çarpıcı örneği olarak bize ışık tutuyor; yolumuzu aydınlatırken, her şartta, ne olursa olsun sanatçıların bir kırılma yaşamadan insanlığa eser sunmaya devam edeceklerinin bir kanıtı olarak tarihteki yerini alıyor. 

Wallace Hartley ve Grubu’nun ödüllere adını vermesinin ilginç ve önemli bir nedeni daha var: Titanic’in battığı, Wallace Hartley ve arkadaşlarının da öldükleri tarih… 15 Nisan!

John Frederick Preston Clarke, Georges Alexandre Krins, John “Jock” Law Hume, Roger Marie Bricoux, Percy Cornelius Taylor, W. Theodore Ronald Brailey ve John Wesley Woodward onun tarihe geçen unutulmaz orkestrasının diğer fertleri…

09 Şubat 2024

Sanat ve Sanatçı

 
Dünya aydınlık bir yer olsaydı sanat olmazdı...Albert Camus

Gerçek sanatkar, eserinin anlaşılıp anlaşılmayacağı sorusunu düşünmez bile...Albert Stifter

Sanat doğanın içindedir; sanatçı, onu oradan çıkarabilendir...Albert Dürer

Sanatçıya, iki göz yetmez...Alphonse de La Martine

Sanatçı, yaşamını yaşadığı gibi anlatmamalı; ama sonraları anlatacağı biçimde yaşamalı...Andre Gide

Sanat insanın en yüce görevidir, çünkü dünyayı anlamaya ve anlatmaya çalışan düşünce temrinidir...Auguste Rodin

İçten gelen duyguları her zaman kasların hareketliliğiyle vermeye çalıştım… Yaşam olmadan sanat da olmaz...Auguste Rodin

Bana göre konu sonra gelir: Ben konuyla aramda yaşanan ne varsa onu aktarmak isterim...Claude Monet

Bir sanatkar için sadece tek duruş vardır: Dimdik...Dylan Thomas

Sanatta hiçbir şey, hatta hareket bile tesadüf değildir…..Edgar Degas

Güzel sanatlar; insanın elinin, kafasının ve kalbinin birlikte çalıştığı şeylerdir...Francis Bacon

Sanatkar, merkezini kendi içinde barındırandır...Friedrich Schlegel

Bir ressam olarak (ilginç olan tek yanım budur) benimle ilgili bir şeyler öğrenmek isteyenler resimlerime dikkatle bakmalıdır...Gustav Klimt

Sanatkar, duyacağı yerde düşünürse adileşir...Gustave Le Bon

Sanat yaratıdır, bir gerçekliğin kopyası değildir…Henri Delacroix

Taviz veren bir sanatkar; eserine değil, kendisine ihanet etmektedir...Jean Cocteau

Sanat; iyiyi, özgür olarak yaratan insanı, mükemmelliğe ulaştırma yoludur...J. F. Schiller

Eserini tamamlayabilenin ardından, tamamlayamadığını gizleyebilen gelir..John Heinrich Fussli

Eserini tamamladığı anı bilen kişi, sanatçıların ve insanların prensidir...John Heinrich Fussli

Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir...Honore de Balzac

Gerçek sanatçının görevi; dünyanın maddi güzelliklerini, ahlaksızlığını anlatmak değil, çirkinlikleri eleştirip gerçekleri aydınlatılmış bir biçimde aktarmaktır...Lev Tolstoy

Ruhun elle birlikte çalışmadığı yerde, sanat olmaz...Leonardo da Vinci

Sanatçı; geçmişi, şimdiyi ve geleceği kavramak zorundadır...Maksim Gorki

Gerçek bir sanat eseri, yalnız ilahi olgunluğun gölgesidir...Michelangelo

Sanat görüneni tekrarlamaz, görünür kılar...Paul Klee

Sanatçı, her yandan gelen duyguları algılayan bir anten gibidir...Pablo Picasso

Sanat, bize hakikati bildiren bir yalandır...Pablo Picasso

Çocukken herkes bir sanatkardır, zor olan yetişkinken sanatkar kalabilmektir...Pablo Picasso

Bazen sanatkar hayatının, uzun ve tatlı bir intihar olduğunu düşünüyorum; ama pişman değilim...Oscar Wilde
 
Hiçbir büyük sanatçı, hiçbir zaman çevresindeki şeyleri gerçekten oldukları gibi göremez, eğer öyle olsaydı, sanatçı olamazdı...Oscar Wilde
 
Tüm sanatlar kardeştir, hepsi de ötekilerin ışığı altında ilerler...Voltaire
 
Sanatçı, kurallara uygun düzgün bir bütün kurabilmek için her şeyi düzene sokmak, bir parçayı öteki parça ile uyumlu kılmak zorundadır...Socrates

19 Kasım 2021

Enver Gökçe "Sanat ve Sanatçı Üzerine"

 

Bugün şairi ve şiiri eski anlayış ve tariflerin çerçevesinden kurtarmak zamanı gelmiştir. Bir sanatçıyı -insanlığını inkâr demek olan- sosyal realiteden tecrit edip, onu "buud-u mücerrette (soyut boyutta)" bir yaratık saymak ve sanatçının yarattığı eserleri "ilahi bir marifet, bir ihsan, bir dad-ı hak (yaratılış özelliği)" telakki etmek, belirli bir sosyal topluluğun görüşlerini yaymaktan başka bir şey değildir.

