boris vian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boris vian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2023

Boris Vian ' Aşkın Gözü Kördür '

I

Beş ağustos, saat sekizde şehri sis kaplıyordu. Hafif sis, solunumu hiç rahatsız etmiyordu ve son derece yoğun bir görünümü vardı, ayrıca iyice maviye çalıyordu.
Birbirine paralel, tabakalar halinde çöktü; önce yerden yirmi santimetre yükseklikte kümelendi ve insanlar ayaklarını görmeden yürüdüler. Saint-Braquemart sokağı 22 numarada oturan bir kadın, evine gireceği sırada anahtarını düşürdü, bulamadı. Biri bebek olmak üzere altı kişi yardımına koştu; bu arada ikinci tabaka çöktü ve anahtar bulundu ama biberondan kurtulmak, evliliğin, yerleşik düzenin dingin sevinçlerini tanımak için sabırsızlaşan bebek, meteor örtüsünü bahane ederek tüymüştü. Böylece, bin üç yüz altmış iki anahtar ve on dört köpek, sabahın ilk saatlerinde kayboldu. Oltalarına taktıkları mantarları kollamaktan bıkan balıkçılar, çıldırıp ava çıktılar.
Sis, yokuşlu sokakların aşağılarında ve çukurlarda kayda değer yoğunlukta yığılmış, hava deliklerinden ve lağımlardan uzun oklar halinde sızıyordu. Sis, metro koridorlarını istila etti, metro ise, sütü andıran dalga, kırmızı ışıkların seviyesine ulaştığında durdu; ama o sırada üçüncü tabaka çökmüştü bile ve dışarıda insanlar dizlerine kadar çıkan, beyaz bir gecenin içinde yıkanıyorlardı.
Yukarı mahallenin sakinleri, şanslı olduklarını sanarak nehir kıyısındakilerle alay ettiler, ama bir haftanın sonunda barıştılar, aynı şekilde odalarındaki eşyalara çarpabilir olmuşlardı; sis artık en yüksek yapıların tepelerine oturmuştu. Her ne kadar, kulenin küçük çan kulesi gözden yitmekte sonuncu olsa da, düzeni altüst eden bu yoğun karmaşıklığın karşı konulmaz yükselişi, sonuçta onu da içine çekmişti.


