jacques prevert etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jacques prevert etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2022

Barbara - Jacques Prevert


Anımsa Barbara
Yağmur yağıyordu o gün Brest’te durmadan
Yürüyordun gülümseyerek yağmur altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Anımsa Barbara
Siam sokağında rastladım sana
Yağmur yağıyordu Brest’te durmadan
Gülümsüyordun
Gülümsüyordum
Tanımıyordum seni
Sen de beni tanımıyordun
Anımsa gene de anımsa o günü
Unutma
Saçağın altında sığınmış bir adam
Adını ünledi
Barbara
Seğirttin ona yağmur altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Atıldın kollarına
Anımsa bunu Barbara
Sen diyorum diye de bana kızma
Sen diyorum bütün sevdiklerime
Ancak bir kez görmüşsem bile
Sen diyorum bütün sevişenlere
Tanımasam bile

Anımsa Barbara
Unutma
O yumuşak mutlu yağmuru
Mutlu yüzüne yağan
O mutlu kente yağan
Denize yağan
tersaneye yağan
Quesant gemisine yağan yağmuru

Ah Barbara
Ne hırboluktur savaş
N’oldun şimdi sen
O demir o çelik o kan yağmuru altında
Ya o adam n’oldu seni yürekten
Kucaklayan
Öldü mü kaldı mı n’oldu

Ah Barbara
Yağmur yağıyor Brest’te durmadan
Eskiden nasıl yağıyorsa öyle
Ama artık bildiğin gibi değil bura yok oldu herşey
Yıkık bitik bir yas yağmuru şimdi yağan
Demir çelik kan fırtınası bile değil
İtler gibi kuyruğunu titreten
Bulutlar yalnız bulutlar
Brest’te sular boyunca yitip giden itler
Çürümek için gidiyor uzaklara
Hiçbir şey kalmayan Brest’ten
Çook uzaklara.
            Çeviren:Teoman Aktürel

12 Nisan 2021

Picasso'nun Gezisi - Jacques Prevert

  Pablo Picasso et Jacques Prévert en 1963
 
Picasso'nun Gezisi

Yus yuvarlak gem gerçek bir tabakta
Bir elma durmakta
Karşısında bir gerçek resimcisi
Çizmek istiyor elmayı
Tam nasılsa öyle
İyi ama
Kaptırmıyor kendini elma
Ressam çize dursun
Eli armut toplamıyor elmanın da
Başlıyor dönmeğe
Gerçek oturağının üstünde
Sinsi sinsi, belli belirsiz
Dönüyor kendi çevresinde
Zorla resmini çekecekler diye
Taka takıştıra, süre sürüştüre
Süslü püslü
Bir meyva duvaklı peçeli
Ve işte o zaman
Anlamaya başlıyor ki gerçeğin ressamı
Kendisine karşıymış gerçekten
Elmanın bütün görünüşleri
Ve bir zavallı yoksul gibi
O sözüm ona hayır sever
O sözüm ona fakir sever
Sevmezce sever severce sevmez
O korkunçça iyi iyice korkunç
İyilik kurumlarının eline düşmüş
Bir çaresiz, bir dertli insan gibi
Gerçeğin zavallı ressamı
Ava giderken avlanıp
Bir sürü düşünce, esinti ve çağrışımların
Akışına kaptırıverlyor kendini
Fırıl fırıl dönen elma
Elma ağacını getiriyor aklına
Derken cennet sökün ediyor,
Arkasından Havva sonra Adem
Sonra altın elma veren bahçeler
Sonra su sonra yaprak sonra toprak
Sonra Kanada sonra Normandia
Derken yılan yalan falân fişmekan
Günâha giren insan
Sanatın ilk kaynakları
Sonra birden İsviçre ve Guillaume Tell
Hattâ hattâ Isaak Newton
Ve yer çekimi kanunları
Dünya sergisi salonları
Derken ressam dalıyor derin uykulara
Ne elma kalıyor ne ressam
Ve işte tam o zaman Picasso
Geçiveriyor oradan
Geçer a, geçmediği yer mi var?
Her gün her yerde kendi evinde gibi adam
Bakıyor bir tabak bir elma bir de uykuda ressam
Bak şuna, diyor Picasso,
Elmanın resmini yapmak ta ne oluyor
Alıp elmayı yiyor Picasso
Eksik olma, diyor elma
Tabağı da kırıyor Picasso
Sonra çekip gidiyor gülümseyerek
Düşlerinden bir diş gibi sökülen ressam
Bakıyor kimseler yok
Karşısında yalnız bitmemiş resmi
Bir de kırık tabağın orta yerinde
Gerçeğin korkunç çekirdekleri.
 