Tabiatı ve cemiyeti bir realite olarak almayan, tabiat ve cemiyet hadiselerini, insan ve akıl üstü izahlarla, mantık dışı endişelerle kavramaya çalışan bir felsefe anlayışı sanat ve entellektüel hayatımıza adamakıllı işlemiştir. Kafaları bu pisliklerden kurtarmak ve her şeyden evvel bir insan olan, tabiata ve cemiyete sımsıkı bağlı bulunan sanatçının sosyal varlığını ortaya koymak lazımdır.

Sanatçıyı sosyal problemlerin, halk hayatının, sosyal davaların dışında görenler menfaatleri icabı, rahata alışık olanlardır; sosyal terakkinin (ilerlemenin/gelişmenin) hızlandırılmasından korkanlardır; taşlaşmış, yosun tutmuş değerleri muhafaza etmek isteyenlerdir; mariz (hasta) melankoliklerdir. Oysaki hayat bütün hareketi, aktivitesi, ileri atılışlarıyla diri, canlı ve değişiktir. Hayat dinamizmine can katan, yaşamayı öven, kötülükleri protesto eden, insanlığımızı yükselten sanatçılardan huylananlar, onları fildişi kulede tutmak istiyorlarsa, korktukları içindir.

Ressam olsun, müzisyen, aktör, romancı, şair olsun, genel olarak ortaklaşa bir işçilikleri vardır. Renkle, sesle, kelimelerle, artistik-sosyal bir dünya kuruyorlar. Hayatımızı yazmış-çizmiş oluyorlar. Bir heykele dokunmak istemişizdir, bir bakış bizi kılıç gibi bölmüştür. Bir çift sözle yumrukları sıkmış veya ağlamaktan yığılıp kalmışızdır. Çırılçıplak bir bozkır manzarasında belki ölüm, belki yaşam arzusu duymuşuzdur. Bir tablonun, bir resmin, bir şiirin, bir bestenin bize ettikleri böyle şeylerdir. Sanatçı yaşadıklarımızı bize yaşatıyor, düşündüklerimizi bize düşündürüyor. Sanatkâr kişi, bizi, en güzel, en çirkin, en unutulmaz şekilde, en dokunaklı, en reel şekilde hikâye ediyor; insanoğlunun hayatı, macerası, esprisi yaşatılıyor; santçı yaşadığımızı doğruluyor.

İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür. Sanatçı bizi düşündürmüşse, öyle yaşamıştır. Ve bizleri de o türlü bir yaşayışa ve düşünceye çağırıyor.

İnsan yaşayışının mahiyeti ve sanat eserlerinin ortak özelliği budur.

İnsanoğlu ise, sosyal terakkinin çeşitli konaklarında bir başaka türlü yaşamış, bir başka türlü düşünmüştür. İstihsal (üretim) araçlarının, teknolojinin her değişmesinde yeni bir cemiyet nizamı (toplum düzeni) ortaya çıkmış ve bu cemiyet tipine uygun düşen bir düşünce tarzı meydana gelmiştir. Her sant eseri devrin sosyal-ekonomik şartlarına uygun bir muhteva (içerik) ve estetik anlayışı yaratmıştır.

Asrımızın cemiyet tipi, bölümlü bir cemiyet tipidir; mütecanis (homojen) olmayan, sosyal grup ve zümrelerin (katmanların/tabakaların) çatışmalar içinde geliştiği ve bu sosyal grup ve zümre çatışmalarının gittikçe keskinleştiği bir cemiyet tipidir. Bu cemiyetin fikir ve aksiyon realitesi, zıddiyetler taşımaktadır. Bundan dolayı, bu tip cemiyetin temayüllerinin (eğilimlerinin) çeşitli yönlerde dal budak salması mevcut sosyal-ekonomik şartların bir neticesidir.

Bugünkü genç Türk şiiri, asırlardan beri sürüp gelen eski şiirimizin son kalıntılarıyla yan yana. Fakat eski şiiri saf harici ede ede (dışlayarak) inkişaf ediyor (gelişiyor). Bizim, artık insana tövbe dedirttiren ve altı asır süren bir klasik şiirimiz vardır. Kendi şartları içinde büyük söz üstatları da yetiştiren bu cansız, insansız ve mücerret (soyut) olan şiirimizden kurtulmak için bir asırlık bir fikir ve sanat yolu da zorla katedilmiştir (geçilmiştir). İdealizm ve idealizmin klasik şark edebiyatında önemli bir unsur olan "tecritçilik (soyutlama)" bizim halk edebiyatımıza ve yeni edebiyatımıza dahi adamakıllı damgasını vurmuştur.