II

Orvert Latuile, on üç ağustos günü, üç yüz saatlik bir uykudan uyandı; biraz ağır bir sarhoşluktan ayılıyordu ve önce kör olduğunu sandı; kendisine ikram edilen alkollerin hakkını iyice vermek oluyordu bu. Geceydi, ama farklı bir gece; çünkü gözleri açık olduğu halde, elektrik lambasının ışık demeti gözleri kapalıyken, gözlerine düştüğünde hissettiği duyguları algılıyordu. Sakar bir el hareketiyle, radyonun düğmesini aradı. Radyo çalışıyordu ve haberler onu bir ölçüde aydınlattı.
Spikerin palavralarına kulak asmadı. Orvert Latuile düşündü, göbek deliğini kaşıdı ve tırnağını koklayınca bir banyoyu hak ettiğine inandı ama Nuh’un harmanisinin Nuh üstüne, ya da sefaletin zavallı dünya üzerine, Tanit’in (1) tülünün Salammbo (2) üzerine, bir kedinin kemanının içine atılması gibi, her şeyin üzerine yayılmış bu sisin rahatlığı ona banyo yapmanın gereksiz olduğu kararını aldırdı. Zaten sisin, hoş veremli bir kayısı kokusu vardı ve insanlarda kalan pis kokuları öldürmesi gerekiyordu. Dahası, sesler ve gürültüler, bu pamuklu astarla gizlenerek, aynı bir el arabasının kolunun üzerine talihsizce düşünce, delinen damağı dövülmüş protezle değiştirilen bir lirik sopranonun berrak ve beyaz sesi gibi garip bir tını taşıyorlardı.
İlkin, Orvert zihnindeki tüm sorunları defetti, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya karar verdi. Sonuçta herhangi bir güçlükle karşılaşmadan giyinmeyi bitirdi, çünkü giysileri her zamanki yerlerindeydiler; yani bazıları iskemlenin üzerinde, diğerleri yatağın altında, çoraplar ayakkabıların içinde, ayakkabının teki bir vazonun, diğeri de oturağın içindeydi.
- Hay Allah, dedi kendi kendine, şu sis ne garip bir şey.
Fazla özgün olmayan bu düşünce, olayı sadece saptanmış şeyler kategorisine sokarak, Orvert’i yersiz bir övünçten, günlük coşkudan, üzüntüden ve kara hüzünden kurtardı. Ama yavaş yavaş cesaretleniyordu ve bu alışılmamış duruma, bazı insanca deneyler tasarlayacak kadar alışıyordu.
- Kapıcı kadına iniyorum ve pantolonumun dükkanını açık bırakıyorum. Göreceğiz bakalım, sis mi var, yoksa sorun benim gözlerim mi?
Çünkü Fransız’ın kuşkucu aklı, sis görüşünü engelleyecek olsa bile, onu yoğun bir sisin varlığından şüphe etmeye iter ve onu bir garipliğin olduğuna inandırmak için, kararını yönlendirebilecek olan, radyoda söylenen şeyler olmaz. Radyodakilerin hepsi sersem.
- Çıkarıyorum dışarı ve aşağı böyle iniyorum.
Dışarı çıkarttı ve öylece indi. Hayatında ilk kez, ilk basmağın çatırtısını, ikincisinin çıtırtısını, dördüncüsünün pıtırtısını, yedincinin hırıltısını, onuncunun tıkırtısını, on dördüncüsünün kıtırtısını, on yedincisinin gıcırtısını, yirmi ikincisinin zırıltısını ve sondaki desteğinden kurtulmuş pirinç trabzanın kakırtısını farketti.
Duvara tutunarak çıkan birinin yanından geçti.
- Kim o? dedi, durarak.
- Lerond! diye cevapladı Bay Lerond, karşıdaki kiracı.
- Merhaba. Ben Latuile
elini uzattı ve şaşkınlıkla hemen bıraktığı sert bir şeyle karşılaştı. Lerond sıkıntıyla güldü.
- Affedersiniz, dedi, ama hiçbir şey görülmüyor ve bu sis cehennem sıcağı gibi.
- Doğru.
Açık dükkanını düşünerek ve Lerond’un da aynı şeyi düşünmüş olduğunu fark ederek alındı.
- Haydi, görüşmek üzere, dedi Lerond.
- Görüşmek üzere, dedi Orvert, sinsice kemerinin üst deliğini açtı.
Pantolonu ayaklarına düştü, çıkarıp merdiven boşluğuna fırlattı. Sis gerçekten de ateşler içindeki bir bıldırcın kadar sıcaktı ve eğer Lenord takımları ayakta gezinebiliyorsa, Overt böyle giyinik kalacak değildi ya. Ya hep ya hiç.
Ceketi ve gömleği uçtular. Ayakkabılarını çıkarmadı.
Merdivenin altına vardığında hafifçe kapıcının camına vurdu.
- Girin, dedi, kapıcı kadının sesi.
- Bana mektup var mı? diye sordu Overt.
- Oh! Bay Latuile! diye kahkahayı bastı şişman kadın, her zaman güldürmeye hazırsınız… İyi uyudunuz mu bakalım? Rahatınızı kaçırmak istemedim… Ah, bu sisin ilk günlerini görecektiniz! Herkes çıldırmış gibiydi. Şimdiyse… eee alışıyor insan…