11 Nisan 2020

Sözler - Jacques Prévert

Fransız şiirinin en güçlü seslerinden Prevert Türkçede Orhan Suda'nın yetkin çevirisiyle yankı buluyor bu kez. Suda, Prevert'in her okumada daha da gençleşen şiirlerindeki zenginliği şu sözlerle dile getiriyor önsözünde: Bir baba düşünün: Oğlunu her hafta sinemaya götürüyor. Paris'in sokaklarına, ışıklarına, seslerine, insanlarına, sinemalarına alıştırıyor. Oğlunu yumuşak, sevecen, çelebi bir yaklaşımla eğitiyor. Günlük konuşmaların, masalların, söz oyunlarının, bilmecelerin, tekerlemelerin büyülü dünyasına sokuyor onu. Sanatın hemen her dalında alabildiğine yetenekli; gündelik olayları, sıradan insanların dertlerini, kaygılarını, sevinçlerini, alaycı konuşmalarını, küfürlerini şaşırtıcı bir güzellik ve yalınlıkla şiirlerine, oyunlarına, senaryolarına aktaran bir barış güvercini salıyor dünyamıza.

SÖZLER VE PRÉVERT
SÖZLERin (PAROLESün) ilk basımı Aralık 1945. Genişletilmiş ikinci baskısı 1947de yapılmış. O zamandan beri üç milyondan fazla satılan SÖZLERin sayısız hayranlarından biri de André Gide. Şöyle diyor Préverte yolladığı tarihsiz bir mektubunda: 
Sevgili Jacques Prévert, sizin şiirlerinizi okumak, özellikle de yüksek sesle okumak ne büyük bir sevinç! seçkin dostlarıma okuyorum onları ben okudukça bir şiir daha oku, gene oku, tekrar oku diyorlar. Benim gibi onlar da hemen sizinle dost oluyorlar
En içten sevgilerimle
Bir başka değerlendirme Maurice Nadeaudan. La Revue Internationaleın Haziran-Temmuz 1946 tarihli sayısında yer alan yazısının bir bölümünün özetini birlikte okuyalım: Prévert başlangıçta Üstgerçekçiliğin etkisinde kaldı. Bu akıma gönül verdi birkaç yıl. Bu yıllar boyunca hiçbir şey yazmadı. Sadece Üstgerçekçilikten edindikleriyle beslenmeyi, kendini güçlendirmeyi amaçlıyordu sanki. Üstgerçekçilik insanın ve dünyanın eksiksiz bir bilgisine erişmek, çelişkisiz bir gerçekliğin bağrında insanı ve dünyayı birleştirecek bir monizm kurmak istiyordu. Hepsi de farklı katmanlardan gelen taraftarlarının, kendi mizaçlarına göre bazen zıt yönlerde yol alan ama yolun sonunda gerçek benliklerine kavuşan araştırıcılar olmalarını sağlamayı gözetiyordu. Bu yönlerden biri, duyularla algılanan ve en gündelik seyirliklerden, günlük hayatın en sıradan görünüşlerinden (bir sokaktan, bir afişten, bir çocuk şarkısından, bir kazadan, yoldan geçen bir kadından, kenar mahalledeki bir gecekondunun penceresinde asılı bir çamaşırdan) kaynaklanan elle dokunulur bir üstgerçekliğe varıyordu. Prévertin bu üstgerçekliklere yer vermediği pek az şiiri vardır. Bir şok etki yaratan yeni duyumlarla örer şiirlerini (Buci sokağı şimdi, Barbara bunun örneklerindendir). Bununla birlikte, bu duyumsama bir izlenime dönüşmez hiçbir zaman: onun bir oyuna benziyen şiirlerinde yeniden yaratılır. Sinema dünyasının insanıdır Jacques Prévert. Bilindiği gibi, iyi, sahici bir film gevezeliklerden arınmıştır; en dramatik durumlar duygularla, jestlerle, davranışlarla (yerde yuvarlanan madeni bir parayla, açılan bir kapıyla, su üstünde dalgalanan bir hasır şapkayla) belirtilir. Az şeyle çok şey anlatmayı amaçlayan bu teknik Prévertin hemen hemen bütün şiirlerinde görülebilir:
Karanlıkta tek tek yakılmış üç kibrit
ilki görmek için tüm yüzünü senin
Gözlerini görmek için ikincisi
Sonuncusu dudaklarını
Ve kollarımda sımsıkı sararken seni
Koyu bir karanlık bütün bunları bana hatırlatmak için