Tanzimat'tan bugüne kadar olan fikir ve sanat hayatımızdaki gelişmeler ve yenilikler inkâr edilmez. Bunula beraber yeni bir Türk şiiri ve romanı vs. ancak demokratik cumhuriyet inkılabından sonra tabii mecrasına yönelebilmiştir. Bugün Türk şiirinde ve şairleri arasında eski sanat kıymetleri ile yetişenler, hâlâ eskiyi terennüm edenler (sessizce tekrarlayanlar), hâlâ "asil ve mümtaz (seçkin)" sayılan, enfüsi (öznel), ferdiyetçi (bireyci) mırıltılarla kalem çalanlar vardır.

Bugün şiirimizde halk davalarına karışan, sosyal hayata saçının her teliyle bağlı santçılarımız vardır.

Bugün şiirimizde eski söyleyişi, eski dünya görüşünü atan, hayata bilfiil iştirak eden sanatçılarımız, hümanist kültürü, insanlığın daha iyi bir geleceğe olan imanını haykıran şairlerimiz vardır.

Bugün hâlâ fikir ve sanat hayatımızda önemli mevkileri ve imkanları olan sosyal mürteciler (gericiler) ve sahte sanatçılar vardır.

Fakat, her şeye rağmen genç Türk şairleri inkılapçı bir sanat anlayışına varmışlardır. Şiir gökten yere inmiş, sokağa, "agora"ya çıkmıştır. Günlük hayat, müşahhas (somut) olan hayat, sosyal hayat, ızdırap hayatı, ümit bağlanan şeylerin hayatı genç şairlerimizin yeni ilham kaynaklarıdır. Genç şairlerimizin çoğu, halkçı, demokratik bir muhteva (içerik) ile beraber yeni bir estetik de kurmuşlardır. Eski edebiyatımzın laf cambazlığı, eski dilimizin mollalığı, eski estetiğin şarklılığı yıkılmıştır.

Kadim (eski) şiirin son kalıntıları tasviye ediliyor, eski şuaranın (şairlerin) meydan-ı suhanda (söz alanında/edebiyatta) söyleyecek tek beyitleri kalmıyor. Bugünün şairleri hayat örsünde döğüle döğüle, pişe pişe günlük ferdi temayüllerden (kişisel eğilimlerden) de kurtulacaklar ve sanatımız daha yüksek milli ve hümanist bir karakter alacaktır.

Bu fikir ve aksiyon asrında, sosyal terakkinin, insanlığın saadeti yollarında; insanın fert olarak ödevi ne ise, sosyal toplulukların, teşkilâtların, politikacıların ödevleri ne ise, sanatçının da ödevi odur. Sosyal terakkiyi hızlandırmak, köhnemiş realiteleri değiştirmek, insanın insanca yaşamasını sağlayacak şartları hazırlamak ve bu sosyal görevde bilfiil vazife almak, hayata bilfiil iştirak etmek.

Hayatımızın ve aşkımızın şarkısını söyleyen şair, hakkımızı koruyan şair, milletimizden yana olan şair, hümanist şair, barışçı şair, bizleri birbirimize sevdiren şair, kötülüklerin yok edilmesi için savaşan şair, meydan senindir. Sanatın ve düşüncen gerçek olsun.

Yeryüzü, sayı: 3, 15 Kasım 1951.


26 Temmuz 2021

 Artists


Abbott Fuller Graves  

  
Ernest Lawso

Everett Shinn   
Everett Shinn  
 

Francis Augustus Silva

Frederick Carl Frieseke 
Frederick Carl Frieseke


George İnness 
 

Jasper Cropsey

John Frederick Kensett

 
John Leslie Breck


John HenryTwachtman 

 Willard Leroy Metcalf 
Willard Leroy Metcalf

 William James Glackens  
William James Glackens 

 Jane Peterson
 Jane Peterson

Leon Kroll 


Louis Ritman 

 Nancy Maybin Ferguson 
Nancy Maybin Ferguson 

Paul Cornoyer 
 Paul Cornoyer 

Richard Edward (Emil) Miller 

Robert Lewis 

 Robert (Robert Henry Cozad) Henri 
Robert (Robert Henry Cozad) Henri 

 Thomas Wilmer Dewing 
Thomas Wilmer Dewing 

albert bierstadt 
 Albert Bierstadt 

 Edmund Charles Tarbell Edmund Charles Tarbell 

Escobar Marisol 
 Escobar Marisol

Francis Bacon 
 Francis Bacon 

 George Wesley Bellows 
George Wesley Bellows 

 Harry Vincent 
 Harry Vincent 

 Worthington Whittredge Worthington Whittredge 

 Walter Kuhn
 Walter Kuhn 

 Walter Launt Palmer 
Walter Launt Palmer 

  William Merritt Chase 
William Merritt Chase 
 

09 Temmuz 2021

Orhan Hançerlioğlu "Kendi payıma, sanatta bir ekole bağlanmayı doğru bulmuyorum. Ekoller sanatın önünden gitmezler, arkasından gelirler."


