19 Eylül 2017 Salı

Atatürk'ü Özleyiş - I



Ruşen Eşref Ünaydın Anısına... 

.Geceler
Unutulur mu o zamanki bozkırın biteviye karanlığı içinde o tepelerden Çankaya'ya döndüğün ve Çankaya'dan o tepelere gittiğin geceler…
Gündüzleri Çankaya'dan bakılınca, görünüşü bomboş bozkırı çepçevre kuşatmış boş dağların orta yerinde tek başına meydan okurcasına dik duran bir koca ehramı andırır Ankara'nın, zifiri karanlıklar basınca şurasına burasına gelişigüzel hafifçecik serpiştirilme bir kaç ışıkla kendini ancak belli edebilmesinden kinaye, o vakitler Yakup Kadri'nin pek güzel benzettiği üzere kıvılcımlı külle tepeleme bastırılmış bir mangalı hatırlatır geceleri unutulur mu? Göze ve ruha bir bayındır şehrin pırıl pırıl gece halini sezdirmekten ziyade yabana atılmış bir bakımsız bucağın olanca garipliğini çökerten o ıssız geceler!.. unutulur mu bir yaylı koltuğun, boyalı bir tavanın, beyaz gömlekli bir lambanın elden yitirdiğimiz bir diyarda kalmış sevgililer gibi özlendiği o kuru tahta iskemleli, kaskatı kıtık sedirli ve sarı petrol ışıklı geceler!.. Hımış yapılı yüzlerindeki eğri büğrü tahta kepenklerin yarı kapalı çerçeveleri içinde ferleri sönmüş gözlere benzer camsız pencereleri, -kadifelerinin havları yer yer aşınıp siyah dokuları lekeler gibi meydana vurmuş- Bilecik çatması yastıklarla örtülü bağ evlerindeki geceler!.. Bir fener ışığının bile insana kendi şehrini aratacak yaman bir kudret olduğunu, içlerine düşmüş olanlara öğretmiş olan o gurbet geceleri!.. Sönük yüzlü kasabanın karşısındaki uçsuz bucaksız yayla karanlığın sadece bir yanında baht yıldızı gibi ışıl ışıl yanarak istasyonu bildiren o yedi parlak fener… O yandan doğru gelen ve gönülleri yolculuğa çıkmak hasretiyle ikide bir sızlatan lokomotif sesleri!..
Geceler ki kulübenin kepenklerini örtmek için pencereleri her kim açmışsa o uzak ışıkların karşısında bir an düşünce ile duralardı… “İstanbul'un köprüsünü ne kadar andırıyor ah!..” sözü, bir kavuşma dileğinin nakaratı olmuştu… Bir hafta, iki hafta değil; aylarca, mevsimlerce bir yıl, bir buçuk yıl!..
Fakat: “az, uz; dere, tepe düz” gibi sözlerle başlar bir masal diyarındaki evvel zaman alımlılığını içe sindirici; mesela bir yiğitler ordugâhındaki heybetli otağın gece halini hayal ettirici bir destani tarafı olduğu hiç akıldan çıkmayacak o savaş yılları geceleri!.. İstanbul'dan gelenlerin o zamana kadar başka hiçbir yerde eşine rastlamamış olacakları berraklıktaki derin göğünde iri, ufak, keskin, uçuk, pırıl pırıl, sayısız yıldızlar açmış geceler!.. Bu sönük, bu cefalı yeryüzünün üstüne sonsuzluğun ümit, ferah, güven verici bir tebşiri gibi açılmış o gökyüzü şenliği!..