Sanki bir film seyrediyor gibiyizdir bu şiirde. Bunlar hep sinemayı andıran görüntüler değil midir? Prévert sinema tekniğine başvurur çoğu zaman. Yarattığı kesin, somut görüntüler birbirini izler. Görüntüleri art arda sıralamadan önce herbirinin tadını çıkarır Prévert. Bazen hızlandırılmış ya da yavaşlatılmış yöntemlere başvurmaktan hoşlanır. Döküm/Envanter şiiri birinci yönteme, Sabah kahvaltısı ikincisine örnek gösterilebilir. Birincisinde alıcı, nesneleri art arda ve hızla çeker. İkincisinde kişilerin jestlerini ayrı ayrı ve yavaş yavaş verir. Tamamen sinemaya özgü bu teknik Prévertin ikinci benliğidir. Tablo-şiirin yerine film-şiiri koyar. Prévert, bu senin yaptığın şiir değil, düpedüz sinema (film) denebilir buna. Oysa şiirin ta kendisidir bu. Prévert katı, acımasız bir dünyanın soluk yansımaları olan görüntüleri sergileyen biri değildir sadece, o aynı zamanda, çağdaşlarımızdan birçoğunun gözünden kaçan sahici bir dünyanın yaratıcısıdır. Bu jestler aşkın, bu tutumlar sefaletin, bu davranışlar küçük burjuva rahatlığın ifadesidirler ama aynı zamanda bu jestler, bu tutumlar, bu davranışlar bir musikiyi: kulak tırmalayıcı, kakafonik, nadiren kulağa hoş gelen, ritim dolu bir musikiyi, çağımızın sosyal ilişkilerinin ifadesi olan bir musikiyi veren bir bestenin notalarıdır sadece. Prévertin dünyası salt nesneler dünyası değil, nesnelerin, kişilerin, kurumların bulundukları yere, oynadıkları role göre anlam kazandıkları bir dünyadır. Orkestrayı yönetmek, sesleri duyurmak, hayatı yansıtmak için ordadır O. Bundan dolayı, general, papaz, akademi üyesi kendilerini beğenmiş kof yaratıklara dönüşürler; çocuk, proleter, kadın, kuş çok hoş bir musikiyle dolup taşar. Mutluluğun güçleriyle, ölümün güçleri arasında bir mücadele başlar. Birinciler hayatı yaşanılır kılmayı amaçlayan bir sınıfın tüm umutlarıyla doludurlar; ikinciler ise üniformalı, madalyalı kadavralardır.

14 Şubat 2020

Chanson "Şarkı" - Jacques Prévert



bugün günlerden ne
bugün günlerden her gün
sevgilim
bugün bütün bir hayat
güzelim
sevişiyor ve yaşıyoruz
yaşıyor ve sevişiyoruz

ama hayatın ne olduğunu bilmiyoruz
ve günün ne olduğunu bilmiyoruz
ve aşkın ne olduğunu bilmiyoruz..

Türkçesi : Orhan Suda

💕

Quel jour sommes-nous
Nous sommes tous les jours
Mon amie
Nous sommes toute la vie
Mon amour
Nous nous aimons et nous vivons
Nous vivons et nous nous aimons
Et nous ne savons pas ce que c'est que la vie
Et nous ne savons pas ce que c'est que le jour
Et nous ne savons pas ce que c'est que l'amour. 

 

04 Şubat 2020

Barış Üstüne Söylev - Jacques Prevert


Önemli pek önemli
Bir söylevin sonlarına doğru
Büyük bir devlet adamı
Sendeleyip güzel bir cümlenin üstünde
Düşüverdi içine
Per perişan ağzı açık
Soluk soluğa
Gösterdi dişlerini
Ye barışsever düşüncelerinin diş çürüğünden
Savaş siniri çıkıverdi ortaya
İncecik nazik para meselesi.