Sütümsü engeli aşmayı başaran kokudan, kapıcının yaklaşmakta olduğunu anladı.
- Ne var ki, yemek hazırlamak pek kolay olmuyor. Ama bu sis bir garip… Sanki besliyor gibi, örneğin ben iyi yerim… oysa üç gündür, bir bardak su, bir parça ekmek yetti.
- Zayıflayacaksınız.
- Hah! Hah! diye kikirdedi kadın, altıncı kattan düşen bir ceviz parçasına benzeyen gülüşüyle. Bakın, elleyin Bay Overt, hiç bu kadar formda olmamıştım. Midelerim bile toparlandı… Bakın,elleyin.
- Ama… şey…, dedi Orvert.
- Bakın, elleyin diyorum size.
Körlemesine elini kaptı ve söz konusu midelerinden birinin ucunun üstüne koydu.
- Şaşırtıcı, diye saptamada bulundu Orvert.
_ Ve kırk iki yaşındayım. Nasıl! Hiç belli değil artık! Ah!.. Benim gibi biraz toplu kadınların işlerine geliyor bir yerde…
- Aman tanrım! Dedi Orvert, afallayarak… Çırılçıplaksınız.
- Evet, ya siz!
- Doğru, dedi kendi kendine Orvert. Benimki de ne tuhaf fikir.
- Televizyon’da, diye sürdürdü kapıca kadın, aeresol bir afrobezyak (3) olduğunu söylediler.
- Ah! Dedi Orvert; kapıcı kısa bir solukla değmişti kendisine ve bir an için, kendini bu kutsal siste yeniden doğmuş gibi hissetti.
- Bakın dinleyin Bayan Panuche, diye yalvardı. Hayvan değiliz. Eğer bu gerçekten afrodizyak bir sisse, kendimize aşık olmalıyız.
- Oh! Oh! dedi Bayan Panuche, kesik kesik ve ellerini doğru yere yerleştirdi.
- Benim için farketmez, dedi Orvert, ağırbaşlı bir edayla. Siz işinizi halledin, ben hiçbir şeyle ilgilenmiyorum.
- Eee, diye mırıldandı kapıca kadın, soğukkanlılığını kaybetmeden. Bay Lerond sizden daha sevecen. Oysa sizinle, bütün işi yüklenmek gerekiyor.
- Bakın, henüz bugün uyandım… Ben alışık değilim.
- Size göstereceğim, dedi kapıcı kadın.
Sonra öyle şeyler oldu ki, Nuh’un, Salammbo’nun ve Tanit’in tülünün sefaletini bir kemanın içine attığımız gibi, bunların üzerine de zavallı dünyanın harmanisini atsak daha iyi olur.
Orvert odadan oldukça canlı çıktı. Dışarıya kulak kabarttı…
Arabaların gürültüsü: işte eksik olan buydu. Ama sayısız şarkı yükseliyordu. Heryerden kahkahalar yükseliyordu.
Aklı bir karış havada, yolda ilerledi. Kulakları böylesina derin bir ses ufkuna sahip olmadıkları için bocalıyorlardı. Yüksek sesle düşündüğünü farketti.
- Aman tanrım, dedi. Afrodizyak bir sis.
Görüldüğü gibi, söz konusu düşünceler pek değişmiyordu. Ama insan kendini on bir gün uyuyup; laubali ve genellenmiş bir çeşit zehirlenmeyle, işin içinden çıkılmaz bir hal alan tam bir karanlık içinde uyanmış, şişman ve yaşlı kapıcının dik ve iri göğüslü bir Valkür’e (4) beklenmedik zevklerle dolu bir mağaranın gözü dönmüş Kirke’sine (5) dönüştüğünü gören bir adamın yerine koymalı.
- Kahretsin! dedi Orvert, düşüncesini belirtmek için.
Birden sokağın tam orta yerinde ayakta olduğunu farkederek korktu ve yüz metre boyunca yatay çıkıntısını izlediği duvara kadar geriledi. Orası, fırındı. Daha önce uygulamaya geçirdiği sağlık bilgisi, kayda değer her bedensel etkinlikten sonra bir besin alması gerektiğini buyuruyordu ona; küçük bir ekmek yemek için içeri girdi.
Dükkanda büyük bir gürültü vardı.
Orvert biraz önyargılı adamdı, kadın fırıncının her erkek müşteriden ısrarla ne istediğini anladığında, saçlarının diken diken olduğunu hissetti.
- Eğer size bir kiloluk ekmek verirsem, dedi fırıncı kadın, karşılığında ona uygun boyutu isteme hakkım var, kör olası!
- Ama bayan, diye karşı çıktı, küçük bir ihtiyarın sivri organı. Orvert onun köprünün sonundaki yaşlı orgcu Bay Curepipe (6)
olduğunu anladı… Ama bayan…
- Bir de borulu org çalıyorsunuz! Dedi fırıncı kadın.
Bay Curepipe kızdı.
- Size orgumu yollarım, dedi gururla ve çıkışa doğru yöneldi ama Orvert oradaydı ve şok soluğunu kesti.
- Sıradaki, diye ciyak ciyak bağırdı fırıncı kadın.
- Bir ekmek istiyorum, dedi Orvert güçlükle, midesini ovuşturarak.
