7 Eylül 2016 Çarşamba

Ulusçuluk

Efendiler, ulus, ulusun sanat ruhu, müziği, edebiyatı, kutsal savaşın tanrısal türküleri, ölümsüz bir yurt aşkının hayranlığı ile her zaman şakımalıdır. 
13 Ağustos 1923 (TBMM Açış Söylevi)

Gerçekten ulusun bağrında, ulusun bir bireyi olmak kadar dünyada mutluluk yoktur. Gerçekleri bilen, gönlünde ve özünde kutsal ve manevi tatlardan başka tat tanımayan insanlar için ne denli yüksek olursa olsun maddesel makamların hiçbir değeri yoktur.
20 Temmuz 1922 (TBMM Konuşması)

Her ulus layık olduğu yaşayışa kavuşur...16 Mart 1923

Aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Ancak genel olarak şu yanılgımız da vardır ki araştırmalarımıza temel olarak çok kez kendi özelliklerimize ve gereksinimlerimizi almayız. aydınlarımız, belki bütün dünyayı, bütün öbür ulusları tanır, ancak kendimizi bilmeyiz...20 Mart 1923

Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim benliğimize ve ulusumuza bu saygıyı duygu, düşünce ve davranışla gösterelim. Bilelim ki, ulus benliğini bulmayan uluslar, başka uluslara yem olurlar. 
20 Mart 1923

Hiçbir ulus, tıpkı başka bir ulusun taklitçisi olmamalıdır. Şundan ki, öyle bir ulus, ne taklit ettiği ulusun tıpkısı olabilir, ne de kendi milliyeti içinde kalabilir. Bunun sonucu, kuşkusuz başarısızlıktır. 
21 Mart 1923

Her çağda, her ülkede ve her zaman çıktığı gibi, bizde de yüreği ve siniri zayıf, bilinçsiz insanlarla vatansız ve aynı zamanda kişisel varlık ve çıkarını yurdun ve ulusunun zararında arayan alçaklar da vardır. 
23 Temmuz 1919 (Erzurum Kongresi)

Benim başkaca, ikinci bir mutluluğum olacaktır ki ,o da kutsal savaşımıza başladığımız gün bulunduğum duruma yeniden dönebilmeme yol açılmasıdır.Dünyada, ulusun bağrında özgür bir birey olmak gibi mutluluk var mıdır?
Gerçekleri bilen, gönlünde ve özünde tinsel ve kutsal tatlardan başka tat bulunmayan kişiler için, ne denli yüksek olursa olsun, nesnel orunların hiçbir değeri yoktur. 
20 Temmuz 1922 (TBMM)

Bütün nesnel ve tinsel varlığını yurt savunmasına vermekte gevşek davranan ve titizlik göstermeyen uluslar, savaşı ve çarpışmayı gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılamazlar. 
Söylev'den

Ulusumuzun güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin baştan başa ulusal bir siyaset gütmesi ve bu siyasetin iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gereklidir. Ulusal siyaset demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şenden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun ve yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak; gelişigüzel, ulaşılamayacak istekler ardında ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak; uygarlık dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir. Söylev'den

Önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan, ulusu tutsak kıldıran, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne dek başarı da sağlamışlardır. Gerçekte, ‘kaleyi içinden almak' dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu amaçla içimize dek sokulabilen arabozucu mikropların, ajanların bulunduğunu ileri sürmek yersiz değildir. 
Söylev'den


Kapı

Aşık sevdiğinin kapısını çalar, içerdeki ses "kim o!" der. Aşık: "BEN" der. İçerdeki ses:'' aşkta BEN yok'' der. Yıllar geçer sonra aşık yine aynı kapıyı çalar içerideki yine "kim o!" der. Bu sefer aşık "SEN" der ve kapı sonuna kadar açılır...  



Vakit sandığından da geç.

Roma Dönemi bir güneş saatinin üstündeki yazı: "Serius est quam cogitas." 

"Vakit sandığından da geç."



Kendine bak kendine...


Kendine bak kendine... Özüne. Sözüne. Benliğine. 
İlgilenme kimseyle. 
Kim ne yemiş, ne giymiş 
Bundan sana ne. 
Sen kendini besle. 
Bilgiyle, Sevgiyle, Şefkatle. 
Ancak o zaman ulaşırsın, İnsan olmanın erdemine.