02 Ağustos 2019

Jacques Prevert - Her saygıda bir keramet vardır


Toprağa ve güneşe de
Hep saygılı olmak gerek
Her sabah uyanınca şükretmeli onlara
Şükretmeli ya
Sıcaklık için
Ağaçlar için
Meyvalar için
Yenmesi hoş
Bakılması okşanması güzel ne varsa
Hepsi için şükretmeli
Toprağa ve güneşe
Canlarını da sıkmamalı
Eleştirmeye kalkmamalı onları
Toprak da güneş de
Ne yapacağını bilir elbette
Bırak ne yaparsa yapsınlar
Yoksa kızıverlrler adama
O zaman seyreyle
Bir de bakarsın
Kabağa çevirmişler seni
Su kabağına
Ya da çakmak taşına
Ayıkla pirincin taşını o zaman...
Güneş toprağın sevdalısı
Toprak güneşin sevdalısı
Kim ne karışır
Kendi gönülleri öyle istemiş.
Güneş tutulduğu zamanlar
Hiç doğru değil, saygısızlık da üstelik
Pis cam parçacıkları arasından dikiz etmek
İki sevdalı kapışmış
Kim bilir ne alıp veremedikleri var
En iyisi aralarına girmemek
Ne olur ne olmaz
Bir de bakarsın
Patates edivermlşler seni
Buruş buruş buz tutmuş patates
Ya da ızgara maşa
Güneş dünyayı seviyor
Dünya güneşi
İşte bu kadar bu hikâye
Üst tarafı bizi ilgilendirmez
Dünya güneşe vurgun
Dört dönüyor çevresinde
Beğensin beni diye
Güneş güzel buluyor dünyayı
Işıklar saçıyor üstüne
Akşamlara kadar
Yorulunca da gidip yatıyor
Ay çıkıyor o zaman
Ay güneşin eski sevdalısı
Kıskançlık ettiği için
Cezasını bulmuş
Bum buz olmuş soğuktan
Geceleri çıkabiliyor yalnız
Aya da saygılı olmalı
Yoksa deli edebilir sizi biraz
İsterse
Kardan adama da çevirebilir
Fenere muma döndürebilir.
Uzun sözün kısası
İki nokta satır başı, tırnak:
"Herkesin yaşadığı dünyaya saygısı olmalı, yoksa
Savaşlar olur; salgınlar, depremler olur
Denizler yarılır, toplar tüfekler patlar.
Koca koca kırmızı karıncalar da gelir
Yerler ayaklarınızı gece uyurken."

05 Şubat 2019

Jacques Prevert - Geceleyin Paris

 
Karanlıkta tek tek yakılmış üç kibrit,
İlki görmek için tüm yüzünü senin,
Gözlerini görmek için ikincisi,
Sonuncusu dudaklarını.
Ve kollarımda sımsıkı sararken seni,
Koyu bir karanlık
bütün bunları bana hatırlatmak için.
Çeviri...Orhan Soda


Üç kibrit çaktım karanlıkta arka arkaya
Birincisi yüzünü görmek için toptan
İkincisi gözlerini görmek için
Üçüncüsü ağzını görmek için
Sonra kararttım dünyayı
Hatırlamak için bütün bunları
Kollarımda sıkarak seni.
Çeviri : Sabahattin Eyuboğlu

11 Eylül 2017

Jacques Prévert - Saygılı olun

 
Başında kıvıl kıvıl kıvılcımlar
Çakmak taşı satan bir adam
Sesleniyor kalabalıklara
Akşam üstü istasyonda
İri yarı aykırı lâfları
Hoşuna gitmiyor çoklarının
Ama bir ateş var ki adamın gözlerinde
Yumuşatıveriyor insanları
Saygılı olun
Diye bağırıyor adam
Saygılı olun
Yediğiniz içtiğiniz şeylere
Saygılı olun
Taşa toprağa pireye file
Kadınlara saygılı olun
Çocuklara saygılı olun
 
Saygılı olun hâne halkına
Saygılı olun
Yaşayan dünyaya.
 
 

31 Temmuz 2017

Jacques Prévert - Şu Sevi

Öyle yaman
       Öyle ince
       Öyle sevecen 
       Öyle umutsuz
       Şu sevi
       Gün gibi güzel
       Zaman gibi kötü
       Zamansız gelirse
       Şu sevi öyle gerçek
       Şu sevi öyle güzel
       Öyle mutlu
       Öyle sevinçli
       Ve öyle alaycı
       Karanlıkta ödü kopan çocuk gibi
       Öyle sevinçli
       Geceleyin dingin bir adam
       Dört yana korku salan şu sevi
       Olur olmaz söyleten
       İçin için kemiren
       Pusu kuran şu sevi
       Gözledikçe
       Sıkışan yaralanan tepinen yadsınan
                unutulan yetinen
       Sıkıştırmamız yaralamamız yadsımamız
                unutmamız yüzünden
       Sevide var ne varsa
       Öyle canlı
       Günlük güneşlik
       Seninki 
       Benimki
       Tanrının günü
       Yepyeni
       Değişmez
       Bitkiden daha gerçek
       Kuştan daha titremekli
       Yazdan daha canlı daha sıcak
       İkisi de elimizde
       Gidip gelme
       Unutabilir
       Sonra uyuyabiliriz Uyanabilir acı çekebilir yaşlanabiliriz
       Gözümüzü kapayabiliriz
       Ölümü düşünebiliriz
       Gençleşebiliriz
       Sevimiz
       İnatçı eşek örneği 