Kendi payıma, sanatta bir ekole bağlanmayı doğru bulmuyorum. Ekoller sanatın önünden gitmezler, arkasından gelirler... Önünden yürüdükleri zaman yapılan şey sanat değil taklit olur. 

 

 

 

21 Haziran 2021

Dr. Mustafa Yılmaz - Doktor Şeriati’de Sanat: Varolandan Kaçış 2

 
  Sanat tarihçilerine göre natüralizm İtalyan ressam Giotto’nun eserleriyle kendisini göstermeye başlamıştır. Onun eserlerinde mekan, derinlik ve renk Ortaçağ sanat anlayışına göre çok gelişmiştir. Fakat natüralizm asıl gelişimini Rönesans’ta göstermiştir. Natüralizm öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki Michelangelo ünlü Musa Heykeli’ni bitirince karşısına geçmiş ve Musa’dan onunla konuşmasını istemiştir. Bu natüralizmin gerçeğe uygunluk peşinde ne denli bir mücadele verdiğini gösterir. Natüralizm yüzyıllar boyunca Batı sanatının belkemiği oldu. Fakat bu çağın başında iki sanatçı çıktı ve natüralizme öldürücü bir darbe indirdi. Bunlar Picasso ve Braque’dir. Nesnenin parçalanmış görüntüsünü yeniden kurgulayan bu adamlar farklı bakış açılarını resim yüzeyinde bir araya getirmeye çalıştılar. Kübizm denilen bu akım 600 yıllık natüralizmin saltanatını alaşağı etti.

Picasso’nun Avignon’lu Kızlar tablosuyla işler iyice karıştı. (Museum of Modern Art, New York). Bir genelevi gösteren bu resimde yalnız rengin değiştirilmesi değil, insan anatomisinin de kırılıp bozulması söz konusudur. Değişme çok keskin olduğu için, bu yapılanlar başta bir şarlatanlık sanıldı. Picasso insan yüzleriyle kıyasıya oynuyor, onların dışbükeyliğini içbükeye çeviriyordu. Afrikalı zenci sanatçılar da böyle işlemişlerdi insan yüzünü, sanatçı belki de onlardan esinleniyordu. Aynı yıl Braque’la tanışan Picasso resmini ona da gösterdi. İki sanatçı anlaşarak birlikte Kübist akımı başlattılar. Braque Estaque’da Evler (Art Museum, Bern) adlı tablosunda doğal görünümü büsbütün yok etmemiş, ama onları yalın geometrik formlara, evleri de koca koca taş bloklarına dönüştürmüştü. Akımın adı da eleştirmen Vauxelle’in “bunlar ev değil küp” demesiyle doğmuştu. Değişme önemliydi kuşkusuz, ama üç boyutluluğun yok edilmesi sorunu henüz çözümlenmiş değildi. Picasso bir adım daha attı: Yakın dostları Vollard (Hermitage, Leningrad) ve Kahnweiler’in Portreleri’nde (Art Institute, Chicago) görüldüğü gibi kapalı resmi parçaladı ve parçaları saydam yüzeyler halinde tablo düzlemine yaydı. İtalya’da ortaya çıkan Füturist akım, Kübizm’in çocuğudur. Füturistler Kübist resmi beğenmiyor, onu fazla statik buluyorlardı. Oysa çağımız hareket, hız, enerji ve dinamik yaşam çağıydı! Füturistlerin katkısı, Kübist resme bu nitelikleri kazandırmak oldu. Tüm bu ayrıntıları anlatmaktan maksat nedir? Burada sanatçının şiddetli bir şekilde olmayanı arama tutkusu kendisini gösterir. Arayış arayış arayış… Tam da Doktor Şeriati’nin dediği gibi olmayanın arayışı… Varolandan kaçış.

Serap Etike’nin dediği gibi ‘Sanat, deha düzeyindeki zekanın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bütünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir.’

Doktor’a göre din ‘kapı’, sanat ‘pencere’dir. Din ‘olması gereken’ başka bir dünyaya aralanan kapı, sanat ise penceredir. Sanat, ‘biz bu dünyaya ait varlıklarız; başka bir yere gitme imkanımız yoktur; herhalde burada bulunmaya mahkumuz’ diyerek, bakma ve görme yoluyla ideal dünyayı ideal olmayan kötü dünyanın içerisine getiren bir pencere açıyor Doktor’a göre. Arayış, bir yol bulma çabasında. Bir çıkış. Tih’de kalmış bir kavim için kurtuluş. Yabancısı olduğu diyardan, gurbetten, yalnızlıktan, gariplikten kurtuluş için bir arayış! Olması gerekene aralanan kapı din, açılan pencere sanat.