Savaşın Efendileri


gelin bakalım savaşın efendileri 
siz büyük silahlar yapan 
ölüm uçakları inşa eden 
bütün bombaları yapan 
duvarların arkasında saklanan 
masalarının gerisinde saklananlar 

maskelerinizin arkasında sizi görebildiğimi bilmenizi istiyorum. 
siz yok etmek haricinde asla hiçbir şey yapmamış olanlar 
siz oyuncağınızmış gibi benim dünyamla oynayanlar 
elime bir silah verip sonra gözlerimden saklananlar 
ve sonra dönüp en hızlı kurşunlardan koşarak kaçanlar 

judas gibi yalan söyleyerek ihanet edenler 
inanmamı istiyorsunuz ama bir dünya savaşı kazanılamaz. 
damarımdan akan suyu gördüğüm gibi 
sizin gözlerinizden görüp beyninizi okuyorum 

siz diğerlerinin ateşlemesi için tetikleri çekenler 
sonra koltuklarına kurulup ölüm sayısının artmasını seyredenler 
genç insanların vücutlarından kan fışkırıp çamurun içine gömülürken 
malikanelerinde saklananlar 

siz var olabilecek en kötü korkuyu üzerimize salanlar 
dünyaya bir bebek getirme korkusunu 
doğmamış ve ismi konmamış bebeğimi tehdit ettiniz 
damarlarınızda akan kanı hak etmiyorsunuz. 

böyle haybeden konuşabilecek ne biliyorum ki 
genç olduğumu daha bir şey bilmediğimi söyleyebilirsiniz 
ama bildiğim tek bir şey var sizden genç olmama rağmen 
isa bile yaptığınızı asla bağışlamayacak. 

durun size bir soru sorayım; paranız bu kadar iyi mi? 
size bağışlanmayı satın alabilecek mi? alabileceğini mi düşünüyorsunuz? 
cenazenizin ölüm çanları çalarken anlayacaksınız 
kazandığınız onca para ile ruhunuzu asla geri satın alamayacaksınız. 

ve umarım ölürsünüz ve ölümünüz yakın olur 
soluk bir öğle sonrasında tabutunuzu seyredeceğim 
ve mezarınıza indirilirken sizi izleyeceğim 
ve öldüğünüzden emin olana kadar mezarınızın üzerinde duracağım. 


çeviren: ece esme

Bob Dylan - Masters of War 




İnsanı İnşa Etmek


Çok büyük oldu cömertlikleri.
Kaplan dedi: “Ona gözlerimi veririm.”
Ayçiçeği: “Yolculuk edebilsin,
taçyapraklarımın yolculuk etmesi gibi,
doğudan batıya.”
Deniz: “Gitsin gelsin,
yeniden gitsin yeniden gelsin diye.”
İguana: “İşte pullarım
korusunlar diye kendi ısırıklarından.”
Tuz: “Birkaç yakıcı hasreti olsun
yakıcı oluşum gibi.”
Dağ: “Ona büyük olmayı öğreteceğim.”
Kanarya: “Ona şarkı söylemeyi öğreteceğim.”
Albatros: “Ona katı temizliğimi bırakıyorum.”
Kömür: “Binlerce yıl sonra
benim gibi olacağını bilecek mi?”
Orkide: “Ona tenimi saklıyorum;
var mı ondan yumuşağı?”
Yıldız: “Benim baş dönmem ona kanıtlayacak 
üstesinden gelmek zorunda olduğunu.”
Arı: “Ona iş bulacağım.”
Zaman: “Benden daha tembel olsun,
mutluluk formülümdür bu.”
Uzay: “Hafif olsun, küçük olsun,
benim olmak istediğim gibi.”
İpek: “Ona hiçbir şey sunmuyorum,
bana benzesin isterim.”
Sayı üç: “Kendini ikiye bölsün
ve yedekte korusun, ey kutsal üçlü!”
Irmak: “Kaynağım ona, ırmak ağzım ona,
bilsin diye kan nereye koştuğunu.”
Tanrı: “Bütün gücüm ona, yerimi alsın diye.”


Duygular sürekli olamaz. Onlar hareket eder, bu yüzden de onlar duygulardır.


Çocuk anne babalar tarafından çirkin şekillerde koşullandırılıyor. Anne baba koşullandırması dünyadaki en büyük köleliktir. Bu tamamıyla ortadan kaldırılmalıdır. Sadece o zaman insan; ilk defa gerçekten özgür, sonuna kadar özgür olacaktır, çünkü çocuk insanın babasıdır. Şayet çocuk yanlış bir şekilde büyütülürse o zaman tüm insanlık yanlış yöne gider. Çocuk tohumdur. Şayet tohumun kendisi zehirlenmişse, bozulmuşsa, o zaman özgür bir insan bireyi için hiçbir umut yoktur, o zaman bu rüya asla gerçek olamaz. Kişilik senin içinde, senin doğanın içinde anne baba, toplum, din adamı, politikacı ve eğiticiler tarafından üretilmiştir. Onların tüm amacı her çocuğu, kurumsallaşmış olan topluma uyum sağlayacak şekilde sakatlamaktadır, her çocuğu mahvetmektedir. Bir korku vardır: Şayet çocuk en başından itibaren koşullanmadan bırakılırsa o öylesine zeki, öylesine tetikte ve farkında olacaktır ki onun tüm yaşam tarzı bir başkaldırı olacaktır. Ve hiç kimse asileri istemez; herkes boyun eğen insanlar ister. Anne babalar boyun eğen çocukları sever ve unutma ki boyun eğen çocuk en aptal olandır. Başkaldıran çocuk ise zeki olandır, ama ona saygı duyulmaz ya da o sevilmez. Öğretmenler onu sevmez, toplum ona saygı göstermez; o kötülenir. Ben ise, senin çocuklara saygı duymanı isterim...Kendin Olma Özgürlüğü