- Bay Orvert için iki kiloluk bir ekmek, diye bağırdı fırıncı kadın.
- Hayır! Hayır! Diye inledi Orvert. Küçük bir ekmek.
- Hayır, dedi fırıncı kadın.
Ve kocasına seslenerek:
- Lucien, şununla ilgileniver, dersini alsın.
Orvert’in saçları diken diken oldu, son sürat kaçtı ve tam vitrin camının ortasına çarptı. Cam dayandı.
Orvert turu tamamladı ve sonunda dışarı çıkabildi. İçerde rezalet devam ediyordu. Çırak, çocuklarla ilgileniyordu.
- Vay anasını, diye homurdandı Orvert kaldırımda. Ya ben seçiciysem? Karıdaki de surat olsa…
Köprüden sonraki pastaneyi anımsadı. Hizmet eden kız on yedi yaşındaydı, ağzı kalp biçimindeydi ve işlemeli bir önlüğü vardı… Belki, artık sadece küçük önlüğünü giyiyordu…
Orvert koşar adım pastaneye doğru yürüdü. Üç kez, birbirlerine sarılmış bedenlerin üzerine düştü ama birleşmeleri uygulamak için vakit ayırmadı. Ama, en az birinde, beş kişiydiler.
- Roma! Diye mırıldandı. Quo Vadis! Fabiola! et cum spirituo tuo! Orjiler! Ok! (7)
Vitrin camıyla temasından elde ettiği, uğurlu güvercin yumurtası yüzünden kafasını ovalıyordu. Yürüyüşünü hızlandırıyordu, çünkü kendisinden olmakla birlikte, oldukça uzun bir mesafede önünden giden bir şey, olduğunca çabuk varması için kışkırtıyordu onu.
Hedefe ulaştığını düşünürken, bir yandan da el yordamıyla yolunu bulmak için evlere erişmeyi denedi. Çatlak aynalardan birini tutan, civatayla tutturulmuş, daire biçimindeki kontrplaktan antikacının vitrinini tanıdı. Pastane iki ev sonra.
Ve doğruca, sırtı kendisine dönük, hareketsiz bir bedene çarptı. Bir çığlık attı.
- İtmeyin, dedi kaba bir ses, ve şunu da kıçımdan çıkartmayı deneyin yoksa suratınızı duvara gömdüreceksiniz…
- Ama… Şey… Siz ne sanıyorsunuz, dedi Orvert.
Geçmek için sola doğru gitti. İkinci şok.
- Ne oluyorsunuz yahu, dedi, bir başka ses.
- Kuyruğa, herkes gibi.
Koca bir kahkaha duyuldu.
- Ha? Dedi Orvert.
- Evet, dedi üçüncü ses, elbette Nelly için geldiniz.
- Evet, diye kem küm etti Orvert.
- O halde kuyruğa girin. Şimdiden altmış kişiyiz.
Orvert hiç cevap vermedi. Üzgündü.
Kızın, işlemeli küçük önlüğünü giyip giymediğini öğrenmeden ayrıldı.
İlk sola döndü. Karşı yönden bir kadın geliyordu.
İkisi birden yere kıç üstü düştüler.
- Özür dilerim, dedi Orvert.
- Benim hatam, dedi kadın. Siz sağınızdan gidiyordunuz.
- Kalkmanıza yardımcı olabilir miyim? Yalnızsınız, değil mi?
- Ya siz. Beş altı kişi üzerime atlamadınız umarım?
- Bir kadınsınız değil mi? diye devam etti Orvert.
- Siz karar verin.
Birbirlerine yaklaşmışlardı, Orvert yanağında uzun ve ipeksi saçları hissetti. Birbirlerinin önünde diz çökmüşlerdi.
- Nerede rahat olabiliriz, dedi Orvert
- Sokağın ortasında.
Yönlerini, kaldırımın kenarına göre bularak oraya gittiler.
- Sizi istiyorum.
- Ben de sizi. Adım…
Orvert onu durdurdu.
- Benim için farketmez. Ellerimin ve bedenimin öğreneceğinden başka bir şey bilmek istemiyorum.
- Buyrun, dedi kadın.
- Tabii, diye saptamada bulundu Orvert, üzerinizde giysileriniz yok.
- Sizin de.
Orvert kadının üzerine uzandı.
- Acelemiz yok, dedi kadın. Ayaklardan başlayıp yukarı doğru çıkın.
Orvert çok şaşırdı. Ve bunu söyledi.
- Böylece anlarsınız, dedi kadın. Kendiniz de söylediniz, inceleme yapabilmemiz için tenimizden başka bir şeyimiz yok artık. Unutmayın ki, artık bakışınızdan korkmuyorum. Erotik özerkliğiniz suya düşmüş bulunuyor. İçten ve dolaysız olalım.
- İyi konuşuyorsunuz.
- “Modern Zamanlar’ı” (8) okuyorum. Haydi, cinsel eğitime bir an önce başlayalım.
Orvert de birçok kez ve farklı biçimlerde bunu yaptı. Kadının su götürmez yetenekleri vardı ve ışık yanacak gibi korku olmadıkça olasılıkların alanı bir hayli genişti. Hem zaten yıpranmıyor. Orvert’in yadsınamaz değerdeki iki üç numarası ve bir çok kez tekrarlanan simetrik bir birleşmenin uygulanışını öğretmesi ilişkilerine güven getirdi.
İnsanları, tanrı Pan’ın sureti gibi sade, huzurlu yapan yaşam buydu işte.