Doktor’un bu mükemmel formülasyonu şöyle tamamlanır; pencere felsefesi, yani bulunmayı arzuladığımız ancak bulunmadığımız yer duygusu, bizde meydana gelen yalancı bir duygudur. Öyle ki biz bulunduğumuz yerde bulunmayı arzu etmiyoruz. Bulunmamız gereken yerde bulunmaya mahkum olmuşuz. Pencere, bize  tarih boyunca bulunmadığımız yerde bulunmuşluk duygusu verir. Buna göre pencere insanda ‘kötü’nün olduğu yerde, ‘iyi’nin ‘gayb’ olduğu duygusunu uyandırır. Bir başka ifadeyle pencerenin işlevi, varolduğumuz yerden kaçma isteğidir. Bununla beraber pencere yeteri kadar olanak sağlamaz. Din ‘kapı’dır ve aralanır. Pencere bakmak, nefes almak, kapı içeri girmek, gezmek, yürümek, orada olmak. İnsan kaçış için bulunduğu zindanın duvarlarını tırmalamakta. Kaçış arzusu bir pencere aralamaya dönüşüyor. Bunu gerçekte başaramayınca yalancı bir pencere açıyor. Hayali bir pencere ile bu arzusunu gidermenin yollarını arıyor.

Bu insanın tarihsel acısıdır Doktor’a göre. Din acısı. ‘tarih boyunca insan eğer dinin peşi sıra gitmişse, bakma ve görme yoluyla yada ondan kaçma arzusu içinde bir kapı yada pencere açma arzusu içinde olmuşsa, dışarıda bir evrenin olduğuna inanmasa bile bu durum, insanda doğanın yerine getiremediği arzuların bulunduğunu gösterir. Bu arzuları üreten ya sanatçıdır; yada insanın kendisini gurbette hissettiği ve bulunmaya değmeyen bir yerden kaçmanın yollarını gösteren dindir.’ ‘Bu tarih boyunca hem edebiyatın ve sanatın, hem de materyalist yada dini felsefelerin, doğu ve batı dinlerinin temelinde yer alan bir anlayıştır.’

Doktor’a göre bir kimse sanatsal bir faaliyette bulunuyorsa, bunun nedeni o kimsenin gerçeklikler dünyasındaki eksikliklerden ve yokluklardan sıkıntı duymuş olmasıdır. İnsanın bu dünyada eksiklik hissetmesi onda bir çok duygunun oluşmasına yol açar. Bunlardan bir tanesi de gurbet duygusudur. Ben bu dünya ile hemcins değilim diyen insan acı ve ıstırap duyar. Bu yalnızlık, terkedilmişlik ve gariplik duygusudur. Ve ruhlar ne kadar çok lütfa mahzar olurlarsa, ne kadar yücelirlerse, rahatsızlıkları, acıları ve ıstırapları o derece artar.

Doktor bu meyanda insan kavramsallaştırmasına da değinir ve der ki; ‘bana göre insan, bir canlı türünün adı değil, ‘insan’da bulunan bir niteliktir. Bu sebeple ben, doğal bilimler bakımından insan olarak kabul edilen ve iki ayak üzerinde yürüyen varlığa insan demiyorum. Ben, kendi gerçekliğinin bilgisine ulaşan, kendisinin ne olduğunu bilen kimseye insan diyorum.’ İnsan gurbette meçhuldür, herkes ve her şey ona yabancıdır. Onu hiç kimse tanımamaktadır. Her şeyden farklıdır. Gurbetlik korkusu ve yabancılık duygusu, bir başka ruhsal olgunun, ‘meçhul kalmak’ ve ‘bilinmiş olmaya karşı beslenen aşk’ olgusunun sonucudur.

Yalnızlık, insanın kendi özünü alemden ayrı ve alemle uyumsuz görmesinin sonucudur. Böylece insan olmayanın arayışına düşer, kendisinde bir yetersizlik ve eksiklik hisseder. Varolana karşı yabancılık, eksiklik ve muhtaçlık duygusu insanda acı, ıstırap ve elem duygularını uyandırır. Nefret, sevgi, aşk, kaçış, sürgün, gurbet, isyan, arayış başlar.

Doktor yazımızın birinci bölümünde de belirttiğimiz gibi Aristoteles’in, sanat tabiatın taklididir anlayışına karşı çıkarak, sanatın tabiatta olmayanın taklidi olduğunu savunur. Burada Leonardo da Vinci’nin Monalisa tablosunu örnek alan Doktor, meseleyi şöyle izah eder; ‘Leonardo da Vinci acaba gerçekten bir şey varetmiş midir? Bilindiği gibi bayan Monalisa uzun zamandır Vinci’nin atölyesine gidip geliyordu. İşte Vinci’nin yaptığı şey, Monalisa’nın dudağındaki gülümsemenin tasvirini yapmaktan ibarettir. Doğada varolan bir şeye herhangi bir ilavede bulunmadı o. Şu halde Leonardo da Vinci’yi doğada varolan bir şeyi yeniden yaratmak istemesine yol açan eksiklik duygusu ne olabilir? Bu noktada, Aristo’nun söyledikleri gerçekten doğru değil midir?’ ‘Hayır. Çünkü Vinci, doğada bulunması mümkün olmayan bir şey varetmiştir. O şey de, gülümsemeyi, bir avuç boya ve kumaşa kazandırmaktır. İşte yaratıcılık ve sanatın temeli buradadır.’ O’na göre insanın sanatsal edimleri Allah’ın yaratma fiilinin sürdürülmesi ve tamamlanmasından ibarettir. Bu anlamda sanat, insan fıtratının bir parçası olacak kadar değerlidir.