12 Temmuz 2017

Jacques Prévert - Bu sevda


 Bu sevda
Birdenbire saran içimizi
Bu narin
bu sımsıcak
Bu umutsuz
Sevda
Gün gibi güzel
Ve kabaran deniz gibi
Çalkantılı
Bu sevda
O kadar gerçek
O kadar güzel
O kadar mutlu
O kadar sevinçli
Ve karanlıkta korkudan titreyen bir çocuk gibi
Gülünç
 
Ve gecenin ortasında sakin bir adam gibi
Kendinden emin
Başkalarının yüreğine korku salan
Benizlerini solduran
Dillerini çözen bu sevda
Gözetlediğimiz için gözetlenen
Yaraladığımız
Ayaklar altına aldığımız
İnkar ettiğimiz unuttuğumuz için
Kovalanmış yaralanmış ayaklar altına alınmış
İnkar edilmiş unutulmuş
Bu kocaman sevda
Gene dipdiri
Gene güneşli
Senin sevdandır bu
Benim sevdamdır
Hep var olan
Durmadan yenilenen
Ve değişmeyendir
Bir bitki kadar gerçek, bir kuş kadar ürkek
Yaz güneşi kadar diri ve sıcaktır
İkimiz de gidebiliriz
Sonra dönüp
Derin uykulara dalabiliriz
Acı çekebiliriz uyanınca
İhtiyarlayabiliriz
Sonra tekrar dalabiliriz uykuya
Ölümü düşleyebiliriz
Oysa
Başucumuzda
Gülerek bakıyor bize
Durmadan tazelenen bu sevda
Ayak diriyor yaşamakta
Arzu kadar diri
Bellek kadar zalim
Pişmanlık kadar budala
Hatırlamak kadar tatlı
Mermer gibi soğuk
Gün gibi güzel
Bir çocuk gibi narin
Bize bakıyor gülümseyerek
Ve hiçbir şey söylemeksizin
Konuşuyor bizimle
Ve ben ürpererek dinliyorum onu
Bağırıyorum
Senin için
Kendim için
Bağırıyorum bizim için
Gitme kal
Dur orda
Ayrılma yerinden
Kal orda
Kımıldama
Gitme
Biz ki sevmiştik birbirimizi
Unuttuk seni
Bari sen unutma bizi
Bir sen varsın yeryüzünde bizim için
Terk etme bizi
Buz bağlamasın yüreklerimiz
Ne kadar uzakta
Ve nerde olursan ol
Duyur bize kendini
Bir çalı dibinde
Hatıralar ormanında
Birdenbire çıkıver karşımıza
Uzat elini bize
Ve kurtar bizi.

Çeviri : Orhan Suda


16 Ekim 2015

Jacques Prevert & Federico Garcia Lorca


Boşa Giden Zaman- Jack Prevert
Fabrikanın kapısında
İşçi zınk diye durdu
Güzel hava ceketinden tutup çekti onu
Arkasına dönüp bakınca
Güneşi gördü
Pırıl pırıl yusyuvarlak
Kurşun gibi gökyüzünde gülümsüyordu
Bizimki pek içli dışlı
Ona şöyle bir göz kırptı
"De hele güneş kardeş
aptallık değil mi pek
Kalkıp böyle bir günü
Patrona vermek?"


ANIŞ -
Federico Garcia Lorca

Ben ölünce
gömün gitarımla beni
kumlara.

Ben ölünce,
portakallarla
naneler arasına.

Ben ölünce
gömün isterseniz
rüzgâr gülüne.

Ölünce ben!

05 Haziran 2014

Jacques Prévert - Bunca Orman

Bunca orman koparılır topraktan
Kesilir biçilir
Bunca orman yok edilir
Merdaneler altında
Bunca orman kurban edilir kağıt hamuruna
Milyarlarca gazete çıkar her yıl
Ve bu gazetelerde
Ağaçların ormanların tükenmesinden doğacak belalar üstüne
Okurların dikkati çekilir.