III

Oysa, radyo bilim adamlarının olayda düzenli bir gerileme belirlediklerini ve sis tabakasının günden güne alçaldığını açıkladı.
Tehlike büyük olduğundan, büyük bir kurul toplantısı yapıldı. Ama hemen bir çözüm bulundu çünkü insan dehasının binlerce yüzü var, özel dedektörlerin saptadığı gibi hayat mutluluk içinde sürebildi. Çünkü herkes kör olmuştu.


Boris VIAN

Kurtadam
(Paris-Tabou, No:1, Eylül 1949)


(1)Tanit: Tanrıça Aştart’ın (veya İştar) Kartaca dilindeki adı. Kartaca’nın en önemli tanrısıydı. Ay tanrıçası olduğu için dikili taşlarının üzerinde hilal bulunur. Çoğunlukla savaşçı bir kadın kimliğinde tasvir edilirdi. Asurlular, Aştart’ı Savaş tanrıçası sayar, Uruk’ta aşk tanrıçası olarak kabul edilir. Adına düzenlenen törenler oldukça açık seçik ve keyifliymiş. Batı Asya’da doğurganlık sembolü, Analık ve Bereket tanrıçası sayılır, Yunanistan’daki adı ise Afrodit’tir. Genelde zevk ve sefa düşkünü, üreyici ve savaşçı bir tanrıça profili çizer. Eski çağda bütün Doğu’ya yönelen Aştart Kültürü’nü, Eski Ahit peygamberleri şiddetle lanetlemişlerdir.

(2) Salambo (veya Salammbo): Aştart’ın Babil dilindeki adı, Hamilkar Barka’nın kızı. Burada geçen “tül ve Salambo” olayını Gustave Flaubert’in Salammbo romanına göre açıklayalım: romanın konusu Kartaca tarihinden alınmıştır ve Pön savaşından hemen sonra paralı askerlerin ayaklanması anlatılır. Cumhuriyete karşı ayaklanmış askerlerin başında Narr Havas ve Matho vardır. Bunlar Kartaca’nın tarihine hükmeden Tanit’in tülünü ele geçirmeyi başarırlar. Bunun üzerine Hamilkar’ın kızı ve bir Tanit rahibesi olan Salammbo, Matho’nun çadırına gider, kendini ona teslim eder ve tülü geri alır. Paralı askerler yenilir, Matho işkenceyle ölüme mahkum olur ve onu seven Salammbo da kederinden ölür.
Mevzu, böyle derin ve anlamlı, üstelik G. Flaubert de olayı çok lezzetli anlatıyormuş. Okumadık…

(3) Afrobezyak: Baba, (baiser:fr., düzüşmek) kelimesinden Afrodizyak olayına gönderme yapıp, özgün bir sözcük üretmiş. Yanlış telaffuz eden, cahil kadın olayı da mevzu bahis.

(4) Valkür: İskandinav mitolojisinde ölen kahramanları seçip, ruhlarını Valhalla’ya götürmek için Odin tarafından görevlendirilen periler. (iskandinavca valr-düşen, ve kjose- seçmek),

(5) Kirke: Yunan mitolojisinde Helios’un büyücü kızı. O kadar ustaydı ki, insanları hayvana dönüştürebiliyordu. Sarayında bir yıl kalan Odysseus’a aşık oldu ve onun arkadaşlarını domuz yavrusuna dönüştürdü. Bu kelime tehlikeli büyücü kadın anlamında da kullanılır.

(6) Curepipe: Fr. Pipo temizleyicisi. Cinsel gönderme. İnce geyik. Gereksiz not.