09 Mayıs 2021

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler - Ortega y Gasset

 Jose Ortega Y Gasset *9.05.1883-+Philosoph, EAutor des Werkes `Der Aufstand derMassen' - an einer Brüstung vor einer Grünanlagestehend- 1949

José Ortega y Gasset, Camus’ye göre, “Nietzsche’den sonra belki de en büyük Avrupa’lı yazardır”.

1955 yılında hayata veda eden İspanyol filozof José Ortega y Gasset, 1925 yılında kaleme aldığı “Sanatın İnsansızlaştırılması” ve “Roman Üstüne Düşünceler” başlıklı iki uzun denemesinde, çağının sanatı ve edebiyatı üzerine düşüncelerini ortaya koyuyor.

“Sanatın İnsansızlaştırılması” ve “Roman Üstüne Düşünceler” çarpıcı, cesur, derinlikli ve isabetli saptamalarıyla, güncelliğini koruyan, her zaman heyecanla okunacak klasik metinlerden.

“Kimi dostlarımdan, özellikle de bazı genç yazarlardan bir roman yazmakta olduklarını işittiğimde, bunu nasıl olup da sakin bir ses tonuyla söylediklerine pek şaşırıyor, onların yerinde olsam tir tir titrerdim diye düşünüyorum. O sükûnetin altında büyük çaplı bir bilinçsizliğin yattığından kuşkulanıyorum, belki de haksızımdır, ama başka türlüsü elimden gelmiyor işte.”

Halkın Yeni Sanatı Beğenmemesi

Fransa’nın dâhi düşünürü Guyau’nun iyi geliştirilmemiş, ama yine de dâhice olan birçok düşüncesi arasında, sanatı toplumbilimsel açıdan inceleme tasarımını da saymak gerekir. İlk bakışta insana kısır bir konuymuş gibi geliyor. Sanatı toplumsal etkileri yönünden ele almak turpu yapraklarından yakalamaya ya da insanı gölgesinden incelemeye pek benzer görünüyor. Sanatın toplumsal etkileri, ilk bakışta estetik özüne öylesine yabancı, öylesine uzak bir şey ki, onlardan yola çıkarak biçemlerin derinine nasıl inileceği pek anlaşılamıyor. Guyau, kuşkusuz, dâhice tasarımından en iyi sonucu almış değil. Yaşamının kısalığı, öyle trajik bir telaşla ölüme koşuşu, esinlerini berraklaştırmasını, ilk elde düşünülen en açık seçik şeyleri bir yana bırakarak öze ilişkin en derin şeyleri irdelemesini engelledi. Denebilir ki Toplumbilimsel Açıdan Sanat kitabından varolan yalnızca adı; kalanı hâlâ yazılmayı bekliyor.

Bir sanat toplumbiliminin ne denli verimli olacağını, hiç beklemediğim bir anda, birkaç yıl önce, bir gün Debussy ile başlayan yeni müzik çağı üstüne bir şeyler yazmak durumunda kaldığımda keşfettim. Niyetim yeni müzik ile geleneksel müzik arasındaki biçem ayrılığını elimden geldiğince açıklıkla tanımlamaktı. Sorun kesinkes estetik nitelikliydi, gelgelelim en kestirme yaklaşımın bir toplumsal olgudan yola çıktığını fark ettim: Yeni müziğin halk tarafından beğenilmemesinden.

Bugün dileğim daha genel düzlemde konuşmak ve Avrupa ’da hâlâ bir geçerliği olan tüm sanatlara değinmek: Yani, yeni müziğin yanı sıra yeni resim sanatına, yeni şiire, yeni tiyatroya. Gerçekten de her tarihsel çağın tüm dışavurumlarında kendi kendisiyle sımsıkı bir dayanışma içinde bulunuşu şaşırtıcı, gizemli bir şeydir. En değişik sanatlarda aynı esin, aynı biyolojik biçem nabız gibi atar. Genç müzisyenin hiç farkına varmaksızın seslerle gerçekleştirmeyi amaçladığı şey, çağdaşı olan ressam, şair, tiyatro yazarıyla aynı estetik değerlerdir. Ve bu sanatsal anlam tıpkılığı, kaçınılmaz biçimde aynı toplumsal sonucu verecektir. Gerçekten de, yeni müziğin halk tarafından beğenilmeyişine öteki esin perilerinin de beğenilmeyişleri karşılık veriyor. Genç sanatların hiçbiri beğenilmiyor, bu da öyle rastlantılardan falan ileri gelmiyor, o sanatların kendi özünden kaynaklanan bir yazgının gereği.