Ben sana bir ahlak dersi vermiyorum. "Bu doğru, bu yanlış, bu ahlaklı, bu ahlaklı değil" demiyorum. Bunların hepsi çocukçadır. Ben sana çok basit bir kriter veriyorum: "Farkındalık" Eğer farkındalıkla bir şey yaparsan doğru olmak zorundadır çünkü farkındalıkla hiçbir şeyi yanlış yapamazsın. Ve farkındalık olmadan da herkes tarafından tardir edilen kimi şeyleri çok iyi yapabilirsin. Ama ben hala ona yanlış diyorum çünkü farkında değilsin. Ve yanlış sebeplerden dolayı yapmış olmalısın. Farkındalık olmadan onların sadece gösteriş, ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Onlar seni yapmacıl hale getirir. Seni özgürleştirmezler, seni özgürleştiremezler. Tam tersine seni hapsederler...Dengeli Yaşamanın Anahtarı

Kalbin yolu güzeldir ama tehlikelidir. Zihnin yolu sıradandır, ama güvenlidir. Erkek en güvenli ve en kestirme yaşam tarzını seçmiştir. Kadın duyguların, hislerin, ruh hallerinin en güzel ama en sarp, en tehlikeli yolunu seçmiştir. Ve bugüne kadar dünya erkekler tarafından yönetildiği için kadınlar muazzam şekilde azap çekmiştir. O, erkeğin yaratmış olduğu topluma uyamamıştır çünkü toplum mantığa ve nedenlere uygun olarak yaratılmıştır. Kadın kalpten bir dünya ister. Erkek tarafından yaratılan toplumda ise kalbe yer yoktur. Ben kadınların gerçekten bir kadın olmasını isterdim çünkü bu büyük oranda kendilerine bağlıdır. Kadın erkekten çok daha önemlidir. Çünkü o rahminde hem erkeği hem kadını taşır. O kıza ve oğlana, her ikisine de annelik eder; her ikisinide besler. Eğer o zehirliyse, o zaman sütü zehirlidir, o zaman çocukları yetiştirme tarzı zehirlidir. Erkekle yarışıyorsun ve yarışmana gerek yok; sen zaten üstünsün. Şiir yazmana gerek yok, şiir sensin. Sevgin senin müziğindir. Sevgilinle birlikte çarpan kalbin senin dansındır!...Kadın

En üzgün insan dahi gülümser; ve sürekli gülen insan bile Arada bir ağlar ve gözünden yaşlar akar. Duygular sürekli olamaz. Onlar hareket eder, bu yüzden de onlar duygulardır. Birinden diğerine sen sürekli olarak değişirsin. Şu an üzgünsün, sonraki an mutlusun. Şimdi öfkelisin, sonraki an şefkatlisin. Şu an sevgi dolusun, sonraki an nefretle dolusun. Sabah güzeldi; akşam çirkindir. Bu böyle sürer...Duygular

Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzer. Özgürlüğünü elinden alır; göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir. Aşkın özgürlük verici bir kalitede olması lazım, sana zincir vurması değil; sana kanat takıp mümkün olduğunca yükseklere uçmanı sağlaması lazım. Unutma, aşk sınır tanımaz. Aşk kıskanç olamaz, çünkü aşk sahiplenmez. Sevdiğin için bir insanı sahiplendiğin fikri çok çirkin. Birisine sahipsin bu demektir ki onu öldürdün ve ticari bir mala dönüştürdün. Sadece eşyalara sahip olunur. Aşk özgürlük verir. Gerçek aşkta bölünme olmaz. Sevenler birbirinin içine erir. Sadece egoistçe aşkta büyük bir bölünme vardır, seven ve sevilen ayrılır. Gerçek aşkta ilişki yoktur. Çünkü ilişki kurulacak iki insan yoktur. Gerçek aşkta sadece sevgi olur, bir çiçek açma, güzel bir koku, bir erime, bir birleşme yaşanır. Egoistçe aşkta ise iki kişi vardır, seven ve sevilen. Ve ne zaman seven ile sevilen olsa aşk yok olur. Aşk olduğu zaman seven ve sevilen birlikte aşkın içinde kaybolur. Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir sana yaşam işte bunun için verildi...Aşk Özgürlük Tekbaşınalık