(7) … Latince, “Nereye gidiyorsun! Ruhsallığınla! Orjilere!“ (Hersıkı 6:45 okuru gibi, orji durumunu şanslıysanız yaşamışsınızdır!)

(8) Les Temps Modernes: Jean-Sol Partre takımının çıkardığı kalın ve keyifli bir dergi.
 

Yayına Hazırlayan : Uğur ŞEKER 


25 Haziran 2021

Günlerin Köpüğü - Boris Vian

Hayatta önemli olan, herşey hakkında önyargıya varabilmektir. Çünkü, görüldüğü gibi topluluklar haksız ve kişiler her zaman haklıdır. Herhangi bir yaşama kuralı çıkarmamalı bundan: Kurallar deyim şekline dönüşmeden bile bağlanabilecek güçte olmalıdır. Varolan iki şeydir aslında: Biri her şekilde ve bütün kızlarla sevişmek, öteki de New Orleans ya da Duke Ellington'un müziği. Geri kalan herşey kaybolmalıdır. Çünkü geri kalan herşey çirkindir ve şu birkaç sayfa bunu doğrulamak için yazılmıştır. Güçlüdür, çünkü yaşanmış bir olayı anlatır. Yaşanmış bir olaydır, çünkü başından sonuna kadar ben düşündün bunu. Gerçeğin ısıtılmış ve eğimli bir atmosfer içinde, düzensiz kıvrımları ve bükümleri olan bir yüzey üstüne yansıtılması yoluyla elde edilmiştir. Görüyorsunuz ya, hiç de açıklamakta sakınca görmediğim bir yol, eğer yol varsa.
 

10 Mart 2021

Boris Vian - Le déserteur"Kaçak"


-Cezayir Kurtuluş Savaşı’nda ölenleri anarak-
Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
bir mektup yazıyorum size,
bilmem vaktiniz var mı
okumaya bu mektubu.

Az önce verdiler elime
askerlik kâğıtlarımı,
savaşa çağırıyorlar beni,
diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
dövüşmeye hiç istek yok içimde,
insancıkları öldürmeye gelmedim ben,
gelmedim ben bu yeryüzüne.

Sizi kandırmak değil niyetim,
ama söylemeden de edemem,
savaş ahmakların işi,
hem insanlar ondan hanidir bıktı.

Doğduğum günden bu yana
ölen çok babalar gördüm,
gidip dönmeyen kardeşler gördüm,
çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.

Ya analar ne çekti, ya analar,
bir yanda işi tıkırında bir avuç insan
bolluk içinde rahat yaşar,
bir yanda ölüm, çamur, kan.

İnsanlar tıkılmış dört duvar içine,
çalınmış neleri var neleri yok,
karıları, eski güzel günleri bütün.

Gün doğar doğmaz yarın
kapatacağım şırak diye kapımı
ölmüş yılların suratına,
alıp başımı yollara düşeceğim.

Aşacağım karaları, denizleri,
ne Avrupa’sı kalacak, ne Amerika’sı, ne Asya’sı,
dilene dilene hayatımı
şunu diyeceğim insanlara:

Üstünüzden atın yoksulluğu,
durmayın bakın yaşamaya,
hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,
ey insanlar, ey insanlar, ey.

İllâki kan dökmek mi gerek,
gidin dökün kendi kanınızı,
size söylüyorum bunu da,
efendi misiniz, kodaman mısınız ne.

Adam korsunuz arkama belki de,
unutmayın jandarmalara demeye:
üzerimde ne bıçak var, ne tabanca
korkmadan ateş etsinler bana,
korkmadan ateş etsinler bana.


Kaçak_Boris Vian- Le déserteur - YouTube 

 

...

23 Haziran 2019

Jöleli Şarkılar - Boris Vian

Çok yararı vardır genç bir kadınla evlenmenin
Bir kadınla evlenmenin yararı say say bitmez
Bir evliliğin yararı saymakla bitmez
Kelek taraflarını saymazsak...
Boris Vian diyor ki...
Çok yararı vardır yaşlı bir kadınla evlenmenin
Bir kadınla evlenmenin yararı say say bitmez
Bir evliliğin faziletleri saymakla bitmez
Kelek taraflarını saymazsak...
Boris Vian diyor ki...
Özünde evlilik kelek bir şeydir
Bir kadınla birlikteliği saymazsak...