Diyeceksiniz ki her biçem yeni doğduğunda bir karantina aşamasından geçirilir; Hernani’nin çevresindeki savaşımı ve romantizm ortaya çıktığında verilen bütün öteki savaşımları anımsatacaksınız. Öyle ama, yeni sanatın halk tarafından beğenilmeyişi olayının bambaşka bir çehresi var. Halka malolmayan şey ile halkın beğenmediği şey arasında ayrım yapmak gerekir. Yenilik getiren biçem halka maloluncaya değin bir süre geçer; halka malolmuş değildir, ama beğenilmiyor da denemez. Genelde ileri sürülen romantik sanatın patlak verişi, sanatın şimdi sergilediğinin tam tersi yönde bir toplumsal olguydu. Romantizm, eski klasik sanatı zaten hiçbir zaman bağrından kopmuş bir şey gibi görmemiş olan “halk”ın gönlünü çok çabuk kazanmıştı. Romantizm’in savaşmak zorunda kaldığı düşman, aslında şiirde “eski rejim”in eskimiş kalıplarında kasılıp kalmış bir seçkin azınlık oldu. Romantik yapıtlar –basımevinin icadından sonra– çok sayıda baskısı yapılan ilk kitaplardır. Romantizm halkın tam anlamıyla benimsediği bir biçem oldu. Demokrasinin ilk çocuğuydu, kitleler de onu olabildiğine şımarttılar.

Oysa yeni sanat, kitleleri karşısına almış durumda ve hep öyle kalacak. Özü gereği halkın beğenisini kazanamıyor, dahası: Halkın beğenisine karşıt. Ürettiği bir yapıt halkta hemen kendiliğinden tuhaf bir toplumsal etkiye yol açıyor. İkiye bölüyor halkı: Bir yanda kesin azınlıkta kalan ufacık bir yandaş topluluğu; ötede sayısız karşıtlar çoğunluğu. (Ne idüğü belirsiz züppe türünü bir yana bırakalım). Dolayısıyla, sanat yapıtı, iki karşıt gruba ayıran, kalabalığın biçimsiz kitlesini iki değişik ve kesin insan sınıfına bölüp seçen bir toplumsal güç işlevi görüyor.

Bu iki uzlaşmaz sınıfı birbirinden ayıran ilke nedir? Aslında her sanat yapıtı fikir ayrılıklarına yol açar: Kimilerinin hoşuna gider, kimilerinin gitmez. Bu ayrım düzenli bir nitelik taşımaz, belli bir ilkeye uyuyor değildir. Kişisel karakterimiz rastlantısal niteliğine göre bizi iki öbekten birine sokacaktır. Ne var ki yeni sanat söz konusu olduğunda, ayrım, kişisel beğeni farklarından daha derin bir düzlemde gerçekleşiyor. Sorun genç yapıtların halkın çoğunluğunun hoşuna gitmemesi, azınlığın hoşuna gitmesi değil. Sorun şu ki çoğunluk, kitle, onu anlamıyor. Hernani’nin gösterilerine giden eski kafalılar Victor Hugo’nun dramını pek güzel anlıyorlardı, anladıkları içindir ki hoşlanmıyorlardı. Belli bir sanatsal duyarlığa bağlı kalmışlardı, romantik yazarın kendilerine önerdiği yeni sanatsal değerlerden iğreniyorlardı.

Bana kalırsa, yeni sanatın “toplumbilimsel bakış açısından” özelliği, halkı şu iki sınıfa ayırması: Anlayanlar ve anlamayanlar. Bu durumda, bir kesimde, ötekine bağışlanmamış olan bir anlama organı var demek oluyor; demek bunlar insan soyunun iki ayrı türü. Öyle anlaşılıyor ki yeni sanat, romantik sanat gibi, herkese göre değil, özel yeteneği bulunan bir azınlığa yönelik. İşte kitlelerde öfke uyandırması bundan ötürü. İnsan bir sanat yapıtını sevmese de, anlamışsa, kendini ona üstün duyar ve sinirlenmesine gerek kalmaz. Ama yapıtın yol açtığı hoşnutsuzluk anlaşılamamış olmasından ileri geliyorsa, insan mahcup olur, sezinlediği karanlık aşağılık bilincini dengeleyebilmek için de yapıt karşısında küçümsemesini belirterek kendini kanıtlar. Genç sanat, yalnızca ortaya çıkmasından ötürü, halim selim kentsoyluyu kendini nasılsa öyle duymaya zorlamaktadır: Sanatın kutsal ilkelerinden nasibini alamamış, her türlü saf güzelliğe kör ve sağır bir yaratık; dedik ya halim selim bir kentsoylu işte. Ha, şimdi yüzyıl süreyle kitlelere yaranmaya çalıştıktan, “halk”ı göklere çıkardıktan sonra insan öyle elini kolunu sallayarak, cezasızca yapamaz bunu. Her şeye egemen olmaya alışmış bulunan kitle, yeni sanat karşısında kendi “insan hakları”nın çiğnendiğini duyar, çünkü yeni sanat ayrıcalıklılarındır, soylu sinirlere, içgüdüsel bir aristokrasiye göredir. Genç esin perileri nereye giderse gitsin, kitleler kovar onları.