çeviri   ferhan şensoy
 
*

Bazı yazarlar netamelidir... Varoluşları hep başka insanlarda, başka yazarlarda eksik olanı, sanatsal dehayı açığa vurur. Boris Vian bunlardandır! Kısacık bir ömre devasa yapıtlar; romanlar, tiyatrolar, şiirler, şarkılar, senaryolar, resimler sığdırmış bu netameli yazarın şiirleriyle karşı karşıyasınız..

Vian her zaman aykırı ve muhalif bir tavır sergiledi. ‘Saygın’ edebiyat çevrelerine şirin gözükmeye çalışmadı. Sonuçta, yaşamı sırasında eleştirmenlerle çok uğraşmasının bedelini, söylem dışı bırakılarak ödediğini görüyoruz, adı hiç bir zaman öne çıkarılmadı. Tepeden tırnağa toplum ve düzen karşıtı kişiliğiyle, eleştiri ve şiddet yüklü romanların yazarının, 68’in devrimci öğrencileri için bir mit haline gelişini anlamak zor değil. Bu edebiyat dışı buluşma, Boris Vian’a ölümünden sonra edebiyat dünyasındaki ününü de getirdi..
A. Ömer Türkeş

Samimi olacağım - bir kez, pek âdet olmasa da -
Başlıyorum:
Memnun olacağım bir dense ki
Telefon size - eğer hâlâ var ise
Bir dense ki eğer Vian’ın V’si...
İsmim Q’yla başlamazsa şanslıyım
Çünkü Vian gibi, Q beni incitiyor 

 

10 Mart 2019

Pekin'de Sonbahar - Boris Vian

Bu romanını yirmi altı yaşındayken ve üç ay içinde yazmıştı. Bu roman, önceden belirlenmiş bir çizgiyi izlemeyen, hızlı, özgürce ve çok ustaca yazılmış bir anlatıdır.
 
Boris Vian, bu romanında, sözcüklere gerçek anlamlarını yüklemiş, sözcükler beklediğimizin ötesinde pek çok durumu da tanımlar bir nitelik kazanmıştır. Romandaki anlam belirsizlikleri, yazarın isteyerek yarattığı bir durumdur.
 
Boris Vian, zaman zaman bazı ipuçları verirse de, bunlar okuru biraz daha şaşırtmak için yapılmıştır.
 
Bu roman, Boris Vian'ın daha önce ve sonra yazdığı romanların ortasında yer alan bir mola, patlayan bir kahkaha gibidir. Yazarın deyişiyle, "romantizmden natüralizme, sosyalizmden mistisizme, sıkıcılığın bütün aşamalarından geçtikten sonra birden kendini Egzopotamya Çölü'nün ortasında buluveren yeni bir edebiyatın, sonunda gülmenize izin veren bir edebiyatın klasikleri arasında yer alabilecek" bir romandır.



23 Haziran 2018

Boris Vian

Bir diş gibidir yaşam,
Ne olduğu düşünülmez ilkin,
Öğütmekle yetinilir.
Bir de bakarsınız çürümüş bir gün,
Sızlar, önemsenir.
Kaygı, özen, bakım…
Ve tamamen iyileşebilmeniz için,
Koparılıp alınması gerek elinizden yaşamınızın


Çeviri...Ferhan Şensoy



10 Mart 2018

Boris Vian " Bağışlamanın en iyi yolu, unutmaktır. "

Anı yoktur. Anıların kendisinden kaynaklanan, başka bir kişilikle yaşanmış, bir başka hayat vardır. Gerçek zaman, eşit saatlere bölünmüş, mekanik bir yapı değildir. Tüm bunların sonunda burnunuza gelen şey, "katmerli papatyaların ateşte yanan kalplerinin kokusu" olacaktır. 

Gerektiğinde, gereksiz insanları hayatından çıkaramazsan; hiç gerekmediğinde, sevdiğin insanlarla arana girebilir. ‎

Seni sevmeyene asla sabır gösterme. Çünkü sabrının adı yüzsüzlük, fedakarlığın adı eziklik, sevginin adı kişiliksizlik olur.

Aşk bazen; asla sahip olamayacağın birini sevmektir. 

İnsan ancak hiçbir şeye heves duymadığı zaman özgür olur ve tam anlamıyla özgür olan bir yaratık bir şeye heves etmez. Hiçbir şeye heveslenmediğim için özgür olduğuma karar veriyorum.