Çeviren: Neyyire Gül Işık

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler

16 Nisan 2021

Dünya Sanat Günü

 https://museucarmenthyssenandorra.ad/app/uploads/2018/04/59c6ea2645d2a027e839c792-1.jpg 

"Sanat, insanın, kelimeler, sesler ve hareketlerle tasvir edilen kalıcı yansımalarıyla yaşama geçirilmiş olan en öznel ve en çarpıcı 'haleti ruhiyesi'nin ifadesidir. Dünya Sanat Günü, tüm dünyanın sanatçı ve sanatseverlerinin sanatın değerini ve gücünü eşzamanlı olarak hissetmelerini ve tüm dünya ülkeleri adına büyük önemini aynı anda solumalarını sağlayacaktır.."

Rosa Maria Burillo Velasco

.https://images.squarespace-cdn.com/content/v1/5715113c8a65e2e35d7cc805/1466977564764-KPD1ZUXI7MU4YVC2LA6L/ke17ZwdGBToddI8pDm48kL-9kT9jqZFrNqMz1bw6fGVZw-zPPgdn4jUwVcJE1ZvWhcwhEtWJXoshNdA9f1qD7RyFOMTxaKexDScLPdXmhUAlOsxD6sf6VFqUCunA-7_nNGExJOEqFvTO0qkhFtaUHA/image-asset.png?format=300w

05 Ocak 2021

Albert Camus "Sanatçının tutkusu özgürlüktür."

Your Morning Shot: Albert Camus, Paris 1959 | GQ

 

Sanat, yeni bir dünya yaratmak için çaba harcadığına göre bu durum sanatçının özgür olmasını gerektirir. Bu bakımdan, özgürlüğün farkına varıldığı yer de, sanat alanıdır. Sanat özgür olmayı gerektirdiği için de başkaldırmayla birleşir.

 Denemeler ve Bir Alman Dosta Mektup

  Başkaldıran İnsan

15 Nisan 2020

Atatürk ve Sanat


- Medeniyet şahikasının merdiveni sanattır.

- Sanatkâr, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.

 - Yüksek uygarlığın merdiveni sanattır.

- Sanat ve sanatçıdan yoksun bir toplumun canlılığı olmaz.


Dünya Sanat Günü, her yıl Nisan ayının 15. günü 


09 Şubat 2020

Ateş ve Güneş - Iris Murdoch

 Platon Sanatçıları Niçin Dışladı? 
Sanat aracılık edecek ve süsleyecek ve Tanrının yokluğunu ya da uzaklığını gizlemek için büyülü yapılar geliştirecektir. Bu türden pek çok yapının çökmekte olduğu bir zamanda yaşıyoruz ve Batı’da din ve metafizik sanatın kendilerinden açtığı kucaktan uzaklaştıkça aklı tatmin edecek imgelerden yoksun kalan bizler, birer mistik olmaya zorlanıyormuşuz gibi görünebiliyoruz . Sofistik ve büyü arada sırada bir çöküntü yaşar ama hiçbir zaman ortadan kaybolmaz. Sanatla aralarındaki gizli anlaşmalarının ve sağlayabildikleri avuntuların sonu yoktur. Ve sanat, tıpkı yazı gibi, Eros gibi, iyi de olsa, kötü de olsa var olmayı sürdürür .
 
Romancı ve felsefeci Iris Murdoch'un, "Romanesk Konferansları"na dayanarak kaleme aldığı bir çalışma olan Ateş ve Güneş: Platon Sanatçıları Niçin Dışladı?, antikçağın en önemli filozoflarından Platon'un genel olarak "sanat"a karşı takınmış olduğu kuşkucu tavrın düşünsel temellerini irdelemektedir. Iris Murdoch, bir yandan, "sanat" ve "sanatçılık" kavramlarının ünlü filozofun çeşitli metinlerinde ortaya çıkış biçimlerini incelerken, bir yandan da, "gerçek" kavramı ile bir çeşit sofistlik olarak gördüğü "sanat" olgusu arasındaki karmaşık ilişkiyi, sanatçıların "gerçeği çarpıtan" kişiler oldukları yolundaki savın geçerlilik düzlemlerini sıkı bir eleştirel süzgeçten geçirir. Murdoch'a göre, Platon'un "sanat"a karşı çıkışının temelinde, "dinsel öğe" ön plandadır. Platon'a göre, sanat tehlikelidir, çünkü sanat esas olarak "tinsel olan"ı taklit eder ve kılığını inceden inceye değiştirip önemsizleştirir. Sanatçılar dinsel imgelerle sorumsuzca oynarlar. Hatta Platon'a bakılırsa, sanatın oyunbazlığında uğursuzca bir yan vardır, kötülüğün çekemezlik dolu ve eğlenceli bir kabullenilişidir sanat. Gerçek logos, en yüksek hakikat karşısında sessiz kalır; ama sanat objesi kendi gevezeliğini sever, hakikati değil, kendini sever ve öncesiz-sonrasız olmayı arzular.